Görevde yaralanan polis memuru için ödenen vazife malullüğü aylığının üçüncü kişiden rücusunda 5510 sayılı Kanunun olay tarihi öncesine uygulanıp uygulanamayacağı.
Özet: Görev başında 2008 yılında yaralanan bir polis memuruna bağlanan vazife malullüğü aylığının peşin sermaye değerinin rücuen tahsili için sosyal güvenlik kurumu tarafından açılan davada, ilk derece ve istinaf mahkemeleri, olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte olmayan 5510 sayılı Kanunun ilgili maddesinin geriye yürümeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir; davacı vekili ise temyiz başvurusuyla olayın meydana geldiği tarihteki kanun hükümleri ve yerleşik içtihatlar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerektiğini ileri sürmektedir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/187 E., 2022/2338 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 32. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2018/13 E., 2019/53 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili, müvekkili Kurumun sigortalısı olan dava dışı trafik denetleme şube müdürlüğü emrinde görev alan polis memuru ... ’in, 16.03.2008 tarihinde görevde olduğu sırada alkollü araç kullanmakta olan davalıyı takip ederek yakaladığı, tekrar kaçmasını engellemek amacıyla açık pencereden kontak anahtarını almaya çalışırken davalının aracı hareket ettirdiğini ve polis memurunun kapıda asılı kalarak karşı yönden gelen araca çarpması sonucunda düşerek yaralandığını, bu nedenle kendisine 15.10.2015 tarihinden itibaren 2330 sayılı Kanuna göre 468.042,12 TL peşin sermaye değerli vazife malullüğü aylığı bağlandığını, olayla ilgili olarak Kadıköy 1.Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/9 E. 2011/124 K sayılı 10.05.2011 tarihli kararıyla davalının kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs suçundan mahkumiyetine karar verildiği ve kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 234.021,06 TL kurum zararının onay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının maluliyet nedeniyle yapacağı tahsisi geciktirmesinin müvekkilini bağlamayacağını, müvekkilinin sadece bir kabahat niteliğinde olan alkollü araç kullanımı nedeniyle gelişen olaylar sonucu 8 yıl hapis yattığını, polis memurunun ne pahasına olursa olsun müvekkilini yakalamaya çalışması ve hareket halindeki araca tehlikeli bir şekilde kafasını sokması nedeniyle sonucun gerçekleştiğini, davacının kusurlu olduğunu, davacının tek taraflı olarak belirlediği peşin sermaye değerini kabul etmediklerini, müvekkilinin 42.600,00 TL zarar görenin vekiline, 4.000,00 TL araç hasar bedeli olarak sigorta şirketine ödeme yaptığını, davacının zaten ödenen primlerden nemalandığını, müvekkiline rücu ederek sebepsiz zenginleşmiş olacağını, ömür boyu ödeyeceği miktarın tamamının müvekkilinden bir defada ödemesinin istenilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davanın dayanağı olan 5510 sayılı Kanunun 39. maddesinin Kurumun sebepsiz zenginleşmesine yol açması nedeniyle Anayasaya aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın 4/c sigortalısı dava dışı ...'in yaralanması ile sonuçlanan iş kazası nedeniyle bağlanan vazife malullüğü aylığının kazada kusurlu olan davalıya rücu edilmesine ilişkin olduğu, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 39. maddesinin 1. fıkrasında “Üçüncü bir kişinin kastı nedeniyle malûl veya vazife malûlü olan sigortalıya veya ölümü halinde hak sahiplerine, bu Kanun uyarınca bağlanacak aylığın başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı için Kurumca zarara sebep olan üçüncü kişilere rücû edilir.” hükmüne yer verildiği, ancak kanunların geriye yürümezliği ilkesi gereği yürürlüğe girmesinden önceki olaylara uygulanamayacağı, somut olayda dava dışı vazife malullüğü aylığı bağlanan ... 'in polis memuru olup görevi sırasında yaralanmasına sebep olan kazanın 16.03.2008 tarihinde meydana gelmesi nedeniyle daha sonra 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 39. maddesi ile getirilen düzenlemenin olaya uygulanamayacağı, ödenen vazife malullüğü aylığının rücu edilemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.IV. İSTİNAFBölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın dayanağını teşkil eden 5510 sayılı Kanunda, kanunun yürürlük tarihinden önce vuku bulan olaylara uygulanacağına dair bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavacı vekili; Yüksek Yargıtayca emekli sandığı iştiraklerini ya da hak sahiplerine bağlanan aylıklar veya yapılan toptan ödemeler nedeniyle 5434 sayılı yasanın 129. maddesine göre açılan rücu davalarının her halükarda red ya da kabulü gereken davalar olmadığını, hak sahiplerinin açtıkları davadaki duruma göre bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiğini, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E. ve 1978/3 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.1.2006 tarihli ve 2005/15-728 E. ve 2006/1 K. sayılı içtihatlarına göre, emekli sandığı tarafından bağlanan malüllük ya da dulluk ve yetim aylıklarının iştirakçinin yaşamı boyunca maaşından kesilen primlerin karşılığı olması nedeniyle tazminattan mahsup edilemeyeceğine göre, mahsup edilemeyen ödemeler için rücu edildiği taktirde tazmin sorunlarının mükerrer ödeme durumları ile karşı karşıya kalmasının kaçınılmaz olduğu, 5434 sayılı Yasanın 129. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında belirtildiği şekilde emekli sandığının hak sahiplerinin açtıkları tazminat davasına katılması ya da hak sahipleri adına tazminat davası açması ve bu dava neticesinde tahsil edilecek tazminattan Kurumun alacağını alması, kalan tazminatın hak sahiplerine vermesi durumunda mükerrer ödeme durumunun da olmayacağını, aslında Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun bu sorunun çözümünü de içeren 6.3.1978 tarihli ve 1978/1 E. 1978/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre "Esasen 129. maddede zarar verenden tazminatın tamamının alınacağı hükmünü getirmiş ve Emekli Sandığı davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmış olduğu taktirde alınacak tazminatın zarara uğrayanlar ile sandık arasında nasıl bölüşüleceğini saptamıştır.", görüldüğü gibi Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararında 129. maddeye göre Emekli Sandığının hak sahiplerinin açtıkları davaya katılmış veya doğrudan doğruya dava açmış oldukları taktirde tazminatın zarara uğrayanlar ile emekli sandığı arasında bu maddeye göre bölüştürüleceği, aksi taktirde tazminatın tamamının hak sahiplerine ödenmesi gerektiği ve Emekli Sandığının bu madde kapsamında rücu hakkı olmadığının son derece açık bir şekilde anlaşıldığını belirterek, kararı temyiz etmiştirB. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, görevi sırasında yaralanarak malulen emekli olan polis memuruna bağlanan vazife malullüğü aylığı nedeniyle yapılan ödemenin zarar verene rücu istemine ilişkindir. Temyiz olunan karardaki gerekçeye, 5510 sayılı Kanunun rücuya ilişkin 39. maddesinin olay tarihinde yürürlükte olmamasına, o tarihte rücu hakkı veren yasal bir düzenlemenin bulunmamasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmiştir.VI. KARARAçıklanan sebeplerle;Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.