Önceki kullanıma ve tescilsiz markaya dayalı marka hükümsüzlüğü davasında, Sınai Mülkiyet Kanunu 25/6 maddesindeki beş yıllık sessiz kalma süresinin uygulanması ve gerçek hak sahipliği ispatının değerlendirildiği direnme kararının temyizi.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı 1988den beri gıda ve içecek hizmetlerinde yoğun olarak kullandığı tescilsiz bir ibarenin gerçek hak sahibi olduğunu iddia ederek, davalının 2015te tescil ettirdiği benzer markaların hükümsüzlüğünü ve kendi kullanımının marka hakkı tecavüzü oluşturmadığının tespitini talep etmiştir. Davalı ise 1973ten beri aynı ibareyi kullandığını ve asıl hak sahibi olduğunu savunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi direnme kararında, Sınai Mülkiyet Kanununun tescilli markalar için öngördüğü beş yıllık sessiz kalma süresinin, tescilsiz marka hükümsüzlüğü taleplerinde uygulanmayacağına hükmederek davanın süresinde açıldığına karar vermiş; davalının erken kullanıma dair sunduğu ruhsat ve delillerin, işletme devri ve gerçek hak sahipliğini ispatlamakta yetersiz olduğunu değerlendirmiştir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2026/31 Esas, 2026/333 KararHÜKÜM : DirenmeİLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk MahkemesiSAYISI : 2020/236 E., 2022/87 K.Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARARI. DAVADavacı vekili dava dilekçesinde; davacının gerçek ve öncelikli hak sahibi olduğu "..." ibareli markasını, 1988 yılından beri gıda ürünleri ile yiyecek ve içecek sağlanması hizmetlerinin sunumunda yoğun ve kesintisiz şekilde kullandığını, "..." ibareli tescilsiz markayı taşıyan yiyecek ve içecek sağlanması hizmeti sunan işletmeyi davacının 2011 yılında devraldığını, devirden önceki dönemde markanın çeşitli şekillerde kullanımlarının olduğunu, ayrıca markadaki logonun grafik eser vasfı taşıdığını, 2006/49859 sayı ile davacının marka tescil başvurusunda da bulunduğunu, ancak elde olmayan bazı nedenlerle gerekli prosedürlerin tamamlanamaması sebebiyle tescil edilemediğini, davalının ise 2015/296 89... /92452 tescil numaralı "..." ibareli markaları kendisi adına tescil ettirdiğini, müvekkilinin marka tescil başvurularına davalının itiraz etmesi üzerine söz konusu markalardan haberdar olunduğunu, davalının bu tescillere dayanarak müvekkilinin yaptığı marka başvurularına itiraz ettiğini, davacının gerek tescil önceliğine sahip olduğu marka ve ticaret unvanına dayalı olarak ve gerekse de fiili kullanım önceliğine sahip olduğu, tanınmışlık kazanan tescilsiz kullanımına konu markasına dayalı olarak aynı, ayırt edici ve baskın unsuru içeren davalı adına tescilli söz konusu markaların hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunduğunu ileri sürerek davalı adına tescilli 2015/296 89... /92452 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğünü, müvekkilinin "..." ve "... ..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin, davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitini talep etmiştir.II. CEVAPDavalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu markanın asıl ve gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunu, davacı kullanımının müvekkilinin marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, "..." ibaresinin aynı sektörde ilk olarak davalı tarafından 1973 yılından beri ve halen de aynı adresteki iş yerinde aktif olarak kullanıldığını, müvekkilinin hem kullanımının hem de tescil başvurusunun davacıdan daha eski olduğundan müvekkilinin markası için tescil talebinde bulunmasının ya da bu markayı kullanmasının olağan bir durum olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/3 hükmünde, tescilsiz marka hakkına ve ticarette kullanılan işaretlere dayalı önceki tarihli hak sahibinin, hakkına dayalı olarak marka hükümsüzlüğünü talep edebileceğinin düzenlendiği, aynı Kanun'un 25/6 hükmünde marka sahibinin sonraki markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceğinin düzenlendiği, madde de "tescil tarihinden itibaren 5 yıl" ibaresine yer verilmediği, "markanın kullanıldığını bilme veya bilmesi gerekme" ifadesinin kullanıldığı, esasen SMK'nın 25/6 hükmü düzenlemesinden, hükümsüzlüğü istenen markanın sonraki tarihli olması ve marka sahibi tarafından kullanılıyor olması şartının arandığı ve hükümde "sonraki marka tescili kötü niyetli olmadıkça" ibaresinden sonraki markanın "tescilli marka" olması şartının arandığının anlaşıldığı, dolayısıyla tescilsiz olarak kullanılan markanın hükümsüzlüğü talebiyle dava açılamayacağı, 5 yıllık dava açma hak düşürücü süresinin tescil tarihinden önceye götürülmesinin, henüz dava açma hakkı bulunmadan sürenin işletilmesi sonucunu doğuracağı gözetilerek Yargıtay bozma ilamındaki aksi görüşe iştirak edilmediği, somut olayda beş yıllık sessiz kalma süresi dolmadığından davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı kanaatine varıldığı, somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davalının sunduğu "..." ibareli müessese için açılma izni alındığına dair ruhsatın ........... ... adına kayıtlı olduğu, davalı işletmesinin bu işletmenin devamı olduğuna dair dosya kapsamına delil sunulmadığı gibi 03.07.1973 tarihli iş yeri ruhsatının "....... Mah. İst. Cad. No:1 .........../ İstanbul" adresinde faaliyet gösterdiği, fotoğrafın gerçek hak sahipliğini göstermeyeceği, davalının bu müesseseyi ruhsatta adı geçenlerden devralıp devralmadığı hususunu tespit için yeterli olmadığı, davacının ... ibaresi üzerinde 43. sınıfta önceye dayalı kullanımdan dolayı hak sahibi olduğu, aynı adreste faaliyet gösteren ... isimli iş yerinin devir sözleşmeleri ile davacıya geçtiği, davacı kullanımının gerçek hak sahipliğine dayalı olması sebebi ile markaya tecavüz teşkil etmeyeceği kanaatine varıldığı, İlk Derece Mahkemesince karar gerekçesinde, davacının 2012/55253 tescil numaralı 30. ve 43. sınıflarda tescilli "... ..." markasının da bulunduğuna yer verilmişse de, davacının bu markayı ... 68. Noterliğinin 04.10.2021 tarihli ve ... yevmiye numaralı devir sözleşmesi ile dava açıldıktan sonra devraldığı, davadan sonra devralınan markadan kaynaklanan haklarına dayanamayacağı göz önüne alındığında, Mahkemenin gerekçesinde bu markaya dayanılmasının usul ve yasaya uygun görülmediği, davacının 43. sınıfta "..." ibaresi üzerinde önceye dayalı hak sahipliğini ispatladığından davacının "..." ve "... ..." ibareli markayla gerçekleştirdiği faaliyetinin davalı marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitine, önceye dayalı hak sahipliği ispatlandığından davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar verilmesi şartlarının oluştuğu gerekçesiyle Dairenin 19.12.2024 tarihli, 2022/991 E., 2024/2111 K. sayılı kararında direnilmesine, davalı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, davalı adına tescilli 2015/296 89... /92452 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, davacının "..." ve "... ..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetin davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespitine karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. IV. TEMYİZA. Dava ve Hukuki NitelendirmeDava, davalı adına tescilli 2015/296 89... /92452 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile davacının "..." ve "... ..." ibareli markayla gerçekleştirdiği ticari faaliyetlerinin, davalının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil etmediğinin tespiti istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 373/5 hükmü gereğince Dairemizce yeniden yapılan incelemede; yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararında bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.V.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 ve 373/5 hükümleri uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 04.06.2026 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.