Boşanma sonrası taşınmazın haksız işgali nedeniyle el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talepli davada, adli yardım talebi ve harç eksikliği nedeniyle istinafın reddi üzerine yapılan temyiz incelemesi.
Özet: Davacı, boşanmasına rağmen eski gelininin dairesini haksız işgali nedeniyle el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talep etmiş; ilk derece mahkemesinin bu talepleri kısmen kabulle tahliye ve ecrimisile hükmetmesi üzerine, davalının adli yardım ve harç ödeme eksiklikleri yüzünden istinaf başvuruları reddedilmiştir. Davalı, temyiz talebinde adli yardımın haksız reddini, harçları ödeyememe durumunu, taşınmazı boşalttığını, davacının rızasıyla kullandığını ve ecrimisil için görevli mahkeme itirazlarını ileri sürmüş; uyuşmazlığın el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkin olduğu, taşınmazın aynına taalluk eden davalarda dava değerinin el atılan yerin değeri ile ecrimisil bedelinin toplamından oluştuğu değerlendirilmektedir.
7. Hukuk Dairesi         2025/4137 E.  ,  2026/2811 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi

SAYISI : 2025/1597 E., 2025/1379 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Büyükçekmece 5. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/925 E., 2024/335 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin ve davalı vekilinin adli yardım talebinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile müvekkilinin oğlu ...’ın boşandıklarını, davalı tarafın dava konusu dairede boşanmaya rağmen oturmaya devam ettiğini ve taşınmazın davalı tarafından haksız şekilde işgal edildiğini belirterek el atmanın önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili süresinde cevap dilekçesi sunmamış olup yargılama aşamasında davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; el atmanın önlenmesi talebinin kabulüne, davalının dava konusu 29 27... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 11 numaralı bağımsız bölüme el atmasının önlenmesi ile taşınmazdan tahliyesine, ecrimisil talebinin kısmen kabulüne ve toplam 9.761,92 TL bedelin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından adli yardım talepli istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 12.10.2024 tarihli ara kararı ile davalı vekilinin adli yardım talebinin reddine karar verilmiştir.
2. Adli yardım talebinin reddine ilişkin ara karara karşı davalı vekilinin itirazı üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince itirazın reddine karar verilmiştir.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 27.12.2024 tarihli ara kararı ile; dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 344. maddesi uyarınca nispi istinaf harcı, başvuru harcı ve istinaf avansının davalı tarafça tamamlatılması için dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.
V. İLK DERECE MAHKEMESİ EK KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2025 tarihli ek kararı ile; davalı vekilinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilen muhtıraya rağmen kesin süre içerisinde istinaf harç ve masrafları eksik yatırdığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebininden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir.
VI. EK KARAR İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2025 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
VII. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili adli yardım talepli temyiz dilekçesinde özetle: adli yardım taleplerinin kabulü gerektiğini, 09.12.2024 tarihli fakirlik belgesi sunduklarını, muhtırada öngörülen miktarı yatırmalarının mümkün olmadığını, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme işe sonuca gidildiğini, delillerinin toplanmadığını, davalının 22021 yılı Ekim ayından beri dava konusu taşınmazı kullanmadığını, davadan önce yerin tahliye edildiğini, buna dair belgelerin sunulduğunu, davalıya herhangi bir ihtarname gönderilmediğini, davacının rızası ile dairenin kullanıldığını, boşanma kararının 09.05.2024 tarihinde kesinleştiğini, vekil edenin eski eşininde taşınmazda paydaş olduğunu, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil taleplerine yönelik ayrı ayrı vekâlet ücretine karar verildiğini ve ecrimisil talebi yönünden görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur.
492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır."
Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davaların taşınmazın aynına ilişkin dava olduğu, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Kanun’un 120. ve 492 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca, dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İ.B.K.) ibarettir. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davaları kural olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirilmekte ve bu davalar yönünden 492 sayılı Kanun'un 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Bununla birlikte; müdahalenin men'i davalarının tamamının, taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp taraflar arasındaki ihtilafın yani; men'i müdahale davasının davalısının, dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet iddiasında bulunup bulunmadığının, her somut uyuşmazlıkta belirlenmesi gerekir.
Bu belirleme sonucunda, dava taşınmazın aynına ilişkin ise, harcında gayrimenkulün değerine göre belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle; yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir.
Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.
Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken davalı taraf ise evlilik, kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmekte, taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle; taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık, dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu davaların da taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edilerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanmasının, tarafların hak arama ve savunma hakkını ölçüsüz biçimde ihlal etmesi söz konusu olacağı gibi, bu durum gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkartabilecektir.
Bu çerçevede; her iki tarafın da taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin de yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğu durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı kabul edilmelidir.
Somut olayda; davacı mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i talebinde bulunmuş, davalı taraf ise, mülkiyet iddiasında bulunmamıştır.
Yukarıda anılan hususlar göz önüne alındığında taşınmaz mülkiyetinin davacı ve dava dışı paydaşlara ait olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığı gibi, davalının bu yönde bir savunması da mevcut değildir.
Yargıtayın kararlılık kazanmış uygulamasına göre, muhtırada yapılması gereken işlemin ne olduğu açıkça ve ilgili tarafın yanılmasına neden olmayacak biçimde gösterilmeli; bu açıdan ikmal edilecek harç ya da giderin miktarı ve yatırılma merci ve süresi, bunun yapılmamasının sonuçları net biçimde açıklanmalıdır.
Bu itibarla; dava konusu taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf mevcut olmadığından, davalı tarafa 03.03.2025 tarihinde tebliğ edilen muhtıranın usulüne uygun olduğundan söz edilemez.
Şöyle ki; 21.01.2025 tarihli muhtırada maktu istinaf harcı yerine nispi istinaf harcının yatırılması talep edilmiştir.
Usulünce düzenlenmiş muhtıranın varlığından söz etmeye olanak bulunmadığına göre muhtıra üzerine nispi istinaf harcını ödememiş olan taraf, istinaf talebinden vazgeçmiş sayılamaz. Bu durumda, İlk Derece Mahkemesinin 24.03.2025 tarihli ek kararı hatalıdır.
Görüldüğü üzere, davalı tarafa 03.03.2025 tarihinde tebliğ edilen muhtıranın usule uygun olduğundan söz edilemeyeceğine göre (adli yardım talebi kabul edilen) davalı vekili yönünden istinaf incelemesi yapılması gerektiği açıktır.
VIII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilinin adli yardım talebinin KABULÜNE,
2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
3. Dosyanın istinaf incelemesi yapılmak üzere İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE,20.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince dava kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince adli yardım isteği reddedilerek istinaf harç ve giderleri için dosya mahkemesine geri çevrilmiş, belirlenen harç ve giderler yatırılmadığı için İlk Derece Mahkemesince istinaf yapılmamış sayılmasına karar verilmiş, bu karara yönelik istinaf istemi Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine Dairenin sayın çoğunluğu tarafından adli yardım isteği kabul edilerek, maktu harç yerine nispi harç alınması için çıkarılan muhtıranın sonuç doğurmayacağı belirtilerek esastan istinaf incelemesi yapılması için karar bozulmuştur.
Dairenin sayın çoğunluğu ile aramızda harç yönünden görüş aykırılığı bulunmaktadır.
492 sayılı Kanun'un 16. maddesinde;
"Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahelenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taallük eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." hükmü düzenlenmiştir.
4721 sayılı Kanun'un 683. maddesinde ise;
"Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.
Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." hükmü yer almaktadır.
Bilindiği üzere, harçlar kanunla düzenlenir. Kanuni düzenleme olmayan bir hususta mahkemeler harç alamayacağı gibi, kanunun düzenlediği bir harcın türünü ve oranını belirleme hak ve yetkisine de sahip değildirler. Yukarıda belirtilen 492 sayılı Kanun'un 16. maddesi, el atmanın önlenmesi davası yönünden herhangi bir ayrıma gitmeye, bu anlamda sayın çoğunluğun kabul ettiği gibi mülkiyet hakkı sahibi davacının taşınmazına mülkiyet iddiası olmaksızın el atmaları hariç tutmaya ihtiyaç duymamıştır. Çünkü mülkiyet hakkının içeriğini tanımlayan 4721 sayılı Kanun'un 683/1. maddesinde; bir şeye malik olanın onu dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğu belirtilmiş olup bunlardan herhangi birinin başkası tarafından kısıtlanması doğrudan mülkiyet hakkının içeriğini ihlal anlamını taşıyacaktır. 492 sayılı Kanun'un 16. Maddesinde yer alan "aynına taallük eden" ibaresinin çok uzun zamandan bu yana 4721 sayılı Kanun'un 683. maddesindeki tanımlama ile beraber malikin her türlü kısıtlanmasını kapsadığı kabul edilmiş ve uygulama bugüne gelinceye dek istikrar kazanmıştır. Gözden kaçırılmaması gereken husus, el atmanın önlenmesi davasının davacı yönünden mülkiyet hakkına dayanıyor olmasıdır. Davayı ayni dava yapan en önemli özellik işte davacının sahip olduğu bu haktır, yoksa davalıya bağlı bir durum değildir. Bu nedenle de (ayni hak olması), el atma devam ettiği sürece dava hakkı zamanaşımına uğramamaktadır.
Bu açıklamalara göre; taşınmaz değerine göre belirlenen nispi karar-ilâm harcı üzerinden hesaplanan nispi istinaf harcının yatırılması gereken davada, harç yönünden adli yardım talebinin reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının itiraz yolu da tüketilerek kesinleştiği, İlk Derece Mahkemesince nispi harç için çıkartılan muhtıranın usulüne uygun olduğu, nispi harç yatırılmadığı için istinafın yapılmamış sayılmaya ilişkin ek karara yönelik Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin reddi kararının doğru olduğu gözetilerek hükmün onanması gerektiği kanaatindeyim. Dairenin sayın çoğunluğun, istinafın maktu harç ile yapılabileceği belirtilerek, işin esas yönünden incelemesi gerektiği yönündeki bozma gerekçesinin hiç bir kanuni bir dayanağı bulunmadığı için, bozma kararına katılmıyorum.