Yargıtay 6. Ceza Dairesi, dikili ağaç ve fidana zarar verme suçunda mahkûmiyetin şüpheden sanık yararlanır ilkesi ile fidanların hayatiyetini kaybetmediği bilirkişi raporu doğrultusunda hukuka aykırı bulunarak beraat gerektiği yönündeki kararı.
Özet: Bir Yüksek Mahkeme, "dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğuna zarar verme" suçundan verilen mahkumiyet kararını incelerken, anayasal bir hak olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gereğince, sanığın kasten mala zarar verdiğine dair şikayetçi beyanları dışında kesin ve somut delil bulunmadığına, dosyadaki fotoğrafların hasarın normal kullanım sonucu oluşabileceğini gösterdiğine ve bilirkişi raporunun fındık ağaçlarının canlılığını koruduğunu belirttiğine dikkat çekerek, sanığın beraati gerekirken mahkumiyetine karar verilmesini hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur.
6. Ceza Dairesi         2025/4107 E.  ,  2026/1794 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI : 2021/245 E., 2021/896 K.
SUÇ : Dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğuna zarar verme
HÜKÜMLER : Kaldırılarak yeni hüküm kurulması
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) de nazara alınarak, sanığın, şikayetçinin evinde kiracı olarak kaldığı, dosya içerisine sunulmuş fotoğrafların incelemesinde tüm hasarların zamanla kullanım dolayısıyla oluşabilecek nitelikte bulunduğu, aralarındaki anlaşmazlığın hukuki ihtilaf olarak değerlendirilmesi gerektiği, sanığın savunmalarında üzerine mala zarar verme suçunu kasten işlemediğini belirttiği, sanığın, katılanın fındık bahçesinde meydana gelen hasarları mala zarar verme kastı ile gerçekleştirdiğine ilişkin katılanın soyut beyanları dışında, hükümlülüğe yeterli hukuka uygun, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği, suçun taksirli halinin de kanunda düzenlenmediği, şüpheden sanık yararlanır ilkesi de nazara alınarak, sanığın mala zarar verme suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabule göre;
Sanığın mala zarar verme suçunun nitelikli hali olan fidana zarar verme suçundan cezalandırıldığı göz önünde alındığında; dosya arasında bulunan 25.09.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre "Bütün bu bilgiler ışığında keşif mahallinde yanarak zarar gördüğü iddia edilen fındık ağaçları üzerinde yapılan incelemede findık ağaçlarında yeni sürgünlerin ve yaprakların oluştuğu tespit edildiğinden yukarıdaki bahsedilen dokuların zarar görmediği, bitkide su ve suda çözünmüş mineral maddeler ile fotosentez ürünlerinin hareketinin sağlandığı, bitkinin geliştiği ve canlılığını sürdürdüğü tespit edilmiştir. Fındık ağaçlarının ve zemindeki otların zarar görmediği sonuç ve kanaatine varılmıştır." şeklindeki ifadeye göre bu fidanların hayatiyetini kaybetmediği anlaşıldığından eylemin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 151/1, 152/2-a maddesinde yer mala zarar verme suçundan cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
5271 sayılı Kanun'un 304/2. maddesi uyarına yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere dosyanın Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
25.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.