Yargıtayın, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali-tescil davasında 3402 sayılı Kanunun 12/3. maddesindeki on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanarak davanın reddini onaması.
Özet: Bu dava, davacının 150-200 yıldır ailesinin zilyetliğinde tarım arazisi olarak kullandığını iddia ettiği bir taşınmazın, kadastro çalışmaları sonucu haksız yere Hazine veya mera olarak tescil edildiği gerekçesiyle tapusunun iptali ve kendi adına tescilini talep etmesi üzerine açılmış olup, ilk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi tarafından, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin, taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği tarihten itibaren geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve Yargıtay da bu ret kararını onamıştır.

MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/2262 E., 2026/55 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2023/250 E., 2024/274 K.Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali-tescil isteğine ilişkindir.Kadastro çalışmaları sonucu; dava konusu Siirt ili, ... ilçesi, ... köyü 2 30... parsel sayılı taşınmazın 06.09.1972 tarihinde susuz tarla vasfıyla Hazine adına tespit edildiği, tespite itiraz edilmesi üzerine, Tapulama Komisyonunca itirazın reddine karar verildiği ve tespitin böylelikle 1979 yılında kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı vekili; Siirt ili, ... ilçesi, ... köyü 2 30... parsel sayılı taşınmazın tamamının 150-200 yılı aşkın bir süreden beri müvekkillin dedesi, babası ve kendisinin zilyet ve tasarrufunda bulunmasına rağmen yapılan kadastro çalışması sırasında davalı kurum adına mera olarak tespit görerek tescil edildiğini, taşınmazın kadimden beri müvekkilinin dedesi, babası ve sonra da kendisi tarafından tarla vasfıyla kullanıldığını, toprak yapısı ve diğer özellikleri ile tarım arazisi olup özel mülkiyete konu olduğunu, mera olarak kullanılacak arazi yapısına uygun olmadığını, davalı Köy Tüzel Kişiliğinin ayrı merası olmasına rağmen yapılan yanlış tespitler neticesinde mera olarak tespit ve tescil edildiğini beyanla tapu kaydının iptali ile taşınmazın müvekkili adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar; usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiş, dava ve duruşmalara katılmamış, davaya karşı savunma getirmemişlerdir. İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmaz tapu kaydında bulunan beyana göre 22.06.2022 tarihinde mera olarak tescil edilse de kadastro tespit tutanakları incelendiğinde 08.06.1979 tarihli Tapulama Komisyonu kararı ile Hazine adına tespit edildiği, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 12/3.maddesinde "Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz" düzenlemesinin yer aldığı, somut olayda dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği tarih ile eldeki davanın açıldığı tarih arasında 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde yazılı on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği anlaşılmakla davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 3402 sayılı Kanun'un 12/3. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması nedeni ile davacının kadastro öncesi zilyetliğe ilişkin eldeki davası hakkında hak düşürücü süre nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:-K A R A R-Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Alınması gereken harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.