Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi, şirket ortağının ortaklıktan çıkma ve ayrılma akçesi talebi öncesinde malvarlığı kaçırma riski nedeniyle istediği ihtiyati tedbir kararına ilişkin istinaf incelemesini tamamladı.
Özet: Şirket ortağı, ortaklıktan haklı sebeple ayrılma ve ayrılma akçesinin tahsili için zorunlu arabuluculuk sürecindeyken, şirketin yöneticisi konumundaki diğer ortakların daha önce şirket taşınmazları üzerindeki tedbirleri kaldırması ve güven sarsıcı eylemleri nedeniyle mal kaçırma riski oluştuğunu ileri sürerek, açacağı davadaki alacağını güvence altına almak amacıyla taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulması talebiyle yapılan başvurunun istinaf incelemesine ilişkin bu belge, mevcut tedbirlerin kalkmasıyla oluşabilecek telafisi güç zararları önlemeyi hedeflemektedir.

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/1163 - 2026/1355

T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/1163
KARAR NO : 2026/1355
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/04/2026
NUMARASI : 2026/169 D.İş - 2026/168 D.İş
İHTİYATİ TEDBİR
TALEP EDEN : ...
VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF : HAK-Pİ GEMİ YAN SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ : Av. ...
TALEP : İhtiyati Tedbir
TALEP TARİHİ : 17/04/2026
KARAR TARİHİ : 08/07/2026
KR. YAZIM TARİHİ : 08/07/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Talep eden vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın, karşı taraf HAK-Pİ şirketinin ortağı olduğunu, şirket ortakları arasında şirketin ve ortakların taraf olduğu pek çok sayıda dava bulunduğunu, şirket içerisindeki yönetimsel sorunlar, ortaklar arası güven ilişkisinin telafisi imkansız şekilde zedelenmesi ve müvekkilinin ortaklık haklarının ihlal edilmesi sebepleriyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 638. maddesinin 2. fıkrası uyarınca haklı sebeple ortaklıktan çıkma ve aynı Kanun'un 641. maddesi gereğince esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesinin tahsili talebiyle dava açma hazırlığı içerisinde olduklarını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesi gereğince, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu, bu amir hüküm doğrultusunda, müvekkilinin ayrılma akçesi alacağının tahsili ve ortaklıktan çıkma talepleri için 27/03/2026 tarihinde zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmuş olup, sürecin Gebze Arabuluculuk Bürosunun 2026/460 başvuru numaralı dosyası üzerinden devam ettiğini, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesi gereği arabuluculuk süreci sonlanmadan asıl davayı ikame etmemiz yasal olarak mümkün olmadığını, arabuluculuk süreci devam ederken şirketin aşınmazları üzerinde mevcut olan ihtiyati tedbir kararlarının talep üzerine kaldırılmış olup, ikame edecekleri davada mal kaçırma- gecikmesinde sakınca bulunan hal durumları gündeme geldiğini, HAK-Pİ şirketinin 16/03/2026 tarihli olağan genel kurul toplantısında, müdürlerden olan müvekkilinin görevi sona erdiğini ve yeni müdür olarak önceki müdür ... ve müşterek müdür olarak ...'ın seçildiğini, ancak olağan genel kurul toplantısı ile yeni müdür olarak seçilen ... ile diğer ortaklardan ... tarafından daha evvel Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/1020 Esas sayılı dosyası ile "ortaklıktan ayrılma ve ayrılma akçesinin ödenmesi" talepli bir dava ikame edildiğini, anılan dosyada, bizzat ... ve ...'ın talebi üzerine şirket taşınmazları üzerine 02/01/2023 tarihli tensip tutanağı 10 numaralı ara karar ile ihtiyati tedbir konulduğunu, ancak, müvekkili tarafından 27/03/2026 tarihinde arabuluculuk başvurusu yapılmasının ardından, ... ve ... kendi açtıkları davada, taşınmazlar üzerine konulan ihtiyati tedbirlerin kaldırılması için mahkemeye başvurulduğunu, Gebze Asliye Ticaret Mahkemenizce davacıların bu taleplerinin kabul edildiği ve yazılan müzekkere üzerine tapu müdürlüğünce 16/04/2026 tarihinde şirket taşınmazları üzerindeki tedbirlerin kaldırıldığı tespit edildiğini, Şirket yönetimini elinde bulunduran ve daha önce kendi alacaklarını güvence altına almak için tedbir koyduran şahısların, müvekkilinin hukuki yollara başvurmasının hemen ardından bu tedbirleri bizzat kaldırmaları, buna karşın müvekkille devam eden arabuluculuk görüşmelerinin 4.oturuma dek uzaması nedeniyle davalarının açılmadan önce şirket malvarlığının müvekkilden kaçırılması ve üçüncü kişilere devredilmesi hazırlığı içinde olunduğuna dair somut bir gösterge olduğunu, zira halihazırda tedbir kararı kaldırılmakla şirket taşınmazları üzerinde herhangi bir ihtiyati tedbir bulunmadığını, bu nedenle şirket müdürlerinin şirket taşınmazlarından bir veya birkaçını devretme riski doğduğunu, bu durumun ikame hazırlığında oldukları davada müvekkilinin hukuki durumunu doğrudan etkileyecek nitelikte olduğunu, halihazırda şirket müdürlerinden olan ...'ın şirkete karşı işlediği Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma suçu bakımından devam eden Gebze CBS 2026/2135 S. ve nitelikli hırsızlık suçu bakımından devam eden 2026/8478 S. İle soruşturmaları bulunduğunu, keza yöneticinin azli ve haksız rekabet dolayısıyla tazminat ödenmesi talepli 2026/215 E. Sayılı davası mevcut olduğunu, bu nedenle hem mevcuttaki ihtiyati tedbir kararının, hiçbir gerekçe ileri sürülmeksizin (ve devam eden davalardan da feragat edilmeksizin) kaldırılmasının talep edilmesi, hem de yeni müdür hakkında devam eden mal varlığına karşı suçlar bakımından ihtiyati tedbir talepli işbu başvurularda yaklaşık ispatın sağlandığını beyanla; Gecikmesinde telafisi imkansız zararlar doğacağı ve mal kaçırma tehlikesi somutlaştığı gözetilerek, HMK m. 390/2 uyarınca karşı taraf dinlenmeksizin, müvekkilinin haklarının teminat altına alınması amacıyla, TTK m. 638/2 ve HMK m. 389 gereğince, davalı HAK-Pİ Şirketi adına kayıtlı olan ve UYAP/TAKBİS sistemi üzerinden tespit edilecek tüm taşınmazların ve araçların üçüncü kişilere devir ve temlikinin ile her türlü borçlandırıcı tasarrufi işlemin önlenmesi için teminatsız olarak (veya mahkemenizce takdir edilecek uygun bir teminat mukabilinde) ihtiyati tedbir KONULMASINA, İhtiyati tedbir kararının infazı için ilgili Tapu Sicil Müdürlüklerine ve Trafik Tescil Şube Müdürlüklerine müzekkere yazılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...1-Talep eden vekilinin; karşı taraf Hak-Pi Gemi Yan Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin taşınır taşınmaz mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına talebinin REDDİNE,
2-Talep eden vekilinin; karşı taraf Hak-Pi Gemi Yan Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin, şirket mal varlığını azaltıcı işlemlerin önlenmesi ihtiyati tedbir talebinin REDDİNE,..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı ihtiyati tedbir talep eden vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
İhtiyati tedbir talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin gerekçesinin yerinde olmadığını, taleplerinin dayanağının bizzat TTK'nın 638. maddesinde yer alan "özel" düzenleme olduğunu, mahkeme tarafından diğer ortaklar tarafından ikame edilen aynı türden davalar için tedbir kararı verilmesine rağmen davacının talebi hakkında ret kararı verilmesinin yanlı olduğunu, HMK'nın 390/3 uyarınca yaklaşık ispat koşulunun fazlasıyla gerçekleştiğini hatta mal kaçırma tehlikesinin tehlike olmaktan çıkıp somut zarara dönüştüğünü, TTK'nın 638/2 ilkesi doğrultusunda davacının ayrılma akçesi alacağının teminatsız kalmaması için tedbir kararının verilmesini zorunlu kıldığını, karşı tarafın taşınmaz satımına fiilen başlamış olmasının 398'da düzenlenen gecikmesinde sakınca bulunan hal ve hakkın elde edilmesinin imkansız hale gelmesi riskinin vücut bulduğunu tartışmasız şekilde kanıtladığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Karşı taraf istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/04/2026 tarih, 2026/169 D.İş - 2026/168 D.İş sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Talep ihtiyati tedbire ilişkindir.
İlk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı ihtiyati tedbir talep eden tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; ihtiyati tedbir talep edenin karşı taraf olan şirketin ortaklarından olduğu, şirketten haklı nedenle çıkma ve ayrılma akçesi talepli dava açmak için arabuluculuk yoluna başvurduğu, ancak davalı şirketin temsilcisi olarak ... ve ...’ın atanmasından sonra ... ve ... tarafından açılan ortaklıktan çıkma ve ayrılma akçesi alacağı davası kapsamında taşınmazlar üzerine konulan tedbirlerin kaldırılması talebinde bulunulduğu ve tedbirlerin kaldırılmasından sonra taşınmazların satılması halinde davacının ayrılma akçesi alacağının tehlikeye girdiği, şirket yöneticisi hakkında görevi kötüye kullanmadan dolayı suç duyurusunda bulunulduğundan bahisle şirketin taşınmazlarına ve araçlarına üçüncü kişilere devir ve temlikinin engellenmesi, borçlandırıcı işlemlere ilişkin tasarrufi işlemlerin engellenmesi için ihtiyati tedbir konulması talep edildiği, mahkemece anılan talebin reddine karar verildiği, karara karşı ihtiyati tedbir talep eden tarafından istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Limited şirketlerde ortakların ortaklıktan doğan şahsi ve mali hakları söz konusudur. Ortakların pay hakkı, şirket kârına katılma hakkı gibi mali haklarının yanı sıra, oy kullanma hakkı, ortaklığı yönetim ve idare hakkı gibi şahsi hakları mevcuttur. Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biri de 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesinde düzenlenen, ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır.
Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir.
6102 sayılı Kanun'un 638/1 inci maddesi “Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir.
Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı Kanun'un 638/2 nci maddesinde yer alan “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir.
Kanun'da çıkma davası açılabilmesi için mevcut olması gereken haklı sebeplerin ne olduğu örnekseme yoluyla dahi olsa sayılmamıştır. Haklı sebepler somut olayın niteliğine göre belirlenecek olup bu sebepler şahsi yahut maddi nitelikte olabilir. Önemli arz eden husus, haklı sebeplerden dolayı ortaklık ilişkisinin çıkma isteyen ortak yönünden çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Zira hiç bir ortaktan haklı nedenlerle çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 2015, s. 561). Aksi hâlde, ortak, onu ortak olmaya yönelten şartlar ortadan kalktığında şirkette kalmaya mahkum edildikten başka, şirketten ayrılmasını gerektiren sebepler doğduğu hâllerde de şirketten ayrılamaz duruma düşürülür (madde gerekçesi).
Haklı sebep şirketin yönetimine, ticari faaliyetlere, şirketin ekonomik durumuna, ortağın diğer ortaklarla kişisel ilişkilerine ilişkin olabilir. Ayrıca haklı sebep ortağın kendisi yanında şirket tüzel kişiliğinden yahut diğer ortaklardan da kaynaklanmış olabilir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki; çıkma davası açan ortağın haklı sebeplerin oluşumuna bilerek ve isteyerek yahut ihmal suretiyle katkı sağlamış olması durumunda bu sebeplere dayalı çıkma davası açması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırılık teşkil eder. Burada önemli olan husus; ortaklık ilişkisinin ve şirket sözleşmesinin dürüstlük kuralına göre devam edebilmesinin çıkma isteyen ortak bakımından imkânsız hâle gelmesidir (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara, 2014, s. 2247; Mustafa Yasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt IV, Ankara, 2022, s. 4958, 4959; Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, Bursa, 2013, s.765).
6102 sayılı TTK'nın 638 (2) maddesine göre; Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.
6100 sayılı HMK'nın "ihtiyati tedbirin şartları"na ilişkin 389-(2) maddesinde; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" düzenlemesi bulunmaktadır.
Aynı Kanunun 390-(3) maddesinde ise; "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" hükmü bulunmaktadır.
Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. HMK'nın ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde geçici hukuki korumalarda ispat hususu üzerinde durulmuştur. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez.
Ancak kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez.
Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir.
Tam ispatın arandığı durumlarda bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu göz ardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özel de ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür.
Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür; bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından HMK'da bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak doktrinde kabul gören ifade tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir.
Bu noktada ölçülülük ilkesinin niteliği üzerinde durulmasında fayda görülmektedir.
Bir hukuk sistemi ancak ilkeler sayesinde korunur, yaşar ve gelişir. Geçici hukuki korumalarda anayasal ilkeler bakımından gözetilmesi gereken en önemli ilkelerin başında ölçülülük ilkesi gelmektedir. Çünkü cebri icra tedbirlerinin birçoğu temel hak ve özgürlüklere müdahale sonucu doğurmaya elverişlidir. Bu nedenle tedbir ve işlemlerin uygulanması aşamasında ulaşılmak istenen amaca yönelik kullanılan aracın ölçülülüğü önem arzetmektedir.
Ölçülülük ilkesi, Anayasa’da belirtilen sınırlama nedenlerine dayanılarak temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasında öngörülen amaç ile sınırlanan hak arasındaki dengeye ilişkindir.
Bu ilke demokratik ülkelerde temel hak ve özgürlüğün kural, sınırlamanın istisna olma anlayışından ileri gelmekle birlikte öğretide farklı şekilde yapılan tanımlamalarla ifade edilmiştir. Ölçülülük ilkesinin unsurlarına bakış açısının farklılıklarından kaynaklanan bu tanımlamalar öz bakımından aynıdır, fakat ölçülülük ilkesinin farklı unsurlarını ön plana çıkarmaktadır. Kapsayıcı ve kuşatıcı nitelikte yapılan bir tanımda ölçülülük ilkesi “bir özgürlük ya da hakkı sınırlamada başvurulan aracın sınırlandırmayla ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması, sınırlandırma aracının amaç için gerekli olması, araçla amaç arasında ölçülü bir oran bulunması” şeklinde ifade edilmiştir. Ölçülülük ilkesi Danıştay kararlarında ise, “adil denge”, “gerekli denge”, “adil bir oran”, “fiil ile ceza arasında uyum” gibi kavramlarla ifade edilmiştir.
Somut olayda; taraflar arasında ortaklıktan haklı nedenle çıkma ve ayrılma akçesi alacağına ilişkin Gebze Arabuluculuk Bürosunun 2026/55918 arabuluculuk dosya numarasıyla arabuluculuk görüşmelerinin devam ettiği, ihtiyati tedbir talep eden tarafın dosyaya sunulan evraklara ve kayıtlara göre karşı taraf olan şirkette %9,9375 pay ile ortak olduğu bildirilmiştir. Yine ihtiyati tedbir talep eden tarafından şirketin yetkilisi hakkında suç duyurusunda bulunduğu ve soruşturmanın devam ettiği de görülmektedir.
Yukarıda açıklandığı üzere; 6102 sayılı yasanın 638/2.maddesi gereği ortaklıktan haklı nedenlerle çıkma istemli davalarda mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir. Bunun için 6100 sayılı yasanın 389.maddesindeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir.
Eldeki olayda, talep tarihinden sonra 20.04.2026 tarihinde şirketin taşınmazlarından 3 tanesinin satıldığı, 20.05.2026 tarihinde 2 tanesinin ve 04.05.2026 tarihinde bir tanesinin satıldığı, hali hazırda şirketin tek taşınmazının kaldığı, yine UYAP üzerinden yapılan sorgulamada şirket adına kayıtlı 7 adet araç bulunduğu görülmektedir.
Talep tarihinden sonra 6 adet taşınmazın kısa sürede satılması, şirket ortakları arasında devam eden soruşturmaların bulunması ile 6102 sayılı yasanın 638/2. maddesindeki hususlar dikkate alındığında ve 6100 sayılı yasanın 389/1. maddesi gereği “Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağı” şartının eldeki talep yönünden gerçekleştiği görülmüştür.
Dosyaya sunulan toplantı tutanakları, soruşturma evrakları ve soruşturma içeriği de dikkate alındığında bu aşamada yaklaşık delillerle ispat koşulunun da gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
İhtiyati tedbir talep eden şirketin tüm taşınmazları ve araçlarına ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş ise de, şirketin kayıtlı sermayesinin 2.500.000,00 TL olması, bunun dışında şirketin mali durumunu gösteren bir kayıt sunulmaması, ihtiyati tedbir talep edenin şirketteki pay durumu ve tedbirde ölçülülük ilkesi gereği ihtiyati tedbir talep edenin talebinin araçlar yönünden kısmen kabulü ile şirket adına kayıtlı olduğu UYAP kayıtlarından anlaşılan 41 ..., 41 ..., 41 ... ve 41 ... plakalı araçların takdiren 200.000,00 TL teminat karşılığında üçüncü kişilere devir ve temlikin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerekirken hükümde yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
Karar başlığında; davacı vekilinin adresinin yazılmaması İİK'nın 260. ve kıyasen uygulanması gereken HMK'nın 391-(2) maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Bu nedenlerle; ihtiyati tedbir talep eden tarafın istinaf istemlerinin yukarıda açıklanan nedenlerle kısmen kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353-(1)-b)-2) madde gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere ;
1-İhtiyati tedbir talep edenenin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle KISMEN KABULÜNE, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 20/04/2026 tarih, 2026/169 D.İş - 2026/168 D.İş sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, KALDIRILMASINA,
YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,
a)İhtiyati tedbir talep edenin ihtiyati tedbir talebinin KISMEN KABULÜNE,
b)Karşı taraf Hak-Pi Gemi Yan Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin adına kayıtlı olduğu UYAP kayıtlarından anlaşılan (tedbir kararının infazı aşamasında ise davalı şirket adına kayıtlı olması halinde) 41 ..., 41 ..., 41 ... ve 41 ... plakalı araçlarının üçüncü kişilere rızai devir ve temlikinin önlenmesi ve rehin konulmaması için 6100 Sayılı HMK 389 ve müteakip maddeleri uyarınca takdiren 200.000,00 TL teminat karşılığında İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
c)Teminat yatırıldığında karar gereğinin yerine getirilmesinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
ç) HMK'nın 393/1.maddesi uyarınca bu kararın tedbir isteyen tarafa ilk derece mahkemesince tebliğinden itibaren 1 hafta içinde uygulanmasının talep edilmemesi halinde tedbir kararının kendiliğinden kalkacağının ihtarına,
d)Esas davanın, HMK'nın 397/1. maddesinde öngörülen iki haftalık yasal süre içerisinde açılmaması hâlinde, ihtiyati tedbirin kendiliğinden kalkacağının ihtarına (bu hususta talep edene süre verilmesine),
e) Kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
2-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;
a)İstinaf kanun yoluna başvuru harcının hazineye irad kaydına,
b)İstinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talep edene iadesine,
c)İhtiyati tedbir talep eden tarafından yapılan 2.002,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 510,00 TL posta masrafının karşı taraftan tahsili ile talep edene verilmesine,
ç)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
d)Davacının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
e-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
f-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/07/2026
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*