Mirasbırakanın torununa mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yaptığı muvazaalı tapu devrinin iptali ve tescil talebine ilişkin Yargıtay içtihadı.
Özet: Bu hukuki evrak, murisin vefatından kısa süre önce bir taşınmazını torununa satış gibi göstererek devretmesinin, diğer mirasçılardan mal kaçırma kastıyla yapılmış muvazaalı bir işlem olduğu iddiasıyla açılan tapu iptali ve tescil davasında, ilk derece ve bölge adliye mahkemelerince devrin geçersiz sayılarak davanın kabulüne karar verildiği, Yargıtayın ise muris muvazaası hukuksal nedenini ve mirasbırakanın mal kaçırma kastının açıkça tespitinin önemini açıkladığı bir içtihat metnidir.

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2025/1120 E., 2025/2252 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 2. Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2017/542 E., 2024/1056 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:-K A R A R-Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis, aksi takdirde bedel istemine ilişkindir. Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; 1974 yılında vefat eden tarafların ortak murisi ...'ın ölümünden yaklaşık 6 ay kadar önce maliki olduğu ... ilçesi, ... Mah. 148 parsel sayılı taşınmazını satış göstermek suretiyle davalı torununa devrettiğini, yapılan bu işlemin muvazaalı olduğunu çünkü satış tarihi itibariyle murisin böyle bir satışa ihtiyacının olmadığı gibi, davalının da yaşı ve ekonomik durumu itibariyle böyle bir taşınmazı satın alacak gücünün bulunmadığını, yapılan işlemin mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik olduğunu ileri sürerek öncelikle miras payları oranında davacılar adına tapu iptali ve tescile, olmadığı takdirde ise saklı paylar oranında tenkise karar verilmesini, o da olmazsa dava konusu taşınmazın rayiç bedelinin tespiti ile miras payları oranında davalıdan yasal faizi ile birlikte tahsilini istemiştir. Davalı cevap dilekçesinde özetle; murisin vefatından dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında davacıların talebinin iyiniyet ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, yapılan satış işleminin gerçek olduğunu, bedelini ödeyerek satın aldığını, muris vefat edene kadar 3 yıl murisin evinde kalıp onunla ilgilendiğini, ayrıca tenkis talebi yönünden davanın süresi içinde açılmadığını da belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraf tanıklarının beyanları, muris ve davalının ekonomik durum araştırma sonuçları, muris adına kayıtlı taşınmaz bulunmaması, tanıkların beyanlarında murisin diğer taşınmazlarını erkek çocuklarına verdiğini belirtmeleri, akit tablosundaki değer ile bilirkişi raporunda belirlenen değer arasındaki fark dikkate alındığında dava konusu taşınmazın murisin torunu olan davalıya devrinin gerçekte satış olmadığı, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapılan bağış niteliğinde ve geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığından davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b-1.madde ve bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; 1899 doğumlu mirasbırakan ...'ın 10.11.1974 tarihinde öldüğü, geriye mirasçı olarak davacı kızları ... ve ..., 2013 yılında ölen oğlu ...'in oğlu olan davalı ... ile dava dışı çocukları ile torunlarının kaldığı, davacılardan ...'nin yargılama aşamasında 30.01.2019 tarihinde ölümü üzerine mirasçıları tarafından davaya devam edildiği; muris ...'in, adına kayıtlı 148 parsel sayılı taşınmazını 22.05.1974 tarihli satış işlemi ile davalı torunu ...'e devrettiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada mirasbırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir. Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237., (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.Öte yandan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı davalarda mirasbırakanın kastının açık bir şekilde saptanması gerekmektedir. Bu kapsamda, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat külfeti 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190. maddesi ile TMK'nın 6. maddesi gereği davacı tarafa aittir.Somut olayda; dinlenen davacı tanıklarının beyanlarında murisin mal kaçırmasını gerektirir somut bir olgu ortaya koymadıkları gibi davacılar tarafından murisin kendilerinden mal kaçırmasını gerektirir somut bir neden de sunulamadığı, bedel düşüklüğünün tek başına muvazaaya kanıt olmayacağı hususları tüm dosya içeriği ile birlikte değerlendirildiğinde, 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında mirasbırakanın mirasçısından mal kaçırma kastıyla hareket ettiği iddiasının HMK’nın 190. ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca davacı tarafça ispatlanabildiğini söyleyebilme olanağı bulunmadığı anlaşılmaktadır.Hâl böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın kabul edilmesi doğru değildir.Davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.