İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, kaçak elektrik kullanımı nedeniyle başlatılan icra takibine itirazın iptali davasında görevsizlik kararı veren Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkisini değerlendiriyor.
Özet: Bir elektrik dağıtım şirketinin, kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan fatura borcunu ödemeyen tüketici aleyhine başlattığı icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, davacının kötüniyet tazminatı talebiyle birlikte itirazın iptalini istemesine karşılık, davalı tüketici olduğunu, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olması gerektiğini ve kaçak elektrik tespit tutanağının usulüne uygun düzenlenmediğini savunmuştur; ilk derece mahkemesi ise davalının tüketici olması ve uyuşmazlığın ticari dava niteliği taşımaması nedeniyle davayı görevsizlik kararı vererek usulden reddetmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/1776
KARAR NO : 2026/1956
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/04/2026
NUMARASI : 2025/895 E - 2026/341
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 02/07/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının, kaçak elektrik enerjisi kullandığını ve düzenlenen faturayı süresinde ifa etmediğini, davalı tarafından, ... numaralı tesisata ilişkin dava dışı ilgili elektrik perakende satış firması ile karşılıklı herhangi bir perakende satış sözleşmesi imzalamaksızın enerji kullanması nedeniyle kaçak elektrik enerjisi tespit tutanaklarının düzenlenmesine sebep olduğunu, dava dışı ilgili elektrik perakende satış firması ile herhangi bir perakende satış sözleşmesi imzalamaksızın kaçak elektrik kullanımı yapan davalı tarafın enerjisi, müvekkil şirket tarafından mevzuat yükümlülüklerine uygun şekilde, kaçak elektrik enerjisi tespit tutanakları, mühürleme belgeleri düzenlenerek kesildiğini, davalı tarafından kaçak enerji borcu ödenmeksizin herhangi bir mücbir sebep olmaksızın yükümlülüklerini yerine getirmeden dağıtım lisansı sahibi müvekkil şirketin izni dışında açılarak kullanılmaya devam edilmesi nedeniyle, kaçak elektrik enerjisi tespit tutanaklarının düzenlenmesine ve kaçak elektrik faturası tahakkuk ettirilmesine sebep olunduğunu, davalıca bahse konu faturaların, süresinde ifa edilmediğinden faturalar bedelinin tahsili maksadıyla aleyhine davaya konu icra takibinin başlatıldığı, müvekkil şirketin bu davaya konu itirazın yapıldığı icra takibi ile kaçak elektrik tüketimi sebebiyle borçlu davalıya tahakkuk edilen faturalardan doğan alacakların tahsil edilmesi olduğunu, söz konusu faturalardan doğan alacakların hepsinin muaccel olduğu gibi aynı zamanda davalı tarafından bilinen, belirli ve belirlenebilir alacaklardan olduğunu bu sebeplerle, davanın kabul edilerek davalı tarafça İstanbul Anadolu 16. İcra Dairesi’nin ... Esas sayılı dosyasına yapılan haksız ve kötüniyetli itirazın iptaline, takibin kaldığı yerden devamına, takibe itirazın haksız ve kötüniyetli olması sebebiyle İİK 67/2. maddesi uyarınca hükmolunan bedelin %20’den aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama gideri ve ücret-i vekâletin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin tüketici olduğunu, davanın görevsiz mahkemede açıldığını, görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olması gerektiğini, davacı şirket tarafından kanuni düzenlemeler ışığında bir hesaplama yapılmadığını, bilirkişi marifeti ile tekrar hesap yapılması gerektiğini, davacı tarafın dayandığı 03.06.2024 tarihli kaçak tespit tutanağının müvekkili veya temsilcisi huzurunda düzenlenmediğini, tutanağın bir nüshasının müvekkiline verilmediğini, tutanakta imzasının bulunmadığını veya imzanın kime ait olduğunun açık olmadığını, bu nedenlerle, Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nin 43. maddesi uyarınca düzenlenen tutanak usule aykırıdır ve delil niteliği taşıyamayacağını, kaçak elektrik kullanımı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafın iddia ettiği gibi, müvekkili tarafından perakende satış sözleşmesi olmaksızın enerji kullanımı yapılmadığını, tesisatın bulunduğu adreste elektrik aboneliği geçmişte açılmış olduğu, feshine veya kapanışına dair herhangi bir tebligat ya da bildirimin müvekkiline yapılmadığını, müvekkilinin bilgisi ve iradesi dışında sistemde “abonelik yokmuş” gibi işlem yapılmasının davacının işleyişinden kaynaklanan bir durum olduğu, bu nedenlerle davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle HMK'nun 114/1-c ve 115/2. Maddeleri gereğince usulden reddine, izah edilen
hususlar çerçevesinde; davanın esastan reddini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda; "Tüm dosya kapsamı ile birlikte yapılan değerlendirmede ; Davalının Türk Vatandaş olmadığı, dolayısıyla tacir olduğuna dair herhangi bir kaydın bulunmadığı, elektrik hizmeti alan tüketici konumunda olduğu, tarafların ticari işletmesi ile ilgili nispi ticari davanın da söz konusu olmadığı, somut uyuşmazlığın tüm tarafları tacir olmadığından ve uyuşmazlık TTK'da düzenlenen veya TTK'da sayılan hususlara ilişkin olmadığından ticari dava niteliğinde de kabul edilemeyeceği, bu nedenlerle somut uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerektiği kanaatine varıldığından, HMK'nun 114/1-c maddesindeki dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usûlden reddine, Mahkememizin görevsizliğine, Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğuna dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-HMK'nun 114/1-c maddesindeki dava şartı yokluğundan aynı yasanın 115/2 maddesi gereğince davanın usûlden REDDİNE, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Tüketici Mahkemelerinin görevli olduğuna,
2-Karar kesinleştiği tarihten itibaren iki hafta içerisinde Mahkememize başvuru halinde dava dosyasının görevli İstanbul Anadolu Tüketici Mahkemelerine tevzi edilmesi için Tevzi Bürosuna gönderilmesine, karar verilmiştir.
Karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf başvurusunda önceki iddialarını tekrarla birlikte özet olarak; dava konusu haksız eylemin, davalı tarafa ait ticarethanede meydana geldiğinden davada Ticaret Mahkemeleri görevli olduğunu, müvekkili şirket ile davalı arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi mevcut olmayıp, davalı tarafından sözleşme ilişkisi olmaksızın kaçak elektrik kullanımı söz konusu olduğundan borç ilişkisi haksız fiilden kaynaklandığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
Dava, kaçak elektrik kullanımı iddiasına dayalı yapılan tahakkukuna karşı menfi tespit talebine ilişkindir.
İstinafa gelen uyuşmazlık davada tüketici mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/l maddesinde tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem, olarak tanımlanmıştır.
Aynı Kanunun 73. maddesinde ise bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı öngörülmüştür.
Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır.
T.T.K.'nun 14.maddesine göre “bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Yasa'nın 17.maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.
TTK 4/2 maddesinde mutlak ticari davalar sayılmış olup, dava sayılan mutlak ticari davalar kapsamında değildir. Ancak, TTK 4/1 maddesine göre ticari dava sayılması için de, davanın her iki tarafın da tacir olması ve uyuşmazlığın iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olması gereklidir. Taraflardan biri, tacir değil, esnaf niteliğinde ise davayı ticari dava olarak kabul etmek mümkün değildir.
Somut olayda, dava dilekçesine ekli belgelerden dava konusu yerin kamu ve özel hizmet sektörü olduğu belirtilmiş ise de bu hizmetin niteliği belirtilmemiş, mahkemesince de tutanağa konu yerin niteliği araştırılmamıştır. Bunun yanısıra davalının Türk vatandaşı olmadığı ve tacir olamayacağından bahisle karar verilmiş ise de, davalının çalışma izni olup olmadığı, vergi kaydı ile ticaret sicile kayıtlı olup olmadığının araştırılmamıştır.
Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece davalının tacir olup olmadığı araştırılarak esnaf işletmesinde kalıp kalmadığı, vergi kayıtları, vergi matrahları, ticaret sicil ve esnaf oda kayıtları getirerek, hangi usule göre defter tutuğu araştırılarak, Bakanlar Kurulunca çıkartılan esnaf-tacir arası ayrıma dair kararnamedeki gelir sınırı dosyaya alıp, iş yerinin esnaf mı tacir mi olduğu kesin olarak belirlendikten sonra, dava konusu yerin hizmet sektörü olarak niteliğinin belirlenmesinden sonra mahkemenin görevi konusunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli değildir.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, HMK 353/1-a-6 md gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına yukarıda belirtilen şekilde inceleme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine,
Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.02/07/2026