Muris muvazaası davasında, mirasbırakanın evlilik öncesi yaptığı taşınmaz devirlerinde, davacı ikinci eşin devir anında mirasçı olmaması sebebiyle mal kaçırma kastının bulunmadığına hükmedilmesi.
Özet: Bu dava, mirasbırakanın kendisiyle evlenmeden önce çocuklarına yaptığı taşınmaz devirlerinin mirasçıdan mal kaçırma amacıyla muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil veya bedel talep eden davacının iddiasına ilişkindir; davacı, mirasbırakanın ilk eşi sağken, gerçek bedelin altında ve intifa hakkını kendisinde tutarak neredeyse tüm malvarlığını çocuklarına devrettiğini belirtirken, davalılar ve mahkemeler, davacının taşınmazların devredildiği tarihte mirasçı sıfatının bulunmadığını, bu nedenle davacıya yönelik bir mal kaçırma kastından bahsedilemeyeceğini ve muvazaa unsurunun gerçekleşmediğini gerekçe göstererek davanın reddine karar vermiştir.

MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1361 E., 2024/1347 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Giresun 1. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2022/322 E., 2024/155 K.Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının murisi ...'nin henüz ilk eşi ... hayattayken 27.09.2002 tarihinde 3 12... parsel sayılı taşınmazdaki 32959/67518 hissesinin tamamını, 3 12... parseldeki 3/16 hissesinin tamamını, 2 99... parseldeki 3/16 hissesinin tamamını terekeden/mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla, intifa hakkı kendisinde kalmak şartıyla davalı çocukları ..., ..., ... ve ...'ye satış yoluyla eşit oranlarda devrettiğini, murisin aynı dönemde hayatta olan ancak bazı hastalıkları bulunan ilk eşi ...'ye herhangi bir devir yapmadığını, taşınmazların satış yoluyla devrinde muris muvazaasının mevcut olduğunu, intifa hakkı muriste olduğu halde bu hakkın feragati için murise herhangi bir bedel ödenmediğini, murisin ve taşınmazın yeni sahiplerinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıkları yükleniciye ait eve taşındığını ve burada vefat ettiğini, taşınmazların satış bedelinin gerçek değerinin altında düşük gösterildiğini, taşınmazlar için herhangi bir bedel ödenmediğini, taşınmazları satın alanların maddi gücünün de bulunmadığını, murisin maddi durumunun iyi olduğunu, satışa ihtiyacının olmadığını, murisin neredeyse tüm malvarlığını devrettiğini, ... bölgesinin toplumsal eğilimiyle dava konusu taşınmazların devredildiğini, davacının 10 (on) yıl evli kaldığı murisin mirasından hiç pay alamadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazların kök tapu kayıtlarının davacının miras payı oranında iptali ile davacı adına tesciline, dava konusu kök taşınmazlardan yeni parseller oluşması ve/veya kök taşınmazların yeni parsel numaraları almış olmaları halinde son güncel parsel numaralarının belirlenerek, belirlenen bu taşınmazların tapu kaydının iptali ile davacı adına miras payı oranında tesciline, dava konusu kök taşınmazlar veya bu taşınmazlardan sonradan oluşan ve/veya kök taşınmazlardan yeni parsel numaraları almış parseller üzerinde kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmuş olması halinde oluşan bağımsız bölümlerden murise düşmesi gereken bağımsız bölümlerin tapu kaydının iptali ile davacı adına miras payı oranında tesciline, dava konusu kök taşınmazlardan veya bu taşınmazlardan sonradan oluşan ve/veya kök taşınmazlardan yeni parsel numaraları almış parsellerden veya bu taşınmazlar üzerinde kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmuş olması halinde oluşan ve murise düşmesi gereken bağımsız bölümlerden, iyi niyetli 3. kişilere devirler yapılmış olması halinde devredilen parsel ve bağımsız bölümlerin rayiç bedellerinin, muris muvazaası nedeniyle davacının miras payı oranında, satış (devir) tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek faizle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taşınmazların temlik tarihi olan 27.09.2002 tarihinde mirasbırakan ...'nin mirasçısı olmadığını, bu nedenle açılan davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, buna ilişkin Yargıtay kararlarının mevcut olduğunu, taşınmazın devir tarihi olan 27.09.2002 tarihinde mirasbırakan ...'nin 07.07.2007 tarihinde vefat eden ... ile evli olduğunu, bu nedenle davacının muris muvazaası olduğunu iddia etmesinin mümkün olmadığını, davacının da taşınmazın devir tarihi olan 27.09.2022 tarihinde mirasbırakan dışında bir başkasıyla evli olduğunu, dava konusu taşınmazların muris tarafından çocukları arasında denkleştirme yapmak amacıyla devredildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda dava konusu taşınmazlarda muris adına kayıtlı hisselerin 27.09.2002 tarihli satış işlemi ile davalılara devredildiği, davacı ile murisin ise 06.01.2009 tarihinde evlendikleri, evlenme işlemi bir Medeni Hukuk sözleşmesi olup eşlerin evlilik akdi ile birlikte bir takım hak ve yükümlülüklere sahip olduğu, davalıların murisinin evlilik akdi yapılmadan önce taşınmazını davalılara devrettiği ve taşınmazların devir tarihinde davacının mirasçılık sıfatının bulunmadığı, davacı eşin, evlilik nedeni ile elde edebileceği haklar evlilik akdinden sonra doğacağına göre davacının akitten önce yapılan işlemlerin iptaline ilişkin talebinin yasal olarak dinlenmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle temlik tarihinde mirasçı olmayan davacıya karşı mal kaçırma kastının olmayacağı, temlik tarihinde davacının henüz mirasçı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; murisin mal kaçırma kastının bulunmadığı, dolayısı ile muvazaanın temel unsuru mal kaçırma iradesinin somut olayda gerçekleşmediği anlaşıldığına göre, Mahkemece dosya kapsamındaki delillerin tahlil ve taktirinde, hukuki nitelendirmede ve varılan sonuçta bir isabetsizlik bulunmadığı, davacının istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istekli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 12.05.2026 Salı günü duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.Belli edilen günde, temyiz eden davacı ... ve vekili Avukat ... ve temyiz edilen kendi adına asaleten davalılar ... vd. adına vekaleten Avukat ... ile üçüncü kişi .... Şti vekili Avukat... geldiler, gelen asil ve vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. Temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:- K A R A R -Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, Davacının adli yardım talebi aşamada Mahkemece kabul edildiğinden başlangıçta alınmayan 3.033,70 TL temyiz başvuru harcı ile 732,00 TL onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 04.11.2025 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, gelen temyiz edilen davalılar vekili için 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.