Dubai merkezli altın ticareti ortaklığı vaadiyle gönderilen sermayenin iadesi ve haksız fiilden kaynaklanan tazminat istemli istinaf kararı.
Özet: Davacı, davalılarla Türkiyede bir altın ticareti şirketi kurma ve kar paylaşımı vaadiyle 206 kg altın gönderdiğini, ancak şirket kurulduktan sonra ortak yapılmadığını ve kar payı alamadığını iddia ederek, gönderilen altının 106 kgının aynen iadesini veya güncel bedelinin faiziyle birlikte tahsilini, ayrıca ihtiyati haciz ve tedbir konulmasını talep etmektedir; davalılar ise cevap dilekçesinde, davacı vekilinin vekaletnamesi olmadığını ve yabancı uyruklu davacının, karşılıklılık ilkesi gereği teminat yatırması gerektiğini belirterek davanın usulen reddini istemektedirler.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ4. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: 2026/2249 KARAR NO : 2026/3561T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: (KAPATILAN)BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: 23/02/2026 Ara KararNUMARASI : 2026/144 EsasDAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/07/2026Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 352. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalıların 2021 yılında Dubai/BAE'nde yaşayıp ...Şirketi'nin yetkisi olan ve altın ticareti işiyle uğraşan müvekkiline ulaşıp Türkiye'de de altın ticareti ile uğraşan bir şirket kurmayı teklif ettiklerini, bu şirkete sermaye karşılığı kar payı almak şeklinde bir ortaklık kurmayı taahhüt ettiklerini, anlaşmaya göre sermayesi müvekkilinden, işletmesi davalılardan olan bir şirket kurulacak ve bu şirket bünyesindeki faaliyetlerden kar payı dağıtılacağını, bu anlaşmanın sözlü olarak yapıldığını, kendi devletinde böyle anlaşmalar yapmak konusunda sıkıntı yaşamayan müvekkilinin bu anlaşmaya güvendiğini ve bu kişilere altın göndererek şirketin kurulmasını amaçladığını, altın ticaretiyle ilgili olarak şu bilgilendirmeyi yapmak gerekir ki; devletlerarasında altın gönderme işlemi ancak belli şirketler tarafından yapıldığını, bu yüzden bu işin ...'ndeki yetkili ... Şirketi iken Türkiye'deki yetkili şirketin ... olduğunu, bu anlamda; müvekkili ...altınları ... Şirketine o şirkette ... ise ... ve ...'ye göndererek bu sermayeyi Türkiye'ye taşıdığını, buna göre 21.06.2021 tarihinde 100 kg altın ... ve ...'a, 20 kg altın 17.07.2021 tarihinde ...'e 12 kg altın 05.08.2021 tarihinde ...'e, 74 kg altın 19.08.2021 tarihinde ...'e olacak şekilde toplam 206 kg altın gönderildiğini, ...'a gönderilen altınlar ... adlı şirket hesabına gönderildiğini, zaten yetkilisinin de ... olduğunu, bu noktadan sonra ilgili faaliyetleri yürütme adına son gönderilen altından 7 gün sonra 26.08.2021 tarihinde ... adlı şirket kurulmuştur. Şirket ...adına kurulduğunu, bu şahsın ... ve ... ile ortak hareket ettiğini, tüm iş ve işlemlerde ortak oluğunu, bu şirketin yapılan anlaşma gereği faaliyetlerini yürüttükten sonra yapılan karın bölüşülmesi şeklindeki bir anlaşmaya dayandığını, ancak buna rağmen müvekkilinin bu şirket kurulurken ortak yapılmadığını ve yapılmamasından sonra da kendisine hiçbir şekilde kar payı verilmediğini, özetle şirketin tüm sermayesinin varlığı, her bir sahip olduğu değer müvekkili tarafından gönderilen altınlar sayesinde şirket bünyesinde bulunmaktayken, müvekkili adeta kandırılıp şirketle ilgili hiçbir sıfatı olmayan ve alakasız biri gibi kaldığını, bundan dolayı kendisinin hakkı olan paylar verilmediğini, şirket sermayesini temin ettiği olgusu davalılar tarafından inkar edildiğini, hal böyleyken müvekkili hem edeceği karı hem de elindeki malvarlığı değerinden mahrum kaldığını, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla müvekkiline ait şimdilik 106 kg altının aynen iadesinin, mümkün olmaması halinde dava tarihindeki güncel rayiç bedelinin ticari avans faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiline, alacağın rehinle temin edilmediğini, muaccel para borcu niteliğinde olması ve İİK m. 257 gereğince yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmiş bulunması sebebiyle, davalıların menkul, gayrimenkul ve üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına, ayrıca dava konusu alacağın teminatını sağlamak ve davalılarca malvarlığının devri veya kaçırılmasının önlenmesi amacıyla HMK m. 389 ve devamı maddeleri gereğince ihtiyati tedbir kararı verilerek davalılar adına kayıtlı taşınır ve taşınmazların devrinin, şirket hisselerinin ve banka hesaplarının tasarrufunun tedbiren durdurulmasına, karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Dava dilekçesinin Av....tarafından ıslak imza ile imzalandığı ve ön bürodan asil tarafından taratılmak sureti ile davanın açılmış olduğunun görüldüğünü, Uyap ortamında yaptıkları incelemede dava dilekçesini hazırlayan ve imzaladığı anlaşılan vekilin vekaletnamesine rastlanmadığını, bu eksikliğin bir an önce tamamlattırılması gerektiğini, vekaletsiz iş görme niteliğindeki dilekçenin kabulü sırasında dikkatlerden kaçan bu durumun davacı vekiline tensip zaptı ve ara kararda tebliğ edilmiş olduğundan vekaletnamesini ibraz için kesin süre verilmesini, davacı tarafın yabancı uyruklu olduğu anlaşıldığından vekaletnamenin önem arz ettiğini, karşılıklılık bulunan ikili anlaşmalar ile Lahey sözleşmesinin teminattan muafiyet tanıdığı ülkelerin gösterildiğini, bu ülkeler arasında Suriye'nin bulunmadığını, hal böyle olunca davacının davasını TC mahkemelerinde Türk vatandaşlarına karşı yürütebilmesi için HMK 84.maddesi kapsamında mahkemenin takdir edeceği teminatı yatırması için davacıya kesin süre verilmesi ve teminatı yatırmadığı takdirde davasının usulden reddedileceğinin ihtarının gerektiğini, tevzi formu ve uyap dava açılışı tanımında “tazminat-haksız fiile dayalı” şeklinde nitelendirme yapıldığını, ancak, esasa ilişkin olduğu belirtilerek TBK 49. maddesindeki haksız fiile, TBK 77. maddesi kapsamındaki sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayanıldığının görüldüğünü, TBK nun 49 ve 77. maddeleri birbirinden çok farklı yasal düzenlemeleri içerdiğini, TBK 49.maddesine dayandırılan tazminat alacağı için kusurlu ve hukuksuz bir eylemden bahis edilmesinin gerektiğini, oysa anlatıldığı hal ile müvekkillerine atfedilmiş bir kusurun varlığına rastlanmadığını, davacı sözleşme ve benzeri bir delil ortaya koymadan, iddialarını destekler mahiyette hukuki veya fiziki bir dayanak göstermeksizin müvekkilerinin hangisi için neyi iddia ettiğini dahi somutlaştırmadan kendisinin malvarlığı ile zenginleştiklerini bildirmekte olduğunu, kurgulanan hikaye sebepsiz zenginleşme ile hukuken ve fiilen irtibat temin etmediğini, davacı yan ... ünvanlı şirkete sermaye olarak altın yolladığını ve ortak olarak kabul edilmediğini öne sürdüğüne göre, şirket ile davacı arasındaki sermaye koyma iddiasının müvekkili şirket ve şahıslar nezdinde bir zenginleşme yarattığının kabul edilemeyeceğini, gerek sebepsiz zenginleşme gerekse haksız fiilden doğan tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının delil olarak sunduğu belgelerin ve anlatımında sözde müvekkili şirkete sermaye olan altınları şahıs olarak değil ...adına temin ettiği açıklandığına göre pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, yine gönderildiği ileri sürülen altınların ... ünvanlı firmaya sermaye olarak gönderildiği ileri sürüldüğüne göre davalı olarak gösterilen gerçek kişilere husumet yöneltilemeyeceğini, davalı gerçek kişiler yönünden husumet itirazlarının mevcut olduğunu, ayrıca müvekkili ... şirketine de hangi hukuki dayanak ile husumet yöneltildiğinin meçhul olduğunu, hiçbir delili olmayan bir davada husumet yöneltilmesinin kabul edilemez bir durum olduğunu, davalı tarafların aralarındaki ticari ilişkilerin de bu dava ile herhangi bir ilgili ve alakası bulunmadığından davacı tarafın davalılar arasındaki yazışma ve ticari ilişkiler ile ilgili taleplerinin reddinin de mahkemenin takdirinde olduğunu, davanın hiçbir hukuki dayanağının mevcut olmadığını, davacının müvekkili şirketin kar durumu ile alakalı olarak mal varlığı artışının araştırılması talebi de kabul edilemez bir talep olduğunu, zira müvekkilleri vergi mükellefi olduklarından ticari gelirleri ile alakalı bütün vergilerini ödediklerini ve kayıt dışı hiçbir ekonomi ile iştigal etmediğini, dolayısı ile vergi mükellefi olan şahısların mal varlıklarının araştırılması gibi bir talep doğrudan müvekkillerinin ticari hayatına müdahale ve iftira niteliğinde olduğunu, bu sebeple bu araştırma talebinin kabul edilmemesi gerektiğini, gerek usul ve gerek esasa ilişkin itirazları sebebiyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "Davacının ihtiyati haciz isteminde haklı olduğuna dair mahkememizde olumlu kanat uyandıracak nitelikte bulunmamış olup, sunulan belgelerin İİK. nun 258. maddesinde belirtildiği ölçüde ihtiyati haciz talebinin kabulüne yeterli bulunmadığı kanaatine varılmakla öte yandan İhtiyati haciz isteyen vekilince sunulan dilekçe ve eklerinin incelenmesi neticesinde, dava konusu olayda tarafların sorumluluklarının tespiti yargılamaya muhtaç olup, aleyhine ihtiyati haciz istenen tarafların mal kaçırma çabası içinde bulunduğuna dair bir delil sunulmadığından koşulları oluşmayan ihtiyati haciz isteminin reddine," karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Talebin kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Haksız eylem iddiasına dayalı maddi tazminat davasıdır. Dosyanın incelenmesinde 04.05.2026 tarihli karar ile; "Davacının davasının feragat sebebiyle reddine,.. Davalılar vekilinin davacı tarafça yatırılan teminatın iadesine muvafakat talebi dikkate alınarak davacı tarafça yatırılan 10.000.000,00 TL'lik teminatın davacıya iadesine," karar verildiği, taraf vekillerinin ayrı ayrı Uyap üzerinden gönderdikleri 06/05/2026 tarihli dilekçeleri ile istinaf kanun yoluna başvurulma hakkından feragat ettiği, vekaletnamelerinde de istinaftan feragat yetkisi bulunmakla, "İstinaftan Feragat Dilekçesi ile Kararın Kesinleşmesi" ile hükmün, 06/05/2026 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda asıl davanın feragat ile sonuçlandığı anlaşılmakla ara karara yönelik istinaf talebinin de 6100 sayılı HMK'nın 349. maddesi gereğince feragat sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaftan feragat etmesi sebebiyle, Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/144 Esas sayılı 23/02/2026 tarihli ara kararına karşı davacı tarafça yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 349. maddesi gereğince USULDEN REDDİNE, 2- Peşin yatırılan istinaf karar ve başvuru harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde istinaf talebinde bulunan davacıya iadesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-f. ve 2004 Sayılı İİK'nın 258/(3). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/07/2026