Davalı tarafından satılan dükkanın boşaltılmaması üzerine açılan haksız el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasına ilişkin Yargıtay incelemesi.
Özet: Bu dava, bir alıcının, taşınmazı satın alıp tapusunu aldıktan sonra satıcı şirketin dükkanı boşaltmayarak kullanmaya devam etmesi üzerine, haksız işgalin önlenmesi ve ecrimisil talebiyle açtığı bir uyuşmazlık olup; ilk derece mahkemesi, taşınmazın dava açıldıktan sonra teslim edilmesi nedeniyle müdahalenin meni talebini konusuz bırakmış, ecrimisil talebini ise davanın açıldığı tarihten sonraki bir tarih için talep edilmesi nedeniyle reddetmiş ve bu kararlar istinaf ve temyiz incelemesinde davalı vekilinin iddialarının çoğu reddedilerek onanmıştır.

MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/759 E., 2025/964 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 2. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2025/118 E., 2025/184 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:I. DAVADavacı vekili; davacının Bursa ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, ... Mevkii, 21 43... parselde kayıtlı, 4.995,39 m² yüzölçümlü arsa vasfındaki taşınmazda, I Blok, 2.Bodrum Kat, 1 No.lu bağımsız bölüm sayılı taşınmazı (dükkan) davalıdan 19.01.2022 tarihinde satın aldığını ve tapusunun davacı adına tescil edildiğini, dükkanın davalı şirket tarafından satış ofisi olarak kullanıldığını, davalı şirketin taşınmazı satış işleminden 1-2 ay geçmesine rağmen boşaltmadığını ve aktif olarak dükkanı kullanmaya devam ettiğini, davalının dükkanı kullanma hakkının bulunmadığını, davacı ile davalı şirketin herhangi bir kira sözleşmesi imzalamadıklarını, davalıya 07.11.2022 tarih ve ... yevmiye numaralı tahliye ihtarnamesinin tebliğ edildiğini ancak herhangi bir cevap alınamadığını, davalı Şirketin taşınmaz üzerinde haksız işgalci konumunda bulunduğundan davalının el atmasının önlenmesine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava tarihinden fiili tahliyeye kadar 10.000,00 TL ecrimisil bedelinin haksız işgalin başladığı tarihten işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmesin talep etmiştir. II. CEVAPDavalı vekili; davacının iddialarını kabul etmediklerini, görevsizlik itirazında bulunduklarını, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemesinin görevli olduğunu, davacı tarafça eksik harcın tamamlanmasının gerektiğini, bunun yanında müdahalenin men'i ve ecrimisil şartlarının oluşmadığını, somut olayda taraflar arasında akdedilen taşınmaz satım sözleşmesi gereği davalı şirketin öngörülen teslim tarihinden sonrası için teslim konusunda sözleşmede ek süreler belirlendiğini, davalı Şirket ile davacı arasında yapılan görüşmelerde kesin bir teslim tarihinin kararlaştırılmadığını, davalı Şirket tarafından taşınmazın devrinin yapıldığını ayrıca davalı şirketin iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARIİlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkin olup, dava açıldıktan sonra davaya konu taşınmazın davacıya teslim edildiği gerekçesiyle konusuz kalan müdahalenin men'i davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına, ecrimisil taleplerinin ise dava tarihinden geriye en fazla 5 yıl için istenebileceği, davacı tarafından ıslah dilekçesi ile 30.06.2023 tarihinden itibaren ecrimisil talep edildiği, bu tarihin de dava tarihinden sonraki bir tarih olduğu gerekçesiyle ecrimisil talebi yönünden davanın reddine karar verilmiştir.IV. İSTİNAFİlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.V. TEMYİZA. Temyiz SebepleriDavalı vekili; taraflar arasındaki sözleşmede kesin bir teslim tarihinin belirlenmediğini, taraflar arasında mülkiyete ilişkin ihtilaf olmadığından müdahalenin men'i davası açılamayacağını, tanıklar dinlenilmeden karar verildiğini, davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu, geç teslimin ülke genelinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle mücbir sebep olduğunun dikkate alınmadığını, belirterek kararın bozulmasını istemiştir.B. Değerlendirme ve GerekçeUyuşmazlık, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "mülkiyet hakkının içeriği" başlıklı 683. maddesinde; "Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava edebilir." şeklinde düzenleme mevcuttur. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Değer" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrasında; "Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır." Müdahalenin men'i ve ecrimisil talepli davalar çoğunlukla taşınmazın aynına ilişkin olduğundan, bu tarz davalarda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca, dava değeri ve buna göre alınacak harç, el atılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil bedelinin toplamından (04.03.1953 tarihli ve 10/2 sayılı İ.B.K.) ibarettir. Dairemizin yerleşik içtihatlarında da el atmanın önlenmesi davaları kural olarak taşınmazın aynına ilişkin dava olarak nitelendirilmekte ve bu davalar yönünden 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca taşınmazın değeri üzerinden nispi harca ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte; müdahalenin men'i davalarının tamamının, taşınmazın aynına ilişkin dava olarak kabul edilmesi doğru olmayıp, taraflar arasındaki ihtilafın yani, men'i müdahale davasının davalısının, dava konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet iddiasında bulunup bulunmadığının, her somut uyuşmazlıkta belirlenmesi gerekir. Bu belirleme sonucunda, dava taşınmazın aynına ilişkin ise, harcın da gayrimenkulün değerine göre belirleneceği açıktır. Bir başka ifadeyle; yukarıda anılan hükümle taşınmazın değerinin esas alınacağı davalar tek tek sayılmak suretiyle değil bazı örnekler verilmek suretiyle ancak sonuç olarak temel kıstas gayrimenkulün aynına taalluk eden dava olarak belirlenmiştir. Burada dikkat edilecek husus, hükümde müdahalenin men'i davası bir belirleyeci kriter olarak değil, belirleyici kriter olan taşınmazın aynına ilişkin dava esasının bir örneği olarak gösterilmiştir. Gerçekten de müdahalenin men'i davalarının önemli bir kısmına bakıldığında, davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta, karşı taraf davalı da taşınmazda davacının değil kendisinin mülkiyet hakkının bulunduğu, davacının mülkiyet kaydının yolsuz veya hukuka aykırı olarak oluştuğu yönünde ihtilaf çıkarmaktadır. Bu çerçevede bu nevi müdahalenin men'i davalarının taşınmazın aynına ilişkin olduğu hususunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır.Ancak el atma davalarının tamamı bu niteliğe sahip olmayıp bazılarında davacı taraf mülkiyet hakkına dayanmakta iken, davalı taraf ise evlilik, kira ilişkisi vb. şahsi hakka dayanmakta, bu bağlamda taşınmazın mülkiyetinin davacıya ait olduğunu davalı da kabul etmekte, dolayısıyla, taraflar arasında taşınmazın mülkiyeti üzerinde bir ihtilaf bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle; taşınmazın kime ait olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık, dolayısıyla bir dava bulunmamaktadır. Bu nedenle bu tür davaların taşınmazın aynına ilişkin olduğu kabul edillerek, harç ve vekâlet ücretinin taşınmazın toplam değeri üzerinden hesaplanması hâlinde, tarafların hak arama ve savunma hakkının ölçüsüz biçimde ihlal edilmesi söz konusu olacağı gibi, bu durumun gerek hakkaniyetle ve gerekse de mevzuatımızın bu konuyla ilgili genel sistemiyle bağdaştırılması mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkartabilecektir. Bu çerçevede; her iki tarafın taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğunu benimsediği, dolayısıyla taşınmazın mülkiyeti konusunda aralarında uyuşmazlığın/ihtilafın bulunmadığı davalarda, dava konusunun taşınmazın aynına müteallik olmadığının kabul edilmesi gerekir. Söz konusu Kanun maddesinin yorum yapmaya elverişli olması karşısında kanun koyucunun buradaki muradının sadece taşınmazın aynına ilişkin olan davalara yönelik müdahalenin men'i davasına örnek göstermek olduğu, yoksa taşınmazın aynının ihtilaflı olmadığı müdahalenin men'i davalarında, ihtilaf konusu ne ise onun dava değeri olarak belirlenmesini, bu çerçevede örneğin kira ilişkisinin bulunduğunun iddia edildiği durumlarda ecrimisil bedeli üzerinden harç ve vekâlet ücretine hükmedilmesini amaçladığı kabul edilmelidir.Somut olayda; davacı mülkiyet hakkına dayanarak dava konusu taşınmaza yapılan müdahalenin men'i talebinde bulunmuş, davalı taraf ise taraflar arasındaki sözleşmeye göre teslim için belirlenmiş kesin bir süre olmadığını savunmuştur. Yukarıda anılan hususlar göz önüne alındığında taşınmaz mülkiyetinin davacıya ait olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığı gibi, davalının bu yönde bir savunması da mevcut değildir. Bu itibarla; dava konusu taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf mevcut olmadığından davacı yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ekinde mevcut tarifenin, ikinci kısım, ikinci bölümünde yer alan Asliye Mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, el atılan taşınmazın değeri üzerinden davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir.3. Hükmün bu nedenle bozulması gerekmekte ise de; bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun’un 370. maddesi ikinci fıkrası gereğince İlk Derece Mahkemesi hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. VI. KARARAçıklanan sebeplerle;1. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine,2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,3. İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrası (6) numaralı bendinde yer alan "440.821,87-TL" hükümden çıkarılarak yerine "30.000,00 TL" ibaresinin yazılması suretiyle hükmün DEĞİŞTİRİLEREK VE DÜZELTİLEREK ONANMASINA,Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.05.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.