Çanakkale Boğazında liman işletmeciliği ve deniz taşımacılığı pazarında hakim durumun kötüye kullanılması iddiaları üzerine Rekabet Kurulu kararının iptali davasına ilişkin temyiz incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrakta, davacılar tarafından, Çanakkale Boğazında liman işletmeciliği ve deniz ulaşımında hakim konumda bulunan bir şirketin, rekabeti kısıtlayıcı ve sömürücü uygulamalarla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunu ihlal ettiği iddiasıyla Rekabet Kurulunun soruşturma açmamasına dair kararının iptali talep edilmiştir; ilk derece ve bölge idare mahkemeleri, şirketin iskele devralmalarında bildirim yükümlülüğü olmadığını ve hakim durumunu kötüye kullandığına dair somut bir bulguya rastlanmadığını belirterek davanın reddine karar vermişken, Danıştay Tetkik Hakimi temyiz isteminin kabulü yönünde görüş bildirmiştir.

T.C.
D A N I Ş T A YONÜÇÜNCÜ DAİREEsas No:2025/214Karar No:2025/4013TEMYİZ EDENLER (DAVACILAR) : 1. ... 2. ...Deniz Nakliyat Turizm Ticaret Ltd. Şti. 3. ... Tek Denizcilik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.VEKİLİ : Av. ...KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Av. ...MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : ... Deniz Ulaşım Turizm Ticaret A.Ş. VEKİLİ : Av. ...İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: ... Deniz Ulaşım Turizm Ticaret A.Ş. (...) Çanakkale boğazı bölgesinde liman işletmeciliği pazarındaki hakim durumunu, denizde yolcu ve araç taşımacılığı pazarında dışlayıcı ve sömürücü uygulamalarla kötüye kullanmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ihlal ettiğinden bahisle yapılan şikayet başvurusunun 4054 sayılı Kanun'un 41. maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddi ile soruşturma açılmasına gerek olmadığına ilişkin ... tarih ve ...sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; davacılar tarafından, davalı yanında müdahilin Çardak iskelesi hariç tüm iskeleleri işletme yetkisine haiz olmasının rekabeti engellediği, davacılardan M.E.E.'in sahibi olduğu Gelba-7 isimli gemiyle deniz taşımacılığı yapmasına ilişkin liman işleticisi görüşünü vermediği, anılan geminin hat izin süresinin dolmasına müteakip seferlere devam etmesi sebebiyle davacı M.E.E.'e ait gemiye ilişkin şikayette bulunduğu, limanlarda yolcu taşımacılığını engellediği, Çanakkale İl Özel İdaresine ait iskeleler ve müştemilatları devraldığını Rekabet Kurumuna bildirmesi gerektiği halde bu bildirimde bulunmadığı iddialarına yer verilmiş ise de, Çanakkale İl Özel İdaresinden devralınan iskele ve müştemilatları için kanunen bildirimde bulunması gereken bir durum bulunmadığı, dava dışı şirketin hakim durumunu kötüye kullandığına ilişkin ön araştırma sonucu bir bulguya rastlanılmadığı, ön araştırma sonucunda dava dışı şirketin davacılara yönelik somut kasti bir davranışının bulunmaması sebebiyle 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi anlamında hakim otoritenin kötüye kullanılmadığı açık olup, bu kapsamda soruşturma başlatılmaması yönünde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle, dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, işletmeciliğini yaptıkları bir iskele bulunmadığı, Çanakkale ilinde müdahilin sahip olmadığı tek iskelenin de 2022 yılında kapandığı, müdahilin pazarda hakim durumda olduğu, Devlet eliyle tekel konumuna getirildiği, deniz yolu taşımacılık faaliyetlerinin 2022 yılı itibarıyla sona erdiği, gemilerin atıl bir şekilde beklediği, müdahilin tekel olarak faaliyetlerine devam ettiği, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği, sadece ön araştırmada elde edilen bulgulara dayanıldığı, idarenin raporuna üstünlük tanınarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, hakim durumun kötüye kullanıldığı ileri sürülmektedir.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Mahkeme kararında ön araştırma raporuna atıfta bulunulmasının doğal olduğu, ön araştırmanın usulüne uygun bir şekilde gerçekleştirildiği, düzenleyici nitelikteki sürelerin dava konusu işlemi sakatlayıcı nitelikte olmadığı, Kurul kararının ticari sırlardan arındırılarak tebliğ edildiği, iddia edilen birleşme ve devralmalarla ilgili hukuka aykırılık bulunmadığı, Kurul kararından sonra ortaya çıkan gelişmelerin Kurul kararının hukuka uygunluğu değerlendirilirken göz önüne alınamayacağı; Davalı idare yanında müdahil tarafından, uzun yıllarca iskelesini kullandığı, kendisinin değil Çardak Belediyesinin iskelesinin kullanıma kapatıldığı, bundan dolayı sorumlu tutulamayacağı, hakim durumun kötüye kullanıldığı yönündeki iddiayı destekleyecek delillerin sunulmadığı, her işlemin hukuka uygun gerçekleştirildiği, kamuya hizmet edildiği, davacının gemisinin kusurlu taciz manevrasında bulunduğu, çatma yaşandığı, bu hususta yargı sürecinin bulunduğu, can ve mal güvenliğinin tehlikeye atıldığı, görüş yazısı vermemenin haklı olduğu, dava konusu Kurul kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Davacılar tarafından 25/01/2021 tarihinde davalı idare kayıtlarına giren başvuruda, feribot işletmeciliği yapan teşebbüslerin iskele kapak atma rampaları için işletme izin belgesi alması gerektiği, ...'ın görüş vermeme konusunda direttiği, görüş vermek için sözleşme yapmayı şart koştuğu, şart koştuğu sözleşmede ise fahiş ve keyfi ücretler talep ettiği, düzensiz sefer yapanların şikayet edildiği, Gelibolu-Çardak hattına özgülenmiş iki rampa bulunduğu bunlardan 4 numaralı rampanın gerekçesiz bir şekilde beton dökmek suretiyle kapatıldığı, böylece ...'ın hakim durumda olduğu Gelibolu-Lapseki hattına daha fazla rampa ayrılmış olduğu, Gelibolu-Lapseki hattındaki gemilerin dolar dolmaz -yaklaşık 15 dakikada bir- hareket edebilmesine rağmen Gelibolu-Çardak hattındaki gemilere hareket iznini ancak 45 dakikada bir vermek suretiyle Gelibolu-Lapseki hattını cazip kıldığı ve böylece ...'ın Çanakkale boğazı bölgesinde liman işletmeciliği pazarındaki hakim durumunu, denizde yolcu ve araç taşımacılığı pazarında dışlayıcı ve sömürücü uygulamalarla kötüye kullandığının iddia edildiği, söz konusu iddiaların incelenmesine yönelik olarak 23/06/2021 tarih ve 2021-5-012/ÖA sayılı ön araştırma raporunun düzenlendiği, söz konusu raporun görüşülmesi üzerine dava konusu Kurul kararıyla şikayetin reddine ve soruşturma açılmamasına karar verildiği, anılan işlemin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 1. maddesinde, "Bu Kanunun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır."; 6. maddesinde, "Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. Kötüye kullanma halleri özellikle şunlardır: a) Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler, b) Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması, c) Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi, d) Belirli bir piyasadaki hakimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler, e) Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması."; 27. maddesinin (a) bendinde, "Kurulun görev ve yetkileri şunlardır: a) Bu Kanunda yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler hakkında, başvuru üzerine veya resen inceleme, araştırma ve soruşturma yapmak; bu Kanunda düzenlenen hükümlerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi üzerine, bu ihlallere son verilmesi için gerekli tedbirleri alıp bundan sorumlu olanlara idari para cezaları uygulamak"; 40. maddesinde, "Kurul, resen veya kendisine intikal eden başvurular üzerine doğrudan soruşturma açılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek olup olmadığının tespiti için önaraştırma yapılmasına karar verir. Önaraştırma yapılmasına karar verildiği takdirde Kurul Başkanı, meslek personeli uzmanlardan bir ya da birkaçını raportör olarak görevlendirir. Önaraştırma yapmakla görevlendirilen raportör 30 gün içinde elde ettiği bilgileri, her türlü delilleri ve konu hakkındaki görüşlerini Kurula yazılı olarak bildirir.; 41. maddesinin birinci fıkrasında, "Önaraştırma raporunun Kurula teslimini takip eden 10 gün içinde, Kurul elde edilmiş olan bilgileri değerlendirerek karar vermek üzere toplanır ve soruşturma açılmasına veya açılmamasına karar verir."; 43., 44., 45., 46. ve 47. maddelerinde ise, Kurul'un soruşturmaya başlaması halinde uygulanacak idari usul çerçevesinde delillerin toplanması, tarafların bilgilendirilmesi, tebligat ve cevap verme ve sözlü savunma toplantısına ilişkin kurallara yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 4054 sayılı Kanun'un aktarılan düzenlemelerine göre, soruşturma açılması için yeterli bilgi ve belge varsa doğrudan soruşturma açılmasına karar verilebileceği, doğrudan soruşturma açılmasına yetecek bilgi ve belge bulunmadığı hallerde ise daha fazla bilgi veya belge elde edebilmek için ön araştırma yapılabileceği ve ön araştırma yapmakla görevlendirilen raportörün elde ettiği bilgi ve deliller ile ön araştırma raporunun Kurul'ca değerlendirilerek soruşturma açılmasına veya açılmamasına karar verilebileceği, bu iki karar türünden birini verme hususunda Rekabet Kurulunun takdir yetkisinin bulunduğu ve bu yetkinin 4054 sayılı Kanun'un 1. maddesinde belirtilen amaçları gerçekleştirme hedefi doğrultusunda kullanılması gerektiği açıktır. Bu bağlamda, ön araştırma sonucunda rekabet kurallarını ihlal eden eylem, karar ve anlaşmaların söz konusu olmadığının hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkması halinde Kurul'ca soruşturma açılmamasına karar verileceği, ancak ön araştırma sonucu elde edilen bilgi ve delillerin bu sonuca ulaşmaya elverişli olmaması veya yetersizliği halinde ise soruşturma açılmasına karar verilmesi gerektiği konusunda duraksamaya yer yoktur.Başka bir anlatımla, ihbar ve şikayet başvurularında ileri sürülen iddia ve deliller ile re'sen araştırma sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların noksan olduğu ve dolayısıyla ön araştırmaya konu edilen olayın soruşturma açılmasına gerek bulunmadığı yönünde kesin bir kanaate ulaşmaya yetecek ölçüde aydınlatılmadığı hallerde, Kurulca soruşturma açılmasına karar verilerek 4054 sayılı Kanun'un 43. ve devamı maddelerinde düzenlenen idari usulün uygulanması sonucunda yapılacak değerlendirmenin 48. maddede öngörülen nihai kararla sonuçlandırılması gerekir. Aksi takdirde rekabet kurallarının ihlal edildiğine ilişkin iddialar açıklığa kavuşmadan soruşturma açılmaması yönünde alınan kararın rekabetin korunması amacına hizmet etmeyeceği kuşkusuzdur. Rekabet hukuku uygulamasında, esas olarak, hakim durumda olsun ya da olmasın tüm teşebbüslerin iş yapacakları teşebbüsleri özgürce seçme ve mülkiyetlerinde bulunan varlıklar üzerinde özgürce tasarruf edebilme hakları olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, istisnai bazı durumlarda hakim durumdaki teşebbüslerin sözleşme yapmayı reddetmeleri rekabeti kısıtlayıcı bir davranış olarak değerlendirilebilmekte ve hakim durumdaki teşebbüse rekabet hukuku çerçevesinde sözleşme yapma yükümlülüğü getirilebilmektedir. Rekabet hukuku kuralları uyarınca, sözleşme hukukunun genel ilkelerinin aksine, hakim durumdaki bir teşebbüs istediği kişi ile sözleşme yapıp yapmama hususunda tam bir serbestiye sahip değildir. Hakim durumda olunan mal ve hizmetleri temin edemeyen teşebbüs, ürünü sağlayabileceği başka bir kaynak olmadığından pazardan dışlanma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Ancak, hakim durumdaki bir teşebbüs, haklı bir sebep gösterilebildiği durumlarda diğer teşebbüslere mal ve/veya hizmet sağlamaktan kaçınabilir. Hakim durumdaki teşebbüslere sözleşme yapma yükümlülüğü getirilmesi, ilgili veya bağlantılı pazarda faaliyet gösteren teşebbüs sayısını artırarak kısa vadede genellikle tüketicilerin yararına sonuçlar doğurmaktadır. Bir teşebbüsün ürettiği mal ya da hizmetler ile sahibi olduğu maddi ya da gayri maddi işletme unsurlarını diğer teşebbüslere sağlamaması ya da bunların diğer teşebbüsler tarafından kullanılmasına doğrudan veya dolaylı olarak izin vermemesi sözleşme yapmayı reddetme olarak ele alınmaktadır. Sözleşme yapmayı reddetme, potansiyel müşterilerin sözleşme taleplerinin reddedilmesi şeklinde olabileceği gibi söz konusu mal, hizmet ya da unsura ilişkin mevcut bir sözleşme ilişkisinin kesilmesi şeklinde de olabilmektedir. Öte yandan, hakim durumdaki teşebbüs ile oluşturulan sözleşme ilişkisine özgü olarak müşteri, söz konusu sözleşme kapsamında tedarik edeceği girdiyi kullanmak üzere birtakım yatırımlar yapmış olabilir. Bu durum, söz konusu girdinin vazgeçilmez olarak değerlendirilmesinde önemli bir unsur olarak dikkate alınmalıdır. Nitekim, Avrupa Topluluğu Adalet Divanı’nın ... davası ile ortaya koyduğu temel prensibe göre, hakim durumdaki bir teşebbüsün objektif gerekçesi olmadan uzun süreden beri iş yaptığı müşterisiyle anlaşma yapmayı reddetmesi bir kötüye kullanmadır ve yasaktır. Hakim durumdaki teşebbüs bir kez bir müşteriyle iş yapmaya başladıktan sonra, alıcının alternatif temin kaynakları kısıtlıysa ve alıcı sürdürülen ticari ilişki temelinde bir iş kurmuşsa, teşebbüs için anlaşma yapmayı reddetme özgürlüğü önemli ölçüde sınırlandırılmıştır. Mahkeme, ... şirketinin, rakip teşebbüslerin reklam kampanyalarına katıldığı için Olesen adlı Danimarka kökenli distribütörüne mal vermeyi reddetmesini konu alan uyuşmazlıkta, müşterinin talebi her zamankinden farklı değilse, hakim durumda olan şirketin, uzun süreden beri düzenli olarak ticari faaliyetini sürdüren müşterisine mal vermeyi reddedemeyeceğini belirterek hakim durumdaki teşebüsler için özellikle uzun süreden beri devam eden müşterileri bakımından geniş bir anlaşma yapma yükümlülüğü getirmiştir. Öte yandan, sözleşme yapmayı reddetme davranışı, hakim durumdaki teşebbüsün alt pazarda kendisiyle rekabet halinde olan teşebbüslere yönelik olabileceği gibi, kendisiyle rekabet içerisinde bulunmayan müşterilerine yönelik de olabilmektedir. Ayrıca, kendisine mal/ürün verilmeyen teşebbüsün bu malı/ürünü elde edebileceği bir alternatif kaynağı yoksa ve bu malın/ürünün kendisine verilmemesi, rekabet gücünü azaltıyorsa, sözleşme yapmayı reddeden teşebbüsün eylemi, hakim durumun kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilecektir. Yine, pazar gücünün kötüye kullanımı sonucunda, bir ürünün ekonomik değeri ile fiyatı arasındaki makul olmayan farklılığın bulunması şeklinde tanımlanan aşırı fiyat uygulamaları, genel olarak Avrupa Birliği ve Türk Rekabet Hukuku uygulamalarında hakim durumun kötüye kullanılması kapsamında bir ihlal olarak değerlendirilmektedir. Fiyattaki aşırılığın, incelemeye konu olan ürünün satış fiyatı ve üretim maliyetleri arasında kar marjını ortaya koyan bir karşılaştırma yapılarak hesaplanabilmesi halinde objektif olarak tespit edilebileceği kabul edilmektedir. "Ekonomik Değer Testi" olarak ifade edilen bu testte, tüm üretim maliyetleri toplamı ile fiyatın karşılaştırılması, ilgili pazardaki aynı veya benzer ürünlerin fiyatlarının karşılaştırılması, komşu pazarlardaki aynı veya benzer ürünlerin fiyatlarının karşılaştırılması gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bu testte öncelikle ilgili ürünün maliyeti ve fiyatı kıyaslanarak yüksek bir kar marjının olup olmadığı incelemekte; bu tespitin ardından ise, ürünün fiyatının kendi içinde ya da rakip ürünlerin/hizmetlerin fiyatlarına kıyasla haksız olup olmadığını tespit etmeye yönelik fiyat kıyaslaması yapılmaktadır. Ancak, bu tespitlerde fiyat/maliyet kıyaslaması yaparken maliyet ölçütünün belirlenmesine ilişkin zorluklar, maliyetin hesaplanmasına ilişkin zorluklar ve makul kâr marjının ne olduğunun belirlenmesine ilişkin zorluklar ortaya çıkmaktadır. Bu zorluklar, fiyat maliyet kıyaslamasının objektif ve hatasız bir şekilde ortaya konulmasını mümkün kılmamaktadır. Ekonomik Değer Testinin birinci aşamasında fiyat ve maliyet arasında aşırı bir farklılığın tespiti halinde, ikinci aşamaya geçilerek fiyat kıyaslaması yapılmakta, bu kıyaslamada teşebbüsün kendi fiyatlarıyla yapılan karşılaştırmalar kullanılabileceği gibi, teşebbüsün rakiplerinin aynı veya farklı coğrafi pazarlarda uyguladığı fiyatlandırmalar da karşılaştırmaya esas alınabilmektedir. Bütün bu hususlarla birlikte, analiz yapılan pazarın koşulları aşırı fiyata rekabet otoritelerince müdahale edilmesi açısından önem arz etmektedir. Bu noktada aşırı fiyatlamanın kötüye kullanma olarak kabul edilmesi için teşebbüsün hakim durumda olmasının yeterli olmadığı, mevcut durumda hakim durum bulunsa da pazarda giriş engellerinin bulunmaması durumunda, aşırı fiyatlamaya müdahalenin pazara yeni girişler açısından caydırıcı olmasının söz konusu olabileceği, bu nedenle, aşırı fiyatlamanın kötüye kullanma olarak kabul edilmesi için tekele ya da tekele yakın bir duruma yol açan yüksek ve geçici olmayan pazara giriş engellerinin varlığının ya da tekel veya tekele yakın durumun halihazırda mevcut olan ya da geçmişten gelen münhasır veya özel haklardan ileri gelen bir durum olmasının tespitinin gerektiği, bu şekilde giriş engellerinin mevcut olduğu durumlarda dahi, aşırı fiyatlandırmanın söz konusu olduğu durumlarda, bu eylemi rekabet hukuku kapsamına almadan önce rekabet otoriteleri ve diğer ilgili otoriteler tarafından söz konusu giriş engellerinin kaldırılarak çözüm yoluna gidilmesi, bunun mümkün olmadığı durumlarda fiyatlandırmaya rekabet hukuku çerçevesinde müdahale edilebileceği kabul edilmektedir. Sömürücü nitelikteki davranışlar içinde yer alan aşırı fiyatlamanın, doğrudan tüketici refahında etkisini gösterdiği gözetildiğinde, öncelikle analiz yapılacak pazarın koşullarına yönelik bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Pazarda geçici olmayan giriş engellerinin bulunmaması veya anılan otoritelerin söz konusu giriş engellerini yapısal çözümlerle kaldırabilecek olması durumunda, aşırı fiyatlamaya müdahale edilmesi pazara yeni girişlerin önüne geçecek dolayısıyla tüketici refahının korunması amaçlı getirilen bir müessese tam tersi sonuçlara yol açabilecektir. Bununla birlikte, pazar koşullarının ve ekonomik değer testinin şartlarının değerlendirilmesinin yanında, somut olaydaki aşırı fiyatlama davranışının tüketici refahına etkisinin olup olmadığının da ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacılar tarafından davalı idare yanında müdahil şirketin liman işletmeciliği pazarındaki hakim durumunu kullanarak, feribot taşımacılığı rakibi olan davacı şirketlerin ihtiyacı olan liman işletmecisi yazısını vermediği, bu görüşün verilebilmesi için kapak atma ücretini aşırı artırdığı sözleşmeleri akdetmeyi şart koştuğu, Gelibolu-Çardak hattında önceden beri kullanılan iki adet iskeleden/rampadan birini beton dökmek suretiyle kapattığı ve diğer hatta yer alan feribotlar dolar dolmaz hareket ederken, davacıların kullandığı hatta yer alan feribotlara 45 dakika dolmadan hareket izin vermediği, böylece tüketici nezdinde davalı idare yanında müdahil tarafından işletilen Gelibolu-Lapseki hattını daha cazip kıldığı iddia edilmektedir. Davalı idare tarafından yapılan inceleme sonucunda ise, davalı idare yanında müdahil tarafından gerçekleştirildiği iddia edilen bu davranışların sebebinin 04/03/2020 tarihinde feribotlardan birinin rampaya yaklaşırken, yolculardan birinin erken inmeye çalışması sonucunda yaşanan kaza ve bu kaza sonucunda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Çanakkale Liman Başkanlığının... tarih ve ... sayılı yazısı olduğu sonucuna varılarak dava konusu idari işlem tesis edilmiştir. Bununla birlikte, davacılar tarafından akdedilmek istenen kapak atma sözleşmesinin can güvenliği maddelerine itiraz edilmediği, davacılar tarafından anılan sözleşmede daha önceki dönemlere göre yapılan fiyat artışına itiraz edildiği, kapatılan iskele/rampanın davacıların sözleşmelerinde yer aldığı, hatta halihazırda anılan iskele/rampa için geçici iznin alınmış olduğu, davacıların iddiaları ile yaşanan yolcu kazası ve Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Çanakkale Liman Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı yazısı arasındaki "illiyet bağının" yeterince araştırılmadığı görülmektedir. Öte yandan, davalı idare tarafından "Zorunlu Unsur Doktrini" kapsamında değerlendirilirken "Gelibolu Feribot Terminali" inşaatı masrafları dikkate alınarak, davacılar tarafından liman inşa edilebileceği ve bu nedenle, davacılar açısından davalı idare yanında müdahilin işletmecisi olduğu limanın kullanılmasının zorunlu olmadığı değerlendirilmişse de, liman inşa etmenin önündeki gerek hukuki (kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olması, kıyılarda liman yapılabilmesine yönelik detaylı mevzuat, izin alma süreci) gerekse fiziki (her coğrafyanın liman yapılmasına uygun olmaması) engellerin hiç tartışılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalı idare yanında müdahilin davacıların şikayetine konu davranışlarının hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususlarının 4054 sayılı Kanun'un Kurul'a tanıdığı yetkiler çerçevesinde açılacak bir soruşturmayla araştırılarak ortaya koyulması, bu kapsamda, davacıların iddiaları ile yolcu kazası sonrasında iskele kapatılması vakıasının ilgisinin somut olayın özellikleri bakımından irdelenmesi, bunun yanında, gerçekleştirilecek zorunlu unsur değerlendirmesinde yukarıda yer verilen hususların yanında Dairemizin 12/11/2025 tarih ve E:2022/1976, K:2025/3494 sayılı kararında ortaya koyulan kriterler çerçevesinde değerlendirme yapılarak bir sonuca ulaşılması gerekmektedir.Bu itibarla, rekabet hukukunun amaç ve ilkeleri ile 4054 sayılı Kanun'da öngörülen usul açısından, 4054 sayılı Kanun'un ihlal edildiği iddiasına dayanan bir şikayet hakkında soruşturma açılmasına gerek olup olmadığını anlamak için yapılan ön araştırma sonucunda, söz konusu eylemin 4054 sayılı Kanun kapsamında bir ihlal olup olmadığının tespit edilmesi suretiyle soruşturma açılıp açılmayacağına karar verilmesi gereken somut olayda; davacıların şikayetine konu davranışların 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi kapsamında incelenmesi ve davalı idarece araştırmanın genişletilmesi suretiyle elde edilecek bilgi, belge ve deliller ışığında değerlendirilmesi ve her türlü şüpheden uzak bir şekilde açıklığa kavuşturulması için soruşturma açılması gerekirken, eksik incelemeye dayalı şikayetin ön araştırma aşamasında reddi ile soruşturma açılmasına gerek olmadığına ilişkin dava konusu Kurul kararında hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 17/12/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.