İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar ve maddi-manevi tazminat davasında zamanaşımı itirazının belirsiz alacak davası niteliğiyle reddine dair istinaf incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, aşırı hız nedeniyle bir yaya geçidinde aracın çarpması sonucu ağır yaralanan bir yaya ve eşi tarafından araç sahibi ve sürücüsüne karşı açılan, maddi ve manevi tazminat talepli davayı özetlemektedir; davalılar davanın reddini görev itirazı, yol altyapı eksiklikleri, fahiş tazminat talepleri ve zamanaşımı defileriyle savunurken, ilk derece mahkemesi, devam eden tedavi ve belirsiz zarar nedeniyle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını ve dava tarihi itibarıyla zamanaşımının kesildiğini kabul ederek, davalının daha sonraki alacak artırımına ilişkin zamanaşımı itirazını reddetmiştir.

T.C.İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ20. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : 2023/1723 KARAR NO : 2026/904T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 07/09/2015 (Dava) - 17/05/2023 (Karar) NUMARASI : 2015/1028 Esas - 2023/375 Karar DAVA : Tazminat (Ölüm ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)BAM KARAR TARİHİ : 14/05/2026KARAR YAZIM TARİHİ : 14/05/2026 İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/05/2023 tarihli 2015/1028 Esas ve 2023/375 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: DAVA :Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'ın 23/10/2014 tarihinde İzmir ili Karabağlar İlçesi Gediz Köprü Alt Geçidinde yayalara ayrılmış yaya kaldırımında alt geçidi geçerken davalı ...' a ait ve davalı ... idaresindeki ... plaka sayılı aracın aşırı hız nedeni ile çarpması nedeniyle meydana gelen trafik kazasında hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı, uzun süre tedavi gördüğü, mağdur davacının eşi müvekkil ...'ın da bu kazanın meydana geldiği günden beridir eşine refakat için çalışamadığı, aile tedavi süresince yiyecek, ulaşım gibi ekstra giderlere maruz kaldığı, çeşitli tedavi giderlerini kendileri yaptığı, özellikle taburcu edildikten sonra sıklıkla kontrol amaçlı sedye ile sırt üstü yatar pozisyonda nakil vasıtalarının özel tutulduğ ve hastane nakillerinde özel ücretler ödendiğini belirterek, davacı ...'ın uğramış olduğu maddi zararların tazmini için fazlaya ve faize ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydı ile 10.000 TL maddi tazminatın tüm davalılardan, davacı ...'ın uğramış olduğu manevi zararların tazmini için 15.000 TL manevi tazminatın ve davacı ....'ın uğramış olduğu manevi zararların tazmini için 10.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek rteeskont avans faizi ile davalılar ... ve ...'dan müşterek ve müteselsilen tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP :Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; görev yönünden itirazları olduğu, görevli mahkemenin İzmir Asliye Mahkemeleri olduğu, soruşturma dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiği, davanın, müteselsil sorumlu Karayolları Genel Müdürlüğü' ne, İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne ve Sosyal Güvenlik Kurumu'na ihbar edilmesi gerektiği, müvekkil ile arkadaşının kaza konusu araç ile birlikte Gazlemir Mevkiinden, ikinci öğretim öğrencisi olduğu Dokuz Eylül Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu istikametinde doğru İlerlerken "ölüm-kaza kavşağı” olarak da adlandırılan “Gediz Kavşağı'nı” kullandığı, Gediz Kavşağı'na yaklaşan müvekkilin, köprü altındaki sert virajı kontrollü bir biçimde alabilmek adına hızını azalttığı buna rağmen aracın islak zeminde sağa doğru kaymaya başladığı, hızı yüksek olmayan müvekkilinin derhal direksiyonu toparlayarak aracın yoldan çıkmasına engel olmuş ve aracın sağ ön burnu yol kenarında konuşlandırılmış betan bariyere çarptığı, mobesa kameralarının incelenmesi ile bu durumun ortaya çıkacağı, kaldı ki; söz konusu kazanın meydana gelmiş olmasının sebebinin projesine uygun olarak inşa edilmeyen yol, yolun yaya yolu olmaması ve asılnad yolun yaya yolu olup olmadığına ilişkin bir trafik levhasının bulunmaması, tehlikeli bir yol olduğu halde demir yol kenarındaki demir bariyerlerin bir kısmının kaldırılmış olması ve demir bariyerlerin yerine konulan kütlece çok ağır beton bariyerlerin zemine sabitlenmemiş olmasından kaynaklandığı, manevi tazminatın talebinin zenginleşme aracı olarak kullanıldığı, talep edilen manevi tazminatın miktarının menevi tazminatın hukuki niteliği olan ceza, telafi veya tatmin görüşü ile bağdaşmadığı, zamanaşımı defilerinin olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :Mahkemece, ''...davaya konu kazanın 23/10/2014 tarihinde meydana geldiği, davanın 07/09/2015 tarihinde ikame edildiği, davacı vekilinin dava dilekçesinin açıklamalar bölümünün 6. maddesinde davacının tedavisinin halen devam ettiği, meydana gelen zararın dava tarihi itibariyle belirli olmadığı, belirsiz olduğu, fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu beyan ettiği, yine bu beyanını 14/12/2015 tarihli ön inceleme duruşmasında da teyit ettiği ve davanın belirsiz alacak davası olduğunu açıkladığı, buna göre davanın belirsiz alacak davası olduğu ve dava konusu uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle dava konusu tazminat alacağı yönünden zamanaşımının kesildiği ve 22/03/2023 tarihli değer arttırım dilekçesine karşı davalının zamanaşımı defini ileri sürülemeyeceği, davalının savunduğu şekilde işbu dava kısmi dava olarak kabul edilecek olsa dahi davacı asilin işbu dava açıldıktan sonra da dava konusu kaza nedeniyle uğradığı bedensel zararlar sebebiyle Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 31.08.2015-08.09.2015, 15.12.2015-17.12.2015 ve 23.02.2016-29.02.2016 tarihlerinde yatarak(ameliyatlı) tedavi gördüğü, karın ön duvarında meydana gelen defekt sebebiyle deri grefti uygulaması yapıldığı ve mevcut greft onarımının iki kez tekrar gerçekleştirildiği, ortaya çıkan zararın, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösterdiği, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıktığı, artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişikliklerin (zarardaki değişme) söz konusu olduğu, zararın kapsamını belirleyecek hususun, gelişmekte olan bu durum olduğu ve bu gelişme sona ermedikçe zararın henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresinin bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacağı, buna göre davacının tedavi sürecinin tamamlandığı 29/02/2016 tarihi itibariyle zamanaşımının işlemeye başlayacağı, TCK'nun 66, 89, TBK'nun 72 ve KTK'nun 109. maddeleri uyarınca taksirle yaralanma suçuna vücut veren olayda 8 yıllık ceza dava zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, 29/02/2016 ile değer artırım dilekçesinin tarihi olan 22/03/2023 tarihi arasında bu sürenin dolmadığı, davalının zamanaşımı definin bu nedenle de yerinde olmadığı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 24/05/2019 tarihli, 2017/8 esas, 2019/3 karar sayılı kararında, “…HMK 179’da (HUMK m.87) ifade edilen, “ıslah bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur.” Hükmü ile anlaşılması gereken mahkeme usul işlemleridir. Bu amaçla verilen bir ıslah dilekçesi dava dilekçesindeki istemi ve ferilerini ortadan kaldırmayacak, sadece istenilen rakamı değiştirecektir. Hal böyle olunca, ıslahla artırılan tutar yeni bir dava olmadığından, ilk dava dilekçesinde yer alan bütün unsurlar, faiz istemi de dahil olmak üzere, ıslahla artırılan kısım için de uygulanabilir olmalıdır. Islah dilekçesinde, dava dilekçesindeki iddia ve istemlerin bu arada faiz talebinin tekrarlanmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Dava dilekçesindeki faiz istemi, ıslah dilekçesini de kapsar...” belirtildiği üzere eldeki davanın kısmi dava olması halinde dahi davacılar vekilinin dava dilekçesinde faiz başlangıcının olay tarihinden itibaren işletilmesi talebine karşın ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilemeyeceği, davalı ....vekili tarafından yine davacının yargılamanın uzamasına sebebiyet verdiği, zararı artırdığı, müterafik kusurlu olduğu ve tazminattan indirim yapılması gerektiği savunulmuşsa da yaya konumunda olan davacının kazanın meydana gelmesinde müterafik kusurunun bulunmadığı, ATK 2. İhtisas Dairesi'nin 24/09/2021 tarihli raporunda tespit edilen maluliyetler yönünden davacının zararın artmasında etkisinin bulunmadığı, yargılama sırasında adres değişikliği nedeniyle tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmadığı, ayrıca TBK'nın 55. maddesi uyarınca hesaplanan tazminatın, hakim tarafından miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamayacağı veya azaltılamayacağı, mahkememizce alınan 11/10/2017 tarihli ATK kusur raporu, İstanbul ATK 2. İhtisas Dairesinden alınan 24/09/2021 tarihli maluliyet raporu ve 26/01/2023 tarihli aktüer bilirkişi raporlarının oluşa ve dosya kapsamı ile usul ve yasaya uygun, gerekçeli, denetime ve hükme esas alınmaya elverişli olduğu anlaşılmakla davacının maddi tazminat taleplerinin davalılar ... ve .... yönünden kısmen kabulüne kısmen reddine, davalı ... A. Ş. yönünden ise feragat nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. Manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatmak, bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmek, bir teselli, bir savunma ve ruhu tatmin etmek amacıyla insan yaşamının kutsallığı çevresinde olayın oluş şekline, tarafların kusur oranlarına, meydana gelen yaralamanın niteliğine (İstanbul ATK 2. İhtisas Dairesinin 24/09/2021 tarihli maluliyet raporuna göre davacı ....'nin %25,2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 6 (altı) aya kadar uzayabileceği, başka birisinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığı, ancak iyileşme süresi içerisinde 1 ay boyunca başka birisinin yardımına ihtiyaç duyabileceği, 23.10.2014-17.12.2014, 31.08.2015-08.09.2015, 15.12.2015-17.12.2015 ve 23.02.2016-29.02.2016 tarihleri arasında Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gördüğü, birden fazla ameliyat geçirdiği) davacıların yaşına, yaşanan olaydan doğrudan etkilenmelerine, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına özellikle 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimine, oranına, niteliğine, günün ekonomik koşullarına, hak ve nesafet kurallarına göre meydana gelen kazada sürücü ve haksız fiil faili olarak % 100 kusurlu olan davalı... ile davalı işleten ...'ın, davacı ... ile onun eşi olan ve yaşanan ağır bedensel zarar sebebiyle 6098 sayılı TBK'nın 56/2. maddesi uyarınca manevi tazminat talep edebilecek olan davacı ....'in uğradığı manevi zarardan sorumluluğu bulunduğu ve kaza tarihi itibariyle temerrüde düştüğü ve davacılar tarafından talep edilen manevi tazminat miktarlarının makul ve ölçülü olduğu, sebepsiz zenginleşmeye sebebiyet vermeyeceği değerlendirilmekle davacı ... için 15.000,00 TL, davacı... için ise 10.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir....'' gerekçesiyle; ''...Davalı ... yönünden davanın feragat nedeniyle REDDİNE, Davacının tedavi gideri, bakıcı gideri ve geçici iş göremezlik tazminat taleplerinin REDDİNE, Davacının sürekli iş göremezlik tazminat talebinin kabulü ile 465.369,72 TL'nin trafik kaza tarihi olan 23/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, Davacı ...'ın manevi tazminat talebinin KABULÜ ile 15.000,00 TL'nin trafik kaza tarihi olan 23/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, Davacı ....'ın manevi tazminat talebinin KABULÜ ile 10.000,00 TL'nin trafik kaza tarihi olan 23/10/2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE...'' şeklinde karar verilmiştir.İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının tüm usul kuralları ve kanunun emredici hükümleri hiçe sayılarak, hakimin tarafsızlığı ve objektifliği anlayışı ihlal edilerek, eksik ve hatalı bir inceleme neticesinde, hukuka, maddi gerçekliğe ve hakkaniyete aykırı olarak tesis edildiğini, ıslah ile arttırılan kısım açıkça zamanaşımına uğramış olmasına rağmen, zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını, ne dava dilekçesinde ne netice-i taleplerin açıkladığını 28.12.2015 tarihli dilekçede ne de 14/12/2015 tarihli ön inceleme duruşmasında, davacının davasını belirsiz alacak davası olarak açtığına dair hiçbir açıklaması bulunmadığını, dosyası zamanaşıma uğradığı için ıslah dilekçesini bedel arttırım dilekçesi olarak sunan davacı vekilinin de, ilk derece mahkemesinin de, açıkça kanunu dolanarak, HMK'yı ihlal ettiğini ve adalete olan güveni sarstığını, hakimin davacının hakları kadar davalının haklarını da gözetmekle ve usul kurallarına uymakla yükümlü olduğunu, fakat yargılama sırasında bu durumun bariz şekilde ihlal edildiğini, sekiz yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcına ve dolmamış olduğuna dair zorlama gerekçe de hukuka ve maddi gerçekliğe aykırı olduğunu, davacı maluliyet bakımından bilirkişi deliline dayanmadığı halde, Adli Tıp Kurumu'nun maluliyete dair raporunun hükme esas alınmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, davacı tarafın kendisine tanınan kesin süre içerisinde ATK raporu ücretini yatırmadığını, davacının tüm dosya kapsamında maluliyet yönünden bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı halde, İlk Derece Mahkemesi'nin 08/03/2023 tarihli celsenin 3 no'lu ara kararında davacıya bu kez 24/09/2021 tarihli Adli Tıp Raporunun ücretini ödemesi için süre vererek davacının bu ücreti ödemesine fırsat tanıdığını, taraflarınca 08/03/2023 tarihli ara karardan rücu dilekçesi sunulmuşsa da, rücu taleplerinin dikkate alınmadığını ve kanunu dolanmak suretiyle hükme dayanak bir maluliyet raporu oluşturulduğunu, işbu durum, İlk Derece Mahkemesinin objektifliğini açıkça gölgelediği gibi, esasen davacının tüm dosya kapsamında maluliyet deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı yok sayılarak usul kurallarının da ihlal edildiğini, hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunun her bakımdan yetersiz olduğunu, zira hesaplamada XII. Listeye göre oran %9 , XIV. Listeye göre ise oran %17 şeklinde saptanarak Balthazard formülüne göre meslekte kazanma gücü kaybı oranının %24.47 olarak belirlendiğini, ayrıca rapor tanzimi sırasında illiyet bağını kesen durumların da göz ardı edildiğini ve müvekkilinin kusurundan kaynaklanmayan neticelerin de müvekkilinin sorumluluk alanına dahil edildiğini, yargılama sırasında keşif talebi ve kusur raporuna dair itirazları haksız olarak reddedilmiş olduğu gibi davacının ve üçüncü kişilerin kusur oranları ile illiyet bağını kesen hallerin değerlendirmeye alınmadığını, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunda; hesaplamaya esas alınan ölçütler ile hesaplama yöntemi ve ücret tespitinin hukuka uyarlı olmadığını, davaya konu kaza 23.10.2014 tarihinde meydana gelmiş olup, kaza tarihi itibariyle uygulanması gerekenin "PMF 1931 Yaşam Tablosu" olduğunu, TRH 2010 yaşam tablosu ve progresift rant yöntemi kullanılarak yapılan hesaplamanın kül halinde hukuka aykırı ve mesnetsiz olduğunu, davalı sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin güncellenmeden mahsup edilmesinin de hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının normal şekilde emekli olabildiği göz önünde bulundurulduğunda; aktif dönem hesaplamasının emekli olduğu tarihe kadar yapılması ve bu tarihten sonra herhangi bir aktif ve pasif dönem hesaplaması yapılamaması gerektiğini, hükme esas alınan raporun bu bakımdan da hatalı ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişinin reddine dair taleplerinin haksız biçimde reddedildiğini, davayı ve hükmü kabul anlamına gelmemekle birlikte müterafik kusur ve hakkaniyet indirimi uygulanmamasının açıkça hakkaniyete aykırı olduğunu, müvekkilinin fahiş biçimde arttırılan asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama doğrultusunda tazminat ödemeye mahkum bırakıldığını, maddi ya da menevi tazminat bir zenginleşme aracı olmayıp kişilerin ancak ve ancak sebebp oldukları gerçek zararı gidermekle yükümlü olduğunu, kurulan hükümün müvekkilin, tazminat hukukunun amacına aykırı biçimde cezalandırılmasına, davacının ise haksız bir menfaat elde etmesine sebebiyet verdiğini, davacı taraf, 21.09.2022 tarihli celsede, davalı sigorta şirketi bakımından davadan feragat etmiş, araç sürücüsü ile işleten/malik bakımından ise teminat limitini aşan kısım bakımından talebinin devam ettiğini beyan etmiş olup müteselsil sorumlulardan biri hakkındaki davadan feragat edilmesinin diğer müteselsil sorumlu yönünden de teselsülden feragat niteliğini taşıdığını ve böylece müteselsil sorumlu olan diğer davalının da sorumluluktan kurtulmuş olacağını, manevi tazminat talebinin zenginleşme aracı olarak kullanıldığını, ıslah ile arttırılan kısım için ıslah tarihi itibariyle yasal faize hükmedilebileceğini belirterek davanın kısmen kabulüne dair ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kül halinde reddidilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Dava, 6098 Sayılı TBK'nın 71 ve 2918 Sayılı KTK'nın 85 ve devamı maddeleri kapsamında açılan motorlu araç işletilmesinden kaynaklanan maddi (geçici iş göremezlik tazminatı, sürekli iş göremezlik tazminatı, SGK tarafından karşılanmayan tedavi gideri, bakıcı gideri) ve manevi tazminat isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı ... tarafından istinaf edilmiştir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.Dosya kapsamında davacının dava dilekçesinde içeriğinden ve 14/12/2015 tarihli ön inceleme duruşmasındaki beyanında da anlaşıldığı üzere davanın belirsiz alacak davası olduğu, belirsiz alacak davasında; dava dilekçesi ile tüm alacak bakımından zamanaşımının kesilmiş olduğu, eldeki davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.Olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla zarar gören, haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Buna göre davalıların dava dilekçesi ile talep edilen ve ıslaha konu edilen miktarlar yönünden zararın tamamı için olay tarihinde temerrüde düştüğünden mahkemece kaza tarihinden itibaren faiz hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.(Yargıtay 4. HD'nin 27.03.2023 tarihli 2021/19132 E., 2023/4392 K. Sayılı kararı, Yargıtay 17. HD'nin 11/11/2019 tarihli 2017/3590 E., 2019/10436 K. Sayılı kararı).Davalı Sigorta Şirketi 2918 sayılı Yasa'nın 91. maddesi gereğince işletenin sorumluluğunu üstlendiğinden, işleten hakkında davadan feragat edilmemiş olsa dahi, Sigorta Şirketi yönünden yapılacak feragat, işletene de sirayet eder. İşletenin sorumluluğunu üstlenen Sigorta Şirketi hakkındaki davadan feragat edilmiş olması işleteni de, sigorta limiti kadar sorumluluktan kurtarır. Sürücü açısından ise; sigorta şirketi ile sürücüsü arasında müteselsil sorumluluk olmakla beraber, sürücü ve sigorta şirketi arasında rücu ilişkisi bulunmadığından, sigorta şirketi hakkındaki feragat, işleten sıfatı olmayan davalı sürücüyü ancak yapılan ödeme kadar sorumluluktan kurtaracağından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.(bkz. Yargıtay 17. HD'nin 02/06/2020 tarihli 2019/5845 E., 2020/3050 K.; 05/12/2018 tarihli 2016/1807 E., 2018/11805 K. sayılı kararları). ATK İstanbul Trafik İhtisas Dairesinden alınan 11/10/2017 tarihli raporda kusur ve hasar durumunun usulüne uygun olarak tespit edildiği, raporun somut olayın özelliklerine uygun, açık, anlaşılır, denetime elverişli, hüküm kurmaya yeterli olduğu, tespit edilen kusur durumunun kaza tespit tutanağı ile ceza dosyası kapsamında alınan kusur raporunda belirlenen kusur durumunun uyumlu olduğu anlaşılmış, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Davacının yaralanmasının niteliğine, kazanın meydana geliş şekline, kusur durumuna, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına, paranın satın alım gücüne ve tüm dosya kapsamına göre, davacılar için takdir edilen manevi tazminatların yüksek olmadığı, takdir edilen manevi tazminatların hak ve nesafet kuralları çerçevesinde belirlendiği görülmüş; davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının tespiti açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarının çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden alınması gerekmekle dosyada yer alan ve mahkemece hükme esas kabul edilen İstanbul ATK 2. Üst Kurulu'nun maluliyete ilişkin raporun raporunun kaza tarihinde yürürlükte olan Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliğine göre düzenlendiği ve hüküm kurmaya elverişli olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.Ayrıntıları Yargıtay 17. HD'sinin 14/01/2021 gün ve 2020/2598 E-2021/34 K. sayılı ve 14/01/2021 gün ve 2019/3292 E-2021/1848 K. sayılı kararlarında belirtildiği üzere ülke çapında uygulama birliği açısından tazminat hesaplarında bakiye ömür TRH 2010 tablosu uyarınca belirlendikten sonra "...hesaplamalarda progresif rant yönteminin kullanılması ile bilinmeyen (işleyecek) devredeki gelirlerin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi suretiyle tazminatın hesaplanması" gerektiği belirtilmiştir. Bu açıklamalar ışığında, hükme esas alınan aktüer bilirkişi raporunun söz konusu kararların gereklerini yerine getirmiş olduğu, mahkemece de hükme esas alınmasında sakınca bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davalı ... vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı ... vekilinin İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/05/2023 tarihli 2015/1028 Esas ve 2023/375 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-İSTİNAF AŞAMASINDA; alınması gereken 33.497,15 TL istinaf karar harcından peşin alınan 8.374,28(179,90 TL maktu + 8.198,38 TL nispi)TL'nin mahsubu ile eksik kalan 25.122,87 TL'nin davalı ...'dan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),3-İstinaf başvurusunda bulunan davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,4-HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,6-Kararın, temyize tabi bulunması nedeniyle Dairemizce taraflara tebliğine,Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde 04/06/2025 tarihli 32920 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete’ de yayınlanan 7550 Sayılı Yasanın 20. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK’ nın Ek-1. maddesinin 2. Fıkrası uyarınca ve HMK’ nın 361. ve 362. maddeleri uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi’ ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/05/2026