Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit davasında, tüzel kişilik ve yönetici imza sorumluluğu ile bononun geçerliliğinin değerlendirildiği istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, bir kooperatifin eski yöneticileri olan davacıların, davalı eski çalışan tarafından kaybolan bonoların hileli bir şekilde doldurularak icra takibine konulduğu ve bonolardaki imzaların tüzel kişilik adına atıldığından şahsi sorumluluklarının bulunmadığı iddiasıyla açtığı menfi tespit davasına ilişkin istinaf incelemesini konu almaktadır; davalı ise davacıların icra takibine süresinde itiraz etmeyerek dosyanın kesinleştiğini, önceki benzer bir davanın bölge adliye mahkemesince reddedildiğini ve bonolardaki imzaların yerleşimi itibarıyla davacıların şahsi borçluluğunu doğurduğunu savunmaktadır.

T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ

T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2025/398
KARAR NO : 2026/1224
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/01/2025
NUMARASI : 2024/27 Esas - 2025/45 Karar
DAVACILAR : 1- ... (T.C. NO:...) - ...
2- ... (T.C. NO:...) - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... (T.C. NO:...) - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 18/01/2024
KARAR TARİHİ : 25/06/2026
KR. YAZIM TARİHİ : 25/06/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar ile dava dışı ... 2008 yılı için SS Etap Seyahat Otobüs ve Minibüs İşletmeciler Yedek Parça Taşıyıcılar Kooperatifinin birlikte imza yetkisi olan yönetim kurulu başkanı ve yöneticileri olduğunu, kooperatifin işlerinin sıkıntıya girmesi üzerine iş takipçisi olarak kooperatifte işe başladığını, kooperatifin araç alımı için hazırlanmış bonoları kaybettiğini söylemiş olduğunu, yıllar sonra bu bonoları tek tek çıkararak sanki lehdarı kendisiymiş gibi doldurarak işleme koyduğunu, Kandıra 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/1050 Esas sayılı dosyasında bu nedenle sanık olduğunu, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/199 Esas sayılı dosyasında takibe konu bono ve diğer bonoları görevinden dolayı ele geçirerek kullanma suçundan hüküm giydiğini, bononun keşidecisi hanesinde kooperatife ait iki tane tüzel kişilik kaşesinin bulunduğunu, kooperatif adına 3 kişi birlikte imza yetkisine sahip olup iki şirket kaşesi için birer adet imzanın bulunduğunu, yani gerekmemekle birlikte bononun tanzim yerine iki adet tüzel kişilik kaşesi vurulduğunu, birlikte imza yetkisine sahip olan üç yönetici keşideci tüzel kişilik adına imza attıklarını, şayet tüzel kişilik kaşesi bir tane olup kaşe üzerinde ki imza dışında bir imza daha olması halinde açıkta ki imzayı avel kabul etmek gerektiğini, bu nedenlerle davanın kabulüne, Kandıra İcra Müdürlüğünün 2019/895 Esas sayılı takip dosyasında borçlu bulunmadıklarının tespitine, takip çıktı miktarının %20'si oranında haksız icra tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacıların, Kandıra İcra Dairesi'nin 2019/895 Esas sayılı dosyasından 2019 yılında ödeme emrinin gönderilmesi üzerine haberdar olduklarını, ödeme emri taraflara tebliğ edildiğini ve itiraz hakları olmasına rağmen herhangi bir itiraz olmadan dosyanın kesinleştiğini, taraflarınca davacılara gerekli haciz işlemleri de uygulandını, icra dosyasında satış aşamasına gelindiğini, icra takibinde taraflar konusunda bir hata yapılmamış olup işbu dilekçenin esasa yönelik açıklamalar kısmında ayrıntılı beyan edileceğini, davacıların gerçek kişi olduklarını, kıymetli evrak üzerindeki imzaların ise şahsi sorumluluklarına sebebiyet verecek, borçlu sıfatı ile davaya konu takipte yer almalarına halel getirmeyecek nitelikte olduklarını, davacıların dava konusu bono ve icra takibi nedeniyle Kandıra İcra Hukuk Mahkemesinin 2022/36 Esas Sayılı dosyası ile de icra takibinin iptali davası açtıklarını, ilk derece mahkemesi usul ve yasaya aykırı olarak davanın kabulüne karar verse de ilgili karar Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 2023/802 E. 2023/1207 K. Sayılı dosyası ile bozularak davanın reddine karar verildiğini, ilgili kararın davalılar tarafından temyiz edildiğini, dosyanın Yargıtay'da olduğunu, dava konusu senet çıplak göz ile incelendiğinde şirket kaşelerinden birinin adres bildirimi amacı ile adres bölümüne basılmış bir kaşe olduğunun görüleceğini, bu durumun genelde şirketlerin uyguladığı bir uygulama olduğunu, diğeri ise şirket yetkililerin üzerine imzalarını atmaları amacı ile basılmış bir kaşe olduğunu, davacıların birer imzalarını keşideci kısmına basılmış olan kooperatif kaşesi üzerine, ikinci imzalarını ise özelikle adres kaşesi kısmı dışındaki boş kısma attıklarını, görüldüğü üzere davacıların ve dava dışı borçlunun bir imzalarının kooperatif kaşesinin üzerinde olduğunu, diğer imzaları da kaşe dışında senet üzerinde boş alana atılmış imza olduklarını, tüzel kişi borçlularda, senet üzerinde iki imzanın bulunması hukuki anlamda farklı sonuçlar doğurmakta olduğunu, ticari şirketlerin yetkilileri senet imzalarken genellikle iki tane imza attıklarını, senede atılan ikinci imzanın bulunduğu yer hukuki sonucu etkilemediğini, senette bulunan ikinci imza bazı durumlarda ticari şirket adına senet vererek borçlanan borçluyu da alacaklıya karşı şahsen sorumlu hale getirdiğini, şirket için düzenlenen senette şirket kaşesinin dışında bulunan ikinci imza şirket lehine aval niteliğinde olduğunu, şirket kaşesi üzerine atılan imza ile şirket borçlu olur ancak kaşe dışına atılan ikinci imza ile bonoyu düzenleyen şirket yetkilisi gerçek kişi şahsen senet borçlusu olacağını, davacıların "... kooperatif adına birlikte imza yetkisine sahip olan üç kişinin iki adet tüzel kişilik kaşesi için birer tane imzası bulunduğundan imzalarının tüzel kişilik adına olduğunun kabulü gerekir..." şeklinde gerekçesi kanun ve içtihat içeriklerince kabul edilebilir ve hükme esas alınabilir bir gerekçe olmadığını, tüm bu nedenlerle müvekkilinin alacağını sürüncemede bırakmak amacıyla açılan davanın reddine, davacıların tüm alacak miktarın üzerinden %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... 1-Davanın KABÜLÜ İLE,
Davacılar ... ve ...'in, Kandıra İcra Müdürlüğünün 2019/895 Esas sayılı dosyasından ve takibin dayanağı olan 325.000,00 TL Miktarlı ,10/05/2008 Tanzim Tarihli, 25/12/2016 Vade Tarihli bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine,
2-Takibin haksız ve kötü niyetli olması nedeni ile alacağın %20 i olan 107.046,98-TL nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin, takibe konu edilen bonodan kaynaklı olarak davacıların aval sıfatıyla sorumlu olup olmadıklarını değerlendirirken Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2012/10429 e., 2012/16302 k., sayılı ilamını emsal alarak karar verdiğini ancak ilgili yargıtay kararındaki bononun avalist tarafından imzalanma şekli ile işbu dava konusu bononun avalistler tarafından imzalanma şeklinin farklı olduğunu, dolayısıyla mahkemenin gerekçesine konu ettiği tek emsal kararın da işbu davada emsal alınamayacağını, yerleşik yargıtay içtihatları uyarınca senedin, keşideci bölümünde, tüzel kişi temsilcisinin (aynı kişinin) elinden çıkmış iki imzasının bulunması ve imzalayanın tüzel kişi temsilcisi olması durumunda, imzalardan tüzel kişi kaşesi üzerine atılanın tüzel kişi adına, açığa atılan diğer imzanın da, imza sahibinin şahsı adına atılmış olduğunun kabulünün zorunlu olduğunu, mahkemenin dava dosyasına sunmuş oldukları davalı tarafından davacılara ve kooperatife ödenen banka dekontlarını, nakit ödemelere ilişkin makbuzları incelemediği; mahkemenin, dava konusu bono nedeniyle davalı hakkında yapılan ceza kovuşturmalarının sonucunu beklemeden, ilgili ceza kovuşturmalarını gerekçe göstererek davalının kötü niyetli olduğu kanaatine vardığı, kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklının takibi açarken kötü niyetli olduğunun davacı borçlu tarafından ispat edilmiş olması gerektiğini, davacıların tüm alacak miktarı üzerinden %20 haksız inkar tazminatına hükmedilmesini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER:Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/01/2025 tarih, 2024/27 Esas - 2025/45 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davalı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davalının lehtarı olduğu,10.05.2008 tanzim tarihli 25.12.2016 ödeme tarihli 325.000,00 TL bedelli senet ile ilgili olarak davalının davacıların da aralarında bulunduğu kişiler hakkında takip başlattığı, davacılar tarafından anılan senedin davacıların dava dışı asıl borçlu SS Etap Seyahat Otobüs ve Minibüs İşletmeciler Yedek Parça Taşıyıcılar Kooperatifinin yönetim kurulunda yer aldıkları dönemde kooperatife araç alımı için tanzim ettikleri bonoları kooperatif çalışanı olan davalıya gerektiğinde kullanılması için verildiği, davalının anılan bonoları kaybettiğini beyan ettiği, ancak bonoların lehtar kısmına kendi adını yazarak alacak talebinde bulunduğu, bonolardan ilki olan dava dışı diğer bono nedeniyle davalının Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/199 esas sayılı dosyası ile davalının mahkumiyetine karar verildiği, eldeki bono için de Kandıra 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/1050 esas sayılı dosyasında davanın devam ettiği, ayrıca senet üzerinde kooperatifin 2 tane kaşesi olduğu, davacıların her iki kaşe için de şirketi temsilen imza attıkları, yani her kaşe için birer tane imza atıldığı, davacıların aval veren sıfatı olmadığından bahisle menfi tespit talepli eldeki davanın açıldığı; davalı tarafça davacıların kendisinden aldıkları nakit para için bononun düzenlendiğini beyan ettiği, davacıların kaşe üzerine attıkları imza dışındaki açığa attıkları ikinci imzanın aval mahiyetinde olduğundan davacıların da anılan borçtan sorumlu olduklarını savunarak davanın reddini talep ettikleri, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yasa yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Davalı tarafından varlığı iddia edilen bir hukukî ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı (Kuru-El Kitabı), İstanbul 2013, s. 346).
Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır.
Eş söyleyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233).
Başka bir şekilde ifade etmek gerekirse, menfi tespit davası icra takibinden önce sonuçlanmaz ve ihtiyati tedbir kararı verilmemiş olması (veya ihtiyati tedbir kararının kaldırılması) nedeniyle, (menfi tespit davası görülmekte iken) borç alacaklıya (davalıya) ödenmiş olursa, menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir (m.72/6); yani menfi tespit davası (kendiliğinden) istirdat davasına dönüşür; bu hâlde mahkeme menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam eder (Kuru, Baki: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Ankara, 2017, s. 146). Bu durumda İİK’nın 72/6 maddesi gereğince bedele dönüşen isteminin temeli menfi tespit davasıdır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372).
6102 sayılı Kanun'un 700 üncü maddesi (6762 sayılı TTK’nın 612 maddesi) ve devamı maddelerinde düzenlenen aval, poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir kefalet olarak tanımlanmaktadır. Kefalet veren kişiye, aval veren denir. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre aval, üçüncü bir kişi veya poliçede imzası bulunan başka bir kişi tarafından da verilebilir.
6102 sayılı Kanun'un avalin şekline ilişkin 701 inci maddesi; (6762 sayılı TTK’nın 613 maddesi) “(1) Aval şerhi, poliçe veya alonj üzerine yazılır. (2) Aval “aval içindir” veya bununla eş anlamlı başka bir ibareyle ifade edilir ve aval veren kişi tarafından imzalanır. (3) Muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, poliçenin yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. (4) Kimin için verildiği belirtilmemişse aval, düzenleyici için verilmiş sayılır.” hükmünü içermektedir. Buna göre poliçenin ön yüzünde avale ilişkin herhangi bir ibare bulunmayıp sadece imzanın bulunması hâlinde, muhatabın veya düzenleyenin imzaları dışında poliçenin ön yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Ayrıca avalistin isim ve soy isminin de bulunması aval için zorunlu bir unsur değildir.
Avale ilişkin hükümler 6102 sayılı Kanun'un 778 inci maddesinin (6762 sayılı TTK’nın 690 maddesi) üçüncü fıkrası uyarınca bonolar hakkında da uygulanır. Aynı Kanun'un 776 ıncı(6762 sayılı TTK’nın 688 maddesi) maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi ve 778 inci (6762 sayılı TTK’nın 690 maddesi)maddesinin atfı ile uygulanması gereken 701 inci maddesi (6762 sayılı TTK’nın 613 maddesi)birlikte değerlendirildiğinde bononun geçerli olması için tek imza yeterli olup senedin ön yüzüne atılan ikinci imza aval şerhi sayılır.
6102 sayılı Kanun'un 702 nci (6762 sayılı TTK’nın 614 maddesi) maddesi; " (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. (2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. (3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder." hükmünü düzenlemiştir. Buradan hareketle aval verenin borcu bağımsız bir borçtur. Başka bir ifade ile feri nitelikte değildir. Aval ile teminat altına alınan borç geçersiz olsa dahi aval verenin sorumluluğu devam eder. Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. 6102 sayılı Kanun'un 702 nci(6762 sayılı TTK’nın 614 maddesi) maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir. Aval veren, hamile karşı senet metninden anlaşılan mutlak defileri ileri sürebilir, asıl borçlu ile hamil arasındaki şahsi defileri ileri süremez. Aval verenin sorumluluğu kendisi ya da lehine aval verilen tarafından borcun ödenmesi, ibra, zamanaşımı ve kambiyo senedinin zayi olmasıyla sona erebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/7462 esas 2023/789 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/672 esas 2024/1098 karar sayılı ilamı)
6102 TTK m. 825 gereği (6762 sayılı TTK’nın 737.maddesi)senet borçlusu, düzenleyen veya önceki hamillerden birine karşı sahip olduğu kişisel def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez. Bu durumun tek istisnası ise hamilin bile bile senet borçlusunun zararına hareket etmesidir. Şöyle ki, lehine aval verilen borçlu için böyle bir durum oluştuğunda; o kişiye aval veren de lehine aval verilen kişinin düzenleyene ve önceki hamillerden birine sahip olduğu kişisel def’iler ileri sürülmelidir. Zira aval verenin lehine aval verilen kişinin sahip olduğu kişisel def’ ileri hamile karşı ileri sürebildiği kabul edildiğinde, bu bilerek zararına hareket durumunda da ileri sürebilmesi gereklidir. ( Boztosun, N. Ayşe, Avalde Def’iler, Terazi Hukuk Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 11, Temmuz 2007, s.66, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1367805)(Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/168 esas 2024/8517 karar sayılı ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/1761 esas 2023/1154 karar sayılı ilamı)
6098 sayılı TBK’nın 74. maddesinde; “Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz” hükmü yer almaktadır.
Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hâkimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hâkiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hâkiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hâkiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.1.975 tarihli, 1971/T-406 E. ve 1975/1 K; 23.1.1985 tarihli, 1983/10-372 E. ve 1985/21 K.; 27.04.2011 tarihli, 2011/17-50 E. ve 2011/231 K.; 03.04.2013 tarihli, 2012/19-873 E.,2013/433 K. sayılı kararları).
Somut olayda; davalının lehtarı olduğu,10.05.2008 tanzim tarihli 25.12.2016 ödeme tarihli 325.000,00 TL bedelli senet ile ilgili olarak davacılar hakkında takip başlatıldığı, davacıların anılan bonoda aval veren sıfatlarının olmadığı, bononun ön yüzündeki asıl borçlunun 2 kaşesi için davacıların kooperatifi temsilen ikişer imza attıkları, aval veren olmadıklarını iddia etmişlerdir.
Yukarıda detaylandırıldığı üzere; 6102 sayılı Kanun'un avalin şekline ilişkin 701 inci maddesine (6762 sayılı TTK’nın 613 maddesi) göre muhatabın veya düzenleyenin imzaları hariç olmak üzere, bononun yüzüne atılan her imza aval şerhi sayılır. Davaya konu bononun ön yüzünde düzenleyen kısmında asıl borçlu şirketin kaşesi bulunduğu, yine davacıların adının da ayrıca yazıldığı, sonra ikinci bir kaşe basılıp kaşesinin üzerinin imzalandığı, kaşeler dışında boşluğa ayrıca imza atıldığı görülmektedir. Kaşelerden birinin üzerine üç kooperatif yetkilisinin de imza attığı, aynı kişilerin boşluk kısma da ikinci bir imza attıkları, anılan boşluğa atılan imzaların 6102 sayılı Kanun'un avalin şekline ilişkin 701 inci maddesine (6762 sayılı TTK’nın 613 maddesi) göre aval şerhi olduğu (Benzer yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-812 esas 2018/756 karar sayılı ilamı) anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin aksi yöndeki görüşü hatalı olmuştur.
Davacılar aval veren olup, 6102 sayılı Kanun'un 702 nci(6762 sayılı TTK’nın 614 maddesi) maddesinin ikinci fıkrası gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir. Aval veren, hamile karşı senet metninden anlaşılan mutlak defileri ileri sürebilir, asıl borçlu ile hamil arasındaki şahsi defileri ileri süremez. Aval verenin sorumluluğu kendisi ya da lehine aval verilen tarafından borcun ödenmesi, ibra, zamanaşımı ve kambiyo senedinin zayi olmasıyla sona erebilir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/7462 esas 2023/789 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/672 esas 2024/1098 karar sayılı ilamı) Bunun dışında aval verenler 6102 TTK m. 825 gereği (6762 sayılı TTK’nın 737.maddesi) düzenleyen veya önceki hamillerden birine karşı sahip olduğu kişisel def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez. Bu durumun tek istisnası ise hamilin bile bile senet borçlusunun zararına hareket etmesidir. ( Boztosun, N. Ayşe, Avalde Def’iler, Terazi Hukuk Dergisi, Yıl: 2, Sayı: 11, Temmuz 2007, s.66)(Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/168 esas 2024/8517 karar sayılı ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 2020/1761 esas 2023/1154 karar sayılı ilamı) Mahkemece bu hususun tespiti için ise davaya konu bono ile ilgili yürütülen ceza kovuşturması olan Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/1050 esas sayılı dosyasındaki yargılamanın 6098 sayılı yasanın 74.maddesi gereği ceza mahkemesindeki maddi kabulün hukuk hakimini bağlayacağı dikkate alınarak beklenmesi ve oluşacak sonuca göre yukarıdaki ilkeler doğrultusunda bir değerlendirme yapılması gerekirken bu hususlara riayet edilmemesi hatalı olmuştur.
O halde mahkemece yapılacak iş; 6098 sayılı yasanın 74.maddesi gereği davaya konu bono ile ilgili Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/1050 esas sayılı dosyasındaki yargılamanın sonuçlanmasının beklenilmesi, davacıların aval veren sıfatının olduğu dikkate alınarak 6102 TTK m. 825/2.maddesi gereği (6762 sayılı TTK’nın 737.maddesi)davalının senedi iktisapta bile bile davacıların zararına hareket edip etmediği hususu değerlendirilerek yukarıdaki avale ilişkin ilkeler de göz önüne alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalının istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, diğer istinaf istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
2-Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/01/2025 tarih, 2024/27 Esas - 2025/45 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.25/06/2026
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
*Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
Katip
...
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*