Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesinde, ticari satıştan kaynaklanan alacağın geç ödenmesi nedeniyle enflasyonist ortamda uğranılan munzam zararın tazminine ilişkin dava.
Özet: Davacı, ticari bir alacağın davalının itirazları nedeniyle geç ödenmesi sonucu, enflasyonist ortamda uğradığı ve yasal faizle karşılanamayan, alım gücü kaybı ve döviz karşılığı azalan "munzam zarar"ın tazminini talep ederken; davalı ise davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, iddiaların soyut olduğunu ve somut delillerle ispat edilmesi gerektiğini savunmaktadır.

T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/501 Esas - 2025/903
T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARARESAS NO : 2024/501 EsasKARAR NO : 2025/903DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 26/07/2024KARAR TARİHİ : 19/12/2025KARAR YAZMA TARİHİ :30.12.2025Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonundaGEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Huzurdaki davanın müvekkilin cari hesap alacağına geç kavuşmasıyla uğradığı munzam zararın tazminine yönelik olduğunu, işbu dava müvekkilin cari hesap alacağından münferit olarak ikame edilmekle birlikte zamanaşımı başlangıç tarihi ilk alacak davası sonunda karara bağlanan alacağın tahsil tarihi olduğunu, huzurda ikame edilen davanın munzam zarardan kaynaklanmakta olduğunu, özel bir zamanaşımı söz konusu olmayıp 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, Somut olayda munzam zarara konu asıl alacağa ilişkin olarak müvekkil taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında davalı tarafa teslim edilmiş olan ürün ve hizmete İlişkin tesis edilmiş olan faturalara ilişkin olarak davalı taraftan olan cari hesap alacağına ilişkin ... E. Sayılı icra takibi başlatıldığını davalı tarafın haksız ve kötü niyetli itirazı neticesinde ... E. Sayılı itirazın iptali davası açıldığını, mahkemece davanın kabulüne karar verilerek haksız itirazın iptal edildiğini, dolayısıyla gerekçeli karar ile icrai işlemlere devam edilebildiğini, bu kapsamda davalı tarafça 29.01.2024, 26.02.2024, 28.02.2024 tarihlerinde icra dosyasına ödeme yapıldığını, Dolayısıyla munzam zarara ilişkin zamanaşımı başlangıç tarihinin de dosya borcunun tamamlandığı 28.02.2024 tarihi olduğunu, bu hususun mahkemece de nazara alınması gerektiğini, Davalı tarafta müvekkilin 26.10.2022 tariinde doğmuş olan haklı alacağı, davalı tarafça haksız ve kötüniyetli olarak sürekli ödemeden kaçınarak 2024 yılında ödenmek suretiyle müvekkil ciddi şekilde mağdur ettiğini, Ticari bir iş yapmakta olan müvekkilin 2022 yılında tahsil edecek olduğu alacağı ile ticaretine devam edeceği ve bu kapsamda ticari alışverişi işlemeye devam edecek ve müvekkil tahsil edecek olduğu meblağ ile hammadde temin edecek, gerektiğinde de ticari işlerindeki borçlarını ödemeye devam edeceğini, ancak hiçbir şekilde davalı tarafça Müvekkilin haklı alacağı 2022 yılında ödenmemiş olduğu için müvekkilin gerekli hammadde ve ticari gereklilik barındıran alacağından mahrum olması sebebiyle faiz ile telafi edilemeyecek şekilde munzam (aşkın) zarara uğradığını, Nitekim ekte ibraz edilen dekonttan da anlaşılacağı üzere müvekkil, 14.02.2024 tarihinde, haklı alacağı kısmi de olsa tahsil edildiğinde, 1,81 adet euro alabildiğini, dolayısıyla müvekkil 2022 yılında haklı alacağını tahsil etmiş olsaydı eline geçecek olan meblağın oldukça düşük miktarında döviz ancak temin edebildiğini, bu hususun dahi müvekkilin uğradığı munzam zararın ispatı olduğunu, enflasyonist ortamda, müvekkilin geçen 1 yıl 5 ayda zarara uğradığının izahtan vareste olduğunu, Yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek nedenlerle davanın kabulünü, munzam zararın tazmini için belirsiz alacak davasına konu olmak üzere fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100,00 TL'nin işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, yargılama, harç ve giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasını, Talep ve dava etmiştir.CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Belirsiz alacak davasının kanun maddesinde de yer aldığı üzere "davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde" açılabildiğini, dava munzam zarara ilişkin olup munzam zarar, aralık olarak borçlunun temerrüdünden alacağın tahsiline kadar geçen belirli ve sınırlanabilir bir süreci kapsadığını, Geçen süre zarfında asıl alacak, enflasyon değerleri ve faiz oranları gibi munzam zararın hesaplanacağı değerler de bilinebilir ve hesaplanabilir durumda olduğundan huzurdaki davanın belirsiz alacak davası olarak açılması mümkün olmadığını, Davacı tarafın, ... E. Sayılı icra dosyasıyla icra takibi başlattığını, itiraz üzerine takibin durduğunu, yine davacı tarafça itirazın iptali davası açıldığını, yargılama sonucunda takibin devamına karar verildiğini, bunun sonucunda dosya borcunun davacıya ödendiğini, Munzam zararın, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden ayrı bir müessese olması sebebiyle davacı tarafın munzam zarara ilişkin iddia ettiği hususları somut, açık ve inanılır ispat araçlarıyla ispat etmesi gerektiğini, Dava dilekçesinde ticaretle uğraşıldığı, geç ödemeden kaynaklı alım gücü ve enflasyonun zarara sebep olduğu gibi soyut ve varsayımsal iddialarda bulunulduğunu, ayrıca iddialarının ispat edilmesine gerek olmadığının belirtildiğini, Kabul anlamına gelmemekle birlikte alacaklının zararının temerrüt faizinden az ya da temerrüt faizine eşit olması halinde munzam zararın varlığından söz edilemeyeceğini, Yukarıda açıklanan ve re'sen gözetilecek nedenlerle, haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini, Talep etmiştir.DAVANIN NİTELİĞİ VE UYUŞMAZLIK:Dava, davacının -davalı taraf ile aralarındaki ticari ilişki kapsamında düzenlendiği faturalardan kaynaklı- alacağına, girişilen icra takipleri ve açılan dava sonucu geç ulaşması nedeniyle faizle karşılanmayan munzam zararının oluştuğundan bahisle alacak istemine ilişkin olduğu anlaşıldı. Mahkememizin yetkisine itiraz edilmemiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olup olmadığı, davacının alacağına geç ulaşması nedeniyle munzam zararının oluşup oluşmadığı, oluşmuşsa zararının miktarı, munzam zarardan davalının sorumlu olup olmadığı, faizin başlangıcı ve oranına ilişkin olduğu anlaşıldı.DELİLLER:...Mahkemesine ve ... Dairesine yazılan müzekkerelere cevap verildiği ilgili dosyaların UYAP üzerinden dosya arasına alındığı , ... tarafından 2022 - 2024 arasındaki yıllık enflasyon artış oranları ile bu oranın eşya fiyatlarına yansıma oranlarının sorulduğu ve dosya arsına alındığı, ... tarafından 2022 - 2024 arasında özel bankalar tarafından Türk Lirası mevduata verilen faiz oranları ve devlet tahvillerine verilen faiz oranları ile Türk Lirası karşısında USD ve EURO kurlarına ilişkin değişiklik listelerinin mahkememiz dosyası arasına alındığı, akabinde dosyanın tespit edilen uyuşmazlıklar konusunda rapor düzenlenmesi için SMMM bilirkişiye verildiği ve bilirkişi tarafından raporun dosya arasına sunulduğu, Munzam zarar unsurları ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediğinin mali müşavir bilirkişinin uzmanlık alanı dışında olduğu, mali müşavir bilirkişinin yanına yorumda yardımcı olabilmesi için Borçlar Mevzuatı konusunda uzman bilirkişi ...'ın eklenmesine karar verilmiş ve akabinde Davacı vekilinin beyan ve itirazlarını karşılar şekilde ek rapor düzenlenmesi için dosyanın yeniden bilirkişiye tevdine, karar verildiği ve bilirkişi ek raporunun dosya arasına alındığı, anlaşılmıştır. BİLİRKİŞİ RAPORU : Bilirkişi raporu ile Sayın Mahkemenin görevlendirmesi kapsamında davacının ekonomik esaslara ve satın alma gücüne göre munzam zararının tespit edilemediği, kanaatine varmıştır.BİLİRKİŞİ EK RAPORU: Bilirkişi ek raporu ile; Huzurdaki davada munzamflaşkın) zarar talep edilmekte olup, yukarıda belirtilen hesap yöntemine uygun olarak davacının munzam zarar alacağı olup olmadığı belirlenmiş ve 75.292,32 TL munzam zarara ilişkin talep koşulların oluştuğu, sonuç ve kanaatine varmışlardır. ISLAH DİLEKÇESİ: Davacı vekili ıslah dilekçesi ile Rapor uyarınca başvurularında belirtmiş oldukları şimdilik 100 TL’lik alacak talebimizi 75.192,32 TL artırarak neticeden toplamda fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 75.292,32 TL alacağın temerrüt tarihinden itibaren işletilecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve ıslah etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davacı tarafın ... Esas sayılı itirazın iptali dava neticesinde tahsil edilmiş olan fatura alacağı ve icra inkar tazminatı bakımından davacı müvekkilinin uğramış olduğu munzam(aşkın) zararın tazmini için açılan belirsiz alacak tazminat davasına ilişkindir.... Sayılı emsal nitelikteki kararda: "Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinden kaynaklanan munzam zarar tazmini istemine ilişkindir. 6098 sayılı TBK'nın "Aşkın zarar" yan başlıklı 122. maddesi; "Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder." şeklinde düzenlenmiştir.Yasa uyarınca, alacaklının geçmiş günler faiziyle karşılanamayan zararlarını, borçlu kusurlu olmadığını ispat edemedikçe tazmine yükümlüdür. Borcun kaynağı trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkin olup, davalı sigorta şirketi mahkeme ilamı ile belirlenen ve kesinleşmiş tazminat tutarını icra takibi sonucunda ödemiştir. Davacı tarafından yasal faiz uygulanması ve tazminatın geç ödenmesi nedeniyle geçmiş günler faizi ile karşılanmayan zararı olduğu ileri sürülmüştür.Uyuşmazlık, davacının geçmiş günler faizinden fazla zararının varlığını somut delillerle ispat etmesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Alacaklı TBK'nın 120. (818 sayılı BK'nın 103. maddesi.) maddesi uyarınca borcun geç ödenmesinden kaynaklanan temerrüt faizini (geçmiş günler faizini) zararın varlığını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın talep edebilir. Munzam zararda ise, geçmiş günler faizi ile karşılanamayan bir zararı olduğunu kanıtlamak zorundadır. TBK'nın 120. maddesi ile geçmiş günler faizinin nasıl belirleneceği düzenlenmiş iken, 122. (818 sayılı BK'nın 105. maddesi) maddede buna ilişkin bir düzenlemenin yer almamış olması da davacının zarara uğradığını kanıtlama yükünde olduğunu göstermektedir. Salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. O halde davacının munzam zararını genel ekonomik olumsuzluklar dışında, somut vakıalarla kanıtlaması gerekir. Ancak somut zararın kanıtlanması halinde ekonomik veriler dikkate alınarak zarar miktarı belirlenebilir (...) (... sayılı ilamı).Nitekim ...'nun 9/12/2021 tarih ve ... sayılı kararında da; "Munzam zarar sorumluluğu, kusur sorumluluğuna dayanır. BK'nın 105. maddesi kusur karinesini benimsemiştir. Munzam zarardan kaynaklanan tazminat borcunun doğması için aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Farklı bir anlatımla, burada zararın doğmasına yol açan bir kusur ilişkisi aranmaz ve tartışılmaz. Sorumluluk için borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Munzam zarar alacaklısı, 818 sayılı BK’nın 105. maddesine dayalı tazminat isteminde bulunabilmesi için, kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu ve illiyet bağını, eş söyleyişle bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. Alacaklının, borcun yerine getirilmemesinden, kısmen yerine getirilmesinden veya geç ifadan maddi bir zarar veya kazanç yoksunluğuna uğradığını ispat etmiş sayılması için, borçlunun borcunu zamanında gereği gibi yerine getirse idi, zarar ve kar yoksunluğunun önleneceğini kanıtlaması başka bir anlatımla illiyet bağını da kurması zorunludur.Kanun koyucu, bir para borcunun gününde ödenmemesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağını kabul edip, bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik konjonktürü dikkate alarak belli bir oranda olacağını benimsemiştir. Nitekim 818 sayılı BK’nın 103. maddesine göre temerrüt faizi oranı %5 iken, 04.12.1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanun ile bu oranın %30’a çıkarılması ve yine 3095 sayılı Kanun'da 15.12.1999 tarihli ve 4489 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucu Merkez Bankasının kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranı esas alınarak, değişen faiz oranlarının benimsenmesi bunun kanıtıdır. Bu noktada ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki devamlı düşüş) dikkate alınarak, Kanun hükmüyle geçmiş günler faizine ilişkin düzenleme yapılmış iken, aynı olguların 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın bilinen kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluklar gerçek zarar olarak gösterilemez. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Örneğin, alacağını gününde alamayan alacaklının, aynı gün vadesi gelmiş bir borcunu ödemek için, borçlunun ödediği geçmiş günler faizi yerine bunun üzerindeki bir faizle borçlanması, ya da alacaklısına daha yüksek oranda faiz ödemek durumunda kalması; dövizle ödemeyi kabul ettiği borcu için, alacağını gününde tahsil edememesi nedeniyle sonraki günlerde daha yüksek kurdan döviz satın almak zorunda kalması gibi maddi olgularla kanıtlanan zarar söz konusudur. 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde öngörülen munzam zararın, aynı Kanun’un 103. maddesi ve 3095 sayılı Kanun ile saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün değildir. Bu itibarla 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanun'lardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, Kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır. O hâlde somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 sayılı BK’nın 105. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonuca varılmıştır." denilmektedir. Anılan kararda, Anayasa Mahkemesi 21.12.2017 gün ve ... başvuru numaralı kararında; başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki alacağının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödendiği anlaşıldığından başvurucuya şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklendiği, bu tespite rağmen derece mahkemelerinin başvurucunun zarara uğradığını ayrıca ispatlaması gerektiği yönündeki katı yorumu nedeniyle somut olay bakımından kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine değerlendirilip mülkiyet hakkının ihlâl edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verildiği belirtilerek, fiyatların aşırı yükseldiği, döviz fiyatlarında öngörülmeyen değişikliklerin olduğu dönemlerde gerçekleşen enflasyona bağlı olarak alacaklının alacağını geç alması nedeniyle zararın gerçekleşeceği hayatın olağan akışında herkesçe bilinen bir olgu olmakla birlikte, bu gibi durumlarda munzam zararın gerçekleştiğinin karine olarak kabul edilmesinin gerektiği, bu düzeye ulaşmamış olağan yükselmelerde ise bu karinenin uygulanmayacağı görüşü de ileri sürülmüşse de, bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir."Somut olayda, Munzam zarara dayanak alacak ilamında; davanın, davacı ile davalı arasındaki satım sözleşmesinden kaynaklanan satım bedeli alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olduğu, ...( ... E) sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklının ..., borçlusunun ... Şirketi olduğu, 56.324,44-TL asıl alacağın tahsili amacıyla 24/11/2022 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağının cari hesap olarak gösterilidği, borçlunun ödeme emrine, borca, takibe, faiz oranına, faize ve takibin tüm ferilerine süresinde itirazı üzerine takibin durduğu ve işbu davanın İİK m. 67 uyarınca yasal süresi içerisinde ve itirazın iptali istemli olarak açıldığı anlaşılmıştır. Tarafların ticari defterlerinin incelenmesi için bilirkişi raporu alınmış, mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen raporda; davacı yanın incelemeye sunulan 2022 yılına ait ticari defterlerin 6102 sayılı TTK ilgili hükümleri yönünden delil niteliği taşıdığı, davalı yana 12 adet toplamda 68.824,44 TL KDV dahil fatura tanzim edildiği, davalı tarafından 8.000,00 TL tutarında ödeme yapıldığı davacı defterlerine göre davalıdan 60.824,44 TL alacaklı göründüğü belirtilmiştir. Davalı yanın defter ve belgelerini incelemeye ibraz etmediği, bu sebeple tespit ve değerlendirmenin yalnızca davacı yan defterleri üzerinde yapıldığı bildirilmiştir. Davalı şirketin HMK'nın 222. maddesi uyarınca yapılan uyarıya rağmen ticari defterlerini sunmayarak, davacının usulüne uygun düzenlenen defterlerinin lehine delil kabul edileceğinin bildirildiği, buna karşılık defterlerin sunulmadığı, davacı tarafından sunulan defterler, faturalar birlikte değerlendirildiğinde, hukuki ilişkinin 2022 yılında düzenlenen 12 adet toplam bedeli 68.824,44 TL olan faturalar ile davacı defterlerinde kayıtlı olduğu ve davalının 8.000,00 TL ödeme yaptığı kayıtlı olduğu görülmüştür. Davacı defterleri lehine delil kabul edilerek, davalı yanca ödeme savunması ve kanıt sunulmamış olmakla 60.824,44 TL alacaklı olduğu takip talebi dikkate alınarak 56.324,44 TL alacak yönünden başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ve alacak likit olduğundan inkar tazminatına karar verildiği, 29.01.2024 tarihinde tahsil edildiği anlaşılmıştır. İlgili dosyada borcun kaynağı 2022 tarihli faturalar olmakla borçlu davalı takip ile temerrüde düşmüş olup akabinde borca itiraz sonucu itirazın iptali davası kesinleşen mahkeme kararına istinaden 2024 ocak ayında ödendiği ve hemen akabinde munzam zararın talebi için 04.03.2024 tarihinde ara buluculuğa başvurulduğu ve iş bu davanın açıldığı görülmüştür. Davacının davalıyı takip talebi ile temerrüde düşürdüğü ve itiraz sonucu ilgili davanın açıldığı, davalının defterlerini sunmaması üzerine karar verildiği ve icra yoluyla tahsil edildiği, bahse konu yargılama sürecinin usul ve taraf delilleri sunması işlemlerine göre olağan sürede karara çıktığı ve hemen akabinde munzam zarar için davacının ara buluculuğa başvurmasında hukuki yarar görülmemiş, davacı takip tarihinde temerrüde düşmekle bu tarihte alacağını alsaydı uğramayacağı zararları somutlaştırıp ispatlamamış, illiyet bağını kuramamıştır. Süreç yönünden temerrüt faizini almış ve aşan zararın varlığı ispatlanamamış olup soyut ekonomik enflasyon nedeniyle zarara uğradığı karine olarak kabul edilemez, aksi halde tüm tacir veya alacaklıların varsayımsal mükemmel ön görülebilir piyasa şartlarına göre hareket eden yatırımcılar olduğu anlamına gelir ki bu da hayatın olağan akışına uygun değildir. Emsal kararda da bahsedildiği gibi "818 sayılı BK’nın 105. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz. Aksinin kabulü hâlinde 3095 sayılı Kanun ile diğer Kanun'lardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacak, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır ki, Kanun koyucunun 818 sayılı BK’nın 105. maddesinde yaptığı düzenlemenin amacının da bu olmadığı anlaşılmaktadır." soyut enflasyonist ortam zararın ispatlanması ve somutlaştırılması gerekliliği şartını ortadan kaldırmayacaktır. Yukarıda açıklanan gerekçelerle mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Gerekçelerle;1-Davanın REDDİNE2) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL harçtan, dava açılışında alınan 427,60 TL peşin harç ve ıslah nedeniyle alınan 1.290,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 1.717,60 TL harcın düşülmesi ile fazla 1.102,20 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde YATIRANA İADESİNE,3) 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine,4) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5) Kullanılmayan avansların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak YATIRANA İADESİNE,Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı ve davalının yokluğunda taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 19/12/2025Katip ... e-imzalıdır Hakim ...e-imzalıdır