Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, ortaklık tasfiyesi protokolündeki marka kullanım yasağının ihlali ile haksız kazanç ve rekabetten kaynaklanan maddi tazminat kararı.
Özet: Dava, taraflar arasındaki ortaklığın tasfiyesine ilişkin protokolün 15. maddesine aykırı olarak, davalının belirli markaları üç yıl boyunca kullanmama ve devretmeme taahhüdüne rağmen bu markaları ticari faaliyetlerinde kullanmaya devam etmesi, ayrıca davacının yeni marka başvurusuna protokole aykırı şekilde itiraz etmesi sebebiyle, davacının elde etmekten mahrum kaldığı ticari kazançlar, haksız rekabet nedeniyle oluşan zararlar ve yaptığı masrafların tahsili amacıyla açtığı maddi tazminat istemine dair olup, davacının taleplerini ıslah ederek artırdığı bir uyuşmazlıktır.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Esas-Karar No: 2024/952 - 2026/1247 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/952 KARAR NO : 2026/1247T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ : 04/03/2024NUMARASI : 2021/333 E. - 2024/112 K.DAVANIN KONUSU : Markaların Hukuki İşleme Konu Olduğu Protokole Aykırılıktan Kaynaklı Maddi Tazminat İstemli Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04/03/2024 Tarih ve 2021/333 Esas - 2024/112 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili asıl dava dilekçesinde, 1969 yılında ... ve ... tarafından adi ortaklık şeklinde kurulan müvekkili şirketin, ortakları arasındaki anlaşmazlıklar sonucu 09/02/2021 tarihinde düzenlenen "Ortaklığın Tasfiyesine ve Sona Erdirilmesine İlişkin Uzlaşma Protokolü" ile tasfiyesi sürecine girdiğini, taraflar arasında düzenlenen protokolün 15. maddesinde şirket adına tescilli 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 sayılı markaların davalı tarafından 3 yıl süre ile kullanılamayacağı ve üçüncü şahıslara devredilemeyeceği hüküm altına alınmasına rağmen, davalının şirket adına düzenlenen faturalarda, katalog ve tanıtım afişlerinde, ... hesaplarında, ... işletme hesabında ve internet sitesi ile tüm ticari faaliyetlerde bu markaları kullanmaya devam ettiğini, "..." markasını birlikte yaratan ve 1969 yılından beri birlikte var eden her iki tarafın mağduriyet yaşamaması ve sektörde birlikte var olabilmesi adına protokole böyle bir hükmün konulduğunu, Ankara 4. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/41 Değişik İş sayılı dosyasında davalının protokole aykırı kullanımının tespit edildiğini, davalının bu kullanımının müvekkiline zarar verdiğini, taraflar arasında Protokol'ün imzalanması sürecinde güdülen asıl amacın, davalı şirketin ... markalarını 3 yıl süre ile kullanmaması ve müvekkili şirketin halihazırdaki müşteri portföyü ile satış ve pazarlama sürecini yerine getirerek ticaret hayatında yer edinmesinin sağlanması olduğunu, bu kapsamda davalı şirketin "..." markaları ile yapmış olduğu tüm satış ve ticari faaliyetlerin esas olarak müvekkil şirket tarafından yerine getirilmesi gereken satış ve faaliyetlerden oluştuğunu, dolayısı ile Protokol'ün imzalandığı 09/02/2021 tarihinden sonra davalının "..." markasını kullanması nedeniyle müvekkilinin mahrum kaldığı ticari kazançların tazmininin gerektiğini, müvekkili şirketin Protokol'ün uygulanacağına güvenerek "... ..." markasının tescili talebinde bulunarak başvuru yaptığını, tabela, internet üzerinde tanıtım vs. işlemlerde bulunduğunu, bu işlemler için toplamda 104.525,50 TL harcama yaptığını ve davalı şirketin protokole aykırı olarak yapılan bu başvuruya yönelik itirazı sonucunda başvurunun anlamsız kaldığını ileri sürerek, davalının protokolün 15. maddesine aykırı olarak markaları kullanması nedeniyle müvekkilinin elde etmekten mahrum kaldığı maddi zarara ilişkin olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL, protokol'ün 17. maddesi kapsamında "..." markasının kullanımına son verilmemesi nedeniyle şimdilik 100,00 TL, Protokol'ün 16. maddesi kapsamında "... ..." markasına itiraz edilmeyeceğine olan güven nedeniyle yapılan harcama bedeli 104.525,50 TL, yine protokol'ün 16. maddesi kapsamında "... ..." markasına itiraz etmeyeceği yönünde taahhütte bulunan davalının bu taahhüdüne uymaması nedeniyle müvekkilinin yoksun kaldığı kâr nedeniyle şimdilik 100,00 TL tazminatın 09/02/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 19/2/2024 tarihli dilekçesi ile davalının 3 yıl süreyle kullanmaması gereken markaları sözleşmeye aykırı kullanarak haksız kazanç elde ettiğini, bu süre içinde müvekkilinin elde edeceği kardan yoksun bıraktığını, oluşan haksız rekabetin maddi zarara neden olduğunu, dolayısıyla TTK 56/1-d, e ve SMK 151-2-b maddeleri uyarınca ilgili dönemdeki davalı kazancının davalı kar oranıyla tazminat olarak müvekkile ödenmesi gerektiğini ileri sürerek asıl davadaki maddi tazminat isteğini 932.732,50 TL ve birleşen davadaki talebini 2.585.335,25 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, uyuşmazlığı çözme görevinin Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğunu, taraflar arasındaki protokolün 15. maddesinde adı geçen 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 no.lu markaların sahibinin müvekkili şirket olduğunu, bu markalar üzerinde herhangi bir hakkı bulunmayan davacının, aktif dava ehliyetinin olmadığını, davacının "... ..." markası için yaptığı başvuruda "..." ibaresinin ön planda tutulmasının protokolün ruhuna aykırı olduğunu, davalının bunun yanında müvekkilin ticaret unvanına ve markalarına yaklaşmak amacıyla "... ... San.ve Tic.A.Ş." olan ticaret unvanını, "... ...San. ve Tic.A.Ş." olarak değiştirdiğini, kendi edimlerini hukuka, protokole ve iyiniyet kurallarına uygun şekilde yerine getirmeyen ve esas olarak kötü niyetli olan davacının, marka başvurusuna itiraz etmesi nedeniyle müvekkilini sorumlu tutamayacağını, "... ..." markası için yapıldığı iddia edilen ve dosyaya sunulan faturalardan müvekkilinin sorumlu olmadığını, edimini yerine getirmeyen davacının bu protokole dayalı olarak herhangi bir hak talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili birleşen davada, 1969 yılından 2021 yılına kadar aile grup şirketi olarak devam eden faaliyetin 09/02/2021 tarihli protokolle tasfiye sürecine girdiğini, anılan protokol ile "..." markasının 3 yıl süre ile davalı şirket tarafından kullanılamayacağının hüküm altına alındığını, protokole aykırı olarak ... markasının davalı şirket tarafından kullanılmasının TTK 54 ve devamı maddeleri uyarınca müşterileri yanıltıcı ve müvekkili aleyhine haksız rekabet niteliğinde olduğunu ileri sürerek, gerçek miktar belirlendiğinde artırılmak üzere 10.000 TL maddi zararın 6/10/2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde, davanın zamanaşımına uğradığını, görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacı şirket ile davalı şirketin ameliyat masası, ameliyat aksesuarları, medikal lamba, hastane ekipmanları üretimi ve pazarlaması yapan aile şirketleri olduğunu, 09/02/2021 tarihli Protokolde belirtilen şartlar dahilinde ortaklığın tasfiye edildiğini, bu Protokole göre müvekkili şirketin ..., ..., ..., ...’a, davacı şirketin ... ..., ..., ... ve ...’ya isabet ettiğini, dava açılmazdan önce zorunlu arabuluculuk sürecine başvurulmadığını, aynı konuda açılan Ankara 5.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/333 E. sayılı dosyası nedeniyle davanın dinlenemeyeceğini, taraflar arasındaki protokolün davacı şirkete "..." markasını kullanma hakkı vermediğini, dolayısı ile davacının bir zararından söz edilemeyeceğini, 15. maddede bahsi geçen 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 sayılı markaların sahibinin müvekkili şirket olduğunu, müvekkilinin protokole aykırı bir hareketinin bulunmadığını, "... " markasının müvekkil şirket adına tescilli bulunan ve taraflar arasındaki Protokolle herhangi bir ilgisi olmayan tamamen ayrı bir marka olduğunu, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/41 D.İş sayılı dosyasından alınan bilirkişi raporunda belirtilen katalogların, protokolden önceki tarihe ait eski basım olup kataloglarda tanıtımı yapılan tıbbi cihazlar ürünleri üzerinde yer aldığı belirtilen marka ve logoların 2008/22546 sayı ile tescilli olan markaya ait olmadığını, ...'da yer alan tanıtım videosunun 5 yıl öncesine ait olduğunu, şirket unvanında yer alan ayırıcı unsurun internet sitesi alan adında yer almasının marka hakkıyla ilgili olmadığını, protokolde internet sitesinde aynı alan adını kullanan müvekkil şirketin "..." kelimesini internet alan adında kullanmayacağına yönelik bir düzenleme bulunmadığını, davacı tarafın kendi adına "... ..." markası için yaptığı başvuruda, "..." ibaresinin ön planda tutulmuş olmasının Protokole aykırı olduğunu ve Protokolün akdedildiği tarihte şirketlerin aynı iş kolunda faaliyet göstermediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, 09/02/2021 tarihli Ortaklığın Tasfiyesine ve Sona Erdirilmesine İlişkin Uzlaşma Protokolünün aile şirketlerinin ortakları arasında hisse devri ve bir takım edimlerin ifasına ilişkin olduğu, 6098 sayılı TBK'nın 97. maddesi uyarınca karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olmasının gerektiği, Protokolün 20. maddesine göre; protokol hükümlerinin, 21, 22, 23, 24, 25 ve 26. hükümlerinde belirtilen sıra ve şekilde gerçekleştirileceği, belirtilen sıralamaya göre aşamalardan biri tamamlanmadan sonrakine geçilemeyeceği, protokolün 15. maddesinin "... kendi adına ...nezdinde kayıtlı olan 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 nolu markaları iş bu protokolün imza tarihinden itibaren 3 yıl süreyle kullanmayacağını, 3.şahıslara devretmeyeceğini kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.", 16. maddesinin "... "... ..." markası ile sınırlı olmak kaydıyla ... tarafından ...nezdinde yapılacak başvuruya karşı itirazda bulunmayacaktır." ve 17. maddesi; "... ve ... şirketlerinin merkez binalarında bulunan ... markasına ait reklam, tabela ve totemler iş bu protokolün imzalanmasından itibaren otuz gün içinde kaldırılacaktır." şeklinde düzenlendiği, Protokolün davaya konu olan bu maddelerinin diğer hükümlerde belirtilen edimlerin ifa edilmesi şartına tabi tutulmadığı, davalıya ait 2000/02874 sayılı "..." ibareli markanın 08/11/2022 tarihli tescilinin geçersiz hale geldiği, 2008/22546 sayılı "..." ibareli marka ile 2014/86614 sayılı "Şekil+..." ibareli markanın halen davalı adına tescilli olduğu, Protokolün 15 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirilmesinden, davalı adına tescilli "..." esas unsurlu markaların protokolün imza tarihinden itibaren 3 yıl süre ile davalı tarafından kullanılmayacağı ve davalının merkez binasında bulunan "..." markasına ait reklam, tabela ve totemlerin protokolün imzalanmasından itibaren 30 gün içinde kaldırılacağının anlaşılması gerektiği, protokol hükümlerinde belirtilen 3 yıllık sınırlayıcı sürenin Kanunun emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmediği, Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2021/41 D.İş sayılı dosyasında, davalı şirketin fabrika binasında, 2017-2019 yılına ait kataloglarında, işletmede bulunan ürün etiketleri, ürün kolileri, kullanım kılavuzları, ameliyat masaları, ameliyat lambaları, medikal askılıklar, medikal servis masaları, elektro cerrahi cihazları gibi cihaz ve malzemeler üzerinde, yapmış olduğu satışlara ilişkin faturalarda, internet sitesinde, ... kanalında, tanıtım videosunda ve şirkete ait 2021 yılı defter ve belgeleri üzerinde "..." markasının kullanıldığının tespit edildiği, davacının akdedilen protokole aykırılık nedeniyle talep ettiği zararın , fiili zarar ile yoksun kalınan kazancın toplamından oluştuğu, asıl davada haksız rekabet iddiasından kaynaklı olarak maddi tazminat isteminde bulunulmadığından 6100 sayılı TTK m.56/1-e son cümle hükmünün iş bu dava bakımından uygulama alanı bulunmadığı, Protokolde davacının "... ..." markası için yapılacak tescil başvurusuna karşı itirazda bulunulmayacağı hükmünün bulunduğu, Protokol metnine göre; "..." ve "..." ibaresi birbirine eşit şekilde kaleme alınmış olup, "..." ibaresinin "..." ibaresine göre daha büyük yazı stili veya punto ile tanzim edilmesi yönünde herhangi bir kayıt bulunmadığı, dolayısı ile 2021/06280 sayılı davacıya ait marka tescil başvurusunda "..." ibaresinin "..." ibaresine göre öne çıkartılarak vurguyu üstüne topladığı şeklindeki mizanpaja yönelik itirazın protokolün 16. maddesine aykırılık olarak yorumlanamayacağı, Protokoldeki davalı şirketin üç yıl süre ile "..." markasını kullanmayacağı şeklindeki düzenleme ile davacının "... ..." ibareli markası ile piyasada müşteri çevresi oluşturması ve böylece bilinirliğini sağlamasının amaçlandığı, hal böyle iken davalının taraflar arasında akdedilen protokol hükümlerini boşa düşürmek amacıyla 2021/038097 sayılı marka tescilinde bulunmuş olmasının ticari dürüstlük kuralları ve taraflar arasında akdedilen protokol hükümlerinin objektif amacı ile bağdaşmadığı, 4721 sayılı TMK 'nın 2 hükmü uyarınca kötü niyetin hukuk düzenince korunmasının düşünülemeyeceği, davacının 2022/032535 sayılı " ... ..." ibareli marka başvurusuna davalının itiraz etmesi eyleminin de birleşen dava tarihinden önceki döneme denk düştüğü, davalının söz konusu eyleminin, taraflar arasında akdedilen protokolün 16.maddesine aykırı olduğu, zira, davacının 2022/032535 sayılı marka tescil başvurusunda bulunurken "..." ibaresini "..." ibaresine nazaran ön plana çıkarmadığı, 2021/06280 sayılı marka başvurusunun aksine, 2022/032535 sayılı marka başvurusunda "... ..." ibaresinin eşit düzlemde mizanpajının yapıldığı, davacının 2022/032535 sayılı marka başvurusunun, protokolün 16. maddesine uygun olarak yapıldığı anlaşılmış olmasına rağmen, davalının söz konusu marka başvurusuna itiraz etmesinin, protokolün 16.maddesine uygun olmadığı, davalının protokole aykırı olan bu eylemlerin 6102 sayılı TTK'nın 54 vd hükümleri uyarınca aynı zamanda davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, protokolün 15 ve 17. maddelerine aykırı eylemlerden dolayı, 101.786,28 TL maddi tazminat ile anılan eylemlerin haksız rekabet niteliğinde olduğunun tespitine, haksız rekabetin manine ve tekrarının önlenmesine ve haksız rekabetten kaynaklanan 2.585.335,24 TL maddi tazminatın birleşen dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı şirket vekili, taraflar arasındaki Protokolün her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğunu, dolayısı ile Protokole aykırı davranıp üstlendiği edimlerin bir kısmını hiç ifa etmeyen, bir kısmını ise eksik ve ayıplı şekilde ifa eden davacının bu protokole dayalı olarak talepte bulunamayacağını, müvekkil şirketin dava konusu markaları kullanmama yönündeki taahhüdünün davacı şirketin bahsi geçen ve diğer maddelerdeki edimlerini yerine getirmesi karşılığında verildiğini, diğer maddelerdeki edimini yerine getirmeyen davacının müvekkilinden markayı kullanmamasını isteyemeyeceğini, Protokolün 15. maddesinde bahsi geçen 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 sayılı markaların sahibinin müvekkiline ait olduğunu, müvekkilinin adına tescilli markaları kullanmasının, marka hakkına tecavüz veya haksız rekabet oluşturduğundan bahsedilemeyeceğini, 6769 sayılı SMK'nın 151. maddesi hükmüne göre yoksun kalınan karın hesaplanıp tazmini yönünde tahkik yapılabilmesi için öncelikle ortada tescilli marka (patent/fmb, tasarım) olması gerektiğini, davacının hiçbir fikri mülkiyet hakkının ihlal edilmediğini, kabul etmemekle birlikte, müvekkil şirketin dava konusu markaları kullanmama yönündeki taahhüdü davacı şirkete markaları kullanma yetkisi vermediğinden birleşen davada davacı şirket lehine TTK'nın 56/1-e maddesi uyarınca müvekkil şirketin elde ettiği gelir üzerinden tazminata hükmedilmesinin hatalı olduğunu, Mahkeme kararında, tazminatın müvekkil şirketin elde ettiği kazanç üzerinden hükmedilmesinin açıklamasının bulunmadığını, davacı şirketin birleşen davadaki dava dilekçesinde, müvekkil şirketin marka başvurusuna yaptığı itirazın Protokolün 16. maddesine aykırılık veya haksız rekabet oluşturduğuna ilişkin bir iddia bulunmadığını, davacının birleşen davada yalnızca Protokolün 15. ve 17. maddelerine ilişkin iddia ve taleplerinin bulunduğunu, müvekkili şirketin davacının marka başvurusuna yapmış olduğu itirazın iptali talebiyle açılmış bir dava da bulunmadığını, hal böyle iken yerel mahkemenin talep olmayan bir hususta müvekkil şirketin davacı şirketin "... ..." markasına ilişkin itirazını haksız rekabet olarak değerlendirdiğini, şirket unvanında yer alan ayırıcı unsurun internet sitesi alan adında yer alması marka hakkıyla ilgili olmadığını, Protokolde yıllardan beri aynı alan adını kullanan müvekkil şirketin "..." kelimesini internet alan adında kullanmayacağına yönelik bir düzenleme bulunmadığını, ... üzerindeki paylaşımlar açısından da aynı durumun geçerli olduğunu, davalı tarafın kusurlu ve kötü niyetli davranışlarının göz ardı edildiğini, davacının "... ..." markası için yaptığı başvuruda "..." ibaresinin ön planda tutulduğunu, müvekkilinin protokolde sayılan markaları yanında diğer markalarını da ihlal eden bu durumun protokolünde ruhuna aykırı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tazminat hesabının yanlış olduğunu müvekkilinin gerçekleştirdiği ticari faaliyetlerde elde ettiği gelirin tümünün, sadece kullanılmayacağı taahhüt olunan "..." markasının kullanılmasıyla elde edildiğinin ve yine bu ürünlerin müvekkili satılmamış olsa idi davacı tarafından satılabileceğinin kabul edilmesinin hukuken olanaksız olduğunu, medikal ürünlerinin satışında sözleşmeyle kullanılmayacağı taahhüt olunan ... markasının kullanılmasının geliri sağlayan tek unsur olarak kabul edilemeyeceğini, bilirkişi kök ve ek raporunda bu yönde açıklamalar bulunmasına karşın, hesaplama ile ilgili kısımlarda hiç bir ayıklama ve analiz yapılmadığını, kesilen faturaların sağ üst bölümündeki ... ibaresine dayanılarak hesaplama yapıldığını, ancak faturalara konu satışı yapılan ürünlerin tamamının müvekkil şirket adına tescilli başkaca markalarla yapıldığını, bu ürünlerin üzerinde ... markasının bulunmadığını, ... ibaresinin yalnızca faturaların üzerinde logo olarak kullanıldığını, müvekkil şirketin yurt dışı satışlarından elde ettiği hasılatın tazminat hesaplamasına esas alınmasının hatalı olduğunu, Protokolün 15. maddesinde kullanılmaması taahhüt edilen markaların ...nezdinde kayıtlı olan 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 no.lu markalardan ibaret olduğunu, yurt dışına yapılan satışlarda bu markalar kullanılmadığını, müvekkil şirketin satış tutarlarına dahil edilen "aspiratörler, elektrokoter cihazları ve medikal gaz sistemleri ürünleri" Medikal “Sınıf II” ürünler olup davacı tarafın bu ürünler için “Sınıf II” belgelendirmesi bulunmadığından davacının bu ürünleri satmasının mümkün olmadığını, bu gruplar için haksız rekabetin söz konusu olamayacağını, yargılama giderleri yönünden yapılan hesa ile lehe hükmedilen vekalet ücretinin doğru olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :Dava, markaların hukuki işleme konu olduğu protokole aykırılıktan kaynaklı maddi tazminat istemli istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgelere göre, davacının kaynağını taraflar arasında düzenlenen 09/02/2021 tarihinde düzenlenen "Ortaklığın Tasfiyesine ve Sona Erdirilmesine İlişkin Uzlaşma Protokolü" oluşturmaktadır. Anılan protokol ile bir tarafta davacı şirketin ortaklarının bulunduğu "... ... " olarak tanımlanan kişiler ile karşı tarafta davalı şirketin ortaklarının yer aldığı ve ... ailesi olarak adlandırılan kişiler bulunmaktadır. Protokolün tarafları bu protokol ile "... ", "... " muhtelif taşınmazlar, depolarda bulunan emtialar, yedek parça vs ekonomik değere sahip varlıkların ne şekilde paylaşılacağını 2-14 sayılı maddeler ile hüküm altına almıştır. Eldeki davanın konusunu oluşturan 15. maddede davalı şirketin kendi adına tescilli 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 sayılı markaları protokolün düzenlenmesinden itibaren 3 yıl süre ile kullanmayacağı, 16. maddede "... ..." markası ile sınırlı olmak üzere yapılacak marka tescil başvurularına itiraz edilmeyeceği ve 7. maddede de tarafların ... ve ... şirketlerinin merkez binalarında bulunan "..." markasına ait reklam, tabela ve totemleri 30 gün içinde kaldıracakları taahhüt altına alınmıştır. Protokolün 20. maddesi ile tarafların uzlaştıkları ilk 19. maddenin protokolün 22, 23, 24, 25 ve 26 maddelerinde belirtilen sıra ile gerçekleştirileceği ve belirtilen sıralamaya uyulmadan bir sonraki aşamaya geçilemeyeceği düzenlemesi mevcuttur. Devam eden 22 ila 26. maddeler pay devirleri, tasfiyeye tabi tutulan şirketlerin genel kurullarının toplanması, yöneticilerinin atanması, ticaret siciline bildirim, tapu devirleri, devir kapsamındaki makine vs teçhizatın kullanıma hazır hale getirilmesi ve taraf binalarının fiziki olarak birbirinden ayrılmasına ve 27. maddede yapılan bu sözleşmenin hukuki niteliğine ilişkindir. Taraflar arasındaki bu protokolün niteliği, mahkemece varılan sonuç ve davalının istinaf itirazlarına göre, uyuşmazlık tarafların bu protokole uygun hareket edip etmediği ve buna bağlı olarak davalının protokolü ihlalinden kaynaklı olarak davacı lehine tazminat koşullarının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davacı taraf davalının protokole uygun davranmadığını iddia etmiş ve davalı adına düzenlenen faturalarda, katalog ve tanıtım afişlerinde, ... hesaplarında, ... hesabında, internet alan adında kullanmaya devam etmesi ve ayrıca 2022/032535 sayılı "... ..." ibareli marka başvurusuna yönelik itirazda bulunmasını bu durumun somutlaştırmak amacıyla bildirmiştir. Buna mukabil davalı şirket protokole uygun hareket etmeyen tarafın davacı olduğunu davacının kullanımı ispat edebilmek amacıyla talep ettiği Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/41 sayılı D.İş dosyasındaki bilirkişi tespitlerinin protokolden önceki katalog, ... içeriklerine ait olduğunu, protokol ile kullanılmayacağı taahhüt altına alınan markaların 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 sayılı markalar olduğunu, müvekkilinin tespite konu ürünlerinde bulunan markanın bu protokol kapsamında bulunmayan " ... " ibareli başka bir markaya ait olduğunu, kaldı ki, davacının "... ..." ibareli markada "..." ibaresini ön plana çıkarmasının protokole uygun olmadığını ve protokole uygun hareket etmeyen tarafın esas olarak davacı olduğunu iddia etmiştir. Dosya kapsamında bulunan marka ve patent vekili, mali müşavir ve medikal uzmanından oluşn bilirkişi heyeti 20/2/2023 tarihli raporunda, taraflar arasında protokolün sair maddelerinin uygulanmasına ilişkin sorunlardan kaynaklanan Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/428 sayılı dosyası kapsamda alınan bilirkişi raporundan da söz edildikten sonra somut olaya ilişkin uyuşmazlığın Protokolün yalnızca 15,16 ve 17. maddeleri çerçevesinde değerlendirildiği bildirilmiştir. Davalı vekilinin itirazı üzerine temin edilen 24/10/2023 ve 12/1/2024 tarihli 1 ve 2 nolu ek raporlarda da davalı vekili tarafından protokolün 11, 12, 13, 14 numaralı maddelerinin davacı tarafından tam olarak yerine getirilmediği yönündeki itirazına yer verilmesine rağmen bu hususta bir değerlendirme yapılmamış, maddi tazminatın miktarına ilişkin değerlendirmelere yer verilmiştir. Yerel mahkemenin gerekçesinde açıklandığı, taraflar arasında düzenlenen protokol karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme niteliğinde olup 6098 sayılı TBK'nın 97. maddesi uyarınca karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olmasının gerektiği açıktır. Davacı, taraflar arasındaki protokolün 15,16 ve 17. maddelerine dayalı olarak hak iddiasında bulunmaktadır. Mahkemece, Protokolün 20. maddesi ile öngörülen ve içeriği 21, 22, 23, 24 ve 25. maddelerde belirtilen ifa sıralamasının 2 ila 14 maddelerine ilişkin olduğu ve 15,16 ve 17. maddelere ilişkin bir kural öngörülmediği kabul edilerek bir sonuca varılmış ise de bu sonuca katılmak mümkün değildir. Şöyle ki, taraflar arasında düzenlenen protokolün 2 ila 14. maddeleri genel tarafların ortak olarak sahip oldukları şirket, taşınmaz, depoda bulunan satışa hazır mallar, yarı mamul mallar ile yedek eşya vb ekonomik varlıkların her iki taraf arasında nasıl paylaşılacağını hususunu ilişkindir. Bu varlıkların tasfiyesinin hangi sıralama ile yapılacağının kararlaştırılmış olması, davacının taleplerinin kaynağını teşkil eden 2000/02874, 2008/22546 ve 2014/86614 sayılı markaların kullanımı yukarıda içeriği açıklanmış genel olarak marka kullanımına ilişkin 15,16 ve 17. Maddeler yönünden karşılıklı ifa koşulundan vazgeçildiği ve bu maddelerin ifasının protokolün kalanından bağımsız olduğu anlamında değerlendirilemez. Zira uzun bir geçmişe dayalı aile ortaklığını tasfiye etmek amacıyla hareket eden taraflar yönünden protokol bir bütün olup taraflar bu bütünlük içinde aralarındaki ticari ilişkiyi tasfiye etme amacındadır. Protokolün içeriğinde de TBK'nın 97. maddesindeki düzenlemenin istisnası olarak davacının, diğer maddelerdeki yükümlülüklerini yerine getirmeden 15,16 ve 17. maddelere dayalı olarak davalıdan edimini yerine getirmesini istemesine olanak tanıyacak bir düzenleme mevcut değildir. Bu halde davalının, özellikle dosyaya yansıyan ve protokolün 2-14 maddelerinin yerine getirilmediği iddiasına dayanan Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/428 E sayılı dava dosyasının bekletici mesele yapılması, böylece davacının edimini tam olarak ifa edip etmediği ve buna bağlı olarak davalıdan edimini ifa etmesini talep edip edemeyeceği hususunun açıklığa kavuşturulması ve bunun sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmekle, Dairemizce, davalı vekilinin yukarıdaki hususlara ilişkin istinaf itirazlarının kabulü ile HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 04/03/2024 gün ve 2021/333 Esas - 2024/112 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davalı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davalı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan (427,60-TLx2) 855,20-TL maktu, 45.142,00-TL nispi istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 18/06/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 22/06/2026 BaşkanÜyeÜyeKatipBu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.