Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin ticari satımdan kaynaklanan munzam zarar davasında enflasyon ve yüksek faizin tek başına somut zarar kanıtı sayılmadığı kararı.
Özet: Davacı, kesinleşmiş bir karar uyarınca davalıdan alacağı olan anapara miktarından dokuz yıla yakın süre mahrum kalması nedeniyle, bu süreçte yaşanan yüksek enflasyon ve finansman maliyetlerindeki artış gibi ekonomik koşulların sebep olduğu zararın ticari faizle karşılanamayacağını belirterek munzam zarar talebinde bulunmuş; ancak mahkeme, Türk Borçlar Kanununun 122. maddesi uyarınca munzam zararın talep edilebilmesi için alacaklının somut ve açık bir biçimde zararını ispatlaması gerektiğini, sadece genel ekonomik koşullardaki olumsuzluklar, enflasyon ve paranın satın alma gücündeki azalmanın tek başına zarar olgusunun kanıtı olmadığını ve davacıyı somut ispat yükümlülüğünden kurtarmadığını vurgulayarak davanın bu gerekçelerle değerlendirildiğini belirtmiştir.

T.C.

ANTALYA
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/171 Esas
KARAR NO : 2026/651
DAVA : Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 19/02/2026
KARAR TARİHİ : 01/07/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili mahkememize verdiği dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında uzun yıllara dayalı ticari ilişki mevcut olduğunu, davalıya yapılan ödemelerin fazla olduğu hususu yargılama konusu yapıldığını, Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin .../... E. – .../... K. sayılı ve ... tarihli ilamı ile; "...Davacının ... TL fazla ödeme yaptığı, Bu tutarın ... tarihinden itibaren ticari faiziyle tahsiline,..." karar verilmiş olduğunu, anılan kararın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi’nin ... tarih, .../... E. – .../... K. sayılı ilamı ile HMK 353/1-b-1 uyarınca esastan reddedilmiş ve kesinleşmiş olduğunu, bu suretle davalının haksızlığı, temerrüt tarihi (...), davacının alacaklı olduğu hususu, kesin hükümle sabit hale geldiğini, somut olayda davacı müvekkili ... tarihinden itibaren hak ettiği meblağa kavuşamadığını, yaklaşık dokuz yıla yakın süre boyunca sermayesinden mahrum kaldığını, bu süre zarfında ülke ekonomisinde yüksek enflasyon, ticari kredi faiz oranlarında ciddi artış, finansman maliyetlerinde olağanüstü yükseliş yaşandığını, ticari işletme niteliğindeki davacı müvekkil açısından, tahsil edilemeyen ... TL’nin işletme sermayesi içinde kullanılması mümkün olabilecekken, davalının haksız ve dirençli tutumu nedeniyle bu imkân ortadan kalktığını belirterek davalının kendi kusuru ile müvekkilini zarara uğrattığı kabul edilerek müvekkilinin zararının ticari faizle karşılanamayacağının kabulü ile HMK m. 107 gereği belirsiz alacak olarak şimdilik ... TL' nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle munzam zarara hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiş, bu talebini duruşmada tekrarlamıştır.
Davalıya usulüne uygun tebligat yapılmış olup, davalı taraf cevap dilekçesi ibraz etmemiştir.
DELİLLER VE GEREKÇE :
Davacı vekili tarafından arabuluculuk anlaşamama tutanağını dosyaya delil olarak ibraz etmiş, mahkememizce ... Asliye Ticaret Mahkemesine yazılan müzekkereye cevap verilmiştir.
Dava, munzam zararın tahsiline ilişkin alacak davasıdır.
Dava dilekçesi özünde; davacı tarafından talep edilen aşkın (munzam) zararın dayanağı olarak ileri sürülen iddia, geç ödeme nedeniyle kendisince, bizzat ve somut olarak uğranılan zarar iddiasından ziyade ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücündeki meydana gelen azalmanın aşkın (munzam) zararı oluşturduğu yönündedir. Başka bir anlatımla davacı tarafından, ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda mevcut olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Açılan davada sadece, ekonomik koşullardaki olumsuzluklardan hareketle davacının durumunda olan bir bireyin elindeki varlığını koruma amacıyla belirli yatırımlara yönlendireceğine dair faraziyeye dayalı olarak aşkın (munzam) zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür.
Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.
Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemez. Zira ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz.
Hâl böyle olunca, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Burada kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak dava dilekçesinde davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülmemiştir. Davacı tarafından kendi durumuna özgü şekilde somut olarak iddia ve ispat edilememiş olması nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekmiştir.(emsal karar için bkz; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/11-938 E. 2022/401 sayılı ve 29/03/2022 tarihli kararı)
HÜKÜM: Neden ve kanıtları yukarıda açıklandığı üzere,
1-Davanın REDDİNE,
2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına, arta kalanın karar kesinleştiğinde iadesine,
4-Arabuluculuğa ilişkin dava şartı nedeniyle Adalet Bakanlığı Bütçesinden ödenen ... TL yargılama giderinin 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/a-13 maddesi gereğince davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi'nde ilgili Hukuk Dairesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 01/07/2026
Katip ...
¸e-imzalıdır
Hakim ...
¸e-imzalıdır