Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, bayilik sözleşmesinin ek teminat talebiyle haksız feshedildiği ve ürün teslimatının durdurulduğu iddiasına dayalı denkleştirme ve kar kaybı alacağı davasının istinaf incelemesini tamamladı.
Özet: Bu hukuki evrak, taraflar arasında akdedilen bayilik-satış-bağlantı sözleşmesinin davalı tarafından tek taraflı feshedilmesi sonucu ortaya çıkan alacak taleplerine ilişkin bir istinaf incelemesidir; davacı, davalının ek teminat mektubu talebini reddetmesi ve ürün teslimatını durdurmasıyla sözleşmeyi haksız feshettiğini, bu durumun denkleştirme tazminatı ve kar kaybı zararına yol açtığını iddia ederken, davalı ise davacının ek teminat sunma yeteneği olmadığını, tüm çeklerin iade edildiğini ve davacının teminatsız vadeli ürün alma kastı olduğunu savunarak davanın reddini talep etmektedir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 22. HUKUK DAİRESİ

T.C.
A N K A R A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ
22. H U K U K D A İ R E S İ
ESAS NO : 2024/813 ( KABUL KALDIRMA)
KARAR NO : 2026/915
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : . ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 21/02/2024
ESAS-KARAR NO : 2018/904 E 2024/143 K
DAVANIN KONUSU : Alacak
KARAR TARİHİ : 22/06/2026
YAZILDIĞI TARİH : 16/07/2026
Taraflar arasında yukarıda bilgileri belirtilen kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 352. maddesi uyarınca, yapılan ön inceleme sonucu, istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği ve eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından inceleme aşamasına geçilmiştir. İncelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
İDDİANIN ÖZETİ
Davacı vekili; taraflar arasında 27.11.2014 tarihinde “Bayilik-Satış-Bağlantı Sözleşmesi” başlıklı tek satıcılık sözleşmesinin akdedildiğini, bu sözleşme ile müvekkilinin ... markalı üst yapı ısı grubu ürünlerinin sözleşme tarihinden itibaren 5 yıl Ankara- Kırıkkale bölgesindeki tek satıcısı olmayı taahhüt ettiğini, ticari ilişki çerçevesinde davalıya ürünlere karşılık çek verildiğini ve bu çekler karşılığında davalıdan ürün alındığını, müvekkilinin kendi bölgesinde 27.11.2014 tarihinden itibaren tek satıcı sıfatıyla mal sattığını, her yıl ana sözleşmeye bağlı alt bağlantı sözleşmeleri yapıldığını ve buna uygun olarak dava dilekçesinde tarihlerini belirttiği üst yapı bağlantı sözleşmelerinin imzalandığını, yapılacak alımların ve bağlantı çeklerinin tamamının davalya verildiğini, üst yapı bağlantı sözleşmeleri kapsamında müvekkilinin ilgili bağlantı sözleşmelerinin tamamını teslim etmiş olduğunu, bu sürecin 2018 Ağustos ayına kadar kesintisiz ilerlediğini, ancak 2018 Ağustos ayında davalının tek taraflı iradesiyle ürün teslimini durdurduğunu, davalıya teslim edilen çekler karşılığında mal teslimatının gerçekleştiğini, 29/04/2018 tarihli üst bağlantı sözleşmesi kapsamında 3.000.000,00-TL bedelli çek verilmesine rağmen müvekkiline hiç mal teslim edilmediğini, taraflar arasında ticari ilişki devam ederken, davalıya, sözleşme gereğince yapılacak alımlara ilişkin verilen çeklerin teslim edilmişken ve içeride bulunan 100.000,00- TL'lik banka teminat mektubuna ek olarak aynı siparişler için ek banka teminat mektubu verilmesi talebinde bulunmuş olduğunu, verilmiş siparişler bakımından çekle ödemesi yapılmış ve diğer ödeme kalemlerine nispeten sonucunda hapis cezası ile temin edilmiş bir ödeme taahhüdü varken davalının, teslim edilen ve henüz teslimatı yapılmayan ürünler için de risk tutarı bildirilmek suretiyle ek teminat mektubu verilmesinin talep etmiş olduğunu, bu teminatın müvekkili tarafından verilmemesi halinde ise ürün sevkiyatının durdurulacağının bildirildiğini, davalının ana sözleşmenin imzalanmasını takiben aldığı 100.000,00-TL'lik teminat haricinde hangi şartlarla ek teminat isteyebileceğinin ne ana sözleşmede ne de bağlantı sözleşmelerinde bulunmadığını, bu durum davalıya bildirmişse de davalının ek teminat sağlanması hususunda ısrarlı davranarak sözleşme ilişkisini sona erdirdiğini, davalı tarafından keşide edilen ihtarnamede; taraflar arasında banka teminatı güvencesi sağlanamadığı için sözleşme ilişkisinin tasfiye edildiğinin açıkça bildirilmiş olduğunu, müvekkilinin belirli bir süre boyunca tek satıcılık sözleşmesinin devam edeceği inancıyla verdiği mal teslim taahhütleri, davalının haksız feshi sebebiyle, üçüncü şahıslar aracılığıyla ifa edilmek zorunda kalındığını, maddi zarar ve ayrıca kar kaybı doğduğunu belirterek müvekkilinin fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 80.000,00-TL denkleştirme tazminatının ve kâr kaybı alacağının işleyecek avans faizi ve yargılama giderleri ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
SAVUNMANIN ÖZETİ
Davalı vekili; davacı firmanın müvekkili firmaya verdiği 100 bin TL'lik teminat mektubunun sözleşme ilişkisinin ilk başladığı tarihte verilmediğini, teminat mektubu tarihinin 14.09.2015 olduğunu, sözleşme ilişkisinin devamı sırasında müvekkilinin sözlü talebine istinaden verilmiş olduğunu, ancak ilave mektubun istendiği tarihte davacının teminat yeteneği olmadığını teminatı veremediğini, davacı yanın teminat verilemeyeceğini bildirmesi üzerine, müvekkili firma nezdindeki (ürünü teslim edilmemiş) tüm çeklerin davacıya teslim/iade edilmiş olduğunu, ticari ilişkinin sona ermesinden sonra da davacının yazılarında ürüne ihtiyacı olduğunu, karşılığında istediği fiyattan ürün satılabileceğinin bildirildiğini, istediği ürünlerin bedelini de ödeyememiş olduğunu, davacı firma kastının teminat ve para vermeden vadeli ürün almak olduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARAR ÖZETİ
Mahkemece; davacının talebi olan kâr kaybının hesaplanabilmesi için davacı tarafından konuya ilişkin belge ve deliller ile hesaplamaya dayanak oluşturacak verilerin ibrazı gerektiği, davacı tarafından üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından söz konusu hesaplamanın yapılabilmesi için zorunlu ve dosyaya sunulması talep edilen somut bilgi ve belgelerin sunulamadığını, davacı yan vekili 04/07/2023 tarihli açıklama dilekçesi dikkate alındığında; davalıdan 6098 sayılı TBK'nın 213/2.m. gözetilerek kâr kaybını talep ettiğini bildirmiş olup davacının fiili zararının tazminine yönelik bir talep kaleminin mevcut olmadığı, HMK 26.m. gereğince mahkeme tarafların talepleri ile bağlı olup talep etmediği bir konuda karar veremeyeceği, davacının dava konusu talebi yoksun kalınan kâra yönelik olup iddia konusu fiil zararının tazminine yönelik bir tazminat kalemi bulunmadığı, bu bilgi ve tespitler ışığında ;dosya kapsamında davacı yanın yoksun kalınan kâr kaybına yönelik olarak bilirkişi raporunda talep edilen bilgi ve belgeleri sunmadığı ve davada fiili zararının tazminini de talep edilmediği gözetildiğinde davasının haklılığını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davacının dava konusu portföy tazminatı talebi yönünden açılan davanın feragat nedeni ile reddine, davacının dava konusu kâr kaybından kaynaklanan maddi zarar talebi yönünden de davanın reddine karar verilmiş hükme karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili; bayilik sözleşmesinin davalı tarafından haksız feshedildiğini sözleşmenin doğası gereği, belirlenmiş fiyatlardan ürün alımı yapma hakkının müvekkilinin elinden alındığını, dava dışı üçüncü şirketlerden mal tedarik ederek TBK m.213 uyarınca, konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınmış ve davacı tarafın uğramış olduğu zararın tespit ettirilmişken, zarar nitelemesinden hareketle davacının talebi mahkeme tarafından hukuka aykırı olarak reddedildiği, müvekkilinin davalıdan satın alacağı mal bedelini daha yüksek bedelle satın alınmak zorunda kalındığını müvekkilinin talebi olan fili zararın aslında kar kaybı olduğunu, mahkemece hatalı nitelendirme ile davanın reddine karar verildiğini belirterek ilk derece mahkeme kararının kaldırılarak talepleri gibi davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
UYUŞMAZLIK KONUSU OLAN HUSUSLAR
Uyuşmazlık; bayilik sözleşmesinin sözleşmede öngörülen süreden önce feshi nedeniyle müspet zararın tazminin talep edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİİRLMESİ VE GEREKÇE
Dava, taraflar arasında imzalanan tek satıcılık (bayilik) sözleşmesinin davalı tarafından tek taraflı olarak haksız yere feshedildiği iddiasına dayalı olarak denkleştirme (portföy) tazminatı ile yoksun kalınan kâr kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK’nin 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle sınırlı, ancak kamu düzenine ilişkin nedenler resen göz önünde tutularak yapılmıştır.
Davacı vekilinin 21/06/2023 tarihli celse ara kararı gereğince sunduğu 04/07/2023 tarihli açıklama dilekçesinde dava konusu diğer talep kalemini açıklayarak davalıdan taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin haksız feshi nedeni ile oluştuğunu ileri sürdüğü TBK 213/2.m. gereğince kâr kaybına ilişkin maddi zararının tazminini talep ettiğini bildirmiştir.
Müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ya da vaktinde ifa edilmemesinden doğan zarardır. Müspet zarar, alacaklının tam ve doğru bir ifaya ilişkin menfaatidir. Müspet zarar, edim, borçlu tarafından tam ve gereği gibi yerine getirilmiş olsaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği durum ile halihazırda gösterdiği durum arasındaki farktır. Müspet zarar; fiili zarar ve yoksun kalınan kar olmak üzere iki kısma ayrılır (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s.2259). Borçlanılan edimin ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının malvarlığının aktif kısmının azalmasına veya pasif kısmının çoğalmasına fiili zarar denir...Yoksun kalınan kar da müspet zararın bir parçasını oluşturur. Borca aykırı davranış olmasaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği artışa yoksun kalınan kar denir. Burada sözleşmenin ihlali malvarlığında meydana gelecek muhtemel bir artışı engellemiş, önlemiştir... Yoksun kalınan kar ya malvarlığının aktif kısmının artmamasından yada pasif kısmının azalmamasından meydana gelir (Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2261, 2262).
Müspet zarar (olumlu zarar) sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden ifa edilmemiş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki fark, menfi zarar ise yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zararlardır. Yani müspet zararın konusunu sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı doğmayacak zararlar oluşturmaktayken, menfi zararın konusunu ise sözleşme hiç yapılmamış olsaydı doğmayacak olan zararlar oluşturmaktadır. Menfi zarar kurulamayan veya geçerli olmayan bir sözleşmeden kaynaklanıyorken, müspet zarar borcun ifa edilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Tarafların sözleşmeyle üstlendiği borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi hâlinde ifa etmeme sonucu meydana gelir. Borcun ifa edilmemesi hâli, somut olayda sözleşme tarihinde yürürlükte olan TBK'nın 112 ilâ 126 ncı maddelerinde düzenlenmiştir.
Buna göre “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür”(TBK md.112).
Türk Borçlar Kanunu’nun 112 nci maddesi kapsamında tazmini istenilen yani sözleşmeden doğan zarar, müspet yahut menfi zarar olabilir.
Müspet zarar kapsamında kâr kaybı, kârdan mahrum kalma karşılığı meydana gelen zarardır ve sözleşmeyi kusuruyla fesheden taraftan istenir. Aslında kâr kaybı açısından kârdan yoksun kalan tarafın mal varlığında kusurlu fesihten önce ve sonra bir değişiklik mevcut olmaz. Burada kârdan yoksun kalan kusurlu fesih yüzünden mal varlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan mahrum kalır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/05/2010 tarihli 2010/14-244 E. 2010/260 K. sayılı ilamı uyarınca; "...İki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre hesaplanan kâr kaybı; sözleşme ifa ile bitseydi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden, yapması gereken tüm zorunlu harcamalar ile sözleşme süresinden önce feshedildiğinden, sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarlarının toplamı indirilerek bulunur. Bu şekilde elde edilecek fark miktara ise net kâr denilir..."
Müspet zarar alacaklının borcunun ifasındaki çıkarının gerçekleşmemesi yüzünden uğradığı zarardır. Yani borç gereği gibi ifası edilse idi alacaklının malvarlığının alacağı durum ile borcun ifa edilmemiş olması nedeniyle oluşan farktır. Menfi zarar ise, hüküm doğurduğuna güvenilen bir sözleşmenin geçersiz olması veya kurulacağına güvenilen bir sözleşmenin kurulmaması yüzünden uğranılan zarardır. Hem müspet hem de menfi zararların bir arada istenilmesi mümkün değildir. Zira müspet zararın tazmini isteyen, borç doğru dürüst ifa edilseydi zarar kapsamında yer alan kayıplara katlanacaktır. Diğer taraftan menfi zararın tazmini isteniyorsa borç hükümsüz sayılıyor demektir ki hüküm ifa etmeyen borcun ifasına ilişkin çıkarın tazmininin istenilmesi ise mümkün değildir. Kuşkusuz kar mahrumiyetinde fiyat farkı müspet zarar kalemindendir.
Davacı taraf; sözleşmenin haksız olarak davalı tarafça feshedildiğini iddia etmektedir. Davalı ise sözleşme ilişkisinin davalının ek teminat vermemesi nedeniyle halı olarak sona erdiğini savunmaktadır. Uyuşmazlık; sözleşme ilişkisinin tarafların ortak iradesi ile mi sona erdiği yoksa davalı tarafından haksız olarak fesih mi edildiği noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda; taraflar arasında 27.11.2014 tarihinde 5 yıl geçerli olmak üzere imzalanmış olan bayilik sözleşmesinin hükümleri gereğince 27.11.2019 tarihinde kendiliğinden sona erecek olmasına rağmen davalının davacıdan ek banka teminat mektubunun verilmesini istediği ek teminatın verilmemesinden bahisle mal sevkiyatını durdurduğu ve sözleşme süresinin sonu olan 26.11.2018 tarihinden bir yıl önce eylemli olarak sona erdirildiği sabit olup öncelikle sözleşmenin davalı tarafından haklı nedenle feshedilip feshedilmediği ve buna bağlı olarak davacının dava konusu kâr kaybı talep edip edemeyeceği hususu çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
Davalı tarafından davacı bayiden banka teminat mektubu vermesi talep edilmiş ve verilmemesi nedeni ile kendisine mal teslimatına sözleşme yürürlükte iken son verilmiş olup; söz konusu uygulamanın sözleşme hükümleri çerçevesinde hukuka aykırı olup sözleşmenin ihlali niteliğindedir. Sözleşmede davacıdan ek teminat talep edilebileceğine ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır.
Davacı yanın ek teminat vermeyi kabul etmediği, teminatın verilmemesi nedeni ile davacının tek taraflı olarak mal sevkiyatını durdurmasının, açıkça sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği ve sözleşmenin davalı tarafından eylemli olarak feshi, haksız fesih olarak kabul edilmiştir.
Dava, sözleşmenin haksız feshi iddiasıyla kar kaybı ve uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak süresinden önce feshedildiği sabit olup, haksız fesih halinde kar mahrumiyeti, yoksun kalınan kar kar ile maddi zarar birlikte talep edilebilir. Sözleşme haksız feshedilmeseydi elde edilecek makul ve ispatlanabilir karın tazmini talep edilebilecektir. Geçmiş satış verileri, siparişler, satış, pazar payı, bilanço ve gelir tabloları gibi delillerle ispatlanması gerekir. Haksız fesih sebebiyle doğrudan ortaya çıkan zararlar talep edilebilir . Dava dilekçesi ve ıslah dilekçesiyle fiili zarar ve yosun kalınan kar ayrı kalemler halinde talep edilmiştir. Bu nedenle zarar kalemleri ayrıştırılarak fiyat farkı ( ikame alım zararı ) davacı sözleşme devam etseydi malları daha düşük bedelle alacağını fesih nedeniyle aynı malları başka tedarikçiden daha yüksek bedelle aldığını iddia ettiğine göre bu fiili zarar müspet zarar niteliğindedir. Mükerrer zarar tazminine yol açmadan fiyat farkı hesaplanarak özellikle önceki yıllardaki satış hacmi, sipariş kayıtları değerlendirilerek tarafların talepleri ve itirazlarını karşılayacak kar kaybının ve ikame alım zararının müspet zarar cümlesinden olduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekir.
Davacının, kâr mahrumiyeti zararı sözleşmenin bakiye süresinin tamamı için değil, makul bir süre için talep edebileceği şeklinde mahkemece gerekçe oluşturulmuş ise de dosya kapsamına göre, taraflar arasında imzalanan 27/11/2014 tarihli ve beş yıl süreli bayilik sözleşmesinin davalı tarafından Büyükçekmece 6.Noterliği ... yevmiye no lu 26/11/2018 tarihli ihtarnamesi ile feshedildiği, fesih tarihi itibariyle sözleşmenin bakiye süresinin bir yıl olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesi bu sürenin ancak makul süre için tazminat talep edilebileceği şeklinde yorumlanmıştır. Ancak mahkemenin sözünü ettiği yargısal içtihatlar, bayilik veren şirketinin bayilik sözleşmesinin sona ermesinden sonra ne kadarlık bir süre içinde yeni bayi bulacağı ve bayilik sözleşmesi akdedebileceği hususu ile ilgili olup sözleşmesi haksız olarak feshedilen bayi ile ilgili değildir. Çünkü sözleşmesi haksız feshedilen bayinin (somut olayda davacının) aynı faaliyet alanında yeni bir bayilik tesis etmesinin her zaman mümkün olduğundan söz edilemez. TBK'nın 114. maddesi uyarınca haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerine de uygulanır. Haksız fiil hükümlerine yapılan bu genel atıf uyarınca aynı Kanun'un 52. maddesi gereğince, zarar gören, zararın artmasını önlemekle yükümlüdür. Yargıtay içtihadında makul süreden söz edilmesinin gerekçesi bu hukuki düzenlemedir.
Hal böyle olunca mahkemece, tüm delillerin toplanıp değerlendirilmesi ve bu kapsamda sonuca gidilmesi gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak verilen kararda isabet bulunmamıştır.
Bu durumda, dava dosyasının kapsamı ile mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri birlikte değerlendirildiğinde; mahkemenin hüküm kurmasını sağlayacak olan tüm esaslı delillerin toplanmamış, mahkemece değerlendirilmemiş olması nedeniyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenlerden ötürü kabulüne, mahkeme kararının 6100 sayılı HMK’nun 353/1-a-6.maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;
Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2018/904Esas, 2024/143Karar ve 21/02/2024 tarihli kararının KALDIRILMASINA,
2-HMK.'nin 353/1-a-6.maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf başvurma harcı dışında alınan istinaf karar ilam harcının istek halinde yatıranlara İADESİNE,
4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından istinaf kanun yoluna başvuran lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
5-Davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,
6-Kararın tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
HMK'nin 362/1-g maddesi gereğince kesin olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu 22/06/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Başkan...
e-imzalıdır
Üye...
e-imzalıdır
Üye...
e-imzalıdır
Katip...
e-imzalıdır
NOT: BU BELGE ELEKTRONİK İMZA İLE İMZALANMIŞ OLUP, AYRICA FİZİKİ OLARAK İMZALANMAYACAKTIR.
"5070 sayılı Kanun m. 5 ve 6098 sayılı TBK m. 15. uyarınca elektronik imza ile oluşturulan belgeler elle atılan fiziki imza ile aynı sonucu doğurur."