İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali davasında ilk derece mahkemesi kararının davalı şirket vekili tarafından istinaf başvurusu üzerine incelenmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, banka ile borçlu şirket ve müteselsil kefiller arasındaki genel kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali davasında verilen ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesini konu edinmektedir; ilk derece mahkemesi, kefaletin şekil şartlarını ve ticari işlerde serbestçe faiz belirleme ilkesini gözeterek, bilirkişi raporuna dayanarak davanın kısmen kabulü ile takibin belirli bir meblağ üzerinden devamına ve icra inkar tazminatına hükmetmiş, davalı şirket vekili ise bilirkişi raporuna itirazların dikkate alınmaması ve alacak kalemlerinin hesaplanmasında eksiklikler olduğu gerekçesiyle karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuştur.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ14. HUKUK DAİRESİDOSYA NO:2022/2049 KARAR NO:2026/1075T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:12.04.2022NUMARASI:2017/516 Esas - 2022/327 KararDAVA:İtrazın İptali (Genel Kredi Sözleşmesinden Kaynaklanan)Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı şirket vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDavacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile borçlu .... Şti. arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesini şirket ortaklarından ... ile ...'ün müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, sözleşme kapsamında kullandırılan kredi borçlarının ödenmemesi üzerine sözleşmenin feshedildiğini, 29.02.2016 tarihinde hesabın kat edilerek borçlulara Kartal ...Noterliğinin 10.03.2016 tarihli ihtarnamesinin keşide edildiğini ve 10.03.2016 tarihi itibariyle muaccel olan borcun temerrüt faiz ve ferileriyle ödenmesinin istendiğini, ihtara rağmen borcun ödenmemesi üzerine İstanbul Anadolu 16. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyanda başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, hesap özetleri ve ihtarnamelerin usulüne uygun olarak gönderildiği, imzalanan sözleşme kapsamında ticari kredi kullandırıldığını, talep edilen faiz oranlarının sözleşmeye uygun olduğunu ileri sürerek, davalıların itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar, dava dilekçesi tebliğine rağmen cevap vermeyerek dava dilekçesinde dayanılan vakıaların tamamını HMK'nın 128.maddesi uyarınca reddetmişlerdir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİİlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...TBK'nın kefalet sözleşmesinin şeklini düzenleyen 583. maddesinin ilk fıkrasında Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır. hükmü getirilmiş ve kefalet sözleşmesinin geçerliliği bakımından şekli koşullar öngörülmüştür. Somut olayda; kefalete ilişkin şekil şartlarının yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Kefalet kabul beyanı sözleşmenin zorunlu unsuru değildir. Bu itibarla, kefaletin şekil şartlarının yerine getirilip getirilmediği hususunda esas alınamaz.TBK'nın 586. maddesi uyarınca alacaklının müteselsil kefile başvurabilmesi için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.6098 sayılı TBK'nın 88 ve 120. maddelerindeki faizle ilgili sınırlama tacirlerin ticari işleri hakkında uygulanmaz. Zira, 6102 sayılı TTK'nın 8/1. maddesi hükmüne göre, ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir. Somut olayda; dayanak sözleşme genel kredi sözleşmesi olup, kullandırılan kredilerin ticari nitelikte olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 88. ve 120. maddeleri hükümlerinin ticari işlerde uygulanamayacağı, sözleşmede belirtilen oranda akti ve temerrüt faizi talep edilebileceği anlaşıldığından bilirkişi raporu ile belirlenen faiz oranı hükme esas alınmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümü amacıyla yapılan yargılama ve yargılama sırasında bilirkişiden alınan rapor içeriklerine göre; davalı şirket ile davacı banka arasında genel kredi sözleşmesi akdedildiği, diğer davalıların müteselsil kefil olarak sorumluluk altına girdiği, davacı banka tarafından kullandırılan kredilerin davalılar tarafından ödenmediği, asıl borçlunun temerrüdü oluşmadan kefillerin temerrüdünün oluşmayacağı gözetilerek karar verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalıların İstanbul Anadolu 16.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına yönelik itirazın kısmen iptali ile takibin 146.793,67 TL asıl alacak, 20.798,81 TL işlemiş akdi faiz, 5.228,93 TL temerrüt faizi, 1.334,51 TL gider vergisi, 301,24 TL masraf olmak üzere toplam 174.457,16 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, hükmolunan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı şirket vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavalı .... Şti. vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuna yönelik itirazlar dikkate alınmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, kök rapordaki eksiklikler üzerine kefiller ile davalı şirketin temerrüt tarihlerinin farklı olması nedeni ile alacak kalemlerinin yeniden hesaplanması için ek rapor alınmasına karar verildiğini, bilirkişi ek raporunda kat ihtarının davalı şirkete 14.03.2016 tarihinde, davalı ...'e 12.03.20216 tarihinde tebliğ edildiği, davalı ...'e ise tebliğ edilemediğini belirlediğini, bu bilgiye göre şirketin bir gün sonra yani 16.03.2016 tarihinde, ...'ün 14.03.2016 tarihinde temerrüde düştüğü, davalı ...'in ise ihtarnamenin tebliğ edilememesi nedeniyle sözleşmenin ilgili maddeleri ve mevzuat hükümleri gereği 14.03.2016 tarihinde temerrüde düştüğünü kabul ederek rapor hazırladığı, raporun devamında ise asıl borçlunun temerrüdü oluşmadan kefillerin temerrüdünden söz edilemeyeceğinden, ... yönünden temerrüdün, davalı şirketin temerrüt tarihi olduğu, müteselsil kefil ... yönünden ise ihtarname ile temerrüdün oluşmadığı kanaatinin bildirildiğini, ek rapora ...'e kat ihtarı tebliğ edilememesine rağmen temerrüt tarihinin 14.03.2016 olarak tespitinin raporda izah edilmediği, ...'in temerrüt tarihinin sözleşmenin ilgili maddeleri ve mevzuat hükümlerine göre tespit edildiğini ifade edilse de ilgili sözleşme maddeleri ile mevzuat hükümlerinin mahkemenin bilgisine raporda sunulmadığı ve bu dayanakların raporda izah edilmediği hususlarında itiraz edildiğini,Ancak raporda geçen ifadelerindeki çelişkinin giderilmeden karar verildiğini, ayrıca ek raporun "İnceleme ve Değerlendirme", "Davalı ... Yönünden Alacak Tutarının Hesabı" başlığı altında, davalı ...'in sorumlu olduğu bedelin hesaplandığını, ancak ikinci paragrafta ... yerine, ... ismini kullanılarak özensiz bir rapor hazırlandığını ve bu özensiz rapora itibar edilmemesinin istendiğini, raporunun sonuç başlığı altında 3. maddede davalı ... yönünden bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada davalı ... yerine, ... ismini kullanılarak yine hata yapılarak özensizliğin devam ettiğini, sonuç olarak ek raporun hükme esas alınmamasının nedenleriyle sunulduğunu, mahkemece bu konularda olumlu veya olumsuz bir bir karar verilmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, ek rapora yönelik itirazların da gerekçeli kararda değerlendirilmediğini, raporun hükme esas alınamayacağını, denetime elverişli olmadığını ve teknik bilgi içermediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.İNCELEME VE GEREKÇEDava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan banka alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı .... Şti. vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı banka ile davalı .... Şti. arasında 17.10.2014 tarihli genel kredi sözleşmesi düzenlenmiş ve borçlu şirkete 1.000.000 TL nakdi ve gayrinakdi kredi tahsis edilmiştir. Davalılar ... ve ... genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzalamıştır. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan TBK'nın 583.maddesine göre kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.Somut olayda davacı, genel kredi sözleşmesinden doğan borcun ödenmemesi üzerine asıl borçlu şirket ile müteselsil kefiller aleyhine başlattığı icra takibine itiraz edilmesi üzerine eldeki davayı açmış olup, dosya kapsamına göre, davacı ile davalı asıl borçlu şirket arasında 17.10.2014 tarihinde 1.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı gerçek kişilerin bu sözleşmeyi aynı limitle müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, sözleşmenin el yazısıyla, miktar belirtilerek imzalandığı, buna göre TBK'nın 583/1 maddesine göre davalı gerçek kişilerin müteselsil kefaletinin geçerli olduğu görülmektedir. Kefillerden ve aynı zamanda şirket ortağı olan ...'in kefalet sözlemesinden sonra 07.10.2015 tarihinde ortaklıktan ayrılması kefalet sözleşmesini sonlandırıcı bir işlem değildir. Davacı banka sözleşme kapsamında kullandırılan kredi borçların ödenmemesi üzerine 11.03.2016 tarihinde hesabı kat ederek davalılara Kartal ....Noterliğinden kat ihtarnamesi göndermiştir. Kat ihtarı borçlu şirketin sözleşmedeki adresine gönderilmiş ve 14.03.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. İİK'nın 68/b maddesi uyarınca borçlunun sözleşmedeki adresine gönderilen ihtarın geri gelmesi halinde dahi borçlu şirketin temerrüdünün oluşacağı anlaşılmıştır. Kat ihtarının kefil ...'e 12.03.2016 tarihinde tebliğ edildiği ve kefilin ihtarda belirtilen süre sonunda temerrüde düştüğü, diğer kefil ...'e ise tebliği edilemediği ve temürüddünün takip ile başladığı anlaşılmıştır. Bu nedenle kefil ...'in takip tarihine kadar sözleşmede belirlenen akdi faizden sorumlu tutulması gerekmektedir. Anılan kefilin temerrütünün takip öncesi oluşmaması nedeniyle bu kefilin takip öncesi dönemde temerrüt faizinden sorumlu tutulması doğru değildir. Ancak bu hususun incelenmesi için, sorumlu tutulan kefil ...'in usulüne uygun bir istinaf başvurusunun bulunması gerekmektedir.Davalıların süresinde davaya cevap vermediği görülmüştür. İstinaf başvurusunda bulunan Av.... sadece davalı şirketin vekilidir. Nitekim karar başlığında bu şekilde gösterilmiş ve istinaf başvurusunun sadece davalı şirket adına verildiği görülmüştür. 05.09.2021 tarihli itiraz dilekçesi de sadece davalı şirket adına verilmiş, ancak ek rapora yönelik itiraz dilekçesinin içeriğinde istinaf başvurusu gibi, davalı ... Denize yönelik kat ihtarının tebliğ edilmediği hususları itiraz nedeni olarak yazılmıştır. Anılan vekil son oturuma da davalı şirketin vekili olarak katılmıştır. Dava ve takip dosyasında bulunan Beyoğlu ...Noterliğinin 25.07.2012 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekaletinin de sadece şirket adına verildiği tespit edilmiştir. Davalı şirket vekilinin başvurusunda belirttiği davalı kefil ...'e ilişkin açıklamaların raporun yetersizliğine ve incelemenin özensizliğine ilişkin olduğu, borçlu şirket ile kefilin temerrüt ve sorumluluğunun farklı belirlemesine ilişkin açıklamalar yapıldığı görülmüştür.Borçlu şirket yönünden yapılan incelemede, borçlu şirketi le banka arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesi kapsamında bankanın çeşitli nakdi krediler kullandırdığı, kredi borcunun ödenmemesi üzerine bankaca 10.02.2016 tarihinde hesabın kat edilerek borçlu ile kefillere kat ihtarı gönderildiğini, kat ihtarının sözleşmedeki adrese gönderilmekle borçlu şirketin İİK'nın 68/b maddesine göre temerrüte düşürüldüğü anlaşılmıştır. Ayrıca kati ihtarının da borçlu şirkete 14.03.2016 tarihinde tebliğ edildiği ve ihtarda belirlenen süre sonunda borçlu şirketin temerrüde düştüğü belirlenmiştir. Bu nedenle temerrüt tarihine kadar borçlu şirketin akdi faizden bu tarihten sonra temerrüt faizinden sorumlu tutulmasında yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Tarafların tacir olması nedeniyle TTK'nın 8. maddesine uygun şekilde temerrüt faizinin belirlendiği ve bilirkişi raporunda temerrüt tarihine kadar akdi faiz ile bu tarih ile takip tarihi arasında sözleşmeye uygun şekilde belirlenen temerrüt faizinin uygulanarak kefilin borcunun belirlendiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda yapılan ödemeler dikkate alınmış, sözleşme ile kararlaştırılan faiz oranları uygulanmış ve uyuşmazlık ve alacak miktarı denetime elverişli şekilde belirlenmiştir. Rapordaki kefil isimlerine ilişkin maddi hatanın alacağın varlığı ve miktarına bir etkisi buunmamaktadır.Davalı şirket vekilinin rapora yönelik itirazlarının şirkete ilişkin olmadığı ve şirket yönünden borcun sözleşmeye uygun şekilde belirlendiği anlaşılıştır. Mahkemece taraflara hukuki dinlenilme hakkı sağlanarak HMK'nın 297. maddesine uygun şekilde gerekçeli karar yazıldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle istinaf başvurusunda bulunan şirketin, ödenmeyen kredi borçlarından sorumlu tutulmasında ve likit olan alacak üzerinden icra inkar tazminatı takdirinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davalı şirket vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davalı ....Şti. vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı .... Şti. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 8.940 TL istinaf karar harcının davalı şirketten tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 04.06.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.