İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görülen, ticari nitelikteki inanç sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasında, temlik sözleşmesinin irade sakatlığı ve aldatma nedeniyle geçersizliğinin tespiti ile ödeme talebi üzerine istinaf incelemesi.
Özet: Davacı, davalı ile imzaladığı temlik sözleşmesinin, davalının bir ibranameyi gizlemesi ve anlaşmanın kapsamı hakkında yanıltıcı beyanlarda bulunması sonucu irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğunu iddia ederek, sözleşmenin iptali ile davalıya yapılan icra dosyasındaki ödemeden payına düşen kısmın faiziyle birlikte iadesini talep etmiş; davalı ise, davanın zaman aşımına uğradığını, harç eksikliği olduğunu ve davacının iddialarının gerçek dışı olduğunu savunarak, sözleşmenin geçerliliğini ileri sürüp davanın reddini istemiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1992
KARAR NO: 2026/951
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 26/04/2021
NUMARASI: 2020/668 Esas - 2021/365 Karar
DAVA: Alacak (Ticari Nitelikteki İnanç Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davaya sebebiyet veren olayların başlangıç noktasının ... tarafından İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/322 Esas ve yine aynı mahkemenin 2015/403 Esas sayılı dosyaları kapsamında davalı şirkete davalı şirket yetkilisi ...'na, taraflarına ve davacı şirket ve yetkilisi ....'e dava açılmış olması olduğunu, ...., ... tarafından kendisine ve taraflarına karşı açılmış tüm davalardan feragat edileceği düşüncesi ile 14/06/2016 tarihli temlik sözleşmesi imzalandığını, ... ile anlaşma yoluna gidilmesinin gündeme geldiğini ve davacı ile davalı şirket arasında bu hususun görüşüldüğünü, 14/06/2016 tarihli temlik sözleşmesinin irade sakatlığı sebebiyle geçersiz olduğunun sabit olduğunu, işbu geçersiz sözleşme ile bağlı kalınmak istenmediği süresi içinde davalı şirkete bildirildiğini, temlik sözleşmesi imzalanırken görüşmeler sırasında davalı şirket yetkilisi ... tarafından 14/06/2016 tarihli ibranamenin davacıdan gizlendiğini ve böylece .... temlik sözleşmesini imzalamasının sağlandığını, davalı şirket yetkilisi tarafından ....'e ... ile yapılacak anlaşmaya İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 Esas sayılı dosyasının da dahil edileceği söylenerek yanıltıldığını, davalı şirketin aldatıcı fiillerinin öğrenilmesinin ardından hem 27/01/2017 tarihli mail ile hem de .... Noterliğinin 14/02/2017 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile sözleşme ile bağlı kalınmak istenmediğinin süresi içerisinde davalı şirkete ve ...'na bildirildiğini, .... İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyasında davalı şirketin temlik yoluyla aldığı 34.000,00 USD'nın ( yapılmış olan ödemelerin payları oranında) taraflarına ödenmesi gerektiğini belirterek 16/04/2016 tarihli temlik sözleşmesinin geçersizliğinin tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile .... İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı dosyası kapsamında davalı ...Ş.'ye yapılan ödemeden şimdilik 650,00 USD'nin ödeme tarihinden itibaren kamu bankalarınca USD'ye uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; menfi tespit istemine konu miktarın 34.000 USD olduğunun açık olduğunu, Harçlar Yasasının 28.maddesi uyarınca menfi tespite konu miktar üzerinden harç yatırılması gerektiğini, dava değerinin 650 USD olarak gösterilip bu miktar üzerinden harç yatırıldığını, böyle bir yol izlenmesinin yasaya aykırı olduğunu, harcın tamamlanması gerektiğini, geçersizliği iddia edilen sözleşmenin 14/06/2016 günlü olduğunu gibi 30/06/2016 günü de .... İcra Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyasında davacının temlik işlemini yaptığını, sözleşme tarihi ve temlik işleminin icra dosyasında yapılış tarihine göre 2 yıllık zaman aşımı süresinin çoktan dolduğunu, davacının iddia ettiği İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesindeki dosya ile davalı şirketin hiçbir ilgisinin olmadığını, davacı tarafın İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesindeki 2015/526 E. sayılı dosyasını da kapsadığını düşünerek sözleşmeyi imzaladım iddiasının inandırıcı olmadığını, sözleşmesi imzalandıktan 16 gün sonra davacı tarafın 30/06/2016 günü icra müdürlüğüne gidip temlik beyanında bulunmasının kaldırıldığı iddiası ile bağdaşmadığını, 14/06/2016 günlü sözleşme uyarınca İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesindeki birlikte davalı olunan 2015/332 E. ve 2015/403 E. sayılı dosyalarında davaların davacısının 21/06/2016 günü feragat ettiğini bildirdiğimi, ancak davacının davalı olduğu, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesindeki 2015/526 E. sayılı dosyasında feragat bildiriminde bulunmadığını, davacının bu gerçeği bilmesine rağmen 30/06/2016 günü icra müdürlüğüne gidip temlik beyanında bulunmasının söylediklerini doğru olmadığını belgelediğini belirterek zaman aşımı nedeniyle davanın reddine, hukuksuz davanın esas yönünden de reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda,"Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacı şirket yetkilisi ....'in, dava dışı ... tarafından açılan tüm davalardan feragat edileceği düşüncesi ile 14/06/2016 tarihli temlik sözleşmesini imzaladığı, davacı şirket yetkilisi ile davalı şirket yetkilisi ... arasında yapılan görüşmede, davalı şirket yetkilisinin ...'a bir miktar para verilmesi karşılığında ...'ın İstanbul 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/322 esas, 2015/403 esas ve İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyalarından feragat etmeyi kabul ettiğini, ...'ın işbu 3 davadan feragat etmesi için talep ettiği ücretin kendileri tarafından karşılanacağını ve davacının ....icra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyasındaki alacağının 34.000 USD'lik kısmının kendilerine temlik edilmesi halinde davacının kendisine düşen yükümlülüğü yerine getirmiş sayılacağını, bu nedenle 14/06/2016 tarihli temlik sözleşmesinin imzalanmasının gerekli olduğunu ifade ettiği, temliknamede yalnızca İstanbul 1.Asliye Hukuk Mahkemesindeki 2015/322-405 esas sayılı dosyalarının yer aldığı, İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyasının yer almadığı, davalı şirket yetkilisinin işbu sözleşmenin sadece temlik yapıldığını gösteren ve kendi aralarında imzaladıkları usulü bir sözleşme olduğunu, ... ile yapılacak olan anlaşmada İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyasınında anlaşma kapsamına alınacağını, kendisine güvenebileceğini ifade ettiği, davacı şirket yetkilisinin bu söyleme güvenerek ve İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyasından da feragat edileceğini düşünerek temliknameyi imzaladığı, henüz taraflar arasında temlik sözleşmesi imzalanmadan davalı ile ...'ın 14/06/2016 tarihli ibraname ile karşılıklı olarak ibralaştıkları ve bu ibraname kapsamında İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyasını dahil etmedikleri öğrenilmiş olduğu iddia edilmiştir.
Davacının iddiası, kasıtlı bir şekilde bu ibranamenin kendisinden gizlendiği ve temlik sözleşmesi imzalamaya ikna edildiği yönündedir. Davalı şirket tarafından ibraname gizlenmiş ve ....'e ...'ın İstanbul 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyasından da feragat edeceği söylenerek .... aldatılmış, iradesi sakatlanmıştır. .... daha sonra bu durumu adliyeye gittiğinde öğrendiğini, derhal davalı şirket yetkilisine mail attığını, iradesinin hile ve aldatma sonucu sakatlandığını, temlik sözleşmesinin baştan itibaren geçersiz olduğunu iddia etmiş, bu hususta davalı şirket yetkilisine 27/01/2017 tarihli maili ve ....Noterliğinin 14/02/2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesini göndermiştir. TBK.39.maddesi gereğince 1 yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmiş olup sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde ....İcra Müdürlüğünün ...esas sayılı dosyasında davalı şirketin temlik yoluyla aldığı 34.000 USD 'nin yapılmış olan ödemelerin payları oranında şimdilik 650 USD'sinin tahsilini talep etmiştir. Sözleşmesel ilişkilerde bir taraf, sözleşmenin şeklinde, sözleşmenin konusunda, sözleşme yapmak istediği kişide hataya düşerse ve söz konusu hata esaslı ise ortada bir irade sakatlığı halinin bulunduğu söylenebilecektir. Somut olayda, ...'ın İst. 20.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2015/526 esas sayılı dosyasından feragat edeceğine dair yazılı bir beyanı olmadığı gibi, temliknamede de bu dosyadan feragat edileceği belirtilmemiş olup davacı basiretli bir tacir gibi davranmamıştır.
Kaldı ki 2015/526 esas sayılı dosyada davalı şirket davanın tarafı olmayıp, davanın tarafı olmadığı bir dosyada davacı ...'ın feragat edeceğini bildirmesi hayatın olağan akışına da uygun değildir.
Tüm dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, olayımızda esaslı hata hallerinin bulunmaması ve davacının hile yolu ile iradesinin sakatlandığı iddiası TMK 2.mad. belirtilen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı gibi TMK 3/2 maddesi uyarınca da durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamayacaktır. Öte yandan TBK m. 82 uyarınca, sebepsiz zenginleşmeden doğan taleplerde zaman aşımı süresi, hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zaman aşımına uğrayacak olup, somut olayda davacının gönderdiği ....Noterliği'nin ihtar tarihi 14/02/2017, davacının arabuluculuğa başvuru tarihi ise 03/09/2020 olup BK. 82. Maddesinde belirtilen süre de dolmuş olmakla neticeten davanın reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirketin, müşterek borçların davalı tarafından ödeneceği inancı ile sözleşmeyi imzaladığını ve kendi payına düşen 34.000 USD’yi davalı şirkete temlik ettiğini ancak sözleşme görüşmeleri sırasında bilgilendirme borcuna ve dürüstlük kuralına aykırı davranan davalı şirketin, henüz sözleşme kurulmadan önce ...’la 10.000,00 TL karşılığında uzlaşma sağladığını ve 14.06.2016 günü ibraname imzalandığını davacıdan gizlediğini, davalının sözleşmede belirtilen ilam vekalet ücreti ve yargılama giderini ödeyip ödemediğini de bilinmediğini, davalı tarafından dosyaya ödemeye dair bir belge ibraz edilmediğini, davalı şirket ...ile aralarında imza ettiği ve sulh bedelinin gösterir 14/06/2016 tarihli ibra belgesini davacıdan gizlediğini, davacıyı aldatarak maddi menfaat temin ettiğini, davacı ile davalı arasında imza edilen sözleşme ile aynı tarihte ibra belgesini imzalayan davalı şirketin, ...'a yapılan ödemenin 10.000,00 TL olduğunu bilmesine rağmen bu belgeyi gizlemek suretiyle davacıdan maddi çıkar sağladığını, somut olayda aldatma halinin mevcut olduğunu, mahkemenin gerekçesinin de kendi içerisinde de çeliştiğini, mahkemece davanın usulden mi yoksa esastan mı reddedildiğinin anlaşılmadığını, huzurdaki davanın sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre açılmadığının da ortada olduğunu, somut olayda sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun söz konusu olduğunu, davalı, imzasına havi, aynı tarihli ...ile imzaladığı ibra belgesinde ...'a yapılan ödemenin 10.000,00 TL olduğunu bildiği halde bu belgeyi davacıdan gizlediğini ve hile ile davacıdan bu meblağı aşan bir temlikte bulunduğunu, davacı 14.06.2016 tarihli sözleşmeyi imzalarken, davalının ...’la uzlaştığını ve 10.000,00 TL ödediğini bilmediğini, davalının güven ilişkisini ihlal ettiğini, davalının imzaladığı ibra belgesi ve sözleşme tarihi ile kastının ve kusurunun açık olduğunu, davacı şirketin menfi zararının tespit ve tahsili gerektiğini, davacının temlik nedeni olan sözleşme kapsamında gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığını, sözleşmenin 2.maddesinde belirtilen İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/68-346 sayılı dosyasından doğan ilam vekalet ücreti ve yargılama gideri olarak davacı payına düşen 28.815,85 TL nin davalı tarafından ödenip ödenmediğinin bilinmediğini, davalı tarafça ödemeye dair bir belge ibraz edilmediğini ve mahkemece bu yönde araştırma yapılmadığını, mahkemece davanın sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayandığından hareketle iki yıllık zaman aşımına tabi olduğunun son derece hatalı bir değerlendirme olduğunu, mahkemece 34.000-USD üzerinden nispi harcın yatırılması için süre verilmesinin, talep sonucunun yanlış değerlendirildiğini ortaya koyduğunu, davacının yaptığı tek taraflı bildirim ile sözleşmenin geçersiz hale geldiğini, davada 10 yıllık zaman aşımının uygulanması gerektiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava 14.06.2016 tarihli temlik sözleşmesinin irade sakatlığı nedeniyle geçersiz olduğunun tespiti ile davalıya yapılan ödemenin iadesine ilişkin alacak davasıdır.
İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasındaki 14.06.2016 tarihli temlik sözleşmesinin geçersiz olup olmadığı, davacının temlik ederek ödediği tutarı davalıdan talep edip edemeyeceği, hak düşürücü süre içinde davanın açılıp açılmadığı noktalarındadır.
Taraflar ve davacı şirketin yetkilisi... ve davalı şirketin yetkilisi ... arasında imzalanan 14.06.2016 tarihli sözleşmenin, 1. maddesinde,'' ...İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/68-346 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir... 1. maddesinde, ''Ayrıca mahkeme kararında 57.381,70 TL vekalet ücreti ile 250,00 TL posta giderinden davacıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiştir. Söz konusu tutar davalılar tarafından takibe konulduğunda ... borcun tamamını karşılayacaktır. Böylece ...'nın ödeyeceği tutarın yarısı kadar ... ...'ya borçlanacaktır.''
7.maddesinde, ''.... ve... 2. Maddedeki borçları ile ...tarafından İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde taraflara karşı açılan 2015/332 ve 2015/403 sayılı dosyalarda çözüm sağlanmasının karşılığı olarak ... .... İcra Müdürlüğü'nün ...sayılı dosyasındaki alacağının 34.000 USD'lik kısmını ...'ya temlik edecektir.'' düzenlemeleri bulunmaktadır.
14.06.2016 tarihli Karşılıklı İbra Belgesi'nde, ''Ben ... .... A.Ş, ...... ve ... aleyhine İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesine açmış olduğum 2015/403 ve 2015/322 sayılı tazminat davalarından feragati kabul ediyorum. Davalılar azil yoluna başvurmakla yanlış yaptıklarını belirterek 10.000,00 TL ceza ve tazminat ödeyip özür diledikleri ve söz konusu tazminat ... tarafından ödendiği için her iki davadan da ilk oturum öncesi dilekçe vererek feragat edeceğimi bildiriyor ve bu davada konu başka hiçbir alacağım kalmadığını belirterek kendilerini ibra ediyorum... vekalet ücreti dahil başkaca bir alacak ve kalp kapak isteğinde bulunmayacağını belirtiyor kendilerini ibra ediyorum.'' belirtilmiştir.
Davacı, söz konusu ibranamede davalının İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/403 ve 2015/322 E. sayılı dosyalarından feragat için 10.000,00 TL'ye anlaştığı kendisinden gizlenerek ve İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/526 E. Sayılı dosyasınında anlaşma kapsamına alınacağının söylenerek dava konusu temlik sözleşmesinin imzalatıldığını, söz konusu dosyadan da feragat edilmediğini, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/68 E. sayılı dosyasındaki vekalet ücretini ödeyip ödemediğinin belirsiz olduğu iddiasıyla 14.06.2016 tarihli Temlik Sözleşmesinin geçersizliği ile şimdilik kısmi dava olarak 650,00 USD'nin tarafına ödenmesini talep etmiştir.
Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 36. maddesinin 1. fıkrasında açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def'i yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, TBK'da tıpkı BK gibi esaslı hatanın (yanılmanın) tanımı yapılmamış, 31. ve 32. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın (yanılmanın) esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi TBK'nın 35. (BK'nin 25) ve TMK'nın 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın.
Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, TBK'nın 35. (BK'nın 26) maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir.
Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. (TBK madde 39) Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için, yerine getirilen edim istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.
TMK'nın 6. maddesinde; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”
HMK'nın 190. maddesinin birinci fıkrasında; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükümleri düzenlemiştir.
Somut olayda, taraflar arasındaki temlik sözleşmesinde, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/526 E sayılı dosyası hakkında herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanun koyucu, tacirlerin faaliyetlerini yürütürken tacir olmayanlara göre daha dikkatli ve özenli olması gerektiğini öngörmüştür.
Tacirlere yüklenen bu gereklilikler, tacirlerin faaliyetlerinde daha çok risk altına girebileceğinin kabulü sonucunu doğurur. Bu durum 6762 sayılı Kanun’da düzenlenen basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğünde kendini gösterir. Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere objektif bir özen ölçüsü getiren basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğü, tacirin ticari işletmesiyle ilgili faaliyetlerinde, aynı ticaret dalında faaliyet gösteren tedbirli ve öngörülü bir tacirden beklenen özeni göstermesi gerektiği anlamına gelir. Bu durumda davacı söz konusu temlik sözleşmesinde, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/526 E sayılı dosyasına ile ilgili herhangi bir düzenleme olmadığından söz konusu temlik sözleşmesini baştan kabul etmemesi gerektiğinin kabulü gerekir. Kaldı ki davalının tarafı olmadığı bir dosyada, davacı ile dava dışı kişiyi uzlaştırması da beklenemez.
Her ne kadar davacı istinaf dilekçesinde, somut olayda sözleşme görüşmelerinden doğan sorumluluğun (... ) sorumluluğun bulunduğunu ileri sürmüşse de, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamayacağından, davacının ilk defa istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususun nazara alınması mümkün değildir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 39/1. maddesi "Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onaylamış sayılır. " şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olayda, davacı dosyaların durumunu görmek için adliyeye gittiğinde, İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/526 E sayılı dosyasında anlaşma yapılmadığını öğrendiğini, davalıya 27.01.2017 tarihli maili ve .... Noterliği'nin 14.02.2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesini göndererek, ...'ın açtığı vekalet ücreti davalarında uzlaşma sağlanması için imzaladıkları 14.06.2016 tarihli sözleşmeden sonra uzlaşma tarafı olmalarına rağmen şirketlerine hiçbir bilgi verilmediği, yapılan anlaşmanın gönderilmediği ve İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi 2015/526 E sayılı dosyasının uzlaşmaya dahil edilmediği, şirketleri ile dolar bazında sözleşme yaparken ...ile daha önce görüşmelerde bulunup TL ödeme yapıp anlaşmasının dürüstlük kuralı gereği açıklaması gerekirken kasten gizlediğinden, 14.06.2016 tarihli sözleşme ile bağlı olmadığını, .... İcra Müdürlüğü ...E. Sayılı dosyada yapılan temlik nedeniyle ödenen bakiye 91.700,00 TL'nin iadesini talep ettikleri görülmüştür.
Buna göre, dosya kapsamından davacının öğrenme tarihine ilişkin başkaca bir bilgi olmadığı görülerek, davacının hileli davranışı davalıya gönderdiği 27.01.2017 tarihli mail tarihi itibariyle öğrendiği kabul edilerek, eldeki davanın ise bir yıllık hak düşürücü süreden sonra 24.11.2020 tarihinde açıldığı, hile hukuksal nedenine dayalı davada hak düşürücü sürenin dolduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken hukuki nitelemede hataya düşülerek davanın esastan reddine karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın esastan reddine karar verilmiş olması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle:
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
1-Davanın usulden REDDİNE,
2-Peşin olarak yatırılan 88,00 TL karar ve ilam harcından alınması gereken 732,00 TL'nin mahsubu ile 644,00 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca takdir olunan 4.080,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-(11)-(13) maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsiliyle Hazine adına gelir kaydına,
6-Karar kesinleştiğinde kullanılmayan gider ve delil avansının HMK 333 .maddesi ve Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca yatırana iadesine,
7-İstinaf yargılamasına ilişkin olarak;
a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 221,00 TL, 122,00 TL posta tebligat masrafı olmak üzere toplam 343,00 yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.08/05/2026