Yabancılık unsuru içeren iş sözleşmesinden kaynaklanan işçilik alacakları davasında, yurt dışı çalışmalara uygulanacak hukuk ve hizmet süresinin tespiti.
Özet: Bu hukuki belge, davacının hem yurt içinde hem de yurt dışındaki işyerlerinde çalıştığı dönemlere ilişkin kıdem, ihbar, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil alacakları taleplerini ele almaktadır; ilk derece mahkemesi ve istinaf, Türk vatandaşlığı ve işverenin Türk şirketi olması gerekçeleriyle tüm çalışma dönemleri için Türk hukuku uygularken, temyiz incelemesinde yurt dışı çalışma dönemlerine ilişkin bireysel iş sözleşmelerinde tarafların hak ve yükümlülükleri, çalışma süreleri ile tatil ücretleri gibi konularda çalışılan ülkenin mevzuatının uygulanacağının açıkça belirtildiği, bu nedenle Türk hukukunun tüm uyuşmazlığa uygulanmasının hatalı olabileceği değerlendirilmektedir.

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1280 E., 2025/1931 K.DAVA TARİHİ : 26.12.2017İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 31. İş MahkemesiSAYISI : 2022/97 E., 2023/58 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1990-2014 yılları arasında ince işler formeni olarak 1.800,00 USD aylık ücret ile davalı Şirketin yurt içi ve yurt dışındaki işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili Şirkete husumet yöneltilemeyeceğini, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının çalıştığı ülke mevzuatına göre dava konusunun değerlendirilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacınn Türk vatandaşı olduğu, davalının ise Türkiye’de faaliyette bulunan, Türk ticaret siciline kayıtlı Şirket olduğu, sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu değerlendirilerek uyuşmazlığa Türk hukuku uygulandığı, davacının 1994-2014 yılları arasında fasılalı olarak 3 yıl 2 ay 13 gün hizmeti bulunduğu, son ücretinin 1.800,00 USD olduğu, resen yapılan hesaplama doğrultusunda kıdem ve ihbar tazminatlarının hüküm altına alındığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının ise bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm altına alındığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, 2. Belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını,3. Hizmet süresine ve hesaplamalara esas alınan brüt ücrete itiraz ettiklerini, 4. Davacı ile menfaat birliği içinde olan tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağını,5. Giydirilmiş ücretin hatalı belirlendiğini ileri sürümüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, giydirilmiş ücretin tespiti, hizmet süresi ve davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi, davalının yurt dışında bulunan şantiyelerinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş; davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince Türk hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmıştır. Davacı işçinin 08.03.1994-10.05.1994 tarihleri arasındaki çalışmasının Türkiye'de geçtiği anlaşıldığından bu döneme ilişkin talepler yönünden Türk hukuku uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak dosyadaki bilgi ve belgelere göre davacı işçi, 01.06.1990-30.10.1990, 01.07.1991-30.12.1991, 06.03.1997-13.08.1997, 03.06.2005-23.09.20 05... .11.2012-17.03.2014 tarihlerinde davalıya ait yurt dışı işyerlerinde çalışmıştır.Davacının 01.11.2012-17.03.2014 tarihleri arasındaki çalışmasına ilişkin olarak taraflar arasındaki belirsiz süreli bireysel iş sözleşmesinde tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlüklerine ilişkin düzenlemelerin yer aldığı, bu sözleşmenin tarafların iş ilişkisindeki hak ve yükümlükleri, çalışma süresi, fazla çalışma ile hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağının belirtildiği görülmektedir. Sözleşmenin 16. maddesinde de anlaşmazlık durumlarında sözleşme maddelerinde çalışılan ülke mevzuatının geçerli olduğunun belirtildiği hususlardaki ihtilafların çözümünde öncelikle çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağının ifade edildiği anlaşılmaktadır. Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi 01.11.2012-17.03.2014 döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Yukarıda yapılan açıklamalara göre dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 01.11.2012-17.03.2014 tarihleri arasındaki çalışma döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının bu çalışma dönemi için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan .......... Cumhuriyeti hukuku uygulanmalıdır.Davacının 01.06.1990-30.10.19 90... .07.1991-30.12.1991 tarihleri arasındaki çalışmaları ise Libya'da geçmiştir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 90/son hükmü şöyledir:"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."5718 sayılı Kanun’un "Kapsam" başlıklı 1. maddesi şu şekildedir:"(1) Yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk, Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisi, yabancı kararların tanınması ve tenfizi bu Kanunla düzenlenmiştir.(2) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri saklıdır." 05.01.1975 tarihinde ...'da imzalanan Başbakan tarafından temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti ile Başbakan tarafından temsil edilen Libya Arap Cumhuriyeti Arasında İşgücü Anlaşması'nın (Anlaşma) 1. maddesi ise şöyledir:"İşbu Anlaşma uyarınca Libya Arap Cumhuriyeti’nde çalışan Türk işçilerinin çalışma şartları ve iş sözleşmelerinden doğan hak ve yükümlülükleri Libya Çalışma Mevzuatına tabiidir. Şu kadar ki, işbu Anlaşmanın ve eklerinin işçi lehine olan hükümleri saklıdır."Anayasa'nın 90/son hükmünde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 5718 sayılı Kanun'un 1/2 hükmünde ise yabancılık unsuru taşıyan özel hukuka ilişkin işlem ve ilişkilerde uygulanacak hukuk bakımından Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümlerinin saklı tutulduğu belirtilmiştir. Buna göre yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesine ilişkin uyuşmazlığın çözümü konusunda, 5718 sayılı Kanun karşısında uluslararası sözleşmenin uygulanma önceliği bulunmaktadır. Dolayısıyla belli bir ülke hukukunun uygulanmasını öngören uluslararası anlaşmanın varlığı durumunda 5718 sayılı Kanun'un 24. maddesi çerçevesinde hukuk seçimine değer verilmesi mümkün olmadığı gibi aynı Kanun'un 27. maddesi uyarınca iş sözleşmesine uygulanacak hukuka yönelik bir değerlendirme yapılması da mümkün değildir. Buna göre davalının esasa cevap dilekçesinde yabancı hukuk itirazı ileri sürüp sürmemesinin de sonuca etkisi bulunmamaktadır.Yukarıda yapılan açıklamalara göre somut uyuşmazlıkta, Ülkemiz ile Libya Arap Cumhuriyeti Devleti arasında yapılan anlaşma hükümlerinin gözetilmesi gerekir. Sözü edilen Anlaşma'nın 1. maddesi hükmü uyarınca işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın çalışılan ülke hukukuna göre çözümleneceğinin kararlaştırıldığı görülmekle uyuşmazlığa, çalışılan ülke olan Libya hukuku uygulanmalıdır.Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu ... sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Davacının 06.03.1997-13.08.19 97... .06.2005-23.09.2005 tarihleri arasındaki çalışma dönemleri bakımından ise davacının Türkiye'de ... sistemine tâbi olmaması, sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ve ücretinin ödendiği yer dikkate alındığında, daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olmadığı anlaşılmakla; davaya konu çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa mutad işyeri hukuku olan ... Federasyonu hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.