İzmir Bölge Adliye Mahkemesi, Avusturyada verilen yanıltıcı sağlık turizmi reklamlarıyla haksız rekabet kararının tanıma ve tenfizinde tebligat itirazını inceliyor.
Özet: Davacı, Avusturya mahkemesince, diş tedavi hizmetlerini turistik imkanlarla birleştirerek haksız rekabete yol açan tanıtımlar yaptığı tespit edilen davalı şirketin tanıtım faaliyetlerini durdurmasına, içeriklerin kaldırılmasına ve yargılama giderlerinin karşılanmasına dair kesinleşmiş kararın Türkiyede tanınmasını ve tenfizini talep ederken; davalı, kararın usulsüz tebligat nedeniyle Avusturya hukukuna göre kesinleşmediğini, bu adresin şirketin kayıtlı bir şubesi veya resmi tebligat alacak yetkili bir temsilciliği olmadığını iddia ederek, kararın tanınması ve tenfiz talebine karşı çıkmaktadır.

T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/751
KARAR NO : 2026/1254
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 18.02.2026
NUMARASI : 2025/647 E. - 2026/159 K.
DAVANIN KONUSU : Tanıma ve Tenfiz
KARAR TARİHİ : 13.07.2026
KARAR YAZIM TARİHİ : 13.07.2026
İzmir 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.02.2026 tarih 2025/647 E. - 2026/159 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye .... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ :
DAVA : Davacı vekili, davalı şirketin ticari faaliyetlerini tanıtırken özellikle .... alan adlı internet sitesi ve bağlantılı sayfalarda, diş tedavisi hizmetlerini İzmir'deki beş yıldızlı oteller, plajlar, gastronomik imkanlar, turistik geziler ve tatil fırsatlarıyla bir arada sunarak pazarladığını, bu suretle Avusturya'da yerleşik tüketiciler nezdinde sağlık hizmeti sunumunu resmi bir kurumla bağlantılıymış gibi gösteren, kamu güvenine dayanan ve yanıltıcı izlenimi yaratacak şekilde tanıtım faaliyetlerinde bulunduğunu, bu tanıtım faaliyetleriyle davalı şirketin, ticari teamüllere aykırı biçimde haksız rekabete yol açan ve tüketiciyi aldatmaya elverişli eylemlerde bulunduğunun tespit edildiğini, bu nedenle Avusturya Cumhuriyeti Viyana Ticaret Mahkemesi tarafından 13 Cg 57/22t sayılı dosyada yürütülen yargılama neticesinde, davalı şirketin bu tür tanıtım faaliyetlerini durdurmasına, ilgili içeriklerin yayından kaldırılmasına, kararın ilan edilmesine ve yargılama ve yayın giderlerinin davalı şirkete yükletilmesine karar verildiğini, yargılama sürecinde davalı şirketin Ankara 77. Noterliğinin 27.06.2025 tarihli 14278 yevmiye no'lu tespit tutanağında da belirtildiği üzere halen internet sitesinde adresi olarak duyurduğu Avusturya'daki "....." adresinde tebligat gönderildiğini, 02.01.2023 tarihinde karar verildiğini, ilgili kararın, davalı şirketin Avusturya'daki temsilciliğine usulüne uygun biçimde tebliğe çıkarıldığını, davalı şirketin, yasal süresi içinde Viyana Ticaret Mahkemesi nezdinde itirazda bulunmadığını, hükmün itiraz edilmeksizin kesinleştiğini, Avusturya Hukuku bakımından kesin ilam niteliği kazandığını, kararın icrası ve ilan şartlarına dair tüm yükümlülüklerin davacı şirket tarafından usulüne uygun şekilde yerine getirildiğini, Avusturya Viyana Ticaret Mahkemesi tarafından verilen kararın Türk Kamu düzeniyle açık bir çelişki oluşturmadığı gibi, Türk Hukukunun benimsediği değerlere de uygun düştüğünü, kararın Tük Hukuk Mahkemeleri'nin münhasır yetki alanına girmeyen bir konuda, haksız rekabetten doğan özel hukuk ihtilafı konusunda tesis edildiğini, davalı şirkete yapılan tebligatına usulüne uygun olduğunu, yetki itirazı ileri sürülmediğini, dolayısıyla MÖHUK madde 54/1-b'de belirtilen "yetki yönünden Mahkemenin ilgisizliği veya keyfi yetki kabulü" halinin somut olayda söz konusu olmadığını, davalı şirketin 03.01.2023 tarihli ilamda yasaklanan tanıtım faaliyetlerine hâlen devam ettiğini iddia ederek, Avusturya/Viyana Mahkemesi tarafından 13 Cg 57/22t sayılı dosyada verilen ve kesinleşen kararın tanınmasına, kararın Türkiye'de icra edilebilirliği amacıyla tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili, davanın usul ve yasaya aykırı olduğunu,  5718 sayılı MÖHUK'un 50. maddesi uyarınca kararın maddi ve şekli anlamda kesinleşmiş olması gerektiğini, davaya konu yabancı mahkeme kararının usulüne uygun şekilde kesinleştiği ileri sürülmekte ise de, bu iddianın kabulünün mümkün olmadığını, davaya konu yabancı mahkeme kararının davalı şirkete Avusturya'daki "....." adresinde tebliğ edildiğini, bu adresin davalı şirketin Viyana'daki temsilciliği olduğunun ileri sürüldüğünü, davalı şirketin Viyana'da resmi nitelikte bir şubesinin bulunmadığını, şirketin resmi tebligatı tebellüğ etmeye yetkili bir personeli veya kayıtlı bir adresinin mevcut olmadığını, ticaret sicilinde de davalı şirket adına yapılmış herhangi bir şube ilanı ya da bildiriminin bulunmadığını, söz konusu adrese yapılan resmi tebligatın usulsüz olduğunu, Avusturya'da bir şirket adına yapılan tebligatın geçerli olabilmesi için, şirketin o ülkede resmi bir şubesinin bulunması veya ticaret siciline kayıtlı bir temsilcilik adresinin mevcut olmasının şart olduğunu, ancak bu koşulların varlığı halinde yapılan tebligatın geçerliliğinden söz edilebileceğini, somut olayda, yabancı mahkeme kararının alelade bir çalışma ofisi adresine gönderildiğini, bu nedenle davalı şirketin davadan haberdar olamadığını, dava dilekçesinde her ne kadar internet sitesinde belirtilen adrese tebligat yapıldığı ileri sürülmekte ise de, internet sitesi veya sosyal medya içeriklerinin üçüncü kişiler tarafından hazırlanabilir olduğunu, bu tür içeriklerin resmi kayıtlarda yer alan bir şube yahut temsilcilik ilanı gibi şirketi hukuken bağlayan bir niteliğinin bulunmadığını, davalı şirketin Türkiye'de ticaret siciline kayıtlı ve ilan edilmiş resmi adresi mevcut iken, usule uygun şekilde yurt dışı tebligat yapılması gerekirken, resmi bağlantısı bulunmayan bir adrese tebligat yapılarak şirketin haberi olmaksızın kararın kesinleşmiş sayılmasının, yalnızca Türk hukukuna göre değil, kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre de açıkça aykırı olduğunu, kesinleşmiş bir Mahkeme kararından da söz edilemeyeceğini, davalı şirketin, tenfizi talep edilen kararın yargılamasında, kararı veren ülke kanunlarına göre usulüne uygun şekilde davet edilmemiş veya mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı biçimde gıyabında hüküm verilmiş ise, tanıma ve tenfiz talebinin reddi gerektiğini, davalı şirketin davadan ve karardan usulüne uygun biçimde haberdar edilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 5718 sayılı MÖHUK.'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerektiği, buna karşılık, MÖHUK'da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hakimince yabancı mahkeme kararının esastan incelenemeyeceği, hukuka uygunluğunun denetlenemeyeceği, 5718 sayılı MÖHUK'un 53. maddesi uyarınca dava konusu yabancı mahkeme kararının kesinleşme şerhli aynı zamanda apostilli şerhi içeren Avusturya dilindeki aslı ve Türkçe tercümesinin dosyaya sunulduğu; aynı Kanunun 54. maddesinde ise tenfiz şartlarının belirtildiği, Türkiye ile Avusturya arasında yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin uluslararası anlaşma ve karşılıklılık esasının bulunması, para alacağına ilişkin bu davanın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuya ilişkin olması, kamu düzenine aykırılık teşkil edebilecek bir hususa rastlanılmamış olması karşısında yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfiz koşullarının mevcut olduğu; her ne kadar davalı vekilince kesinleşmenin usulsüz yapıldığı iddia edilmiş ise de Avusturya adli makamlarınca verilen kararın, kararın verildiği ülke tebliğ kanunlarına kesinleştirildiği, buna ilişkin kesinleşme şerhlerinin dosyaya sunulduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile Avusturya Viyana Mahkemesi tarafından verilen 2.01.2023 tarihli 13 Cg 57/22 t sayılı kararın tanınmasına ve tenfizine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, 5718 sayılı MÖHUK uyarınca yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine karar verilebilmesi için kanunda öngörülen şartların birlikte gerçekleşmiş olması gerektiğini, bu şartlardan birinin de, yabancı mahkeme kararının verildiği ülke hukukuna göre usulüne uygun şekilde kesinleşmiş bulunması olduğunu, somut olayda ilk derece mahkemesince bu hususta eksik ve hatalı değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verildiğini, MÖHUK’un 50. maddesi uyarınca tanıma ve tenfize konu kararın maddi ve şekli anlamda kesinleşmiş olması gerektiğini, bunun için de kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi ve buna bağlı kanun yolu sürelerinin usulen işletilmesi gerektiğini, yabancı mahkeme kararının davalı şirkete Avusturya’daki “....” adresinde tebliğ edildiği, söz konusu adresin müvekkil şirketin temsilciliği olduğunun ileri sürüldüğünü, oysa müvekkili şirketin Avusturya’da resmi nitelikte tescilli bir şubesi, kayıtlı temsilciliği yahut resmi tebligatı kabule yetkili personelinin bulunmadığını, şirket adına Avusturya’da ticaret siciline tescilli herhangi bir şube veya temsilcilik kaydının mevcut olmadığını, bu nedenle, resmi sıfatı ve hukuki bağlantısı bulunmayan bir adrese yapılan tebligatın geçerli kabul edilemeyeceğini, davalı şirketin Türkiye’de ticaret siciline kayıtlı ve ilan edilmiş resmi merkez adresi açıkça mevcut iken, usulüne uygun milletlerarası tebligat yolları işletilmeksizin resmi bağlantısı bulunmayan bir adrese bildirim yapıldığını ve buna dayanılarak kararın kesinleştiğinin kabul edildiğini, oysa internet sitesi içerikleri veya sosyal medya paylaşımlarının tek başına resmi adres niteliği taşımadığını, bunların şirket adına tescilli şube veya temsilcilik ilanı gibi hukuken bağlayıcı sonuç doğurduğunun kabul edilemeyeceğini, MÖHUK’un 54. maddesi uyarınca tanıma ve tenfiz için aranan temel koşullardan birinin de, kararın davalının savunma haklarına riayet edilerek verilmiş olması olduğunu, şayet davalı taraf, yabancı mahkeme yargılamasında usulüne uygun şekilde davet edilmemiş, temsil edilmemiş yahut yokluğunda hüküm kurulmuş ise tenfiz isteminin reddi gerektiğini, müvekkili şirketin, usulsüz tebligat sebebiyle yargılamadan haberdar olamadığını, bu nedenle yetki itirazı dahil olmak üzere usule ve esasa ilişkin savunmalarını ileri sürme imkanından mahrum kaldığını, bu nedenle, davalı şirketin yabancı mahkemenin yetkisini zımnen kabul ettiği yönündeki iddiaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ilk derece mahkemesince davacı lehine 305.982,35 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin de hatalı olduğunu, tanıma ve tenfiz davalarının mahkemeden yeni bir eda hükmü kurulmasının talep edildiği davalar olmadığını, uyuşmazlığın esasının yeniden incelemediğini, yalnızca kanunda öngörülen tenfiz şartlarının mevcut olup olmadığının değerlendirildiğini, bu nedenle nispi değil maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini istinaf nedenleri olarak ileri sürmekle kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE : Dava; yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır.
Milletlerarası Özel hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "tenfiz şartları" başlıklı 54. maddesinde "(1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması; b) İlamın, Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması; c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması; ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması” düzenlemesini içermektedir.
Somut olayda, tanıma ve tenfiz istemine konu Avusturya Cumhuriyeti Viyana Ticaret Mahkemesinin 13 Cg 57/22t sayılı dosyasında yürütülen yargılamada, davalı şirkete gönderilen tebligatların Avusturya’daki “....” adresine tebliğe çıkarıldığı anlaşılmakta olup, davalı tarafça bu adresin kendilerine ait olmadığı, davalı şirketin Viyana'da resmi nitelikte bir şubesinin ve resmi tebligatı tebellüğ etmeye yetkili personelinin bulunmadığı, tebligatın usulsüz olduğu savunulmuştur. MÖHUK'un 54/1-ç maddesine göre, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş olması halinde kararın tenfizine karar verilemeyecektir.
İlk derece mahkemesince, tanıma ve tenfiz istemine konu Avusturya Cumhuriyeti Viyana Ticaret Mahkemesinin 13 Cg 57/22t sayılı dosyasında davalı şirkete ilişkin tebligatların gönderildiği “....” adresinin davalı şirkete ait olup olmadığı, tebligat tarihleri itibariyle davalı şirketin Avusturya Devleti sınırlarında yasal ikametgah adresinin bulunup bulunmadığı hususları araştırılarak, MÖHUK'un 54/1-ç maddesindeki koşulun sağlanıp sağlanmadığının tespiti ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin istinaf sebepleri yerindedir.
Bu durumda, ilk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış ve değerlendirilmemiş olması nedeniyle istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir. O halde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi uyarınca istinaf başvurularının esasa ilişkin hususlar incelenmeksizin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ESASA İLİŞKİN SEBEPLER İNCELENMEKSİZİN KABULÜNE,
2-İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.02.2026 tarihli 2025/647 Esas ve 2026/159 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dairemizin kararına uygun şekilde yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahal mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf yoluna başvuran tarafından davalı yatırılan istinaf karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
5-Karar tebliği ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a-6 maddesi gereğince kesin olmak üzere 13.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.