Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresinin kefalet veya garanti sözleşmesi niteliğiyle sorumluluk yaratıp yaratmadığının menfi tespiti davası gerekçeli kararı.
Özet: Bu menfi tespit davası, davacı şirketin, ilişkili olduğu bir taşeronluk sözleşmesinin sonuna "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresini ekleyerek imza atması nedeniyle aleyhine başlatılan icra takibinde borçlu olmadığının tespitini istemesine ilişkindir; davacı, bu ifadenin hukuken geçerli bir kefalet veya başka bir sorumluluk doğurmadığını iddia ederken, davalı taraf ise davacının bu beyanıyla kefil veya sözleşmenin ifasındaki menfaati nedeniyle garantör sıfatıyla borçtan sorumlu olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye YetkiliANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİGEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/182 EsasKARAR NO: 2025/713DAVA : Menfi Tespit (Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 10/04/2019KARAR TARİHİ : 04/11/2025YAZIM TARİHİ : 01/12/2025DAVA:Davacı vekili; davacı hakkında davalı tarafından ...esas sayılı icra takibinin başlatıldığını, icra takibinin süresinde itiraz edilmediği için icra takibinin kesinleştiğini, alacağın dayanağı olan sözleşmede davacının taraf olmadığını, "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresinin kefalet ya da başka bir sorumluluk doğurup hukuki ilişki olarak kabul edilemeyeceği belirtilip, .... esas sayılı icra takibi nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespitine, dava açılmadan önce alınan tedbir kararının devamına, alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. YANIT : Davalı vekili; davalı şirket ile dava dışı ... şirketi arasında imzalanan sözleşmeye, ... şirketi ile aynı adreste faaliyet gösteren davacı şirketin ... şirketinin mali açıdan sıkıntılı olması nedeni ile kefil olması sonucu sözleşmenin imzalandığını, sözleşmede yer alan "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresinin davacı ... kefil olarak sorumlu hale getirdiğini, kefaletin bir an için koşulları oluşmadığı kabul edilir, davacı şirketin bu sözleşmenin ifasında maddi menfaati olduğu için garantör olarak sorumlu olması gerektiği belirtilip davanın reddine, kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesi istemiştir. DELİLLER : - ....esas sayılı icra takip dosyasındaki takip talebi ve ödeme emri,- Anlaşmazlık ile sonuçlanan arabulucu son tutanağı,- Davalı ... Şirketi ile dava dışı ... şirketi arasında imzalanan 01/05/2018 tarihli "Taşeron Sözleşmesi" başlıklı sözleşme,-Davacı şirket ile dava dışı ... şirketinin ortak ve yetkililerini gösteren ticaret sicil özel bilgileri,- .... temin edilen kayıtlar,- Tüm dosya kapsamı,DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE :Davadaki talep, davalı tarafından davacı hakkında başlatılan ve .... esas sayılı icra takibinin dayanağı olan 01/05/2018 tarihli "Taşeron Sözleşmesi " nedeni ile davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Asıl işverenin ... olduğu ve "...."na konu olan sözleşme dava dışı ... şirketi ile imzalanmıştır. Yüklenici ... şirketi ile dava dışı ... şirketi arasında ise "Taşeronluk Sözleşmesi" düzenlenmiştir. ... şirketi davalı ... şirketi ile 01/05/2018 tarihli taşeronluk sözleşmesi imzalamış, aynı sözleşmenin son sayfasında davacı şirket kaşesi üzerinde şirket yetkilisinin imzası ile "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresi eklenmiştir.Sözleşmede davacı şirket adına atılan imzanın alt kısmında yer alan "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresi nedeni ile kefil veya garantör sıfatını kazandığı düşüncesinde olan davalı şirket .... esas sayılı icra takibini başlatılmıştır. Bu icra talebi ile davalı alacaklı ... şirketi dava dışı ... ve davacı ... şirketinden asıl alacak ve işlemiş faizden oluşan toplam 413.489,65 TL'nin tahsilini talep etmiştir. Süresinde usulüne uygun şekilde icra takibine itiraz edilmediği için davacı şirket yönünden icra takibi kesinleşmiştir.Davalı takip alacaklısı ... şirketi sözleşmede yer alan ve "sözleşmenin maddelerine kefilim" şeklindeki davacı tarafından yazılan ibarenin kefalet hükmünde olduğu, bu nedenle asıl borçlu ... şirketinden olan alacaklarından davacının da kefil olarak, kefaletin koşullarının oluşmadığı kabul edilir ise garantör olarak sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Davacı ise sözleşmede yer alan ibarenin kendilerini hiçbir şekilde icra takibine konu alacak nedeni ile borçlu hale getirmeyeceğini ileri sürmektedir.Dava dışı ... şirketi ile davalı ... şirketi arasındaki imzalanan 01/05/2018 tarihli sözleşmede davacı şirketin "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresini yazıp şirket yetkilisi tarafından imza atıldığı taraflar arasında çekişme konusu değildir.Davalı taraf kendileri ile sözleşme imzalayan ... şirketi ve davacı şirketin aynı adreste faaliyet yürüttüklerini, ... şirketinin mali yapısının iyi olmaması ve davacı şirketin yan şirketi olması nedeni ile ancak davacı şirketin kefil olması koşulu ile sözleşmenin imzalandığını, sözleşmede yer alan ibarenin davacı ... kefil sıfatı ile sorumlu hale getirdiğini, kefaletin koşullarının oluşmadığı kabul edilir ise, ... şirketinin davacı şirketin yan şirketi olması nedeni ile davacının da sözleşme dolayısıyla maddi yönden yararı olduğunu, bu halde davalının garantör olduğunun kabulü gerektiğini ileri sürmektedir.Davacının "sözleşmenin maddelerine kefilim" ibaresinin ekleyerek dahil olduğu sözleşme 01/05/2018 tarihinde imzalanmış olup, bu tarihte 6098 BK.nun yürürlükte olduğu için, bu yasa hükümlerinin dikkate alınması gerektiği kabul edilmiştir. Davacının kefil sayılması gerektiği şeklindeki davalı savunmasının yapılan değerlendirmede, kefalet sözleşmesi 6098 sayılı BK.nun 581 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yasanın 581.maddesinde "Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunun ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir." denilerek kefalet sözleşmesinin tanımı yapılmış, 582.maddede kefaletin koşulları, 583. maddesinde kefalet sözleşmesinin şekli, 585 ve 586 maddelerinde kefaletin çeşitleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.Kefalet sözleşmesinin şeklini düzenleyen 6098 sayılı BK.nun 583/1 maddesinde "Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu alacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihi ve yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır." düzenlemesi yer almaktadır. Madde metninden anlaşılması gerekenin kefaletin geçerli olabilmesi için, kefil olunan azami miktar ve kefalet tarihinin kefil olacak kişinin el yazısı ile yazılmış olması zorunludur. Somut olayda sadece "sözleşmenin tüm maddelerine kefilim" ibaresinin davacı yönünden sorumlu olunacak azami miktarın gösterilmemesi ve kefalet imzasının atıldığı tarihin yazılmamış olması nedeni ile geçerli bir kefalet sözleşmesinden söz edilemeyeceği, bu hali ile davacının eser sözleşmesi nedeni ile oluşturduğu ileri sürülen dava dışı ... şirketinin borcundan dolayı davalı şirkete karşı kefil olarak sorumlu olması gerektiğinin kabulünün mümkün olmadığı kabul edilmiştir. Davacının "garantör" sayılması gerektiğine ilişkin davalı savunmasının yapılan değerlendirmesinden; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 20/11/2001 Tarih ve .... sayılı ilamında da belirtildiği gibi, Kanunda özel bir akit türü düzenlenmemiş olan garanti sözleşmesi, 818 sayılı BK.nun 110 ve 6098 sayılı BK.nun 128.maddesinde hükmü bağlanan üçüncü kişinin edimini taahhüt niteliğinde kabul edilmekte, kefaletten farklı olarak asıl borç ilişkisinden tamamen bağımsız nitelikteki garanti sözleşmesinde şekil serbestisi hakim olup garantinin sınırının önceden belirlenmesinin zorunluluğu bulunmadığı, ancak sözleşme serbestisi sınırsız olmadığı 818 sayılı BK.nun 19 ve 20.maddelerinde sözleşme serbestisine bir takım sınırlamalar getirildiği, gerçekten bir sözleşmenin geçerli olması için onun taraflara yüklendiği, hak ve borçların tereddüte yer vermeyecek şekilde açık, başka bir deyişle konusunun gereği ve yeteri kadar belli ve sınırlı olması gerektiği, bu itibarla limit göstermeme şartı bulunmamakla birlikte, garanti sözleşmesinde hangi riskin garanti edildiği belirlenmeden "sözleşmenin maddelerine kefilim" şeklindeki yazının garanti olduğunu öne sürmek, boyutları belli olmayan bir edimin garantisi anlamına gelir ki, bunun da garanti sözleşmesi ile bağdaşmayacağı, hal böyle olunca, garanti sözleşmesi düzenlendiği anda garanti edilen edimin sınırlarının açıkça belirlenmiş olması ya da bunu belirlemeye yarayan koşul ve açıklamaların sözleşmede yer almamış olması halinde garanti edenin sorumluluğundan da söz edilemeyeceği" belirtilmiştir. Somut olayda "sözleşme maddelerine kefilim" şeklindeki beyan sözleşmeye eklenmiş olup, bu söz ile asıl borçlunun sözleşmeden kaynaklanan sorumluluklarının garanti edildiği anlamına gelmeyeceği, bu koşullarda davacının kefil ya da garantör sayılması mümkün olmadığı için aleyhine başlatılan icra takibi nedeni ile davalı alacaklıya borçlu sayılması gerektiğinin kabul edilemeyeceği, davalı icra takibinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli icra takibi yaptığı kanıtlanamadığı için davacı ve davalının tazminat isteme koşullarının gerçekleşmediği kabul edilip, gerçekleşmediği kabul edilerek, Davacının .... esas sayılı icra takibi nedeniyle davalıya BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE,Davacı ve davalının koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı isteğinin reddine, şeklinde mahkememizce 29/09/2020 tarihinde verilen karara karşı davalı şirket vekilince istinaf yoluna başvurması üzerine,... Hukuk Dairesi'nin .... sayılı 10/06/2022 tarihli ilamı ile, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Davalı şirket vekilince temyiz yoluna başvurulması üzerine, ... Hukuk Dairesi'nin .... sayılı, 06/02/2024 tarihli ilamı ile mahkememiz kararı, Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan menfi tespit istemine ilişkindir.Temel hukuk kurallarının en önemlilerinden bir tanesi alacak haklarının nisbiliği ilkesidir. Alacak hakkı ancak hukuki ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Kural olarak borç ilişkinin dışında bir başka gerçek ya da tüzel kişiye karşı borç ilişkisinden doğan alacak hakkı ileri sürülemez. Ticaret şirketlerinde ise sınırlı sorumluluk ilkesi ayrı ve bağımsız malvarlığı oluşumunu yaratmaktadır. Tüzel kişi ile ortakları arasında malvarlığı ile sorumluluk ayrılmaktadır. Ticaret şirketlerinde sınırlı sorumluluk ya da ayrı malvarlığı ilkesinin alacaklıların menfaatlerine zarar verecek şekilde kötüye kullanılması durumunda alacaklıların hak ve menfaatlerini korumak için .... hukuk sistemlerinde “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” geliştirilmiş ve tüzel kişiliğin arkasına sığınarak durumu kötüye kullanan ortakları sorumlu tutma imkanı getirilmiştir. Teorinin amacı, hakkaniyet gerektirdiği zaman tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılmasının önlenmesidir. Teorinin uygulanmasının yasal dayanağı olarak dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağını düzenleyen MK’nın 2. maddesi kabul edilmektedir. Tüzel kişiliğin varlığı asıl olup borcun yükümlüsü olan bir tüzel kişilik bulunmakta iken şirketin ortaklarına ya da başka bir şirkete karşı bu borçtan dolayı yönelinemeyecektir. Ancak tüzel kişiliğin kötüye kullanıldığı bazı istisnai hallerde tüzel kişilik perdesi aralanmak suretiyle gerçek ya da tüzel kişi ortakların sorumluluğu cihetine gidilebilecektir.Uygulamada ve doktrinde tüzel kişi ile ortaklarının alanlarının ve malvarlığının birbirine karışması halinde, aynı şirketler topluluğu içinde yer alan kardeş şirketler arasında koşulların varlığı halinde ve çok istisnai hallerde Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisinin uygulanmasının mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.Perdenin kaldırılması müessesinde olduğu gibi hukuki dayanağı TMK m. 2 hükmünde öngörülen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmaması olan organik bağın tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ile benzer yönleri bulunmasına rağmen farklı bir kavramdır. Şöyle ki; perdenin kaldırılması teorisi, şirket borçlarından dolayı ortaklarının sorumluluğuna ya da ortakların borçlarından dolayı şirketin sorumluluğuna veyahut da şirketler topluluğunda ana-yavru şirket sorumluluğuna gidilmesi imkanını alacaklılara verirken, organik bağ, bir tüzelkişinin borcundan dolayı başka bir tüzel kişinin sorumluluğuna gitme imkanı tanımaktadır. Yine, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında iktisadi bütünlük şartı aranırken, organik bağın uygulanması için bu şart aranmaz. Bunlardan başka, perdenin kaldırılması için mal varlıklarının karışması ile sermaye yetersizliği gibi şartlarda gerekli iken organik bağ uygulamasında bu şartlarda aranmamaktadır. Organik bağ uygulamasında, borçlunun diğer tüzel kişiliği alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla kullanma niyeti yeterlidir. Sonuç da, perdenin kaldırılması teorisinde şirket borcundan ortakların sorumlu tutulması söz konusu iken, organik bağ uygulamasında tasarrufun ya da diğer hukuki işlemlerin iptali, istihkak gibi farklı sonuçlara da ulaşılmaktadır.Farklı tüzel kişilerin sorumluluğuna gidilmesine ve dolayısıyla bir tüzel kişinin alacaklarının takip edilmesinde asıl borçlu şirket ile birlikte onunla belirli bir düzeyde hukuki ilişkiye ve bağa sahip başka şirkete veya şirketlerinde sorumluluğuna gidilebilmesi imkanını alacaklıya veren organik bağın varlığı için ayrı tüzel kişiler arasında belirli bir iktisadi ve ticari bağımlılığın, kader birliğinin veya birlikte hareket olgusunun ya da başka bir özdeşliğin bulunması gereklidir.Tüm bu açıklamalar çerçevesinde özellikle belirtmek gerekir ki; “Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi” ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda “sakınılarak” uygulanması gereken bir yoldur.Somut olayda; davacı her ne kadar davalı ile dava dışı şirket arasındaki taşeronluk sözleşmesinin tarafı değil ise de, davalı şirketin; davacı ile dava konusu sözleşmeyi imzalayan dava dışı şirket arasında organik bağ bulunduğu iddiasına rağmen mahkemece bu iddia araştırılmamıştır. O halde mahkemece bu iki şirket arasında para akışının bulunup bulunmadığı, şirket ortaklarının aynı kişilerden oluşup oluşmadığı, her iki şirketin merkezinin bulunduğu binanın kime ait olduğu, iki şirketin aynı iş kolunda olup olmadığı, işbu şirketlerin ticaret sicil kayıtları incelenip, davacı yönünden perdenin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın temyiz eden davalı yararına bozulması uygun bulunmuştur.Gerekçesi ile mahkememiz kararı araştırmalı olarak bozulmuş olmakla, bozma sonrası tahkikat bozma ilamı gerekçesinde belirtilen hususlarla(diğer hususlar kesinleşmiş olmakla) sınırlı olmak kaydıyla yapılmıştır.Mahkememizce bozma ilamına uyularak, yeniden taraf teşkili yapılmış, taraflarca gerekli açıklama da yapıldıktan sonra davacı şirket ile dava dışı ...'nin hesaplarının bulunduğu ilgili bankalara müzekkere yazılarak hesapların ilk açıldığı tarihten itibaren tüm hesap hareketlerini gösterir kayıtlar temin edilmiş, yine anılan şirketlerin bağlı bulunduğu ....'ne yazı yazılarak, şirketlerin ana sözleşmeleri, kurucuları ve ortaklarını gösterir şekilde sicil dosyaları temin edilmiş, ayrıca her iki şirketin merkezinin bulunduğu taşınmaz ile ilgili binanın tapu kaydı temin edilmiştir.Uyulan bozma gereği tüm deliller toplandıktan sonra mahkememizce re'sen seçilen mali müşavir ve nitelikli hesaplamalar konusunda uzman bilirkişi kuruluna davacı şirket ve dava dışı şirkete ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde inceleme yetkisi verilmek suretiyle 13/09/2025 tarihli gerekçeli ve denetime elverişli rapor aldırılmıştır.Taraflarca sunulan ve temin edilen belgeler, bilirkişi kurulu raporu ve dosya içeriği bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı şirketin ortaklarının ..., ..., dava dışı ... Şirketi'nin ortağının ... olup, şirket ortaklarının aynı kişilerden oluşmadığı,Davacı şirketin kullanmış olduğu .... nolu Bağımsız Bölümün ...'e ait olup, dava dışı ... Şirketi'nin kullanmış olduğu .... nolu Bağımsız Bölümün 1/2'şer oranda ... ve ...'a ait olduğu,Yine iki şirket arasında para akışının bulunmadığı anlaşılmıştır.Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere uyulan bozma ilamı doğrultusunda toplanan deliller, bilirkişi kurulu raporu ve dosya içeriği bütün olarak değerlendirildiğinde, davacı şirket ile dava dışı şirket arasında, davacı şirketin sorumluluğunu doğuracak şekilde dava konusu yapılan alacak ile ilgili olarak aralarında organik bağ bulunduğu davalı tarafça kanıtlanamamış olmakla, davanın kabulü cihetine gidilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacının ....esas sayılı icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine,Davacı ve davalının koşulları oluşmayan kötü niyet tazminat isteklerinin reddine,2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince,Alınması gereken 28.245,48 TL harçtan, peşin alınan 7.061,37 TL harcın mahsubu ile bakiye 21.184,11 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yatırılan 44,40 TL başvurma harcı, 7.061,37 TL peşin harç olmak üzere toplam 7.105,77 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,4-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, davacı yararına hesaplanan 66.158,34 TL nispî vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Davacı tarafından yapılan tebligat ve posta gideri 730,00 TL ve bilirkişi ücreti 30.000,00 TL olmak üzere toplam 30.730,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,6-Arabuluculuk için ödenen 1.320,00 TL'nin 6325 sayılı yasanın 18/A (11) (13) maddesi uyarınca davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,7-HMK m.333/1 uyarınca harcanmayan gider avansının hüküm kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,Dair, Davacı Vekili Av. ..., Davalı Vekili Av. ...'in yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.04/11/2025Başkan ... ¸e-imzalıdır.Üye ... ¸e-imzalıdır.Üye ... ¸e-imzalıdır.Katip ... ¸e-imzalıdır.