İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinde görülen, büyük hissedar tarafından ortakları zarara uğratma amaçlı muvazaalı taşınmaz devri nedeniyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine ilişkin istinaf kararı.
Özet: Bu tapu iptali ve tescil davasında, davacı vekili, bir şirketin büyük hissedarı ve yetkili temsilcisinin, şirkete ait değerli taşınmazları, gerçek değerinin ve önceki satış vaadi bedelinin çok altında, kendi hakimiyetindeki yeni kurulan düşük sermayeli bir şirkete muvazaalı ve diğer ortaklardan mal kaçırma amacıyla devrettiğini iddia ederek, bu devrin iptali ile tapu tescilini talep etmiş; ilk derece mahkemesince davanın reddedilmesi üzerine, davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1757
KARAR NO:2026/1204
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23/02/2022
NUMARASI:2014/788 E. - 2022/99 K.
DAVANIN KONUSU:Tapu İptali Ve Tescil
BİRLEŞEN İSTANBUL 13.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2017/284 ESAS
DAVANIN KONUSU:Tapu İptali Ve Tescil
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; davacının dava dışı ... ...AŞ'nin ortağı olduğunu, diğer davalı gerçek kişinin ise şirketin büyük hissedarı ve halen tek yetkili temsilcisi, yönetim kurulu başkanı olduğunu, davacının şirket evrakları üzerinde yaptığı incelemede Şişli İlçesi, ... Mahallesi, 307 pafta, 1956 ada, 14 parselde kayıtlı 130/1000 arsa paylı, zemin kat 19 numaralı bağımsız bölüm ile aynı parselde 86/1000 arsa paylı, 1. bodrum kat, 20 numaralı bağımsız bölümlerden 19 numaralı olanının 20.06.2005 tarihinde, 1.000.000,00- TL karşılığında, 20 numaralı olanın ise 523.500,00- TL bedel karşılığında dava dışı Türkiye ... Bankası AŞ'den satın alındığını, 2005 yılına ilişkin evraklara göre gayri menkullerin bedelinin kredi kullanılarak ödendiğini, kredilerin geri ödenmesinin temini için ... Bank lehine 2.500.000,00- TL değerinde ipotek tesis edildiğini, ayrıca ... lehine de 400.000,00- TL değerinde ipotek tesis edilmesi için yönetim kurulu kararı alınarak ipotek tesis edildiğini, taşınmazların satın alındığı tarihten kısa bir süre sonra ... ...'ten parsiyel olarak ve toplamda 600.000,00 TL bedeli bulan kredi alınarak tadilat yapıldığını, gayrimenkullerin durumunun iyileştirildiğini, ardından 15/12/2005 tarihinde ...'a kredinin arttırılması talebi üzerine yapılan ekspertiz raporuna göre toplam değerinin 2.730.000,00- TL olduğunun tespit edildiğini, taşınmazların tek bölümden oluşmaktayken yapılan tadilat ile fiilen bölünerek sekiz adet bölüm haline getirildiğini, kullanılan kredilerin ödenebilmesi için bu sekiz bağımsız bölümden yedi tanesinin kiraya verildiğini, kredilerin geri ödenmesinin aylık toplam 36.500,00-TL iken yedi bağımsız bölümünün toplam kira getirisinin aylık 40.750,00-TL olduğunu henüz kiraya verilemeyen en büyük bölümle birlikte kira getirisinin 50.000,00- TL'nin üzerinde olacağını, toplam kira gelirinin her iki ipotek borcuna ait taksitleri ödemeye fazlasıyla yeter nitelikte olduğunu, kira sözleşmelerinin kredilerin ödenmesi teminatı olarak ayrıca bankaya temlik edildiğini,daha sonra 06.01.2006 tarihli ''Ön Anlaşma'' ibareli belgenin davalı ... ile diğer davalı şirket arasında imzalandığını, bu belgede iki bağımsız bölümün 2.800.000,00- TL bedelle ''yeni kurulacak ve %98 hissesi dava dışı ...'ya, %2 hissesi ise davalı ...'a (ait) olan şirkete'' satılmasının kabul ve taahhüt edildiğini, bunun 20.000,00- TL'sinin peşin alındığını, kalan 2.780.000,00 TL'sinin ise alıcı tarafından yeni kurulacak şirkete devredilecek tapu devir ve tescil işlemleri esnasında ödeneceğinin belirtildiğini, bu ön anlaşmanın imzalandığı tarihten sadece iki hafta sonra %98 hissesi ...'ya ve %2 hissesi ise davalı ... ...'a ait olan ve yalnızca 10.000,00- TL sermayesi bulunan davalı şirketin kurulduğunu, 19.01.2006'da tescil edildiğini, 10.000,00- TL sermayeli davalı şirketin satış tarihi itibariyle en az 2.800.000,00- TL değerinde olan dava konusu taşınmazlardan 19 no'lu olanın 1.000.000,00-TL, 20 no'lu olanın 523.500,00- TL bedelle yani toplam 1.523.500,00- TL bedelle davalı şirket tarafından satın alındığını, bu bedellerin taşınmazların rayiç değerinin yarısı kadar olduğu gibi, taraflar arasındaki ön protokolde belirtilen bedelin de neredeyse yarısı kadar olduğunu, buna göre davalı gerçek kişinini dava konusu taşınmazları davalı şirkete devrederek diğer şirket ortaklarından kaçırdığını, taşınmazların muvazaalı ve bedelsiz devredildiğini, bu satışa ilişkin olarak tasarrufun iptali davaları sonucu dava dışı şirket ile davalı şirket arasındaki devirlerin yani tasarrufun iptallerine karar verildiğini, satış sonrası dava dışı şirket kasasına hiç bir bedelin girmediğini, kredilerin de esasında kira gelirleri ile ödendiğini, davalı şirketin kasasından para çıkmadığını, dava dışı ... ... AŞ'nin ana sözleşmesinde ''Her nevi tibbi ve Medikal hastane levazımatı,alet,ilaç,kimyevi ve biyolojik....kontakt lens, cihaz v.s. satımı,ithalat, ihracat ....her türlü tıbbi cihazların laboratuar ve hastane malzemeleri ile sıhhi levazımatı...ticaret ve pazarlamasını yapmak ve şirket amacını gerçekleştirmek için her türlü gayrimenkul alabilir, satabilir, kiralar...'' ifadesi bulunduğunu, şirket amacının gerçekleşmesi için gayrimenkul alabilme ve satabilme gibi yetkilere yer verildiğini, ancak tüm bu yetkilerin şirketin amacını gerçekleştirmek için kullanıldığında geçerli olacağını, taşınmazların dava dışı şirket adına satın alınmasının şirketin amacını gerçekleştirmek için yapıldığı ortada iken yine söz konusu taşınmazların şirketin amacını gerçekleştirmek için satılmadığını, taşınmazlar üzerinde ipotek tesisi için bile yönetim kurulu kararı alınırken satılması için genel kuruldan yetki alınmadığı gibi yönetim kurulu kararı bile alınmadığını, tüm bu süreç sonucunda, dava dışı ... ... AŞ'ye ait olan o dönem itibariyle yaklaşık 3.000.000 TL'lik taşınmazların, 2.800.000,00' ye satılacağına dair ön protokol de olmasına rağmen yaklaşık yarı fiyatına, yani 1.523.000,00 TL'ye ve sadece 10.000- TL sermaye ile kurulan davalı şirkete satıldığını, bu satış bedelinin de dava dışı ... ... AŞ'nin taşınmazlar sebebiyle kullanmış olduğu ve yine taşınmazların gerçek bedelinin yarısı ederindeki kredilerin üstlenilmesi suretiyle sözde ödendiğini, bu kredilerin ödemelerinin de yine bu gayrimenkullerin kira geliriyle yapıldığını, bu nedenle reel olarak aslında hiçbir ödeme yapılmadığını, böylece davalı ...'ın da ortağı olduğu diğer davalı şirketin tek kuruş harcamadan bu gayrimenkullere sahip olmuşken dava dışı ... ... AŞ'nin yine tek kuruş kazanmadan ve hatta milyonlarca liralık kira gelirinden yoksun olarak ve bu satıştan doğan 274.230,00 - TL KDV ve öncesinde yine bu gayrimenkulün tadilatı amacıyla alınan 600.000,00 TL'lik kredi borcu altına da girerek davaya konu gayrimenkulleri yitirdiğini, bu nedenlerle de bu işlemlerin... AŞ ve şirket ortağı olan davacıdan mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ve davacının çok ciddi hak kaybının olduğunu, taşınmazların önemli mal varlığı olduğunu, satış işlemlerinin muvazaalı olmasının yanı sıra, kötü niyetli alıcı karşısında şirket temsilcisinin ehliyetsiz hareket ettiğini, temsil (vekâlet) görevini kötüye kullandığını, davalı ...'ın diğer davalının hissedarı olması sebebiyle diğer davalının da bu satışlar yönünden kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, Şişli İlçesi, ... Mahallesi, 307 pafta, 1956 ada, 14 parselde kayıtlı 130/1000 arsa paylı, zemin kat 19 numaralı bağımsız bölüm ile aynı parselde 86/1000 arsa paylı, 1. bodrum kat, 20 numaralı bağımsız bölümün davalı şirket adına olan tapu kaydının iptali il dava dışı ... ... AŞ adına tescil edilmesine, davaya konu gayrimenkullerin devir tarihinden itibaren kira bedellerinin her dönem sonundan itibaren işleyecek temerrüt faizleri ile birlikte tespiti yapılarak davalıların ödemiş oldukları kredi miktarlarının düşülmesinden sonra kalan miktarının davalılardan alınarak dava dışı ... ... AŞ'ye ödenmesine hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı ... Şti.vekili, savunmasında özetle; davanın TTK çerçevesinde değerlendirilerek anonim şirket ortaklarının dava hakkı ile anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin bir dava olarak değerlendirilmesi gerektiğini, zira davacının taraf ehliyetinin TTK çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, taşınmazın eski maliki olan ... ... AŞ adına tescilinin talep edildiğini, davacının da bu şirketin ortağı olarak dava açtığını, bu itibarla davanın asliye ticaret mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, davacının taleplerinin zaman aşımına uğradığını, davacının bir tasarrufun iptali davası açmadığını, bu itibarla 5 yıllık zaman aşımının geçtiğini davanın zaman aşımından reddinin gerektiğini, husumet itirazında bulunduklarını, davacının dava hakkının bulunmadığını, davacının davalı ... ile görüşerek bu davayı açtığını, davalı ile diğer davalının organik bağı bulunmadığını, satışın geçerli bir satış olduğunu, muvazaadan ari bir şekilde alındığını, davalının temsilcilerinini diğer davalı ...'ı iş bu taşınmazların satışı sebebiyle tanıdıklarını, alıcı ve satıcıyı uzun süreden beri tanıyan ve müşterileri olan ... Bankası ... Şube Müdürü ..., gayrimenkülün satışı amacı ile bir araya getirerek tanıştırdığını, ... ... ve ... dürüst birer tacir olup mali durumlarının çok çok iyi olduğunu, davalı müvekkilinini taşınmazları satın alarak birtakım vergisel avantajlardan yararlanmak istediğini, satıcı şirketin yetkilisinin yeni şirkette hissedar olarak gösterilmesinin nedeninin ise ...'ın anılan gayrimenkulü bir takım proje değişiklikleri garantisi ile müvekkillerine satmış olması olduğunu, ...'ın şahsi eczanesinin de bu gayrimenkulde bulunduğunu, bu şahsın kiracı olarak kalmayı da kabul ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı ..., dava dilekçesi tebliğ edilmiş, davalı yanca cevap dilekçesi sunulmamıştır.Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/788 Esas sayılı davası devam ederken davaya konu 19 numaralı taşınmazın birleşen davalıya devredildiğini, birleşen davalı ve asıl davalının aynı faaliyet alanında, aynı ortaklık yapısıyla tek bir elden yönetime sahip olan ve fakat sadece dışarıya karşı kötü niyetli ve hukuku dolanma gayesi ile farklı tüzel kişiliklere sahipmiş görüntüsü verilmeye çalışılan paravan şirket olarak kurulduğunu, taşınmazın birleşen davalı bu şirket tarafından satın alındığını, birleşen davalının iyi niyet savunmasında bulunamayacağını, birleşen davalının asıl davalı şirketten 19 numaralı taşınmazı devralırken satış sırasında, taşınmazın asıl davalı şirket adına yolsuz ve muvazaalı olarak tescil edilmiş olduğunu bildiğini, dava dışı ... ... AŞ adına kayıtlı iken, herhangi bir genel kurul kararı bulunmaksızın ve bedelinin kat be kat altında bir meblağa karşılık dava dışı ... ... AŞ'nin ortağı asıl davalı ... tarafından gerçekleştirilen bir işlem ile asıl davalı şirkete satıldığını, tapuda yolsuz tescil gerçekleştirildiğini, birleşen davalının tek ortağı ve yetkilisinin dava dışı ...'nun aynı zamanda birleşen davada davalı şirketin ikinci büyük ortağı ve şirketi temsile münferiden yetkili tek müdürü olduğunu, bu durumda her iki şirketin temsil ve ilzama yetkili kişinin aynı kişi olduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatları doğrultusunda her, iki şirketin temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişilerinin aynı olması durumunda, eşasında hu iki şirketin aynı şirket olduğu ve birlikte hareket ettiğini, birleşen davalı ile asıl davalı şirketin bu şekilde birbirleri ile özdeş şirketler olduğunun açık olduğunu, organik bağ ile birbirlerine bağlı bulunduğunu, birleşen davalının davacının tescil davasını sonuçsuz bırakmak adına birlikte hareket ettiğini, birleşen davalının mevcutta açılmış tapu iptali davası nedeni ile sırf bu taşınmazı satın alarak davayı sonuçsuz bırakmak adına kurulduğunu, zira birleşen davalının icra dosyasından belirlenen ilk satış tarihi olan 10.09.2012 tarihinden sadece 23 gün önce, 17.08.2012 tarihinde kurulduğunu ileri sürerek, İstanbul ili, Şişli ilçesi, ... mahallesi, 3017 pafta, 1956 ada, 14 parsel, zemin kat 130/1000 arsa paylı 19 no'lu bağımsız bölümün tapusunun iptali ile dava dışı ... ... AŞ adına tesciline, dava konusu taşınmazın edinme tarihinden itibaren dava tarihine kadarki süre içinde dava konusu taşınmazın kira gelirlerinin hesaplanarak davalıdan işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı vekili, savunmasında özetle; dava konusu taşınmazın davalı tarafından 2.710.000,00TL'ye ihaleden satın alındığını, harcın tapudaki satış bedeli olan 2.710.000TL'lik bedel gözetilerek ikmal edilmesi gerektiğini, davacının iddia ve beyanlarını kabul anlamına gelmemek üzere davacının talepleri bakımından zaman aşımı defi ve hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davanın bir gerçek kişi tarafından, daha önce ortağı olduğu ve ticaret sicilden terkin edilmiş ihbar olunan şirket lehine tescil talebiyle dava ikame ettiğini, HMK 61.mad göre taraflardan birinin davayı kaybettiği takdirde üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, davayı üçüncü kişiye ihbar edebileceğini, buna göre ihbarın, rücu edilecek veya hayatta olan bir gerçek kişi yada hukuki varlığı devam eden bir tüzel kişiye yöneltilebileceğini, oysaki huzurdaki davada rücu talebinden bahsetmenin mümkün olmadığını, tam aksine davacı tarafından, ihbar olunan lehine hüküm kurulmasının istendiğini, ihbar olunan şirketin terkin edilmiş olduğunu, bu ihbar talebinin ölmüş bir kişiye yöneltilmiş ihbar talebinden farksız olduğunu, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini müvekkilinin dava konusu taşınmazı, İstanbul 10. İcra (Taşınmaz Satış) Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasından 25.10.2013 tarihli ihalede en yüksek pey sürülmek suretiyle 2.710.000 TL bedel karşılığında satın aldığını,ihale bedeli olan 2.710.000 TL ve diğer tüm harç ve masraflar müvekkil şirket tarafından icra müdürlüğü dosyasına nakden ödendiğini, satış/ihale işlemine karşı açılmış hiçbir dava olmadığını, ihalenin kesinleştiğini, akabinde 08.04.2014 tarihinde tedbire konu gayrimenkul müvekkili şirket adına tapu sicilinde tescil edildiğini, birleşen davalı müvekkilinin, tasarrufun iptali davasının kabulünden sonra icra kanalıyla satışa çıkarılan taşınmazı satın aldığını, anılan ihaleye müvekkili şirketten başka katılıp pey sürenler de olmasına rağmen gayrimenkulün müvekkiline ihale edildiğini, müvekkil tarafından ödenen bedelden tasarrufun iptali davası açmış olan ve satışı gerçekleştiren dosya alacaklısının alacağının tamamının ödendiğini, kalan kısmı ise icra müdürlüğü tarafından devam eden bir başka tasarrufun iptali davası nedeniyle bloke altına alındığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Dava, davacının ortağı olduğu ... ... AŞ'ne ait 2 bağımsız bölümün şirketin yetkilisi tarafından davalı şirkete muvazaalı satış yapıldığı belirtilerek, satışın geçersiz olması nedeniyle taşınmazların anılan şirket adına tescil edilerek, taşınmazların kira bedellerinin bir hesapta depo edilmesi ve taşınmazların tapu kaydına tedbir konulması istemine ilişkindir.Yapılan yargılama, davacı tarafın iddiaları, davalının savunması, icra takip dosyası, tanzim olunan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacı ...'ın ... ... AŞ ortağı olduğu, ... ... A.Ş'ye ait 2 bağımsız bölümün şirketin tek yetkili temsilcisi ve yönetim kurulu başkanı ... tarafından bu gayrimenkullerin davalı şirkete satılmış olması nedeniyle bu satışın muvazaalı yapıldığı, davalı şirketin bir bedel ödemediği, satın alan davalı şirketin kötü niyetli olduğu satışı yapan şirket yetkilisi olan ...'ın da ehliyetsiz hareket etmiş olduğu ve görevini de kötüye kullanmış olduğu belirtilerek, geçersiz bir satış bulunması nedeniyle Şişli ... Mahallesi 14 parseldeki 19 ve 20 numaralı bağımsız bölümlerin ihbar olunan dava dışı .... A.Ş adına tescil edilmesi taşınmazların kira bedelleri konusunda tedbir kararı verilerek bir hesapta depo edilmesi ve taşınmazların tapu kaydına tedbir konulması talebine ilişkin olduğu, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu tanzim olunan ve mahkememizce de kabul gören bilirkişi raporuna göre, 19 nolu bağımsız bölümün birleşen dava tarihi itibariyle rayiç değerinin 4.741.678TL, 20 nolu bağımsız bölümün dava tarihi 22/09/2014 tarihi itibariyle rayiç değerinin 3.093.555TL olabileceği, davalı ... ŞTi'nin dava dışı ...AŞ'ye toplamda 1.560.000TL, ...'a 662.100TL ödeme yaptığı, davalı ... AŞ'nin ise İstanbul 10.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına 04/11/2013 tarihinde 2.710.000,30TL tutarında dosya ihale bedeli ihale alıcı açıklaması ile ödeme yaptığı, daalı ... AŞ kayıtlarında İstanbul 10.İcra Müdürlüğünün ... dosyasından icra satış yolu ile alınan Gayrimenkulun 252 Binalar hesabına kaydedilmiş olduğu, bilirkişi heyetince dava konusu gayrimenkullerin satış tarihi itibariyle rayiç değerlerinin hesaplanamadığından satış değeri arasındaki fark konusunda tespit yapılamadığı tespit edilmiştir.6098 sayılı TBK'nun 19.maddesinde "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" denilmektedir. Bu doğrultuda muvazaanın, taraflar arasındaki sözleşmenin hiç hüküm doğurmaması hususunda anlaşmalarıdır şeklinde tarif etmek mümkündür. Muvazaada, taraflar arasında bir irade mutabakatı bulunup, görünürdeki sözleşmenin hüküm doğurmaması yönündedir. Muvazaa ile aslında tarafların, kendi aralarında mal varlığı durumlarında herhangi bir değişiklik yapmak arzusu taşımazlar. Eğer muvazaa sebebiyle görünürdeki sözleşmenin (hukuki işlemin) arkasında, tarafların arzuladıkları herhangi bir sözleşme yoksa, burada mutlak (basit) muvazaadan bahsedilir. Bununla birlikte taraflar arasında görünürdeki sözleşmenin gerisinde başka bir sözleşme varsa (gizli sözleşme), ortada nisbi (mevsuf) muvazaa söz konusu olur. Sözleşmenin, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurulduğundan, muvazaada ise görünürdeki işlemin hüküm ve sonuç doğurmaması hususunda taralar arasında bir irade uyuşması bulunduğundan, muvazaalı sözleşmeler geçersizdir. Buradaki geçersizlik, mutlak butlandır ve butlan yaptırımının doğurduğu sonuçlar, muvazaada da geçerliliğini korur. Nispi muvazaadaki gizli işlem, eğer yasanın aradığı şartları sağlıyorsa, geçerli olarak varlığını korur. Muvazaanın ispatı bakımından 6100 sayılı HMK hükümleri uygulanır. HMKnun 200/1 maddesi uyarınca "bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri iki bin beşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir" denilmektedir. HMKnun 201/1.maddesi uyarınca "senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler iki bin beş yüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunmaz". Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları ise, HMK nun 203.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin (d) endi uyarınca "hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları " senetle ispat kuralının istisnalarındandır. Görüldüğü üzere, üçüncü kişiler bakımından muvazaa iddiası, senetle ispat kuralı dışına çıkarılmış, diğer deliller ve özellikle tanıkla ispatı imkan dahilinde değerlendirilmiştir. O halde üçüncü kişiler, yani muvazaalı sözleşmenin tarafı olmayanlar, muvazaa iddiasını her türlü delille kanıtlayabilirler. Bununla birlikte HMKnun 203.maddesindeki istisnalar arasında sayılmadığından, sözleşmenin tarafları, muvazaa iddiasını ancak senetle ispatlayabilirler. Dava konusu uyuşmazlıkta, ihbar olunan ... ... AŞ'nin 17/07/2004 tarihli genel kurulunda 6101 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan genel kurul toplantı tutanağının 7.maddesinde "Şirket yönetim kurulu üyeliklerin 3 yıl süreyle görev yapmak üzere ..., ..., ...'ın seçilmelerine oybirliği ile karar verildi. Denetim kurulu üyeliğine 3 yıl süreyle görev yapmak üzere ...'ın seçilmesine oybirliği ile karar verildi" düzenlemesi yer almaktadır. Anılan maddeye göre, davalı şirket ortağı ...'ın yönetim kurulu üyeliğine seçildiği görülmektedir. ... ... AŞ'nin 22/*01/2008 tarihli genel kurulunda ise, şirketin 22/01/2008 tarih 6982 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan 30/12/2007 tarihli olağan genel kurul ilanında, 2006 hesap yılına ilişkin yayınlanan olağan genel kurul toplantısının 5.maddesinde "bilanço, kar zarar hesaplarının onaylanmasını, yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin ibrasına oybirliği ile karar verildi" ifadesinin yer aldığı görülmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda, dava konusu taşınmaz satış işlemlerinin şirketler arasında gerçekleştirilmiş olduğu, davacı ...'ın denetim kurulu üyesi olduğu, söz konusu işlemden haberdar olmadığının değerlendirilemeyeceği, denetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı dönemde söz konusu satış işleminin yapıldığı, satış bedellerinin büyük çoğunluğunun şirket hesaplarına aktarıldığı, denetim kurulu üyesi olarak söz konusu işlemlerden haberdar olduğu ve şirket hesaplarının usule uygun olduğuna yönelik genel kurula rapor sunduğu, 2006 yılına ilişkin yapılan olağan genel kurulda ihtirazi kayıt ileri sürmediği, hem yöneticinin hem de kendisinin ibra edildiği, ayrıca ihale sonrası davacı tarafından herhangi bir şekilde ihalenin feshi davasının da açılmadığı görülmüştür.Davalı ... Şti'nin ana sözleşmesi incelendiğinde, şirketin sermayesinin 9.800TLsinin ...'ya, 200TLsinin ... ...'a ait olduğu, şirket müdürlüğüne ilk 10 yıl süre için ...'nun seçilmiş olduğu, 25/01/2006 tarih 6478 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, davalı ... AŞ'nin dava dosyası kapsamında yer alan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde 17/08/2012 tarihinde... tarafından 50.000TL sermaye ile kurulduğu, 27/08/2012 tarih 8140 sayılı gazete ile tescil ve ilan edildiği, şirket sahiplerinin aynı soy adına sahip olduğu, dava konusu gayrimenkullerin icra yolu açık artırma yolu ile satış işleminin ... Şti ile ...Şti arasında gerçekleştiği ve tescilinin ... Şirketi üzerine tesis edildiği, 19 nolu bağımsız bölümün, cebri icra yolu ile açık arttırma usulu satıldığı için, teknik anlamda satış işleminin karşılıklı tarafları arasında akdedilen satım sözleşmesinin hüküm ifade etmeyeceği konusunda anlaşmanın olamayacağı, zira açık arttırma yolu ile yapılan satış işleminde tarafların iradelerinin uyuşmasının beklenemeyeceği, buna göre yapılan cebri icra yolu ile açık arttırma usulü satış işleminin usulüne uygun olarak yapıldığı durumda satışın geçerli olabileceği, bu kapsamda davaya konu taşınmazlardan 19 nolu bağımsız bölümün davalı ......AŞ satışına ilişkin işlemde muvazaa iddiasının ileri sürülemeyeceği, üçüncü satış işleminin ihale yoluyla gerçekleştirildiği ve ihale bedelinin ... AŞ tarafından icra müdürlüğüne ödendiği anlaşıldığından, birleşen davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Davalı ... ... ... AŞ'nin dava dosyası kapsamında yer alan ticaret sicil kayıtları incelendiğinde, şirketin 22/06/2005 tarih 6330 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan 17/06/2005 tarihli olağan genel kurul ilanında, şirketin Amaç ve Konu başlıklı 3.maddesinde "şirketin amacını gerçekleştirmek için her türlü gayrimenkul alabilir, satabilir, kiralar . . . " ifadesinin yer aldığı, şirketin 27/07/2004 tarih 6101 sayılı Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan genel kurul toplantı tutanağının 7.maddesinde "Şirket yönetim kurulu üyeliklerinin 3 yıl süreyle görev yapmak üzere ..., ..., ...'ın seçilmelerine oybirliği ile karar verildi. Denetim kurulu üyeliğine 3 yıl süreyle görev yapmak üzere ...'ın seçilmesine oybirliği ile karar verildi" düzenlemesi yer almakta olup, anılan maddeye göre davalı şirket ortağı ...'ın yönetim kurulu üyeliğine seçildiği görülmektedir. Bu doğrultuda davalı ...'ın davaya konu satışları yapma yetkisinin bulunduğu, mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda dava konusu gayrimenkullerin satış tarihi itibariyle davaya konu her iki taşınmazın tapuda satış bedelinin 1.523.000TL olarak gösterildiği, bu bedeli geçecek şekilde davalı ... Şti tarafından davacının ortağı olduğu ... ... AŞ hesabına 1.560.000TL ödeme yaptığı, yine yönetici ... hesabına 662.100TL olmak üzere toplam (1.560.000TL + 662.100TL = ) 2.222.100,00TL ödeme yapıldığı, ayrıca taşınmazın kredili olarak alınması nedeniyle ... ... AŞ'nin kredi borcu da davalı şirketçe devralınmış ve bankadan 2.300.000TL kadar çekilmiştir. ... ... AŞ'nin böylelikle hem 2.222.100TL'lik satış tahsil etmiş, hem de ... ... Şubesine 2.500.000TL ve ... Şirketine 400.000TL kredi bazında kapatılmıştır. Dolayısıyla davalı ... ... aynı zamanda yaklaşık 2.900.000TL kredi borcundan kurtulmuştur. Dolasıyla taşınmazın satış bedeli yaklaşık 4.900.000TL'e gelmektedir. Bu da satış tarihinde tespit edilen 2 taşınmazın rayiç bedeli olan 4.700.000TL'den daha fazladır. Taşınmazların satış tarihindeki değeri 4.700.000TL olarak tespit edilmiş ise de, bu bedel taşınmazların ipoteksiz ederidir. Taşınmaz üzerinde ... ...'ın kullandığı krediler sebebiyle 4.900.000TL'lik ipotek borcu bulunduğu da dikkate alındığında ve bu borçtan kurtulduğu göz önüne alındığında 2.220.000TLlik satış bedelinin düşük olmadığı görülmüştür (... AŞ ve ...'e ait olan borçlar davalı ... AŞ'nin ... Bankasından kullandığı kredi ile ... Bankası tarafından üstenilmiştir). Bizzat davacı tarafın dava dilekçesinin 4. sayfasında da bu husus ikrar ve kabul edilmiştir. Davacı ...'ın denetim kurulu üyesi olduğu ve bu nedenle söz konusu satış işleminden haberdar olmadığının değerlendirilemeyeceği, 2006 yılına ilişkin yapılan olağan genel kurulda ihtirazi kayıt ileri sürmediği ve kendisinin de ibra edildiği hususları da dikkate alındığında, davacının ortağı olduğu ... ... AŞ'ne ait dava konusu edilen 2 bağımsız bölümün davalı şirkete satışının muvazaalı olduğuna yönelik kanaat oluşmadığı, dolayısıyla satışın geçersiz olduğunun ispat edilemediği, bu doğrultuda taşınmazların anılan şirkete tapuda tescilinin sağlanamayacağı anlaşılmakla, tapu iptal ve tescil davası yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiş, yine davacı ikinci bir talep olarak devir tarihinden itibaren kira bedellerinin ödenmesini talep etmiş ise de, söz konusu bu bedellerin mülkiyet hakkı gereği davalılara ait olduğu taşınmazların satışının muvazaalı olarak kabul edilmemesi nedeniyle kira bedelleri yönünden açılan davanın da reddine karar vermek gerekmiştir. Tüm bu hususlar dikkate alınarak, davacının asıl ve birleşen davadaki taleplerinin reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm tesis olunmuştur." gerekçesiyle, asıl dava ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine, hüküm kesinleştiğinde taşınmaz üzerinde konulan tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Bu karara karşı, asıl davada davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl ve birleşen davada davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davaya konu taşınmazların satışının yetkisiz kişi tarafından gerçekleştirildiğini, satış işleminin bu sebeple geçersiz olduğunu, mahkemece, taşınmazların asıl davalı şirkete satışı hususunda ... ... AŞ'nin 17.06.2005 tarihli genel kurul ilanında şirketin amaç ve konu başlıklı 3.maddesinde şirketin amacını gerçekleştirmek için her türlü gayrımenkul alabilir, satabilir ve kiralayabilir hükmünün bulunduğunu, bu kapsamda yönetim kurulu üyeliğine seçilen ...'ın davaya konu satışları yapmaya yetkili olduğunu belirterek ret kararı verildiğini, ancak davaya konu taşınmazların satışı şirketin amacını gerçekleştirmek için yapılmadığını, asıl davalı ...'ın muvazaalı işlem yapmak sureti ile açıkça şirket mal varlığını kendi lehine, ortağı olduğu ve yeni kurulan başka bir şirkete aktardığını, gayrımenkul alım satımının şirketin ana faaliyet/iştigal konusu olmadığını, bu durumda şirketin iştigal konusu dışında kalan bir işin veya hukuki işlemin yönetim kurulu veya temsilciler tarafından yapılabilmesinin ancak genel kurulun vereceği özel bir yetki ile mümkün olabileceğini, kaldı ki, şirketin konu ve amaç kısmında gayrımenkul alıp satmaya ilişkin hususun bulunmasının bu işlemin genel kurul kararı olmaksızın yapılabileceği anlamına gelmediğini, şirket yetkilisinin, şirket adına taşınmaz satışı gerçekleştirebilmesi için genel kurul tarafından kendisine verilmiş bir yetkinin mevcudiyetinin zorunlu olduğunu, ne var ki dosyaya ibraz ettikleri genel kurul kararları dikkate alındığında devir işlemini gerçekleştiren asıl davada davalı ...'ın bu şekilde bir satış işlemi için yetkilendirilmediğini ve genel kurulca bu yönde bir kararın mevcut olmadığını,kaldı ki bilirkişilere bu hususun incelenmesi için görev verilmiş olmasına rağmen bilirkişilerin böyle bir genel kurul kararının bulunduğuna ilişkin bir tespit yapamadıklarını, bu nedenle herhangi bir genel kurul kararına dayanmaksızın yapılmış olan devir işleminin ehliyetsizlik ve yetkisizlik nedeni ile geçersiz olduğunu, Davaya konu devri gerçekleşen taşınmazların devreden şirketin pek önemli mal varlığı mahiyetinde olduğunu, 27.10.2020 tarihli bilirkişi raporunun 11. Sayfa 5. maddesinde 2005 yılında şirket aktiflerinde binalar hesabında görünen 1.616.250,05.-TL değerindeki maddi duran varlığın 2006 yılı kayıtlarında bulunmadığının tespit edildiğini, bununla birlikte bilirkişi heyeti tarafından defter ve kayıtlar incelenmeden sadece sunulan belgeler üzerinden dava konusu taşınmaz ile binalar hesabında görünen mal varlığının aynı olup olmadığı ve taşınmazların önemli miktarda şirket varlığının satışı kapsamına girip girmediğinin anlaşılamayacağını belirttiğini, davaya konu taşınmazların ihbar olunan ... ... AŞ tarafından 1.523.500.-TL'ye satın alındığı dikkate alındığında, şirket aktiflerinde binalar hesabında görünen 1.616.250,05.-TL değerindeki mal varlığının davaya konu taşınmazlar olduğunun açık ve net ortada olduğunu, zaten şirket kayıtlarında başkaca bir mal varlığı olmadığının da sunulan belgelerden tereddüte yer bırakmayacak şekilde görüldüğünü, hal böyle olduğunda, davaya konu taşınmazların önemli miktarda şirket malvarlığı niteliğinde olduğunun ortada olduğunu, yine dosyaya ibraz etmiş oldukları vergi beyannamelerinden anlaşılacağı üzere 2001, 2002, 2003, 2004 yıllarında ''Ayrıntılı Gelir Tablosu'nda " Binalar" kaydı görünmez iken sadece 2005 yılı ayrıntılı gelir tablosunda "Binalar" kaydının yer aldığı ve değerinin ise 1.616.250,05.-Tl olarak belirtildiğinin görüldüğünü, hemen sonraki yıl olan 2006 yılı Ayrıntılı Gelir Tablosunda ise 2005 yılında 1.616.250,05 TL olan Binalar kaydının, 2006 yılında 0 olduğunun görüldüğünü, şu durumda, dava dışı şirketin 2005 yılında satın aldığı davaya konu taşınmazlardan başkaca hiçbir taşınmazının, hatta başkaca bir değerinin bulunmadığını, TTK 'nın 408. maddesinin 2.paragrafı uyarınca genel kurulun devredilmez yetki ve görevleri sayıldığını, f) fıkrası uyarınca önemli miktarda şirket mal varlığının toptan satışı konusunda genel kurul tarafından karar alınması gerektiğine açıkça yer verildiğini, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (ETTK) döneminde de aynı esas ETTK m. 443/2 ve Yargıtay'ın müstakar içtihatları kapsamında kabul edildiğini, şu durumda, şirketin tek malvarlığı olan davaya konu taşınmazların genel kurul kararı olmaksızın satılmasının mümkün olmadığını, satış işleminin ehliyetsizlik nedeni ile kesin hükümsüz olduğunu,Taşınmaz satış işleminin ETTK m. 334 (TTK m. 395) hükmünde düzenlenen yönetim kurulu üyesinin kendisiyle işlem yapma yasağına aykırı olduğunu, ETTK m. 334/1 hükmünün ''İdare meclisi azalarından biri umumi heyetten izin almadan kendi veya başkası namına bizzat veya dolayısiyle şirketle şirket konusuna giren bir ticari muamele yapamaz. Aksi takdirde şirket yapılan muamelelerin batıl olduğunu iddia edebilir. Aynı hak diğer taraf için mevcut değildir." şeklinde olup bu hükümde bir yönetim kurulu üyesinin genel kurul kararı olmaksızın kendi adına başkası adına ya da dolaylı olarak şirketle bir ticari işlem yapamayacağının hüküm altına alındığını, aksi takdirde yapılan işlem kesin hükümsüz olacağını, somut olayda taşınmazların sahibi olan ... ... AŞ'nin yönetim kurulu üyesi davalı ...'ın aynı zamanda 19 numaralı taşınmazı devralan asıl davalı şirketin kurucusu olup yapılan işlemin ETTK m. 334/1 (TTK m. 395) hükmü uyarınca kesin hükümsüz olduğunu,Taşınmaz devir bedelinin rayiç değerin çok çok altında olduğunu, mahkemece davaya konu taşınmazın satış değerinin 1.523.000.-TL olarak gösterildiği, bu değere karşılık olarak ... ... AŞ'ye 560.000.-TL ödeme yapıldığı, ayrıca davalı ... hesabına 662.100.-TL olmak üzere toplamda 2.222.100.-TL ödeme yapıldığı, ... ... AŞ'nin kredi borcunun da davalı şirketçe devralındığı, ... ... Şubesine 2.500.000.-TL, ... Şirketine 400.000.-TL olan kredilerin kapatıldığı, dolayısı ile satış bedelinin yaklaşık 4.900.000.-TL'lere ulaştığı, bunun da iki taşınmazın rayiç bedeli olan 4.700.000.-TL'den fazla olduğu gerekçesine yer verildiğini, davalı ... hesabına toplamda 662.100.-TL ödeme yapıldığı tespit edilmiş ise de, yapılan bu ödemelerin neye ilişkin olduğu anlaşılmamakla birlikte, davaya konu taşınmazları devreden malikin dava dışı ... ... AŞ olduğunda bir tereddüt bulunmadığını, bu nedenle diğer davalı ... hesabına yapılan ödemelerin taşınmazların devrine ilişkin olduğunu kabul etmenin tamamen hatalı bir yaklaşım olduğunu, mahkeme gerekçeli kararının bir çok yerinde satış işleminin şirketler arasında yapılmış olduğunun vurgulandığını, aksi düşünüldüğünde dahi, ödenen paraların toplamının, taşınmazların satış tarihindeki rayiç değer toplamlarının yine çok altında kaldığını, da birleşen davalı tarafından diğer davalı ... hesabına yapılan ödemelerin taşınmaz devrine ilişkin olduğunun kabulü, ancak davalılar arasındaki muvazaalı işlemin gerçekleştiğini ortaya koyar bir diğer veri olarak kabul edilmesi gerekeceğini, zira dosyada mübrez bulunan ve davalılar arasında akdedilen "ön Protokol" başlıklı metinde, davalı ...'ın ... ile kurulacak olan şirkete %2 hisse ile ortak olacağı ve taşınmazların bu şirkete 2.800.000.-TL karşılığında devredileceği kararlaştırıldığını, şu durumda davalıların taşınmaz değeri olarak 2.800.000.-TL+yeni kurulacak şirketin %2 hisse değeri toplamı olacak şekilde anlaştıklarının kabulü gerektiğini, ne var ki, satış bedeli tapuda gerçek rayiç değerin hatta ve hatta davalılar arasında anlaşılan bedelin çok altında gösterildiğinin ortada olduğunu,gerekçeli kararda davaya konu taşınmaza ilişkin kredi borçları ile birlikte devralınmış olduğunu ve ödenen satış tutarı haricinde taşınmaza ilişkin bulunan bu kredi borçlarının da kapatıldığını, bu borç miktarları da dikkate alındığından taşınmazın devir bedelinin 4.900.000.-TL'lere ulaştığı ifade edildiğini, her ne kadar kararda ödenen satış bedeli haricinde asıl davalı şirket tarafından kredi borcunun da ödendiğini belirtmiş ise de, söz konusu ...'tan kullanılan kredi borcunun, ... ... AŞ'nin hesabına yatırılmış olan 1.560.000.-TL'den tahsil edildiğini, yani bu kredi tutarları için davalı şirketin ayrıca ödemiş olduğu bir bedel bulunmadığını, kaldı ki, davalı tarafın da yargılama sırasında bu hususta herhangi bir beyanda bulunmadığını, böyle bir ödemeyi ortaya koyar herhangi bir belge de ibraz edemediğini, bilirkişi raporlarında tespit edilen 06.02.2006 tarihli 1.194.600.-TL bedelli dekont açıklamasında yer alan "ipotek fek için ... Bankası ...'dan gön" açıklamasından da anlaşıldığı üzere, satış bedeli olarak ihbar olunan şirket hesabına yapılmış bu ödeme ile taşınmazlar üzerinde bulunan ...bank ipoteğinin fek edildiğinin açıkça görüldüğünü, şu durumda, davalı şirket tarafından taşınmaz devir bedeli olarak gösterilen bu 1.194.600.-TL'lik ödeme ile esasında taşınmazlar üzerindeki ipoteğin fek edildiğinin açık ve net olduğunu, ayrıca bir ödeme yapılmadığının ortada olduğunu, bu bakımdan, taşınmaz devir bedeli belirlenirken, kredi borcunun ayrıca hesaba dahil edilmiş olmasının tamamen hatalı olduğunu, Davacının davaya konu taşınmazların satışından haberdar olduğunun kabulünün hatalı olduğunu, mahkemenin davacının davaya konu taşınmazların satışından haberdar olduğu ve davalı yönetim kurulu üyesini ibra ettiği yönündeki gerekçelerinin hatalı olduğunu, gerek satış işleminden haberdar gerekse de yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmiş olması, önemli nitelikteki mal varlığı niteliğindeki taşınmazların genel kurul kararı alınmaksızın satılmasındaki sakatlığı giderebilecek nitelikte olmadığını, ETTK m. 443/2 ve Yargıtay'ın müstakar içtihatları kapsamında huzurdaki davaya konu taşınmazlar önemli nitelikte malvarlığı olup, bunların satılabilmesi için alınması gerekli olan genel kurul kararı alınmadığı için satış işleminin kesin hükümsüz olduğunu, davacının uzun bir süre sağlık sorunları nedeni ile şirkete gidemediğini, şirket faaliyetleri ile de ilgilenemediğini, bu nedenle davaya konu taşınmazların satışından da çok sonradan haberdar olduğunu, bunun üzerine huzurda bulunan davayı ikame ettiğini, Davacının ibrasına ilişkin hususuna gelindiğinde ise bilindiği üzere, ibranın geçerli olabilmesi için şirketin tüm kayıt ve işlemleri tek tek incelenmiş olması ve tüm işlemlere vakıf olunması gerektiğini, ancak bundan sonra verilen ibranın geçerli bir ibra olduğunu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/5783 E., 2016/2370 K. Sayılı, 03.03.2016 tarihli kararında '' ...Bu kapsamda mahkemece öncelikle davacının muvazaanın varlığı konusundaki iddiası dikkate alınarak delillerinin değerlendirilmesi, davaya konu satış işleminden dolayı ibra edilme hususunda ise, Dairemiz uygulaması doğrultusunda kural olarak, mücerret ibra edilmenin sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı, sorumluluğun kalkabilmesi için, ibra edilen hususların genel kurulda açık ve ayrıntılı bir şekilde görüşülmesi, değerlendirilmesi ve bilançoda da gösterilmesi gerektiği dikkate alınarak şirketin 24.04.2003 tarihli genel kurul tutanağı incelenerek, yapılan ibra sırasında satış işleminin ve bilançonun açık şekilde tartışılıp tartışılmadığının tespiti ile bundan sonra özellikle davalılar arasındaki ilişki, satış değeri ile taşınmazın gerçek değeri arasında açık fark bulunup bulunmadığı, şirkete ait başka taşınmaz bulunup bulunmadığının araştırılması suretiyle hasıl olacak sonuca göre muvazaa iddiası konusunda bir karar verilmesi ve muvazaa iddiasının zamanaşımına uğramayacağının da gözetilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacılar ... ve ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 04.11.2014 gün ve 2013/9176-2014/16815 karar sayılı onama ilamının kaldırılarak kararın davacılar ... ve ... yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. ''denilmek sureti ile, ibranın, ibra edilen hususların genel kurulda açık ve ayrıntılı bir şekilde görüşülmüş olması halinde geçerli bir ibra olacağı hükme bağlandığını, kaldı ki bilirkişilerce tespit edildiği üzere dava konusu taşınmazların satış bedeli ile rayiç değeri arasında fahiş fark olduğunu, "ön anlaşma" başlıklı belgede satış işlemin muvazaa bulunduğu hususu tarafımızca yazılı belge ile ispatlandığını, bu belgeden ... ... AŞ'nin en büyük hissedarı olan davalı ... ile diğer davalı şirketin bir araya gelerek, şirket malvarlığında bulunan ve şirketin tek gayrimenkulü olan taşınmazı şirket ortaklarını zarara uğratmak amacıyla şirketin malvarlığı dışına çıkarmak üzere anlaştıklarının görüldüğünü, daha önceden de tanışıklıkları olan davalılar yeni bir şirket kurarak ihbar olunan şirketin malvarlığında bulunan yegane iki taşınmazı, yeni kurulan şirketin malvarlığına geçirdiklerini, bu işlemlerden bilgisi olmayan davacının ibrasının da geçerli olmadığını, Birleşen davanın, kötü niyetli birleşen davalı yönünden de kabulü gerektiğini, asıl davalı şirket ile birleşen davalı şirketin özünde aynı şirketler olduğunu, birleşen davalının paravan bir şirket olduğunu, asıl gayenin taşınmazın icrai satış sonrasında da asıl davalı şirketin uhdesinde kalmasını temin etmek olduğundan, paravan olarak kurulan birleşen davalı şirketin icrai satış ve/veya iyi niyet iddialarının kabul edilemeyeceğini, dosyada mevcut bulanan kayıtlardan anlaşılacağı üzere davalı şirketlerin faaliyet alanlarının aynı olduğu gibi ortaklarının da aynı olduğunu, davalı ...'la taşınmazlara ilişkin yapılan " ön anlaşma " metnini de o tarihte henüz kurulmamış bulunan birleşen davalı şirketin yetkilisinin ...'nun imzalamış odluğunu, dava konusu taşınmazların aslında asıl davalı şirketin mal varlığından hiç çıkmadığını,dava konusu taşınmazı yargı alanının dışına çıkarmak amacı güden ve tüzel kişilik perdesi arkasına saklanmak amacıyla yeni kurulan birleşen davalı şirketin taşınmazı icra yoluyla satın alındığı yönündeki beyanlarına itibar edilemeyeceğini, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere taşınmaz bedelinin icra kasasına yatırıldığı tarihten 1 gün önce, asıl davalı şirketin ortağı da olan... hesabından taşınmaz ihale bedeli olan 2.711.000,00.-TL'nin birleşen davalı şirketin hesabına aktarıldığını, bu durumun zaten şirketlerin farklı kişilikler olmadığı, aynı kişiye ait sermaye olduğu dolayısıyla birleşen davalı şirketin savunmalarının dinlenemeyeceğini, Mahkemece tüzel kişilik perdesini araladığında birleşen davanın davalısı ile asıl davanın davalısının sermayesi aynı olan ve ortakları aynı olan şirket oldukları, icradan yapılan satıştan evvel birleşen davalı şirketin taşınmazın durumuna ilişkin tüm bilgilere vakıf olduğunun, satıştan sadece iki hafta önce kurulmasına ve sermayesi sadece 50.000,00.-TL olmasına rağmen 2.711.000.-TL bedelle taşınmazı satın alabildiğinin ve bu durumda kötü niyetli olarak asıl davalı şirketin ve diğer birleşen davalı şirket yetkilisi ...'ın ile birlikte hareket ettiklerinin görüleceğini, icrai satışın gerçekleştiği sırada yaşanan olayların dahi birleşen davalı şirketin taşınmazı elde edinceye kadar muvazaalı bir çok hareket içerisine girmiş olduğunu ve sırf bu taşınmazı satın almak gayesi ile kurulduğunu ortaya koyduğunu, zira, satıştan sadece 23 gün önce kurulan birleşen davalı şirketin icra dosyasından gerçekleştirilen ilk ihalede, diğer alıcılara fırsat vermeyecek şekilde fiyatı yükselterek tek bir taşınmazı 7.280.000,00.-TL'ye satın aldığını, daha sonra nedeni anlaşılamayan bir şekilde satış bedelini icra dosyasına yatırmadığını, taşınmazın yeniden ihale edilmesini sağladığını, ikinci satışta ise taşınmazı çok daha düşük bir bedel olan 2.700.000,00.-TL bedelle satın aldığını, yine icra dosyasına bakıldığında, dava dışı alacaklı vekilinin davalı şirketin teminatının iadesine muvafakat ettiğinin de görüldüğünü,şu durumda birleşen davalı şirketin davaya konu taşınmazı icradan satın alması aşamasında dahi davalı şirketlerin muvazaalı hareket ettiğinin ortada olduğunu, davanın tüm davalılar yönünden kabulü gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tüm davalılar yönünden kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Asıl ve birleşen dava, dava dışı anonim şirkete ait taşınmazların şirket ortak ve yönetim kurulu üyesi asıl davalı ... ... tarafından, değerinin altında ve muvazaalı şekilde, yetkisi aşılarak asıl davalı ve birleşen davalı şirketlere satıldığı iddiasına dayalı taşınmazların tapu kaydının iptali ile dava dışı şirket adına tescili ile kira bedellerinin tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davada davacı vekili, dava dışı .... AŞ adına kayıtlı dava konusu 19 ve 20 numaralı bağımsız bölümlerin, şirket yönetim kurulu başkanı davalı... tarafından yetkisiz olarak, genel kurul kararı alınmadan, muvazaalı ve gerçek bedelinin altında olarak, asıl davalının kendisinin ortağı olduğu asıl davalı şirkete devrinin geçerli olmadığını ileri sürerek davalı şirket adına olan tapu kaydının iptaline, dava dışı ... ... AŞ adına tesciline, kira bedellerinin şirkete ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama sırasında 19 numaralı bağımsız bölümün birleşen davalı şirkete devri üzerine birleşen davanın açıldığı görülmüş olup, bu kez birleşen davada davacı vekili, cebri satış olsa dahi birleşen ve asıl davalı şirketlerin tek şirket olduğunu, birleşen davada davalı şirketin, asıl davalı şirketin taşınmazı iyi niyetle iktisap etmediğini bildiğini, ihaleden kısa süre önce kurulup ihaleye katıldığını, asıl ve birleşen davalı şirketlerin aslında aynı şirket olduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması gerektiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil isteminde bulunmuştur. Tapu kayıtlarının incelenmesinde; Şişli İlçesi, ... Mahallesi, 307 pafta, 1956 ada, 14 parselde kayıtlı, zemin kat 19 numaralı bağımsız bölüm ile aynı parselde, 1. bodrum kat, 20 numaralı bağımsız bölümün, dava dışı .... AŞ tarafından 20.06.2005 tarihinde dava dışı ... Bankası AŞ'den 1.000.000 TL ve 523.500 TL bedellerle satın alındığı, taşınmazlar dava dışı .... AŞ adına kayıtlı iken şirket yetkilisi asıl davalı ... tarafından 02.02.2006 tarihinde 19 numaralı bağımsız bölümün 1.000.000 TL, 20 numaralı bağımsız bölümün 523.500 TL bedel karşılığında, taşınmazların üzerindeki ipotekle birlikte asıl davalı şirkete satışının yapıldığı, 19 numaralı bağımsız bölümün 08.04.2014 tarihinde birleşen davalı tarafından icradaki cebri satış sonrası devralındığı anlaşılmaktadır. Ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; asıl ve birleşen dava davacı ile asıl davalı ...'ın dava dışı ....AŞ'nin hissedarı olduğu, asıl davalı ...'ın aynı zamanda şirketin yönetim kurulu başkanı olduğu, davalı ...'ın dava dışı şirketin 17.07.2004 tarihli genel kurul toplantısında 3 yıllığına yönetim kurulu üyesi seçildiği, asıl davalı şirket ....Şti.'nin 19.01.2006 tarihinde kurulduğu, %2 hissesinin (200 YTL) asıl davalı ...'a, %98 (9800 YTL) hissesinin dava dışı ...'ya ait olduğu, birleşen davalı .... AŞ'nin ise 17.08.2012 tarihinde 50.0000 TL sermaye ile ... ... tarafından kurulduğu görülmektedir. İlk derece mahkemesince alınan 24.02.2016 tarihli bilirkişi raporunda, dava konusu 19 numaralı bağımsız bölümün satış tarihi olan 02.02.2006 tarihindeki rayiç değerinin 2.205.376 TL olduğu, 20 numaralı bağımsız bölümün ise 1.562.141 TL olduğu tespit edilmiş, daha sonra alınan 13.09.2019 tarihli bilirkişi kök raporu ve 27.10.2020 tarihli ek raporda ise, dava konusu 19 numaralı bağımsız bölümün Şubat 2006'daki rayiç değerinin 2.641,942 TL olduğu, 20 numaralı bağımsız bölümüm ise 1.238.410 TL olduğu tespit edilmiştir. Dava dışı ... tarafından .... AŞ'den alacaklı olduğundan bahisle İstanbul 8.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, daha sonra aynı kişi tarafından .... AŞ ile ....Şti.aleyhine tasarrufun iptali davası açıldığı, İstanbul 31. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.11.2011 tarihli ve 2011/44 Esas, 2011/83 Karar sayılı kararı ile 19 ve 20 numaralı bağımsız bölümlerin .... AŞ tarafından 02.02.2006 tarihinde davalı ....Şti.'ne satışına ilişkin tasarrufun iptaline ve davacı ...'e İstanbul 8.İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında cebri icra hakkı tanınmasına karar verildiği, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası kapsamında yapılan ihale sonunda 25.10.2013 tarihinde .... AŞ'ye 2.710.000 TL'ye ihale edildiği, 08.04.2014 tarihinde tapu kaydının devredildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince, alınan bilirkişi kök ve ek raporlarına göre asıl ve birleşen davanın reddini karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davacı, dava konusu taşınmazların asıl davalı ... tarafından yetkisiz şekilde, genel kurul kararı alınmadan satışının yapıldığını, taşınmazların şirketin pek önemli mal varlığı olduğunu, rayiç değeri altıda muvazaalı şekilde satıldığını, asıl davalı şirketin iyiniyetli olmadığını iddia etmektedir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın anonim şirketin idare meclisine dair 321.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca, temsile salahiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler. Temsil salahiyetinin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez. Ancak temsil salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen tahditler muteberdir. Maddenin dördüncü fıkrası uyarınca, temsile salahiyetli olanlar tarafından yapılan muamelenin esas mukaveleye veya umumi heyet kararına aykırı olması, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların o muameleden dolayı şirkete müracatına mani olamaz. Açıklanan bu yasal düzenlemeye göre, anonim şirketi temsile yetkili olanların şirketin maksat ve konusuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haiz oldukları belirtilmiştir. Dava dışı şirketin anasözleşmesinin ''Amaç ve Konu" başlığını taşıyan ve tadil edilmiş olan 3. maddesinde, şirketin amacını gerçekleştirmek için her türlü gayrimenkul alabileceği, satabileceği belirtilmiştir. Bu yasa hükümlerine ve şirket anasözleşmesine göre, kural olarak şirketi temsile yetkili yönetim kurulu üyesinin şirkete ait bir malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabileceğinin kabulü gerekir. Ancak bu malvarlığının, şirketin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunun ve şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunduğunun belirlenmesi halinde bu kez, olaya uygulanacak mülga 6762 sayılı TTK'nın 443.maddesi uyarınca şirketin fiilen tasfiyesine yol açacak ölçüde aktiflerinin toptan satılması şirket genel kurulunun yetkisindedir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 23.02.2016 tarihli ve 2015/3614 Esas, 2016/1921 Karar sayılı kararı). Ancak mahkemece, bu çerçevede hüküm kurmaya yeterli derecede araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Zira gerek 13.09.2019 tarihli raporda gerekse 27.10.2020 tarihli ek raporda bilirkişilerce, dava konusu taşınmazların satışının dava dışı .... AŞ'nin önemli miktarda şirket varlığının satışı kapsamına girip girmediği konusunda tespit yapılabilmesi için dava dışı .... AŞ'nin ticari defter ve kayıtları üzerinde tespit yapılması gerektiği belirtilmiştir. Buna rağmen mahkemece, .... AŞ adına başka bir malvarlığı bulunup bulunmadığı araştırılmadığı gibi dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının sunulması sağlanarak, dava konusu taşınmazların şirketin varlığını sürdürmesi için hayati önemi haiz olup olmadığı yönünde denetime elverişli bir inceleme yapılmamıştır . Bu durumda mahkemece, dava dışı .... AŞ'nin defter ve kayıtları hususunda taraflardan da izahat alınarak, davalının temsil yetkisine ilişkin ana sözleşme ve diğer belgeler de dahil olmak üzere .... AŞ sicil dosyası getirtilerek, davalı ...'ın temsil yetkisinin denetlenmesi, davalı şirketin tüm malvarlığının araştırılması ve gerekirse bir bilirkişi heyeti oluşturularak .... AŞ kayıtları üzerinde inceleme yaptırılması suretiyle dava konusu taşınmazların dava dışı .... AŞ'nin sahip olduğu tek malvarlığı olup olmadığının veya şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz bulunup bulunmadığının denetime açık olacak bir biçimde tespit ettirilmesi ile sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Dava konusu taşınmazların şirketin varlığını sürdürmesi için hayati önemi haiz olup olmadığı yönündeki araştırma sonrasında, bu nitelikte olduğu tespit edilirse asıl davalı şirketin bu satın alma işleminde yönetim kurulu üyesi ...'ın devir konusunda yetkisiz olduğunu ve genel kurul kararı alınması gerektiğini bilebilecek durumda olup olmadığının yani iyiniyetli olup olmadığının da tespiti gerekir. Asıl ve birleşen davalar bakımından yukarıda yapılacak bu araştırma ve inceleme sonrasında ise; birleşen davada davacı vekilince, dava konusu 19 numaralı bağımsız bölümün yargılama sırasında cebri satışına ilişkin olarak birleşen davalı şirketin ihaleden 23 gün önce kurulduğu, asıl davalı şirket ile aynı şirket olduğu, tüzel kişilik perdesinin altında kanunu dolanmak suretiyle taşınmazın satın alındığı iddia edildiğinden birleşen davada da davalı şirketin iyiniyetli olup olmadığının araştırılarak birleşen davaya konu taşınmaz devrinin geçerli olup olmadığı da tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken sadece cebri satış yapıldığından bahisle davanın reddi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Öte yandan, dava konusu taşınmazların adına tescili talep edilen dava dışı .... AŞ'nin yargılama sırasında TTK'nın Geçici 7.maddesi kapsamında 15/11/2013 tarihinde resen terkin edildiği, mahkemece davacı şirketin ihyası için süre verilmiş ise de şirketin ihya edilip edilip edilmediği dosya kapsamından anlaşılamamıştır. Bu sebeple, eğer şirket bu süreçte eldeki dava kapsamında ihya edilmemiş ise asıl ve birleşen davada, dava konusu taşınmazların dava dışı şirket adına tescili talep edildiğine göre asıl ve birleşen davada davacı tarafa adı geçen şirketin ihyası için dava açmak üzere süre verilip şirketin ihyasının sağlanması gerekirken, bu husus gözetilmeden karar verilmesi de hatalı olmuştur. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin eksik inceleme ile karar vermesi sebebiyle, istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına,
2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
3-Asıl davada davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,
5-Yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, nihai karrala birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.25.06.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a hükmü uyarınca karar kesindir.