İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasıyla açılan davada verilen ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın incelendiği istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacı tescilli markalarına davalıya ait akaryakıt istasyonunda tecavüz edildiğini iddia ederek, markasal kullanımların tespiti, bilirkişi incelemesi, ihtiyati tedbirle markalı tabelaların sökülmesi, pompa giydirmelerinin indirilmesi, reklam materyallerine el konulması, tecavüzün durdurulması ve hükmün gazetede yayınlanmasını talep ederken; davalı, başka bir davanın bekletici mesele yapılmasını, lisans sözleşmesiyle markaya değer kattığını, tecavüzün olmadığını, davacının iddialarının asılsız olduğunu, haksız rekabetin davacıdan kaynaklandığını savunarak, davanın öncelikle husumet yokluğundan, aksi halde esas yönünden reddini ve tazminat taleplerine itirazla birlikte, şayet tazminata hükmedilirse kendi katkıları doğrultusunda kendisine ödenmesini talep etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2026/834
KARAR NO: 2026/1245
İNCELENEN ARA KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 27/04/2026 (Ara Karar)
NUMARASI: 2025/228 E.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)|Marka (Maddi Tazminat İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/07/2026
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... A.Ş. tarafından bizzat işletilen .... Mah. ... Cad. No:. ..../İSTANBUL adresindeki akaryakıt istasyonunda keşif icra olunarak dilekçesinin "...." bölümünde ayrıntıları belirtilen tüm markasal kullanımların fotoğraf, video ve sair teknik araçlarla kayıt altına alınmasını, bu kullanımlar hakkında bilirkişi raporu düzenlenmesini, ihtiyati tedbir talebinin kabulünü, Öncelikle teminatsız olarak aksi takdirde uygun bir teminat karşılığında, ... Mah. ... Cad. No:.... ....../İSTANBUL adresindeki akaryakıt istasyonunda kullanılan müvekkile ait ... başvuru numaralı, 25.03.2011 başvuru tarihli, “...” şekil, ... başvuru numaralı, 26.02.2010 başvuru tarihli "...şekil", ... başvuru numaralı 09.02.2016 başvuru tarihli “......”, ve ... başvuru numaralı, 03.05.2006 başvuru tarihli “...şekil” markalarının (veya tespit edilecek diğer müvekkil markalarının) ve müvekkili adına tescilli olmayan fakat müvekkilin seri markalarının aynı veya ayniyet derecesinde benzeri “...” asli unsurlu markalar “...”, “...”, “...”, “......”, “......” gibi markaların kullanıldığı tabelaların sökülmesini/indirilmesini, el konulmasını, pompa giydirmelerinin sökülmesini/indirilmesini, el konulmasını, istasyonda bulunan reklam vasıtası, basılı evrak ve adı geçen markaların yer aldığı diğer tüm ürünlerin toplatılarak el konulmasını, elkonulan ürünlerin şekillerinin değiştirilmesini, üzerilerindeki markaların silinmesini, çıkarılmasını, kaçınılmaz ise imhasını, sair tecavüzü durduracak tedbirlerin yerine getirilmesini, davalı şirketin müvekkile ait marka hakkına dair tecavüzünün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüzün durdurulmasını, dava sonunda verilecek hükmün kesinleşmesini müteakip masrafları davalıdan alınarak Türkiye çapında yayınlanan bir gazetede yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Ankara 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2025/126 E. sayılı dava dosyasının işbu dosyaya celbini, bu davada bekletici mesele yapılmasını, husumet itirazının bulunmadığını, husumet itirazı saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirketin markaya kattığı değer ortada olup marka hakkına tecavüz iddiasına açıkça itiraz ettiğini, müvekkili şirket marka lisans sözleşmesiyle 2016 yılından bu yana markaya değer kattığını, bu kapsamda markanın tüketiciye tanıtılmasında önemli rol oynadığını, müvekkili şirket işbu lisans kapsamında markayı tüketiciyle buluşturmuş olduğunu, bu kapsamda gerçek hak sahipliğinin gözetilmesi gerektiğini, müvekkilin marka hakkına tecavüz teşkil eden bir eylemi bulunmadığını, davacı hiçbir dayanağı olmadan müvekkili şirketin hukuka aykırı bir şekilde markalarını kullanmaya kendini bir devlet şirketi gibi lanse ederek tüketiciler nezdinde güven uyandırdığını, haksız ticaret yapmaya devam ettiğini, ayrıca davacının ticaret unvanını izinsiz kullanarak haksız rekabet yaratacak davranışlarda bulunduğunu iddia ettiğini, davacının bu iddiaları son derece asılsız olduğunu, mahkemeyi yanıltma amacıyla ortaya atılmış kötüniyetli ifadeler olduğunu, dosyadan alınan bilirkişi raporuna ve ihtiyati tedbir yönünden yazılacak karara karşı itirazlarını saklı tuttuğunu, bilirkişi raporuna karşı itiraz süresine ek 2 haftalık süre verilmiş olduğunu, mahkemeye itirazlarını sunmak üzere sürenin devam etmekte olduğunu, ihtiyati tedbir yönünden verilen ara karar doğrultusunda işbu karara karşı üst mahkemeye itirazlarını sunacaklarını, marka hakkına tecavüz iddialarına cevapları baki olmakla beraber davacı tarafından birleşen dava ile talep edilen tazminat taleplerine açıkça itiraz ettiklerini, şayet bir tazminata hükmedilecekse bunun müvekkilin markaya kattığı değerler doğrultusunda müvekkile ödenmesi gerektiğini, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2025/126 E. sayılı dosyasının celbine ve lisans süresinin uzatılması/kullanım hakkının devamına ilişkin uyuşmazlığın huzurdaki davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikte olması nedeniyle anılan dosyanın bekletici mesele yapılmasını, husumet itirazının kabulü ile davanın öncelikle pasif husumet yokluğu nedeniyle reddini, aksi kanaatte olunması halinde davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddialarının haksız, dayanaksız ve ispatlanmamış olması nedeniyle davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili cevaba cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkeme dosyasının bekletici mesele yapılması talebinin yerinde olmadığını, davalının husumet itirazı hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davalının ... mevzuatı, operasyonel zorunluluklar ve markaya değer kattığı yönündeki savunmalarının marka hakkına tecavüz fiilini ortadan kaldırmadığını, aksine müvekkili markaların ekonomik değerini ve davalı tarafından bilinçli olarak kullanıldığını, davalının kötü niyetli olmadığı yönündeki savunması dosya kapsamıyla çelişmekte olduğunu, davalı tarafından gerçekleştirilen kullanımların marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğini, davalı şirketin müvekkile ait marka hakkına dair tecavüzünün ve haksız rekabetin tespiti ile tecavüzün durdurulmasını, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesinin 27/04/2026 tarihli 2025/228 Esas sayılı ara kararı ile; İhtiyati tedbir talebinin REDDİNE karar verilmiştir.
Davacı vekilleri istinaf dilekçesinde özetle;
-Müvekkili tarafından; davalının müvekkiline ait “...”, “...”, “......” markaları ile müvekkilinin seri markalarıyla aynı veya ayniyet derecesinde benzer “...”, “...”, “...”, “......”, “........” ibarelerinin davalının bayi ağı, akaryakıt istasyonları, dijital mecraları ve kurumsal kimlik unsurları üzerinde kullanılmaya devam edilmesi suretiyle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden fiillerin gerçekleştiği belirtilerek; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve durdurulması ile birlikte ihtiyati tedbir talepli olarak huzurdaki dava açıldığını, 21.04.2026 tarihli bilirkişi raporunda; taraflar arasındaki lisans sözleşmesinin 04.04.2025 tarihi itibarıyla sona erdiği, sözleşmenin hak sahibi tarafından uzatılmadığı, davalı tarafından gerçekleştirilen kullanımın “süre bakımından genişletme” niteliğinde olduğu, dava dışı bayilerdeki marka kullanımının tamamen davalı dağıtıcı şirketin organizasyonu altında gerçekleştiği, bu nedenle meydana gelen marka hakkına tecavüz fiilinden doğrudan davalı .....’nin sorumlu olduğu, ayrıca dava konusu markasal kullanımın müvekkili markalarının menşe, garanti ve kalite fonksiyonlarına zarar verebileceği yönünde açık tespitlere yer verildiğini, Mahkemece, tespit yapılan adreslerin dosyada davalı olmayan farklı tüzel kişiler tarafından kullanıldığı, davacı vekilince bu kullanımların kaldırılması yönünde talepte bulunulmuş ise de dosyanın tarafı olmayan 3. Kişiler aleyhine ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği gerekçisiyle HMK m.389 ve m.390 kapsamında ihtiyati tedbir şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verildiğini, dava konusu markasal kullanım, bağımsız üçüncü kişilerin kendi münferit ticari tercihleri veya davalıdan bağımsız iradeleri kapsamında gerçekleşmediğini; doğrudan davalı .....’nin akaryakıt bayileri ile akdettiği bayilik sözleşmeleri, marka kullanım izinleri, kurumsal kimlik standartları ve dağıtım organizasyonu çerçevesinde ortaya çıkmakta olduğunu, akaryakıt bayilik sisteminde, diğer bayilik sözleşmelerinden farklı olarak, tıpkı franchising sözleşmesinde olduğu gibi, dağıtıcı ile bayi arasında yeknesak bir görüntü ve oldukça sıkı bir ilişki bulunmakta olduğunu, akaryakıt istasyonlarının tüketici nezdindeki görünümü ve ticari algısı doğrudan dağıtıcı şirketin markası üzerinden oluşturulduğunu, bayinin istasyonu kendi bağımsız ticari kimliği veya kendi belirlediği marka, logo ve görsellerle işletmesi fiilen ve sözleşmesel olarak mümkün olmadığını, dava konusu markaların istasyonlarda kullanılması, bayilerin davalıdan bağımsız şekilde gerçekleştirdiği münferit bir kullanım olarak nitelendirilemeyeceğini, söz konusu kullanım davalı .....’nin bayi ağı üzerinde kurduğu sözleşmesel ve ticari organizasyonun doğal sonucu olduğunu, düzenlenen 21.04.2026 tarihli bilirkişi raporunda da akaryakıt bayilerinin markayı kullanma biçiminin tamamen dağıtıcı şirketin organizasyonu altında gerçekleştiği, istasyonlardaki markasal görünüm ve kurumsal kimliğin bayilerin bağımsız tercihlerinden değil, dağıtıcı şirketin doğrudan talimatları ve sözleşmesel zorunluluklarından kaynaklandığı, bayilerin dava konusu markaları davalı ..... ile aralarındaki bayilik/lisans ilişkisi kapsamında kullandıkları ve bu nedenle meydana gelen marka hakkına tecavüz fiillerinden doğrudan davalı dağıtıcı şirketin sorumlu olduğu açıkça ortaya konulduğunu, talep edilen ihtiyati tedbirin, davada taraf olmayan üçüncü kişilerin bağımsız faaliyetlerine müdahale niteliğinde olmadığını, talep davalı .....’nin müvekkiline ait markaları ve bu markalarla aynı veya ayniyet derecesinde benzer ibareleri, kendi bayi sözleşmeleri ve dağıtım organizasyonu kapsamında kullandırmasının tedbiren durdurulmasına ilişkin olduğunu, tedbirin muhatabı, istasyonlarda fiili kullanımı gerçekleştiren bayiler değil; bu kullanımı mümkün kılan, organize eden, yönlendiren ve sürdüren davalı dağıtıcı şirket olduğunu, aksi durumun hem SMK m.159 ile amaçlanan etkin geçici hukuki korumayı işlevsiz hale getirecek hem de marka hakkına tecavüzün dağıtım ağı ve bayilik organizasyonu arkasına gizlenmesine imkan tanıyacak olduğunu, dava konusu kullanım, üçüncü kişilerin davalıdan bağımsız ve münferit kullanımı değil; davalı TPPD’nin bayilik sözleşmeleri ve dağıtım organizasyonu kapsamında gerçekleştirdiği/kullandırdığı markasal kullanım olduğunu,
-HMK m.389 ve SMK m.159 kapsamında ihtiyati tedbir şartlarının somut olay bakımından fazlasıyla oluştuğunu, bilirkişi raporlarında, taraflar arasındaki marka lisans sözleşmesinin 04.04.2025 tarihi itibarıyla sona erdiği ve bu tarihten sonra davalının müvekkiline ait markaları herhangi bir hukuki dayanak olmaksızın kullanmaya devam ettiğinin açık şekilde tespit edildiğini, Bilirkişi heyeti ayrıca, lisans sözleşmesinin sona ermesine rağmen markaların kullanılmaya devam edilmesini “süre bakımından genişletme” olarak değerlendirdiğini, somut olayda marka kullanımının üçüncü kişilerin bağımsız tasarruflarından kaynaklandığı ileri sürülemeyeceği gibi, üçüncü kişiler aleyhine tedbir kararı verilemeyeceğine ilişkin genel ilkeye dayanılması da mümkün olmadığını, bilirkişi raporlarında ayrıca, bazı bayiler tarafından ... kararları kapsamında farklı dağıtıcı firmalardan akaryakıt temin edilmesine rağmen istasyonlarda müvekkiline ait “...” markalarının kullanılmaya devam edilmesinin, markanın menşe, garanti ve kalite fonksiyonlarına zarar vereceği ve tüketici nezdinde ciddi karışıklığa yol açacağı açıkça belirtildiğini, özellikle farklı dağıtıcılardan temin edilen ürünlerin müvekkiline ait markalar altında pazarlanması; tüketicilerde ürünlerin halen müvekkili marka organizasyonu içerisinde sunulduğu yönünde yanlış bir algı yarattığını, müvekkilinin ticari itibarı ve marka değeri üzerinde telafisi güç zarar doğurduğunu, bilirkişi raporunda dijital mecralara ilişkin yapılan incelemelerde, davalının internet siteleri ve sosyal medya hesapları bakımından önemli tespitlerde bulunulduğunu, davalıya ait www.........tr adresinde yapılan incelemede, güncel kullanımda ihtilaf konusu markasal unsurlara rastlanılmadığı, internet sitelerinin geçmiş kayıtlarını gösteren archive.org üzerinden yapılan incelemelerde, özellikle 12.10.2025 tarihi ve öncesine ait arşiv kayıtlarında ihtilaf konusu marka kullanımının mevcut olduğunu, Davalıya ait www....com internet sitesinin geçmiş kayıtlarında da (web .... verilerinde) müvekkile ait markaların kullanıldığının açıkça görüldüğünü, ..... arama motoru üzerinden yapılan görsel taramalarda, davalı ile bağlantılı içeriklerde ihtilaf konusu marka kullanımının yoğun şekilde yer aldığının tespit edildiğini, güncel kullanımın kaldırılmış görünmesine rağmen arşiv kayıtlarında özellikle 2025 dönemine ait yoğun marka kullanımının mevcut olduğunu,
-Davalının lisans sözleşmesinin sona ereceğini yıllar öncesinden bilmesine rağmen gerekli hazırlıkları yapmaması, sözleşmenin uzatılmayacağının açıkça bildirilmesine ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tedbir kararının kaldırılmış olmasına ve hatta Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2025/126 E., 2026/25 K. sayıl kararıyla açmış oldukları davanın reddedilmiş olmasına rağmen markaları aynen kullanmaya devam etmesi, bunun yanında dijital mecralardaki içerikleri kaldırmaya başlaması birlikte değerlendirildiğinde; davalının eylemlerinin açık şekilde kötü niyetli olduğunu, marka hakkına tecavüz olgusu yaklaşık ispat seviyesini fazlasıyla aşacak şekilde ortaya konulmuş, hukuka aykırı kullanımın halen devam ettiği bilirkişi raporlarıyla sabit hale gelmiş, dijital içeriklerin kaldırılması nedeniyle delillerin ortadan kaybolma riski ortaya çıkmış, müvekkili markalarının menşe, garanti ve kalite fonksiyonları ciddi şekilde zarar görmeye başlamış, davalının eylemlerinin açık şekilde kötü niyetli olduğu anlaşılmış olduğundan kararın kaldırılarak tedbir kararı verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili Şirketin, davacı ... ("...") iştiraki konumunda bir kamu iştiraki iken özelleştirildiğini ve ...Anonim Şirketi tarafından satın alındığını, Devamında ise ...Anonim Şirketi iştiraki olan ...A.Ş. ile birleşmiş ve ticari hayatına ... A.Ş. unvanı altında devam etmiş olduğunu, müvekkili Şirketin ve henüz özelleştirilmeden önce davacı ... arasında 29.09.2016 Tarihli 2 yıl süreli inhisari olmayan marka lisans sözleşmesi ("Sözleşme") akdedilmiş olup yıllık 1.000.000-USD ödeme bedeli karşılığında markalar müvekkili şirket kullanımına bırakıldığını, lisans sözleşmesinin uzatılması hususunda taraflar arasında görüşmeler devam ederken davacı kötüniyetli bir şekilde bu işbirliğini sonlandırmış ancak müvekkili tarafından da Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi nezdinde 2025/126 E. Sayılı dava dosyasını ikame edilmiş olduğunu, bu dosya yerel mahkeme tarafından huzurdaki ara kararın verildiği dosyaya bekletici mesele yapılmış bulunduğunu, bilirkişi marifetiyle inceleme yapılan istasyonun işletmecisinin müvekkili olmadığı, marka ve logo kullanımının müvekkili tarafından gerçekleştirilmediği bilirkişi marifetiyle tespit ettirildiğini ve dosyaya rapor sunulduğunu, davacının müvekkilinin dağıtıcı olduğundan ve işletmeleri yönlendirdiğinden bahisle öne sürdüğü iddiaların gerçeklere aykırı olduğunu, Davacının iddia ettiği kullanımın müvekkili şirket tarafından gerçekleştirilmediği açık olup davacının ihtiyati tedbir isteminin hukuki şartları tam olarak bu somut tespitler dolayısıyla oluşmadığını, inceleme konusu istasyon ayrı tüzel kişiliğe sahip bir işletmeci tarafından işletilmekte olup marka kullanımı istasyon işletmecisi tarafından sağlanmakta olup davacının hiçbir şekilde kabul etmemekle beraber müvekkilin dağıtıcı olduğundan bahisle bu işletmecileri talimatlandırdığına ilişkin iddiasının hukuken haklı bulunabilecek bir tarafı ve hukuki dayanağı bulunmadığını, marka/kurumsal kimlik görünümünden hareketle müvekkili şirket aleyhine doğrudan tecavüz sorumluluğu kurulamayacağını, davacının, fiili kullanımın kim tarafından gerçekleştirildiğini ve müvekkili şirketin bu kullanımla doğrudan bağlantısını somut delillerle ispatlaması gerektiğini, davacının müvekkili şirketin dağıtıcı firma olduğuna ilişkin iddiaları da mahalde yapılan keşif ve bu keşifte tutanak altına alınan hususlarla sabit hale geldiğini, istasyon müdürü tarafından açıkça ... ... ile çalışıldığı, dava dışı ... dağıtıcı olduğu belirtildiğini, müvekkili şirketin artık söz konusu istasyonun dağıtıcısı olmadığını ve bu istasyonda gerçekleşen marka kullanımının müvekkili şirketin kontrolü veya ticarî iradesi dışında gerçekleştiğini açıkça ortaya koyduğunu, istasyonun artık başka bir marka (...) çatısı altında olması, istasyonun mülkiyet ve işletme sorumluluğunun tamamen üçüncü bir tarafa (......A.Ş.) ait olduğunu gösterdiğini, markaların hala o istasyonda bulunması müvekkili şirketin değil, istasyon işletmecisinin sorumluluğunda olduğunu, istinaf başvurusuna anılan nedenlerle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
İstinafa konu karar 27/04/2026 tarihli ara karardır.
6769 sayılı Kanun'un 159. maddesinde ihtiyati tedbirler düzenlenmekte olup, madde hükmü "(1) Bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişiler, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkiniğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilir." şeklinde olup, söz konusu ihtiyati tedbir kararı, davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi ve durdurulması, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen tecavüze konu ürünlere, bunların üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara ya da patenti verilmiş usulün icrasında kullanılan vasıtalara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engelleyecek şekilde, Türkiye sınırları içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dahil, bulundukları her yerde elkonulması ve bunların saklanması, herhangi bir zararın tazmini bakımından teminat verilmesi şeklinde verilebilir. Bu kanunda hüküm bulunmadığı durumda 6100 sayılı HMK hükümleri uygulanır.
HMK 389. maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelecek bir değişiklik nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir.
İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2025/228 Esas sayılı dosyasından aldırılan 29.01.2026 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "1. Bilişim Yönünden İncelemeler Sonucunda: 1. 1. ...... adresli internet sitesinin incelemesi: Güncel olarak yapılan incelemelerde internet sitesinde “şekil ” ambleminin kullanılmakta olduğu, ....... kullanılarak yapılan incelemelerde, www.tppd.com.tr adresli internet sitesinin 2008 – 2025 yılları arasında toplam 247 adet arşiv kaydının tutulmuş olduğu, 23.02.2025 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “şekil ” logo ve ambleminin kullanıldığı, 22.06.2024 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, 06.07.2023 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “ şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, 24.06.2022 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı (Ekran Görüntüsü 6), 26.03.2021 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “şekil ” logo ve ambleminin kullanıldığı, tppd.com.tr alan adı kaydını yapan kişi ve yönetici bilgisinin ... A.Ş. olduğu, alan adının 15.06.2007 tarihinde kayıt ettirildiği ve 14.06.2028 tarihine kadar kayıtlı olduğu, o İnternet sitesinin alan adı kaydının .... A.Ş. kullanılarak yapıldığı ve hosting (yer sağlayıcısın) ... A.Ş. olduğu, 1. 2. www....com adresli internet sitesinin incelemesi: Güncel olarak yapılan incelemelerde internet sitesinin yayından kaldırılmış olduğu, ..... kullanılarak yapılan incelemelerde, www....com adresli internet sitesinin 2021 – 2025 yılları arasında toplam 59 adet arşiv kaydının tutulmuş olduğu, 24.05.2025 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “ şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, 24.05.2024 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “ şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, 06.07.2023 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “ şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, 24.06.2022 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “şekil ” logo ve ambleminin kullanıldığı, 26.03.2021 yılına ait arşiv kaydında internet sitesinde “ şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, ... alan adı kaydını yapan kişi ve yönetici bilgisinin gizli olduğu, alan adının 20.03.2020 tarihinde kayıt ettirildiği ve 20.03.2026 tarihine kadar kayıtlı olduğu, o İnternet sitesinin alan adı kaydının ...kullanılarak yapıldığı ve hosting (yer sağlayıcısın) ... olduğu, 1. 3. https://www.....com/.../ adresli Instagram sayfasının incelemesi: Güncel olarak yapılan incelemde Instagram sayfasının yayından kaldırılmış olduğu, Davacının dosyaya sunmuş Ek 17’de ise davalının Instagram sayfasında “ şekil” logo ve ambleminin kullanıldığı, 4. ... sayfası incelemesi: Güncel olarak yapılan incelemede ... sayfasında “ ” ambleminin kullanılmakta olduğu, Davacının dosyaya sunmuş Ek 17’de ise davalının ... sayfasında “şekil ” logo ve ambleminin kullanıldığı tespit edilmiştir. 2. Marka Yönünden İncelemeler Sonucunda: Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, ilgili dosya içeriği, dava konusu mahalde yapılan tespit ile sınırlı olmak üzere; sayın mahkemece tespiti istenilen hususlar konusunda talep edilen; ... mahallesi, ... caddesi, No:.... .../İSTANBUL adresinde yapılan tespit neticesinde; Tespite konu mahalde, faaliyet gösteren firmanın davalı ... A.Ş. yerine davadışı ......A.Ş isimli farklı bir firma gözüktüğü (Vergi dairesi Başkent Vergi no ...) ... kurumunca ihdas edilen Bayilik Lisansında da akaryakıt istasyon sahibi olarak davalı ... A.Ş. yerine ......A.Ş. isimli davadışı firmanın bilgilerinin ...... künyesinde yeraldığı (Lisans No: ...), her ne kadar tespit esnasında tutanağa akaryakıt istasyonunun ... petrol firmasıyla anlaşıldığı yönünde beyanda bulunulmuş ise de akaryakıt istasyonunun dış cephesinde idari binalarda ve istasyonun çeşitli giydirmelerde halen davacı ... şirketine ait ''...'', ''...'', ''...'', ''...'', ''...... ....'', ''Yeni ......'', ''...... .. ....'', ''.. ....'' markalarının görsellerinin yoğun biçimde kullandığı bu durumun tüketiciler nezdinde akaryakıt istasyonu işleticisinin tam olarak anlaşılmayacağından karışıklığa yol açacağı, bu durumun 5015 sayılı Petrol Piyasası 7.maddesine göre iki farklı Dağıtım firmasına ait markaların aynı anda bulundurma yasağına aykırılık teşkil edebileceği" yönünde görüş bildirilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesi ile, Müvekkili tarafından; davalının müvekkiline ait “...”, “...”, “......” markaları ile müvekkilinin seri markalarıyla aynı veya ayniyet derecesinde benzer “...”, “...”, “...”, “......”, “.... .” ibarelerinin davalının bayi ağı, akaryakıt istasyonları, dijital mecraları ve kurumsal kimlik unsurları üzerinde kullanılmaya devam edilmesi suretiyle marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden fiillerin gerçekleştiği belirtilerek; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve durdurulmasını talep ve dava etmiş olduğu, incelenen dosya kapsamında taraflar arasında lisans sözleşmesinin sona ermiş olduğunun ileri sürüldüğü, aldırılan bilirkişi raporunda bilirkişi incelemesinin davalının istasyonunda yapılmadığı, davacı tarafça tedbirin muhatabı, istasyonlarda fiili kullanımı gerçekleştiren bayiler değil; bu kullanımı mümkün kılan, organize eden, yönlendiren ve sürdüren davalı dağıtıcı şirket olduğunun ileri sürüldüğü ancak inceleme yapılan istasyonların ayrı tüzel kişiliğe sahip bir işletmeci tarafından işletilmekte olduğu, davalının dağıtıcı olup, bu işletmecilerle bağlantılı olduğuna ilişkin hususların yargılama gerektirdiği, davalının da bu hususları kabul etmediği, keşifte tutanakta istasyon müdürü tarafından açıkça ... ... ile çalışıldığı, dava dışı ... dağıtıcı olduğu belirtildiği, Mahkemece ihtiyati tedbirin reddine dair verilen kararda aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır.
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu ..... Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin ..../04/2026 tarihli 2025/... E. Sayılı Ara kararına karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcı davacı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,
5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,
6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine,
6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 06/07/2026