Konya Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından Anayasa Mahkemesi kararıyla yeniden ele alınan, davacının şirket ortağı olunmadığı tespiti ve verilen paranın ticari faiziyle iadesi talepli davanın kararı.
Özet: Davacı, yüksek faizle ve istenildiğinde geri ödeme garantisiyle davalıya bir miktar para verdiğini ancak paranın iade edilmediğini ileri sürerek, davalı ile arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitini ve verilen paradan kalan miktarın ticari faiziyle birlikte iadesini talep ederken; davalı, davacının şirket pay defterinde kayıtlı ortak olduğunu, hisse bedellerinin geri istenemeyeceğini, davacının iddia ettiği belgelerdeki imzaların şirkete ait olmadığını, davacının parayı üçüncü kişilerden şirket hissesi alarak yatırdığını ve çeşitli zamanaşımı sürelerinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemektedir.

T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

T.C.
KONYA
. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO
BAŞKAN : ... ...
ÜYE : ... ...
ÜYE : ... ...
KATİP : ... ...
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVALI - MÜTEVEFFA : ... -...
TASFİYE MEMURU :
DAVA : Şirket Ortağı Olunmadığının Tespiti ve Alacak
DAVA TARİHİ :
KARAR TARİHİ :
KARAR YAZIM TARİHİ :
Mahkememizin 03/07/2020 tarih, ... esas, ... karar sayılı kararı kesinleşmiş ise de, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda verilen mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin karar ve 6216 sayılı Kanunun 50/2 maddesi uyarınca dosya re'sen mahkememizin yukarıda belirtilen yeni esas sırasına kaydedilmekle, yapılan açık yargılaması sonunda,
HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
TALEP :
Davacı vekili 28/11/2008 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı tarafın yüksek faiz getireceği ve istendiği an geri ödeneceği garantisi ile davalı tarafa bir miktar para verdiğini, davalı tarafça müvekkiline 22.380,00 DM parasının kaldığına ilişkin belge verildiğini, bu parasının müvekkiline iadesinin gerektiğini ancak müvekkili davacı tarafın verdiği paraları geri istemesine rağmen davalı tarafça müvekkili davacı tarafın parasının iade edilmediğini, davalı tarafın Bankacılık Kanunu 'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK 'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunup hisse senetlerini halka arz ettiğini, davalı şirket veya şirketlerin yöneticilerinin vs. cürüm işlemek amacıyla çete oluşturmak vs. suçlarından değişik ceza dava dosyalarında yargılandıklarını, birçok devlet kuruluşunca davalı tarafın denetlendiğini ve denetlemelere ilişkin birçok rapor düzenlendiğini, davalı şirket veya şirketlerin ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığından, diğer davalı gerçek kişi ... 'ın da şirket veya şirketlerin yöneticisi olması nedeniyle müvekkili davacı tarafı zarara uğrattıklarından ve müvekkili davacı tarafa karşı sorumlu olduklarından bahisle müvekkili davacı taraf ile davalı taraf arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitine ve ayrıca davalı tarafa verilen paradan kalan 23.277,90 TL nın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın ... Holding A.Ş. 'nin pay defterinde kayıtlı ortak olduğunu, TTK 417. maddesi gereğince şirket pay defterinde kayıtlı hisse senedi sahibi olması nedeniyle davacı tarafın şirket ortağı sıfatını kazandığını, TTK nun 329 ve 405. maddeleri gereğince şirket ortaklarının hisse bedellerini şirketten geri istemesinin mümkün olmadığı gibi şirketin de kendi paylarını temellük etmesinin (edinmesinin) de mümkün olmadığını, davacı tarafın şirket ortağı olduğuna dair elinde halen varsa hamiline hisse senetlerini üçüncü şahıslara devretme hakkının olduğunu, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her an geri alabileceği garantisi ile para verdiğine ilişkin iddianın gerçek olmadığını, bu iddianın bağlayıcı yazılı belge ile ispat edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket veya şirketlerin davacı taraftan para almadığını, davacı tarafın dayandığı belge veya belgelerdeki imzaların müvekkili şirketle veya şirketlerle hiç bir ilgisinin olmadığını, belge veya belgelerdeki imza veya imzaların müvekkili şirket veya şirketlerin yetkililerine ait olmadığını, belge veya belgelerin içeriğini kabul etmediklerini, bu belge veya belgelerde dahi şirket hisse senedi alındığının yazılı olduğunu, bu belge veya belgelerin delil değerinin olmadığını, davacı tarafın hata veya hileye maruz kaldığı ile ilgili talep ve beyanlarının Borçlar Kanununun 31. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi nedeniyle dinlenemeyeceğini, kaldı ki müvekkili şirketin veya şirketlerin davacı tarafa yönelik hata veya hile olgusu içerir bir davranışının olmadığını, davacı tarafın müvekkili şirkete veya şirketlere her hangi bir para vermediğini, sunulan delillere göre davacı tarafın şirket paylarını üçüncü kişilerden edindiğini, davacı tarafın iyi niyet kurallarına aykırı davranarak işbu davayı açtığını, davacı tarafın üçüncü kişilerden aldığı şirket hisseleri nedeniyle şirketin kâr ve zararına ortak olduğunu, iyi niyet kurallarına aykırı davranamayacağını, ayrıca Borçlar Kanununun 126. maddesi gereğince şirket ile ortaklar arasındaki davaların 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğunu, varsa davacı tarafın dayandığı belgelerde geçen düzenleme tarihinden veyahut bir an için iddianın doğruluğu halinde bile iddiaya konu paranın verildiği tarihten dava tarihine kadar zaman aşımı süresinin geçtiğini, hatta olayda uygulanması mümkün olmayan sebepsiz zenginleşme ile ilgili Borçlar Kanununun 66. maddesindeki bir yıllık ve on yıllık zaman aşımı sürelerinin de geçtiğini, yine haksız fiiller ile ilgili zaman aşımı süresinin dahi geçtiğini, davacı tarafın iddialarını yazılı delille ispat etmesi gerektiğini, kaldı ki müvekkili şirketten veya şirketlerden döviz olarak para istenemeyeceği gibi faiz de istenemeyeceğini, davacı tarafın tüm iddia ve taleplerinin hak düşürücü süre ve zaman aşımına uğradığından bahisle davanın öncelikle hak düşürücü süre veya zaman aşımı yönlerinden bunlar olmadığında esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DAVANIN NİTELİĞİ, DELİLLER, DEĞERLENDİRİLME VE GEREKÇE :
Dava, şirket ortağı olunmadığının tespiti ile verilen paraların istirdadı istemine ilişkindir.
Davacı tarafça açılan dava, Bakırköy . Asliye Ticaret Mahkemesinin Esas sırasına kaydedilmiş, mahkememizin Esasına kayıt edilmekle, yargılama sırasında Konya . Asliye Ticaret Mahkemesinin faaliyete geçirilmesi üzerine dava dosyası adı geçen mahkemeye aktarılarak mahkemenin Esas sırasına kaydedilmiş, sonrasında bilahare adı geçen mahkemenin faaliyetinin durdurulması nedeniyle dava dosyası mahkememize aktarılarak mahkememiz Esas sırasına kaydedilmiştir.
Mahkememizce verilen 18/09/2017 tarih Esas Karar sayılı karar ile;
"a-)Davacı tarafın, davalı şirketin ortağı olunmadığının tespiti ile ilgili talep kısmının kabulü ile DAVACI TARAFIN DAVALI ŞİRKETİN ORTAĞI OLMADIĞININ TESPİTİNE.
b-)Davacı tarafın ALACAK DAVASININ KISMEN KABULÜ İLE;
16.484,64 TL nIn dava tarihi olan 28/11/2008 tarihinden itibaren yıllık %27 ve değişen oranlarda hesaplanacak AVANS faizi ile birlikte MÜTESELSİLEN DAVALILAR ... VE ... 'DAN alınarak davacı tarafa verilmesine.
Davacı tarafın fazlaya ilişkin taleplerinin reddine..." şeklinde karar verilmiştir.
Mahkememizce verilen kararın istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye . Hukuk Dairesinin 30/05/2029 tarih Esas Karar sayılı ilamı ile;
"....Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin 28/09/2017 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamında ... "Davalı şirketlerin birleşmesi ve kayda alınması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu'na kendilerinin verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazıların ekine ortak olunan şirkete verilen sermaye katılım bedelleri ile kişiler arasındaki hisse değişimine ilişkin ödeme ve tahsilatlara dair bir takım listeler eklenmiştir. Her ne kadar davalı şirketler hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup ve sair yöntemlerle yapılan araştırma sonucu tespit edildiğini, tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediğini savunmuşlarsa da, SPK'ya sunulan söz konusu yazı ekindeki listelerin hiçbir dava dosyasına davalılar tarafından sunulmamış olması, 14/09/2000 tarihli SPK denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemlerle yurt dışında para toplandığı, bu toplanan paraların davalılar tarafından kayda alındığı, havayoluyla paraların Türkiye'ye nakledildiği, organize şekilde hareket edildiği şeklinde tespitlere yer verilmesi, yine 09/05/1999 tarihli tutanakta Esenboğa Havalimanı Dış Hatlar Geliş kapısında yapılan kontrolde Mehmet Uzun'a ait çanta içinde TL, DM cinsi yüksek miktarda para ile altın bilezik gibi emtianın tespit edildiği, ... imzalı ifadesinde, ... şirketinin Almanya'daki temsilcisinin hisse senetlerini sattıktan sonra paraları ve altınları Türkiye'deki ... şirketine götürmesi amacıyla kendisine teslim ettiğini ifade etmiş olması karşısında davalı şirketlerce ikincil kayıtlar tutulduğunun kabulü gerektiği, yine pek çok dosyaya sunulan davalı ... imzalı mektupta ortaklıktan ayrılmak isteyenlerin üç ay önce bildirmeleri halinde paralarını alabileceklerinin belirtilmesi birlikte değerlendirildiğinde, ... Grubu bazı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla "Ortaklık Durum Belgesi", "Hisse Senedi" gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal ve işlemiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para topladıkları, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kullanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, böylelikle davalıların haksız fiilde bulundukları anlaşılmaktadır." şeklinde olup, Yargıtay . Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında belirtildiği ve Dairemizinde kabulünde olduğu üzere davalı Şirketlerin birleşmesi ve kayda alınmasına yönelik olarak Sermaye Piyasası Kuruluna verdikleri 09/02/2005 tarih 30 ve 31 sayılı yazılarda ortak olunan şirketlere yönelik hisse, bu şirketlere bildirilen adres ve kimlik listesi, ortakların almış oldukları hisseleri kimden aldıkları, ortaklara yapılan tediyeler ile ortaklardan yapılan tahsilat dağılımına yönelik listeler sunulduğu, davalı şirketlerce ilk derece mahkemesince kendilerine verilen kesin süre içerisinde hissedarlar arası hisse devri sırasında devreden hissedarın tahsil ettiği miktarların telefon, mektup, vs. yöntemler ile yapılan araştırmalar sonucu tespit edildiğinin tahsil edilen paranın şirket kasasına girmediği iddia edilmiş ise de bu yönde dosyaya davalı şirketlerce herhangi bir yazılı bilgi ve belgenin sunulmadığı, sunulan bir kısım belgenin ise fotokopi olup aslının dosyaya ibraz edilmediği gibi CD 4'de ... Holdings S.A. tarafından Ramburse edilen ... İnşaat Tarım A.Ş. senetlerinin kimden alındığına yönelik listede de davacıların isimlerinin bulunmadığı, 14/09/2000 tarihli Sermaye Piyasası Kurulu denetim raporunda aynı kişiler ve aynı yöntemler ile yurt dışından para toplandığı ve toplanan paraların davalılar tarafından kayda alınmış olduğu, bu hale göre davalı şirketlerin fiili ve hukuki irtibat halinde birlikte hareket ederek para toplamak amacıyla ortaklık durum belgesi, hisse senedi gibi sair belgeler karşılığında istenildiğinde derhal işlenmiş kâr payı ile birlikte iade edileceği taahhüdü ile para toplayıp, para tahsil edilen ortakların düşük nominal bedeller ile şeklen ortak gibi gösterildiği, paranın istenilmesi durumunda ise paranın ortaklara iade edilmediği, böylece taraflar arasında gerçek bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, davalı şirketlerce Sermaye Piyasası Kuruluna yazılan 30 ve 31 sayılı yazılar ve ekindeki listeler ile CD'ler incelenmek suretiyle davacılardan herhangi bir tahsilat yapılıp yapılmadığı, tahsilat yapılmış ise davacılara herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı tespit edilerek hisse senetlerinin nominal bedeli de düşülmeden iadesi gerekeceği, ilk derece mahkemesince mali müşavir bilirkişiden alınan raporda belirtildiği üzere SPK'nın 31/03/2014 tarihli yazısı ekinde yer alan CD'lerden davacıdan CD-3 2. Liste Ek-1b (... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletme Ticaret A.Ş. Tahsilat Dağılım Listesi)'nde 57519 liste no'da 03/11/1999 tarihinde 11.042,00 Euro davacıdan tahsilat yapıldığı, CD-3 6. Liste Ek-2b (... İnşaat Tarım ve Sanayi İşletme Ticaret A.Ş. Tediye Dağılım Listesi)'nde ... liste no'da davacıya 18/01/2001 tarihinde 1.097,00 Euro ödendiği, CD-1 1. İnşaat Tarım A.Ş. Liste Hisse senetleri listesinde 41805 sıra no'da 240 adet hissesinin bulunduğu, CD-1 2 Liste ... Tarım Defter no'da ise 280 adet hisse gösterildiği, CD-3 9. Liste Ek-5 (... İnşaat Tarım A.Ş. Ortaklar listesi)'nde ... defter no'da yer aldığı, CD-3 11. Liste EK-6 İnşaat Tarım (... İnşaat Tarım Sanayi İşletme Ticaret A.Ş. Ortaklar Adres ve Kimlik Listesi)'nde ... defter no'da yer aldığı, ortaklık durum belgesinde ... İnşaat Tarım A.Ş.'de 280 hissesinin bulunduğu, diğer tablolarda yer almadığı ve 280 adet hissesinin nominal bedelinin 20.910,00 DM olduğunun belirtildiği, ilk derece mahkemesince yapılan hesaplamaya göre de davacı tarafın davalı şirkete CD'ler gereğince alınan bilirkişi raporuna göre davacı tarafın davalı şirkete 03/11/1999 tarihinde 11.042,00 Euro ödeme yaptığı, 04/04/2000 tarihli ortaklık durum belgesinin nakit hanesinden dolayı 18/01/2001 tarihinde 246,00 DM karşılığı 1 Euro 1,95583 DM paritesine göre yaklaşık 126,00 Euro ve 18/01/2001 tarihli ... başlıklı belge ile 3.730,00 DM karşılığı 1 Euro 1,95583 DM paritesine göre yaklaşık 1.908,00 Euro olmak üzere toplam 2.034,00 Euro davacıya ödeme yapıldığı, CD'lerdeki davacıya yapılan ödeme miktarı ve tarihi ile ... başlıklı belge (ve bu ödemeye ilişkin tutanak) ile yapılan ödeme miktarı ve tarihinin uyumlu olduğu, davacının yatırdığı 11.042,00 Euro ödemeden kendisine ödenen 2.034,00 Euro indirildiğinde 9.008,00 Euro alacağı kaldığı, davacı taraf davalı şirkete ihtarname göndererek bir hafta süre içerisinde parasını istediği, davalı şirkete bu ihtarın 04/12/2008 tarihinde tebliğ edilmiş olup, lütuf süresinin eklenmesiyle davalı şirketin 12/10/2008 tarihinde temerrüte düşmüş ise de, davacı vekili dava dilekçesinde dava tarihinden itibaren faiz talep ettiğinden dava tarihinden itibaren faiz başlatılması gerektiği, davacının alacağının dava tarihi itibariyle 1 Euro'nun 1,83 TL'den hesabı ile 16.484,64 TL'ye tekabül ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacının davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, 16.484,64 TL'nin 28/11/2008 dava tarihinden itibaren yıllık % 27 ve değişen oranlarda hesaplanacak avans faizi ile birlikte müteselsilen davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine ilişkin ilk derece mahkemesi kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından davalı şirket vekilinin davacının ödeme ve hile iddiasını ispat edemediği, müvekkili tarafından SPK'ya sunulan CD ve üst yazı içeriklerine yanlış anlam verildiği yönündeki istinaf başvurularının reddi gerekmiştir.
Öte yandan dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespiti ve toplam 23.277,90 TL'nin avans faizi ile birlikte davalılardan tahsili talep edilmiş, mahkemecede taraflar arasında geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı tespit edilmiş ve hisse senetlerinin davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmamış ise de Yargıtay . Hukuk Dairesinin emsal içtihatları da dikkate alındığında davacının elinde olduğu iddia edilen hisse senetlerinin hukuki geçerliliğinin bulunmadığından bu yöndeki davalı şirket vekilinin istinaf başvurusuna da itibar edilmemiştir.
Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın kısmen kabulü yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı ve davalı şirket vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davacı ve davalı şirket vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE..." şeklinde karar verilmiştir.
Verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesinin 17/02/2010 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile;
"...1- Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince yukarıda özetlenen şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararı istinaf edilmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, 07.12.2019 tarih, 30971 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 7194 sayılı Dijital Hizmet Vergisi ile Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'nun 41. maddesinde 25/3/1987 tarihli ve 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici maddenin eklendiği belirtilmiş olup, işbu geçici 4. maddede ''31.12.2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 06.12.2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13.1.2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü düzenlenmiş, aynı Kanun'un 52/1-h maddesinde de işbu hükmün yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği hükme bağlanmıştır.
Bu durum karşısında, mahkemece taraf iddia ve savunmalarının Sermaye Piyasası Kanunu'nun 16. maddesi ve anılan yasal düzenleme kapsamında değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek üzere kararın re'sen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı şirket vekili ve davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenle, İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULARAK KALDIRILMASINA..." şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı gereği dosya mahkememiz ... esas sırasına kaydedilmiştir.
Mahkememizin 03/07/2020 tarih ... Esas ... Karar sayılı karar ile;
"...Resmi Gazete 'nin 07/12/2019 tarih ve 30971 sayılı nüshasında yayınlanan 7194 Sayılı Kanunun 41. maddesi ile 25/03/1987 tarihli ve 3332 Sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması Ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler İle 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu Ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna eklenen geçici 4. maddesindeki "(1)31/12/2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından doğrudan veya dolaylı olarak nominal ya da primli değer üzerinden pay veya pay adı altında satışı yapılmış olan her türlü araç, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununun kaydileştirmeye ilişkin şartlarına tabi olmaksızın 29/6/1956 tarihli ve 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında pay addolunur, bu ortaklıklara yapılan ödemeler pay karşılığı yapılmış kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır. Bu payların kaydileştirilmemiş olması ortaklık haklarına halel getirmeyeceği gibi ortaklık ilişkisinin kurulmadığı da iddia edilemez. (2)Birinci fıkra kapsamında kurulmuş olan ortaklık ilişkileri hakkında; geçerli bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı veya primli pay satışı yapıldığı ileri sürülerek sebepsiz zenginleşme, haksız fiil, sözleşme öncesi görüşmelere aykırılık veya sözleşmeye aykırılık nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” hükmü gereğince;
İŞBU DAVA HAKKINDA BİR KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA..." şeklinde karar verilmiştir.
Mahkememizce verilen kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay . Hukuk Dairesinin 25/01/2021 tarih ... Esas ... Karar sayılı ilamı ile;
"...Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve 7194 sayılı Yasa'nın 41. maddesiyle 3332 sayılı Yasa'ya eklenen geçici 4. maddesi gereğince dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar vermekle yetinilmesi gerekirken davalı tarafın ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin ve hak düşürücü süre itirazının incelenmesinin sonuca etkili olmamasına göre, davacı ve davalı şirket vekillerinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı ve davalı şirket vekillerinin temyiz itirazlarının reddiyle kararın ONANMASINA.." şeklinde karar verilmiştir.
Yargıtay onama kararı gereği mahkememiz 03/07/2020 tarih, ... esas, ... Karar sayılı kararının 13/04/2021 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
Mahkememizin 03/07/2020 tarih, ... esas, ... Karar sayılı kararı kesinleşmiş ise de, Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesinin 20/12/2023 tarih ve ... başvuru sayılı kararı ile;
"...A.1. Başvurucu ... yönünden başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Başvurucular ... , ... ve ... yönünden başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Başvurucu ... makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyet yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Başvurucular ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... , ..., ... ... ... ... ... ... ... makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler yönünden başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5.Mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Diğer ihlal iddiaları yönünden İNCELEME YAPILMASINA YER OLMADIĞINA,
C.Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D.Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (C) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,.." şeklinde karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesince verilen karar ve 6216 sayılı Kanunun 50/2 maddesi uyarınca, dosya re'sen mahkememizin ... esas sırasına kaydedilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Mahkememizin yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesinin ihlal kararına konu olan önceki kararında, 7194 sayılı Kanunun 41. maddesiyle 3332 sayılı kanuna eklenen geçici 4. maddesi gereğince, davanın esası ve bu arada zamanaşımı def'i incelenmeksizin, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir. Söz konusu kararın temyizi üzerine ise, Yargıtay . Hukuk Dairesinin yukarıda yer verilen ilamı ile, Mahkememiz kararının onandığı ve Mahkememiz kararının kesinleştiği anlaşılmıştır.
Hukukumuzda kesinleşen mahkeme kararı ile dava taraflarına tanınan hakların ve yüklenen borçların kural olarak kaldırılamayacağı ve değiştirilemeyeceği benimsenmiştir. Fakat, bunun bir istisnası niteliğinde olan ve bireysel başvuru neticesinde Anayasa Mahkemesince hak ihlaline ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi halinde hak ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için kesinleşen dosyanın yeniden ele alınarak dava hakkında yeniden hüküm tesisine cevaz veren düzenleme, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin 2. fıkrasında yer almaktadır.
6216 sayılı “Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun”un 50. maddesinin 2. fıkrasına göre; “Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir... Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.” Yine Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde de aynı yönde bir hüküm öngörülmüştür.
Söz konusu yasal düzenlemelerden anlaşıldığı üzere, kanun koyucu, Anayasa Mahkemesi’nin yeniden yargılama yapmasına hükmedebilmesi için başvurucunun talepte bulunmuş olmasını aramamıştır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapılmasına re’sen karar verebilmektedir.
6100 Sayılı HMK'nun 374 ve devamı maddelerinde düzenlenen “yargılamanın yenilenmesi” kurumu, talep halinde ve başvurunun yapıldığı derece mahkemesinin kararına bağlı olarak gerçekleşebilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin “yeniden yargılama” yapılmasına karar vermesi halinde ise, talep konusunda ne 6216 sayılı Kanun’da ne Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nde ne de HMK'nda açık herhangi bir hüküm öngörülmemiştir. Ancak T.C. Anayasası'nın 153. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve “yeniden yargılama” kararına direnilmesinin mümkün olmamasından yola çıkılarak Mahkememizce dava taraflarından herhangi bir talep aranmaksızın dosya yeni esasımıza kaydedilmiş, davanın niteliği gereği dosya üzerinden karar vermek mümkün görülmediğinden duruşma açılarak dava taraflarına tebligat çıkartılmış ve kendilerine iddia ve savunma hakkı tanınmıştır. İş bu davanın Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine verilmiş olan mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin karar sebebiyle kesinleşen davanın devamı niteliğinde yeniden yargılama yapılmasına yönelik bir dava olması sebebiyle taraf vekillerinin dosyaya yeniden vekaletname ibrazına ve vekaletnamelerini harçlandırmalarına gerek görülmediğinden tebligatlar, varsa tarafların vekillerine yapılmıştır.
Davalı vekili tarafından her ne kadar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilmesi için adli yargı mercilerinde tüm kanun yollarının tüketilmesinin gerektiği, buna rağmen dosyada Yargıtay ilamına yönelik olarak karar düzeltme yoluna başvurulmaksızın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulduğu ve bu sebeple bireysel başvurunun kabul edilemez olduğu belirtilerek davanın usulden reddi savunulmuş ise de, yukarıda belirtildiği gibi Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve “yeniden yargılama” kararına direnilmesinin mümkün olmaması nedeniyle davalı vekilinin savunması yerinde görülmemiştir.
Öte yandan davalı vekili tarafından, başvuru harcı ve peşin karar ilam harcının davacı tarafından dosyaya yatırılması için kendisine ihtaratta bulunulması ve bunun neticesine göre davaya devam edilmesi savunulmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yargılamaya yönelik resen karar verebilmesi, davanın yeniden yargılama yapılmak üzere yeni esasımıza kaydı öncesinde davacının talebinin aranmamış olması ve resen yargılamaya başlanması, 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nda Anayasa Mahkemesi'nin yeniden yargılama kararı gereğince yargılamaya devam edilmesi halinde davacıdan yeniden başvuru harcı ve peşin karar harcının alınması gerektiği yönünde açık bir düzenleme bulunmaması karşısında, harçlar konusunda davacıya bir ihtar yapılmasına ve davanın yeniden harçlandırılmasına gerek duyulmamıştır.
TÜM DAVALILARCA SÜRESİNDE SUNULAN CEVAP DİLEKÇESİ İLE ZAMANAŞIMI DEF'İNDE BULUNULMUŞTUR.
6100 Sayılı HMK'nun 142. Maddesi: "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar" hükmünü içermektedir. Buradan hareketle öncelikle davalı vekilinin zamanaşımı defisi üzerinde durmak gerekli olmuştur.
Zamanaşımı süreleri genel olarak yalnızca alacak hakları için öngörülmüş olup bu hakların zamanaşımı sürelerine tabi tutulmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Özellikle uzun yıllar boyunca talep edilmemiş olan alacak hakkının ya elde edilmiş ya da ifa dışındaki bir nedenle sona ermiş olması, uzun yıllar boyu ifanın kanıtı olan belgeleri saklamasının borçludan beklenemeyecek olması, ifa talebiyle karşılaşan borçlunun borcunu ifa etmiş olsa bile ifayı ispat etmesinin neredeyse olanaksız olması ve bu durumda borçlunun hukuken korunmasının gerekmesi, hukuk düzeninin istikrar kazanmış durum ve ilişkilere dokunmak istememesi, hukuki güvenlik ilkesi ve geçmişte kalan olaylardan dolayı uyuşmazlığın sürdürülmesinde kamu yararı bulunmaması bu nedenler arasında yer almaktadır (... : Özel Hukukta Zamanaşımı, İstanbul 2010. s. 16.)
Hukukumuzda zamanaşımı, uyuşmazlığın niteliği ve vasıflandırmasına göre farklı sonuçlara ve sürelere bağlandığından öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin nitelendirilmesi gerekmektedir.
Somut olayda davacı vekili, müvekkilinden yüksek kar vaadi ve her an iade edilebileceği garantisiyle para tahsil edildiğini, müvekkilinin geçersiz belgelerle şeklen şirket ortağı gibi gösterildiğini, tahsil edilen paraların muhasebe kayıtlarına yansıtılmadığını, para iade taleplerinin reddedildiğini, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığını iddia ettiğinden, uyuşmazlığın haksız fiilden kaynaklı olduğu neticesine varılmıştır.
Uyuşmazlığın nitelemesi kadar kuşkusuz zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespiti de somut olayda önem arz etmektedir.
Yargıtay . Hukuk Dairesi benzer bir davaya ilişkin olarak 13.03.2023 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı emsal ilamı ile; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararıyla mudilerin off shore alacaklarının tahsiline yönelik açtıkları davalarda zamanaşımının başlangıcının tespitinde off shore hesabına aktarma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verilmiştir... Bu itibarla off shore alacakların tahsiline ilişkin davalar bakımından verilen işbu içtihadı birleştirme kararının gerekçesi, somut uyuşmazlık bakımından da açıklayıcı ve yol gösterici mahiyette olup zamanaşımı hususunun bu bakış açısı ile değerlendirilmesi elzemdir..." şeklinde karar vermiştir.
Yukarıda yer verilen Yargıtay ilamında özellikle belirtildiği üzere, içtihadı birleştirme kararları konularıyla sınırlı, gerekçeleri ile açıklayıcı ve yol gösterici, sonuçlarıyla bağlayıcı kararlardır. Bu bakımdan eldeki davada, dosyaya sunulan ortaklık durum belgesi, SPK kayıtları, tahsilat makbuzları ve taraf vekillerinin dilekçe içerikleri dikkate alındığında taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, dolayısıyla zamanaşımı süresinin, davacının davalı şirkete para yatırdığı tarihte başladığı neticesine varılmıştır.
Somut olayda, zamanaşımı bakımından 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Zira, 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ise de; 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanım hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden haşlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. 818 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesi; “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazam olan tarafın zarara ve failine ıttıla tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.” hükmünü içermektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunun 60. maddesinde haksız fiilden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemleri için 1 yıllık ve 10 yıllık ile ayrıca uzamış ceza zamanaşımı süreleri düzenleme altına alınmıştır. Genel kural, davanın, zararın ve tazminat borçlusunun öğrenilmesinden başlayarak 1 yıl içinde açılması gerektiğidir. Ayrıca ilgili kanun maddesinde üst sınır olarak 10 yıllık süre tayin edilmiştir. Söz konusu 10 yıllık sürenin başlangıcı ise eylem günüdür. Ayrıca tazminata ilişkin eylem, ceza kanunlarında suç oluşturuyorsa ve daha uzun bir zamanaşımı süresini öngörüyorsa, tazminat talep süresi de ceza kanunundaki öngörülen zamanaşımına kadar uzamış kabul edilir.
Davalı şirketin yetkilileri hakkında Konya . Ağır Ceza Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasıyla açılan en son kamu davasında; mahkemenin 25.03.2011 tarih ve 2011/127 Karar sayılı ilamıyla "Örgüt Kurma ve Örgüte Üye Olma, Hizmet nedeniyle Görevi kötüye Kullanma, Nitelikli Dolandırıcılık" suçlamaları nedeniyle tüm sanıklar (davalı şirket yetkilileri) hakkında açılan davalarının 765 sayılı TCK'nun 102/4. ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğundan CMK'nun 223/8 maddesi gereğince davaların ayrı ayrı düşürülmesine karar verildiği, bu kararın Yargıtay . Ceza Dairesinin 12.11.2012 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.765 sayılı TCK'nun 102. ve 104. maddelerinde bahsi geçen suçlara ilişkin öngörülen zamanaşımı süresi 5 yıl, uzamış ceza zamanaşımı süresi ise 7,5 yıldır.
Ceza davası zamanaşımı süresinin amacı gözetildiğinde, daha uzun olmak şartıyla bu sürenin hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresi hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresi açısından uygulanması gerekir. On yıldan fazla ceza davası zamanaşımı süresinin söz konusu olduğu bir durumda artık nispi ve mutlak zamanaşımı süresi dikkate alınmayacaktır. Bu durumda ceza davası zamanaşımı süresi hem bir yıllık nispi zamanaşımı süresinin hem de on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin yerini alacak, tazminat davası en geç bu sürenin sonuna kadar açılabilecektir. Öte yandan ceza davası zamanaşımı süresi bir yıllık nispi zamanaşımı süresinden uzun ancak on yıllık mutlak zamanaşımı süresinden kısa ise bu durumda sadece nispi zamanaşımı süresinin yerine uygulanma imkanına sahip olacaktır. (... , s. 725.). Zarar gören, zarar ve faili ne zaman öğrenmiş olursa olsun on yıllık mutlak zamanaşımı süresinin geçmemiş olması şartıyla ceza davası zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. Bununla birlikte ceza davası zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi zarar gören on yıllık mutlak zamanaşımı süresi içerisinde zarar ve faili öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan bir yıllık nispi zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecektir. (Yargıtay . Hukuk Dairesi ... E. ... K.)
Nitekim Konya Bam . Hukuk Dairesi'nin benzer mahiyetteki davaya ilişkin olarak verdiği 26/12/2023 tarih ve ... Esas ... Karar Sayılı kararı: "..davacının, şirkete 30/06/2000 tarihinde para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 19/01/2018 tarihinde zamanaşımı süreleri geçtikten sonra açıldığı, bu nedenle davalılar ...ve ... yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından davalı ...ve ... istinaf taleplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi gereğince; ...ve ... yönelik açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine,.." şeklindedir.
Söz konusu İstinaf Mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay . Hukuk Dairesince verilen 29/04/2024 tarih, ... Esas, ... Karar sayılı karar ise: "... Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi kararında zamanaşımına ilişkin hangi sürenin karara esas alındığı açıkça belirtilmişse de Dairemizin bu husustaki müstakar kararlarında belirtildiği üzere davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Kanun’un 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 104 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davanın da davalı tarafa paranın yatırıldığı tarihten itibaren 7.5 yıldan sonra yani zamanaşımı süresinden sonra açılmış olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir..." şeklindedir.
Yukarıda yer verilen yüksek mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, davalıların eylemlerinin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, davacının, davalı şirkete para yatırdığı tarihten itibaren 7.5 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra eldeki davanın açıldığı, bu sebeple davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği, netice ve kanaatine varılmıştır.
Bu itibarla, Mahkememizin kesinleşen önceki kararının 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 50/2. maddesi uyarınca ortadan kaldırılmasına ve davanın zamanaşımından reddine dair hüküm tesis edilmiştir.
Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücreti Yönünden Yapılan Değerlendirme;
Mahkememizin kesinleşen önceki kararı ile, Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarih ve ... Esas ... Karar sayılı kararı ile sonradan iptal edilen 7194 sayılı Kanun'un 41. Maddesinde yer alan: "...nedenlerine dayalı olarak açılan ve kanun yolu incelemesindekiler dahil görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir ve yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.” düzenlemesi gereğince, karar verilmesine yer olmadığına dair kararlar verilerek, tüm harç ve yargılama giderlerinden davalı şirket sorumlu tutulmuş ve maktu vekalet ücretinin davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine hükmedilmiştir. İş bu davanın yeniden esas alınarak görülmesine sebep olan Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu kararında, yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle hukuki mekanizmalarını işletme hakkından mahrum bırakılan başvurunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yeniden yargılama yapılmak üzere bu ve buna benzer birçok dava ilgili yargı mercilerine gönderilmiş ve bunun neticesinde davalar re'sen yeni esasa kaydedilerek yargılamaya devam edilmiştir.
Yargıtay ilgili hukuk dairelerinin benzer davalara ilişkin önceki kararlarında, ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olması sebebiyle zamanaşımı def'ileri reddedilmekte iken, özellikle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 22.04.2022 tarih, ... E. ve ... K. sayılı kararı üzerine Yargıtay uygulamasında değişikliğe gidilerek, yukarıda yer verilen yakın tarihli Yargıtay kararlarında da görüleceği üzere; bu davaların haksız fiilden kaynaklı tazminat davası olduğu, zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin şirkete para yatırılan tarih olarak belirlenmesi gerektiği ve para yatırılan tarihten dava tarihine kadar uzamış ceza zamanaşımı sürelerinin dolduğu gerekçeleriyle davaların zamanaşımından reddinin gerektiği görüşü benimsenmiş ve bu görüş ilgili İstinaf Mahkemelerince de benimsenerek uygulamada istikrar kazanmıştır. Mahkememizce yeniden başlanan yargılamada da bu görüşe itibar edilerek davanın zamanaşımından reddinin gerektiği kanaatine varılmıştır.
İş bu davanın ve benzer birçok davanın yargısal süreç içerisinde izlediği seyir, davanın Yargıtay'ın yukarıda sözü edilen önceki uygulaması döneminde açılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve direnmenin mümkün olmaması nedeniyle Mahkememizce re'sen davanın yeniden esasa alınarak yargılamaya devam edilmesi ve bunun öncesinde davacının herhangi bir talep ve başvurusunun aranmaması, Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru üzerine vermiş olduğu kararında yargılama sırasında yapılan kanuni düzenleme nedeniyle davacının hukuki mekanizmalarını işletme hakkından mahrum bırakıldığı gerekçesine yer verilmesi, bireysel başvurucunun talebi o yönde olmasa bile Anayasa Mahkemesince hak ihlalinin giderimi için re'sen yeniden yargılama yapılmasına karar verilebilmesi hususları dikkate alındığında; davalının yapmış olduğu yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesinin hukuki güvenlik ilkesi ile adalet ve hakkaniyete uygun düşmeyeceği vicdani kanaatine varıldığından yargılama gideri ve vekalet ücreti buna göre tayin edilerek, aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Mahkememiz 03/07/2020 tarih ve ... esas, ... karar sayılı kesinleşen kararının 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'un 50/2. maddesi uyarınca davalı ...Ş. ve davalı ... terekesi yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davanın davalı ...Ş. ve davalı ... terekesi yönünden ZAMANAŞIMI NEDENİYLE REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00TL maktu karar ilam harcından dava açılırken alınan 314,30TL peşin harcın mahsubu ile eksik kalan 417,70TL bakiye karar ilam harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-Mahkememizin önceki kararında belirtilen ve davacıya iadesi yönünde hüküm kurulan 259,90TL karar ilam harcıyla ilgili Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan harç tahsil müzekkeresinin iptal edilmesinin istenilmesine,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
6-Davanın niteliği ve yukarıda açıklanan gerekçeler dikkate alınarak davalı ...Ş. yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, yaptığı yargılama masraflarının kendisi üzerinde bırakılmasına,
7-Karar tebliği için gereken masrafların davacının yatırdığı gider avansından karşılanmasına, gider avansı bulunmadığı veya ikmal edilmediği takdirde tebligat masraflarının ileride haksız çıkan taraftan karşılanmak üzere şimdilik suçüstü ödeneğinden karşılanmasına, hükmün kesinleşmesine kadar yapılan tüm masraflardan sonra taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
8-İş bu davanın basit usule tabi olması sebebiyle 6100 sayılı HMK'nun 321/2. maddesi gereğince gerekçeli kararın herhangi bir talep aranmaksızın, re'sen dava taraflarına tebliğine, (Yargıtay HGK. ... E., ... K.,Ankara BAM . H.D. ... E. ... K., Konya BAM .HD. ... E, Adana BAM . HD ... E, İstanbul BAM . HD. ... E , Ankara BAM .HD ... E ... K),
Dair; davacı vekili ve davalı ...Ş. vekilinin yüzüne karşı, davalı ... tereke temsilcisinin yokluğunda gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince (2) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 10/06/2026
Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...