Trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında, sigorta şirketiyle yapılan sulh protokolünün diğer müteselsil sorumlu davalılar üzerindeki etkisinin istinaf incelemesi.
Özet: Bir trafik kazasında yaralanan davacının, geri geri giden kamyonetin çarpması sonucu maddi ve manevi tazminat talebiyle sigorta şirketi, araç sahibi ve sürücüsüne karşı açtığı davada, sigorta şirketiyle yapılan sulh protokolü sonrası ilk derece mahkemesi maddi tazminat talebini konusuz bırakıp diğer davalılardan 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiş; davacı, sulhun tüm borçluları kapsamadığı ve manevi tazminatın az olduğu gerekçesiyle, davalılar ise kusurun davacıda olduğunu ve manevi tazminatın yüksek olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ40. HUKUK DAİRESİTÜRK MİLLETİ ADINABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARIDOSYA NO: 2022/451 KARAR NO: 2026/823İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret MahkemesiTARİHİ: 15/04/2021NUMARASI : 2016/343 (E) - 2021/300 (K)DAVANIN KONUSU: Tazminat KARAR TARİHİ: 04/06/2026Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... AŞ'ye ... poliçesiyle sigortalı, davalı ... Limited Şirketine ait, davalı ...'in idaresindeki... plakalı kamyonet ile 16/11/2015 tarihinde seyir halinde iken tedbirsiz ve dikkatsiz bir şekilde geri geri giderken otobüs durağında otobüs bekleyen müvekkilini fark etmeyerek çarpması sonucu yere düşen müvekkilinin ayak bilekleri üzerinden geçtiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000 TL maddi tazminatın davalı sigorta şirketi yönünden dava tarihinden, diğer davalılar yönünden kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen, 30.000 TL manevi tazminatın ise kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte sigorta şirketi dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... Limited Şirketi vekili ile davalı ... AŞ vekili cevap dilekçelerinde davanın reddini savunmuşlardır. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulüne, davanın maddi tazminat yönünden konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 10.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16/11/2015 tarihinden tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalılar ... ve ... Limited Şirketinden müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; sigorta şirketi ile akdedilen sulh protokolü ve bu protokol uyarınca duruşmada dile getirdikleri sigorta şirketi yönünden davaya devam etmeyeceklerine dair beyanlarının tüm davalılar nezdinde geçerli kabul edilmesine dair değerlendirmesinin hatalı olduğunu, bir davalı hakkındaki talepten vazgeçilmesinin diğer davalının sorumluluğunu etkilemeyeceğini, BK 145. madde gereğince müteselsil borçlulardan biri tarafından yapılan ödemenin tüm borçluların ödeme oranında borçtan kurtulması sonucunu doğuracağını, bu nedenle yerel mahkemece diğer davalılar yönünden davaya devam edilerek müvekkilin uğradığı tüm maddi zararın tazminine karar verilmesi gerekir iken yanılgılı değerlendirme ile davanın konusuz kalmasına hükmetmesinin doğru olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davalılar ... ve ... Limited Şirketi vekili dilekçesinde özetle; müvekkilinin aracıyla geri manevra yaparken trafik kurallarına uygun bir şekilde her tarafını kontrol ederek yavaşça hareket ettiğini, kazanın meydana gelmesine davacının otobüs durağından çok uzakta olduğunu, araçlara ait olan alanda dalgın bir şekilde telefonla konuşarak müvekkilinin aracının arkasına birden geçmesiyle kazaya sebep olduğunu, kazanın oluşumunda tüm kusurun davacıya ait olduğunu, maddi tazminat yönünden verilen karar nedeniyle müvekkilleri lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu ve tümden reddedilmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.Davacı vekili tarafından 20/01/2021 tarihli dilekçe ekinde sunulan "Sulh Protokolü" başlıklı belgenin incelenmesinde, davacı vekilinin ve davalı sigorta şirketi vekilinin İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/343 Esas sayılı dosyası ile açılan tazminat davasında asıl alacak ve faiz 60.000 TL, masraf 500 TL, dava vekalet 6.500 TL, icra vekalet 5.000 TL, toplam 72.000 TL'nin davacı vekilinin hesabına ödeneceği, ödemenin yapılması ile birikte davacı vekilinin bu davadan ... AŞ'nin poliçelerden kaynaklı tüm sorumlu olduğu limiti ve ferilerini, yargılama gideri vekalet ücretiyle tüm ferilerini ödediğinden ... AŞ ve sigortalısı açısından feragat ederek ve davanın feragat ile sonlandıracağı, ... AŞ vekilinin de Mahkemeye hitaben yazacağı dilekçe ile feragati kabul etiğini ve yargılama gideri ve vekâlet ücreti talep etmediğini bildireceği, ödemenin yapılması ile birlikte davacı ve vekili, asıl alacak ve tüm ferileri, yargılama gideri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere davaya konu talep nedeniyle ... AŞ'yi gayrikabili rücu ibra etmiş olup, her ne nam altında olursa olsun başkaca bir alacağı kalmadığını beyan ettiği anlaşılmıştır.Davacı vekili 21/06/2017 tarihli duruşmada da davalı ... Şirketi ile anlaştıklarını, 72.000,00 TL ödeme yapıldığını, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davalı Sigorta açısından davadan feragat etiklerini, diğer davalılar yönünden maddi tazminat taleplerinin tahsilde tekerrür olmamak kaydı ile halen devam ettiğini beyan etmiştir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 85. maddesinin 1. ve son fıkraları uyarınca işleten ve sürücü, trafik kazasından kaynaklanan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. Borcun sona ermesi hallerinden olan ibranın diğer borçlulara sirayetinin düzenlendiği 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 168. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır. Aynı Kanun'un 166. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur. Anılan maddenin 2. fıkrası gereğince de, borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler. Yine TBK'nin 168. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre, diğerlerine rücu hakkından yararlanan müteselsil borçlulardan her biri, ödediği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur. Burada, ifada bulunan müteselsil borçlunun alacaklıya halef olması hali düzenlenmekte olup madde metninden de anlaşılacağı üzere, alacaklının müteselsil borçlulardan biri hakkındaki davadan feragat etmesi, alacaklıya yapılan ödeme nedeniyle olması durumunda, diğer müteselsil borçlular o ödeme oranında borcun sona ermesinden yararlanırlar. TBK'nin, müteselsil sorumlulukta borçluların iç ilişkilerini düzenleyen hükümleri gereğince, müteselsil borçlulardan biri alacaklıya borcu ödediği takdirde, diğer müteselsil borçlulara rücu hakkı bulunmaktadır. TBK'nin 167. maddesinin 2. fıkrası ve 168. maddesinin 7. fıkrası gereğince diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur. Aynı Kanunun 168/2. maddesi uyarınca da, alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır...., motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin zarara uğrayan üçüncü kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir zarar sigortası türüdür. İşletenin Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarında öngörülen trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminattan sorumluluğunu limitler dahilinde teminat altına alan ... poliçesini düzenleyen sigorta şirketi KTK'nin 88. maddesi uyarınca, diğer tazminat sorumluları olan işleten ve haksız fiil faili sürücü ile müteselsilen sorumludur. Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde:Davacı vekili tarafından kazaya karışan aracın ... poliçesini düzenleyen ... AŞ'nin ... poliçesinden dolayı sorumlu olduğu limitlerden ibra edilmesi suretiyle, ... AŞ'nin durumunu iyileştirirken, maddi zarar yönünden diğer müteselsil borçlu davalıların iç ve dış ilişkideki durumunu ağırlaştırmıştır. Şu halde, TBK'nin 168. maddesi ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 11/4/1940 gün ve 70 sayılı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21/11/1981 gün ve 1981/2-551 sayılı kararları uyarınca ... AŞ'nin ibra edilmesinin, maddi zarardan müteselsil sorumlu olan diğer davalılara sirayet edeceği sonucuna ulaşılmıştır. Kazanın meydana geldiği 16/11/2015 tarihi itibarıyla yürürlükte olan Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Tarife Uygulama Esasları Hakkında Yönetmeliğin eki tabloya göre otobüs araç grubunda sakatlanma ve ölüm teminatı 290.000 TL'dir.Bu itibarla, davacı vekilinin ibra ettiği ... AŞ'nin sakatlık teminatı kapsamında bulunan tazminattan kaynaklanan sorumluluğunun, ... poliçesinde öngörülen 290.000 TL teminat limitiyle sona erdiği; buna göre de davalı işleten ve davalı sürücünün davacının sakatlık tazminatlarından kaynaklanan 290.000 TL maddi tazminat miktarıyla borçtan kurtulduğu sonucuna varılmış olmakla dosya kapsamında bilirkişi tarafından hesaplanan ve teminat limiti altında kalan maddi tazminata ilişkin ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmamaktadır.TBK'nin 56. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.Bir kimsenin, hukuka aykırı bir fiil yüzünden çektiği, bedeni acılarla ruhsal üzüntüye manevi zarar denir. Manevi zarar, gerçek anlamda zarar değildir; zira malvarlığında bir azalmayı ifade etmez. Bir acının veya üzüntünün maddi zarar gibi parayla ölçülmesine olanak bulunmamaktadır. Paranın manevi zararları karşılamak üzere kullanılabilmesi, hiçbir zaman manevi kaygı geri getirip yerine koyduğu veya manevi varlığın bir bölümünün onunla değiştirilebildiği anlamını taşımaz. Paranın bu anlamda gördüğü iş, kişilik hakları ve yararları zedelenen kimsenin duyduğu manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatıp yatıştırmak; bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmek; bir avunma, bir ruhsal tatmin aracı olmaktan ibarettir. Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır. Zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan ve özgün bir nitelik taşıyan hükmedilecek bu para, bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/6/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken; olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş biçimi ve tarafların kusur durumları gözönünde tutularak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 4'üncü maddesinde belirtildiği gibi, hukuka ve hakkaniyete uygun sonuca varılmalıdır.Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler ışığında değerlendirildiğinde; davacı ile davalıların dosya kapsamından anlaşılan sosyal ve ekonomik durumlarına, olayın meydana geliş biçimine, kusur oranlarına, paranın satın alma gücüne, günün ekonomik koşullarına ve olayın meydana geldiği tarihe göre davacı lehine hükmolunan manevi tazminat miktarının, yukarıda açıklanan ilkeler karşısında yetersiz olduğu anlaşılmakla, manevi tazminatın tam kabulüne karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;A-Davalılar ... ve ... Limited Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddineB-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile,Yukarıda esas ve karar numarası belirtilen İlk Derece Mahkemesi kararının, HMK'nin 353/1-b/2. maddesi gereğince düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmek üzere kaldırılmasına, Buna göre:Davanın kabulüne,1-Davanın maddi tazminat yönünden konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına,2-30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16/11/2015 tarihinden tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine,3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 2.049,30 TL karar ve ilam harcından peşin yatırılan 109,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 573,80 TL harcın davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen tahsili Hazine gelir kaydına,4-Davacı tarafından yatırılan 29,20 TL başvurma harcı ve 109,30 TL peşin harç olmak üzere toplam 138,50 TL harcın davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 396,70 TL müzekkere ve tebligat masrafı, 1.000 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 1.396,70 TL yargılama giderinin davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar ... ve .... Ltd. Şti. tarafından yapılan yargılama giderinin üzerlerinde bırakılmasına, 7-Davalı ... AŞ ve ihbar olunan ... AŞ tarafından yapılan bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,8-Maddi tazminat talebi yönünden davalı ... AŞ vekalet ücreti talep etmediğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Manevi tazminat talebi yönünden davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden Dairemizin karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT uyarınca hesaplanan 30.000 TL vekalet ücretinin davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den alınarak davacıya verilmesine,10-Dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, C-İstinaf İncelemesi Bakımından:1-Davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar harcının, istem halinde ilk derece mahkemesi tarafından iadesine,2-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan 123,50 TL posta ve tebligat gideri ile 220,70 TL istinaf başvuru harcının davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 3-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 341,56 TL harcın mahsubu ile bakiye 390,44 TL istinaf karar ve ilam harcının davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Davalılar ... ve .... Ltd. Şti.'nin istinaf başvuruları nedeniyle sarf ettikleri yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-İstinaf için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.04/06/2026