İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin, marka manevi tazminat davasında ceza mahkemesinin HAGB kararının yargılamanın iadesi sebebi olup olmadığını incelediği istinaf kararı.
Özet: Bu istinaf kararı, davacının, markaya tecavüz suçundan karşı tarafın yetkilisinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı ile kesinleşen ceza mahkemesi kararına dayanarak önceki hukuk davasında yargılamanın iadesi talebinin, ilk derece mahkemesince HAGB kararının maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde olmadığı ve yargılamanın iadesi şartlarını karşılamadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine yapılmıştır; davacı istinaf dilekçesinde, HAGB kararlarının dahi yargılamanın iadesi nedeni sayılması gerektiğini, bu durumun ispat imkanı sunması gerektiğini ve mahkeme kararları arasındaki çelişkinin giderilerek hukuk güvenliğinin sağlanmasını talep etmektedir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO:2026/848 Esas
KARAR NO:2026/1153 Karar
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ:14/04/2026
NUMARASI:2026/57 E. - 2026/89 K.
DAVANIN KONUSU:Marka (Manevi Tazminat İstemli)
KARAR TARİHİ:09/07/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA:Yargılamanın iadesini talep eden davacı-karşı davalı vekili dava dilekçesinde; İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açtıkları 2018/296 Esas sayılı davada İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde devam eden ... Esas sayılı davanın sonucunun uzun süre beklendiğini, yapılan yargılama sonucunda ... sayılı dosyada ispatlanamayan marka hükümsüzlüğü davasının reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay 11. HD'nin 2022/3064 Esas, 2023/6765 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiğini, ancak İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin uzun süre sonucunu beklediği davanın sonucunu dikkate almayarak karar verdiğini, kararın Yargıtay onaması ile kesinleştiğini, davalı-karşı davacı şirket yetkilisi ... hakkında İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinde açılan markaya tecavüz davası sonucunda, 2024/339 Esas, 2024/460 Karar sayılı kararı ile 556 sayılı KHK'nın 61/A maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verildiğini, kararın istinaf denetiminden geçerek kesinleştiğini, ancak kararın kendilerine tebliğ edilmemesi nedeniyle kesinleşmeden 14/01/2026 tarihinde haberdar olduklarını, HMK'nın 375/1-ı maddesindeki yargılamanın iadesi koşullarının mevcut olduğunu belirterek, öncelikle yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini ve davanın esasına girilerek, kendileri tarafından açılan asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; verilen kararın Yargıtay incelemesinden geçtiğini, kesinleşme tarihinin 18.03.2025 tarihi olduğunu, ceza dosyasının kesinleşme tarihi 04.03.2025 olduğunu, yenilik doğuran birşey olmadığını savunarak, talebin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
MAHKEME KARARI:İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 14/04/2026 tarihli 2026/57 E. - 2026/89 K. sayılı kararıyla; "... yargılamanın iadesine gerekçe olarak sunulan İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2024/339 Esas 2024/460 Karar Sayılı ilamı incelendiğinde, kararın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ait bir ilam olduğu ve bu kararın 04.02.2025 tarihinde İstinaf kararı ile kesinleştiği, kesinleşme tarihinin Mahkememizin ilamının kesinleşme tarihinden ve Yargıtay kararı tarihi olan 03.02.2025 tarihinden öncesine ait olduğu, yine kararın Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı olduğu ve maddi anlamda kesin hüküm olarak nitelendirilmesi mümkün olmayacağı kararın Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması kararı olduğu ve maddi anlamda kesin hüküm olarak nitelendirilmesi mümkün olmayacağı, Maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmediği için, HAGB kararı hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davalarında hukuk hakimini bağlayıcı bir nitelik taşımayacağı, bu hali ile HMK'nın 375/1-ı maddesinde belirtilen "Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması " hükmü karşısında yargılamanın iadesi sebebi sayılmayacağı kanaati ile yargılamanın iadesi talebinin reddine..." karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİ: Davacı-k.davalı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; yargılamanın iade talepli dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla, müvekkiline ait markaların hükümsüzlüğü için açılan İstanbul 1. Fikri ve Sınai haklar Hukuk Mahkemesinin ...sayılı davasının reddine karar verilmekle, müvekkilinin marka üzerinde hak sahibi olduğunun kesinleştiğini, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinde açılan markaya tecavüz davası sonucunda, 2024/339 Esas, 2024/460 Karar sayılı kararı ile davalı-karşı davacı şirket yetkilisinin müvekkiline ait markayı kullanması nedeniyle markaya tecavüz suçundan mahkumiyetine ve suça konu ürünlerin müsaderesine karar verildiğini, kararın kesinleştiğini, kararın infazı kabil bir karar olduğunu,Buna rağmen kararın kesin hüküm oluşturmadığına karar verilemeyeceğini, örnek Yargıtay kararı doğrultusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde dahi mahkumiyet kararının yargılamanın iadesi nedeni olduğunu ve kendilerine ispat imkanı verilmesi gerektiğini,
Mahkeme kararları arasında çelişki oluştuğunu, HMK'nın 375/1-ı maddesi uyarınca iki mahkeme arasında çelişki oluşması halinde, bu çelişkinin giderilmesi ve hukuk güvenliğinin sağlanması gerektiğini,Bu çelişkinin hukuk mahkemesinde yapılan yargılamadaki eksik ve hatalardan kaynaklandığını, dava dosyasında müvekkilinin markalarının hükümsüzlüğü için İstanbul 1. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin .... sayılı dosyası ile açılan davanın neticesi tam 6 sene bekletici mesele yapıldığı halde, bu dosyada verilecek davanın kabulü yahut reddi kararının huzurdaki davaya hiç bir etkisi olmayacakmış gibi hüküm tesis edildiğini, bu durumun temyiz itirazlarını inceleyen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından gözden kaçırıldığını, mahkemenin bir önceki bozma ilamına örtülü direnme ile hüküm tesis ettiğini ve hukuki ihtilafın Hukuk Genel Kurulunda nihai olarak çözümlenmesi gerektiğinin de gözden kaçırıldığını, bu sebeple HMK'nın 375/1-ı maddesinde ifade edilen kesinleşen iki mahkeme kararı arasında çelişki oluşması hali mevcut olduğu halde yargılamanın yenilenmesi taleplerinin reddine karar verilmesinin hukuka ve kamu düzenine aykırı olduğunu belirterek, açıkladıkları ve resen gözetilecek nedenlerle, istinaf taleplerinin kabulüne, ceza mahkemesi kararının derecattan geçerek kesinleştiği, ortada hiç değilse el konulan marka tecavüzü oluşturan çantaların müsaderesine yönelik kesinleşmiş bir mahkeme kararının varlığının kabulü gerektiği, bu çelişkinin giderilmesinin kamu düzeninden olduğu ve olayda emsal içtihatlarda da belirtildiği üzere 375/1-ı hükmü şartlarının bulunduğu, aksi yönde verilen ret kararının açıkça hukuka ve kamu düzenine aykırı olduğu gözetilerek yargılamanın yenilenmesi taleplerinin reddine ilişkin kararın kaldırılmasına, yargılamanın yenilenmesi taleplerinin kabulüne ve dava sonunda asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, asıl ve karşı dava yönünden dava masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/296 Esas sayılı dava dosyası incelendiğinde; asıl davada, davacının 1967 yılından bu yana sarraciye sektöründe faaliyet gösterdiği, "..." markasının adına kayıtlı olduğu, davalının tescilli markası olmadığı halde "..." ibareli çanta emtiasını toptan ve preakende olarak sattığı, bu durumun İst. An. 1. FSHHM'nin 2014/49 D.İş sayılı dosyası ile tespit edildiği iddiasıyla, davacının tescilli marka haklarına gerçekleştirilen tecavüzün refine, menine, şimdilik 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi ve 10.000,00 TL itibar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, karşı davada ise, karşı davacının "..." markalı orjinal ürünlerin yetkili satıcısı olduğu, markanın gerçek sahibinin ... .... olduğu, bu markanın karşı davalıya ait olmadığı, 1985 yılından bu yana "..." markalı tenis ürünlerini sattığı, ayrıca tenis malzemeleri için tasarlanan çantaların da bulunduğu, davacı-karşı davalının markanın gerçek sahibi olmadığı, kötüniyetle marka tescil ettirdiği, davalı-karşı davacının kullanımından haberdar olduğu halde sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı iddiasıyla, muarazanın önlenmesine karar verilmesi talebiyle dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda, İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/296 Esas, 2024/43 Karar sayılı kararı ile, davacı-karşı davalı tarafın "..." ana unsurlu ilk markasını 1994 yılında TPMK nezlinde tescil ettirdiği, markaların 17,18, 23, 24, 25, 26 ve 28. sınıflarda tescilli oldukları, davalı tarafın distribütörü olduğu "..." markalarının da 24, 25 ve 28. sınıftaki emtia yönünden tescilli oldukları ve ilk tescillerinin 1965 yılında gerçekleştiği, 556 sayılı KHK'nın 3. maddesinde düzenlenen "Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin öngördüğü koruma; Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ikametgahı olan veya sınai veya ticari faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişilerce veya Paris Sözleşmesi yahut Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri dahilinde başvuru hakkına sahip kişilerce elde edilir. Bu Kanun Hükmünde Kararname kapsamına girmemekle beraber, Türkiye Cumhuriyeti uyruğundaki kişilere kanunen veya fiilen marka koruması tanımış yabancı devletlerin gerçek veya tüzel kişileri de karşılıklılık ilkesi uyarınca Türkiye'de marka korunmasından aynı şekilde yararlanır." hükmü gereği davalı tarafın da ülkemizde tescil edilmemiş olsa bile marka hakkının korunmasından yararlanabileceği, her ne kadar markanın tekliği ilkesi gereği ve davacı-karşı davalı tarafın tescilli bulunan markaları dolaysıyla davalı-karşı davacının uluslararası kullandığı markaları aynı sınıflardaki emtiada tescilinin mümkün olmaması dolayısıyla tescil ettiremese dahi, marka hakkının korumasından yararlanacağı ve davalı-karşı davacının kullanımlarının bu anlamda korunan marka hakkına dayandığı, yine davalı-karşı davacı şirketin davaya konu edilen markaların öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu, davalı-karşı davacı tarafın kullanımlarının da yurt dışındaki tescil edildiği emtialar yönüyle kullanıldığı kabul edildiğinde davalı-karşı davacı tarafın kullanımlarının, davacı-karşı davalı tarafın TPMK nezlinde tescilli markaları yönünden marka hakkına tecavüz oluşturmayacağı, karşı dava yönünden de uyuşmazlık değerlendirildiğinde; davacı-karşı davalı tarafın davalı-karşı davacı taraf aleyhine marka hakkına tecavüz dolaysıyla hem huzurdaki davayı, hem de Mahkemenin 2018/295 E. sayılı davasını ikame ettiğinden davalı-karşı davacı tarafın muarazanın meni talebinde bulunma hakkının varlığının kabul edildiği, davalı-karşı davacı tarafın 556 sayılı KHK'nın 3. maddesi gereği satış ve pazarlama fillerinin korunan marka hakkından kaynaklandığı, davacı-karşı davalı tarafın ülkemizde tescilli markalarının tescil tarihinin davalı-karşı davacı tarafın korunan marka haklarından sonraki tarihte tescil edildiği dikkate alındığında, davalı-karşı davacı tarafın muarazanın meni talebinin yerinde olduğu kabul edilerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, "..." markasının karşı davacı tarafından kullanımı yönünden söz konusu markanın karşı davacı tarafından kullanım hakkı bulunduğunun kabulü ile markaları kullanılmasının davacı tarafın tescilli markalarına tecavüz etmediğinin tespiti ile taraflar arasındaki muarazanın bu şekilde önlenmesine karar verildiği, kararın davacı-karşı davalı tarafça temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. HD’nin 03/02/2025 tarihli, 2024/3624 Esas, 2025/419 Karar sayılı kararı ile temyiz taleplerinin reddiyle, kararın onanmasına karar verildiği tespit edilmiştir.İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26/11/2024 tarihli, 2024/339 Esas, 2024/460 Karar sayılı kararı incelendiğinde; katılanın ..., sanığın .... Şirketi ve bu şirketin yetkilisi ... olduğu, .... Şirketi’nin adresinde 22/10/2014 tarihinde yapılan arama sonucunda bulunan "..." markalı ürünlerle ilgili yapılan yargılama soncunda, "...+şekil" markalarının TPMK nezdinde ... ve ... tescil numaraları ile katılan adına tescilli bulunduğu, suç tarihinde sanığın işyerinde yapılan aramada katılan adına tescilli markaları taşıyan toplam 45 adet ürün ele geçirildiği,katılan adına tescilli markaların sanık tarafından satışı yapılan çantalar üzerine uygulanmış olduğu, çanta emtiasının yer aldığı (şekil+...) markasının halen katılan adına tescilli olması nedeniyle sanık tarafından "..." markası taşıyan ürünlerin satışının yapılmasının tüketiciler nezdinde iltibasa neden olacağı, bir an için söz konusu ürünlerin ithalat yolu ile sanık tarafından ithal edildiği kabul edilse dahi, müştekinin Türkiye'de tescilli markası üzerinde inhisari hakkı olduğu göz önüne alındığında, sanığın ithalat yolu ile de ülkeye katılan markasını taşıyan ürünleri ithal edip satışının yapılmasının mümkün olmayacağı, bu bağlamda sanık eyleminin başkası adına tescilli markanın iltibasen kullanımı nedeniyle marka hakkı ihlali anlamında suç oluşturacağı gerekçesiyle sanığın cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın istinaf denetiminden geçerek 04/02/2025 tarihinde kesinleştiği tespit edilmiştir.İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 21/03/2018 tarihli, ... Esas, 2018/103 Karar sayılı ilamı incelendiğinde; davacının ..., davalının ... olduğu, davalı adına tescilli ...numaralı "...", ... numaralı "... şekil", ... numaralı "... şekil", ... numaralı "... şekil" markalarının kötü niyetli tescil nedeniyle hükümsüzlüğüne karar verilmesi talebiyle dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verildiği, kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 44. HD’sinin 2020/795 Esas, 2022/247 Karar sayılı kararı ile markanın tescil tarihinin 1993 yılı olduğu ve kötüniyetli tescil iddiasıyla 21 yıl sonra hükümsüzlük davası açılamayacağı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verildiği, kararın davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. HD’nin 23/11/2023 tarihli, 2022/3064 Esas, 2023/6765 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği tespit edilmiştir.
G E R E K Ç E :Talep, davacı tarafından davalıya karşı açılan marka hakkına tecavüzün tespiti ve önlenmesi ile maddi, manevi tazminat davasının reddi, davalının açtığı muarazanın giderilmesine dair karşı davanın kabulü kararına karşı yargılamanın iadesine ilişkindir.Mahkemece yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı yargılamanın iadesini talep eden davacı-karşı davalı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/296 Esas sayılı davasının yargılaması sırasında, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin ... Esas sayılı dava dosyasının sonucunun beklendiği, kararın kesinleşmesi üzerine bu dosya incelenerek karar verildiği, Yargıtay 11. HD’nin de işbu dava dosyasını delil olarak inceleyip, ilk derece mahkemesinin kararının onanmasına karar verdiği anlaşıldığından, İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açılan ... sayılı marka hükümsüzlüğü davasının reddedilmesi yargılamanın iadesine gerekçe yapılamaz.İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesinin 26/11/2024 tarihli, 2024/339 Esas, 2024/460 Karar sayılı kararıyla ilgili istinaf talepleri incelendiğinde; ceza mahkemesi kararının yargılamanın iadesi talep edilen İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/296 Esas, 2024/43 Karar sayılı kararının kesinleşmesinden önce, 04/02/2025 tarihinde kesinleştiği, yargılamanın iadesini talep eden ve ceza davasında katılan olarak yer alan davacı-karşı davalının kesinleşmeden elinde olmayan nedenlerle haberdar olmadığını ispatlayamadığı anlaşılmıştır.Ayrıca, her ne kadar yargılamanın iadesi talep edilen 2018/296 Esas sayılı davaya konu markaya tecavüz eylemleri nedeniyle davalı-karşı davacı şirket yetkilisi hakkında açılan ceza davasında, davalının cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, anılan hükmün açıklanmasının geri bırakılması karşısında, ortada hukuk hakimini bağlayacak kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararının da bulunmadığı, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 21/03/2018 tarihli, ..., 2018/103 Karar sayılı kararı ile, davalı ... adına tescilli ilk markanın tescil tarihinin üzerinden 21 yıl süre geçmesi nedeniyle dava açılamayacağı gerekçesiyle hükümsüzlük davasının reddine karar verildiğinden, ceza mahkemesi kararının İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2018/296 Esas sayılı davasında varılan sonucu etkilemeyeceği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.Tüm bu nedenlerle; yargılamanın iadesini talep eden davacı-karşı davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile:
1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı-karşı davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,
2-Alınması gereken 732,00 TL maktu harç, peşin alınmakla yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,
4-İstinaf yargılama giderleri olarak; davacı-karşı davalı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 09/07/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.