İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen, ayakkabı firmasının yandaş başlıklı gazete haberi nedeniyle ticari itibarının zedelenmesi iddiasıyla açılan manevi tazminat davası ve gazetenin basın özgürlüğü savunması.
Özet: Ayakkabı sektöründe faaliyet gösteren bir şirket ve yetkilisi olan davacılar, davalı gazetenin 15/05/2024 tarihinde "ayakkabı bile yandaştan!" başlığıyla yayımladığı, belediye ihaleleri ve siyasi bağlantılarla ilgili asılsız iddialar içeren haberin kişilik haklarını ve ticari itibarlarını zedelediği gerekçesiyle toplam 20.000 TL manevi tazminat ve tekzip talebinde bulunmuştur; davalı gazete ise haberin olgusal temellere dayanan bir eleştiri olduğunu, basın özgürlüğü kapsamında kaldığını ve tazminat koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

T.C.
İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO : 2026/274 EsasKARAR NO : 2026/628DAVA : Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 22/05/2024KARAR TARİHİ : 07/07/2026Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nin, uzun yıllardır ayakkabı sektöründe ithalat ve ihracat yapan köklü bir firma olduğunu, sektördeki deneyimi ve geniş ürün yelpazesi ile tanınan ..., aynı zamanda dünyaca ünlü ... markasının yetkili satıcısı olduğunu, müşterilerine kaliteli ve şık ayakkabılar sunma misyonuyla hareket eden firmanın, hem yurtiçi hem de yurtdışındaki pazarlarında güvenilirliğini ve müşteri memnuniyetini ön planda tuttuğunu, müvekkilinin, ticari faaliyeti kapsamında 2017 yılından bu yana her yıl ... Belediyesi tarafından açılan ihalelere katıldığını, ilgili ihaleler açık ihale usulünde yapılmakta olup şartları sağlayan ve katılmak açık olduğunu, Davalı ... Gazetesi'nin, 15/05/2024 tarihinde müvekkillerinin hakkında açıkça gerçeğe aykırı, hiçbir bulguya ve veriye dayanmaksızın, asılsız iddialar ile "Ayakkabı bile yandaştan!" başlığı ile ekte görseli yer alan haberi yayımladığını, müvekkillerinin onurunu zedeleyecek, ticari itibar kaybına neden olacak, habercilik değer ve ilkeleriyle bağdaşmayacak ve yalnızca gereksiz sansasyon yaratacak şekilde müvekkillerini zan altında bıraktığını, asılsız, gerçeğe aykırı haber yayımlamak suretiyle müvekkillerinin kişilik hakkına saldırıda bulunan ve müvekkillerinin ticari itibarını zedeleyen davalıdan, müvekkili ... Ayakkabı adına 10.000,00-TL, müvekkili ... adına 10.000,00-TL olmak üzere toplamda 20.000,00-TL'nin haberin yayım tarihi olan 15/05/2024 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte tahsiline, ayrıca habere ilişkin tekzip yayımlanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Tic. A.Ş. cevap dilekçesinde özetle; ... Tic. A.Ş. ... Gazetesi ... Gazetesi ve ... isimli internet sitesinin sahibi olduğunu, düzeltme ve cevap talebinin Asliye Hukuk Mahkemesinden talep edilmesinin mümkün olmadığını, bu talebin Asliye Hukuk Mahkemesine yöneltilmesinin de mümkün olmadığını, davacının bu talebinin usul yönünden reddine karar verilmesini, davaya konu haber yönünden haksız fiil sorumluluğunun ve manevi tazminat talebinin koşullarının oluşmadığını, davaya konu yazının bir haber olduğunu ve de esasen olgu aktarımı niteliğinde olduğunu, haberde temelde aktarılan olgusal temele dayalı olarak eleştirilerin de dile getirildiğini, davaya konu haberde 3 hususun haber olarak verildiğini, bunlardan ilkinin davacı gerçek kişinin sahibi ve temsilcisi olduğu diğer davacının ... Belediyesi'nden ayakkabı ihalesi aldığına ilişkin olduğunu, ikincisinin davacı şirketin aldığı kamu ihalelerin tamamının ... Belediyesi'nin ihaleleri olduğu, üçüncüsü davacı gerçek kişinin Türkiye'nin siyaseten en güçlü ailesi ile yakınlığı bulunduğu, iktidara yakın kişi ve şirketlerin kamu ihalelerindeki başarıları, ... Belediyesi'nin Türkiye'de tanınmış onlarca marka olmasına rağmen davacıların markasına olan talebi gibi hususların tamamının sorgulanabilir ve de eleştirilebilir meseleler olduğunu, haberde yer alan bu tür eleştiri ve değerlendirmelerin de hukuka uygun olduğunu, davanın öncelikle bu yönden reddine karar verilmesini, davada davacı tüzel kişi yönünden talep edilen manevi tazminatın bir dayanağı olmadığı gibi, her iki davacı yönünden ileri sürülen manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine yükletilmesine karar verilmesini, haksız davanın reddini talep etmiştir. .... Asliye Hukuk Mahkemesinin ... esas sayılı dosyasında görevsizlik kararı mahkememizin iş bu esasına kaydedilmiştir.Dava, yayın yoluyla haksız rekabetin tespiti ile manevi tazminat istemine ilişkindir.Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da ... dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir. İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.Haksız rekabet kurumu, Türk hukukunda TTK m. 54 vd. hükümlerinde düzenlenmektedir. Kurumun amacının ve ilkelerinin belirtildiği “[a]maç ve ilke” kenar başlığını taşıyan TTK m. 54 hükmünde şöyle denilmektedir: “Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır.” Kanun koyucu bu şekilde haksız rekabete ilişkin olarak genel bir çerçeve çizmiş ve esas itibarıyla sadece rakipler arasında cereyan etmesi şart olmayan (Hamdi Yasaman, “Haksız Rekabet Hukukunun Amacı ve Kapsamı”, İsviçre Borçlar Kanunu’nun İktibasının 80. Yılında İsviçre Borçlar Hukuku’nun Türk Ticaret Hukuku’na Etkileri, İstanbul, 2009, s. 4) dürüstlük kuralına aykırı davranış ve ticari uygulamaların haksız rekabet teşkil ettiğini belirtmiştir. Çizilen bu çerçevenin genişliği, izleyen TTK m. 55 hükmünden de anlaşılmaktadır. Nitekim söz konusu hükümde haksız rekabet teşkil eden hususlar sınırlı olmayan biçimde (nitekim hüküm lafzında yer alan “başlıcalarıdır” ibaresi buna işaret etmektedir), ancak oldukça uzun bir liste hâlinde sayılmıştır. TTK m. 55/1-a-1 maddesinde; Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek,” hükmü düzenlenmiştir. Anılan hüküm kapsamında kötülemenin; daha genel ifadesiyle haksız rekabetin gerçekleşmesi için, bir kimse hakkında olumsuz intiba yaratılması ve bu olumsuz intiba dolayısıyla o kimsenin ticari hayatının etkilenmesi söz konusu olmalıdır. Bununla birlikte ilgili açıklamanın yanlış veya yanıltıcı ya da doğru olmakla birlikte gereksiz yere incitici nitelikte olması da, TTK m. 55 anlamında kötülemenin gerçekleşmesi için gerekli olan şartlardandır. [N. Füsun Nomer Ertan (H. Ülgen/M. Helvacı/A. Kendigelen/A. Kaya), Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015, s. 539, N. 1152]. TTK m. 55/1b) Sözleşmeyi ihlale veya sona erdirmeye yöneltmek; özellikle;''1.Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek,''hükmü düzenlenmiştir.Tüm dosya kapsamının bir arada değerlendirilmesi neticesinde; davacı tarafça dava dilekçesinde belirtilen ve dava dilekçesi ekinde sunulan “Ayakkabı bile yandaştan!” başlığı ile yapılan haber ve buna dayanılarak yazılan davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Basının okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması ve yazı içeriği incelendiğinde; Belediye tarafından yapılan ihaleye ilişkindir. Bu tip bir iddianın toplumu yakından ilgilendirdiği açıktır. Buna göre; basının maddi gerçekleri araştırma ve kanıtlama yükümlülüğü bulunmamaktadır. Haber, verildiği andaki beliriş biçimine göre görünür gerçeklik kapsamında ise hukuka uygun kabul edilmelidir. (Yargıtay 4.HD,2011/12423 E., 2012/2674 K., 22.02.2012). Yayının ancak olayların gerçekliği saptandıktan sonra verilebileceği kabul edilecek olursa haber verme hakkı sınırlandırılmış olur. Zira maddi gerçeğin ortaya çıkması zaman alır. Gazeteci de maddi gerçeği araştırmak ve ortaya çıkarmakla yükümlü değildir. Kaldı ki haberin yapılmasından sonra ortaya çıkan durumun (Salt gerçekliğin) farklı oluşu, dahi basının sorumlu tutulmasını gerektirmeyecektir. Basının maddi gerçekleri araştırma ve kanıtlama yükümlülüğü bulunmadığı gibi bir gazeteciden olayı tüm yönleriyle araştırması, kesinleşen bir mahkeme kararından sonra haber yapması da beklenemeyecektir. Davaya konu haberin davacıların ticari itibarına ve kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı, söz konusu haberin kamuyu ilgilendirdiğinden, kamu yararı çerçevesinde kamuoyu ile paylaşıldığı, basının okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olduğu gözetildiğinde, kullanılan sözlerin ve yazı içeriğinin kişilik haklarına saldırı niteliğinde ve haksız rekabet kapsamında kabul edilemez (Yargıtay 11 HD.nin 22/10/2024 Tarih ve 2023/5315 Esas - 2024/7474 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.). Bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın reddine,2-Alınması gereken 732,00-TL harcın, peşin alınan 427,60-TL harçtan mahsubu ile bakiye 304,40-TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 20.000,00-TL vekalet ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davalıya ödenmesine,5-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgilisine iadesine,Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.Katip ...e-imzalıdır Hakim ...e-imzalıdır