İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin tescilli markaya bir harf değiştirerek tecavüz ve haksız rekabet iddiasıyla açılan maddi manevi tazminat davasının istinaf kararı.
Özet: Bu hukuki evrak, "..." ve "...+şekil" tescilli markalarının sahibi davacının, kişisel bakım ve temizlik ürünleri sektöründe faaliyet gösteren davalının "..." şeklindeki benzer markayı aynı yazı karakteri ve görselle kullanarak marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturduğunu, tüketicilerde iltibas tehlikesi yarattığını iddia ederek tecavüzün tespiti, önlenmesi, durdurulması, ürünlere el konulması ve 1.354.663,25 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminat talep ettiği, davalının ise kendi markasının "..." olduğunu ve davacı markasıyla ayırt edici farklılıklar bulunduğunu savunarak davanın reddini istediği bir hukuki ihtilafı konu almaktadır.

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİT Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IDOSYA NO:2025/155 EsasKARAR NO:2026/762 KararİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİTARİHİ:10/09/2024NUMARASI:2023/201 E. - 2024/147 K.ASIL VE BİRLEŞEN (2020/215 E.)SAYILI DOSYADA ASIL DAVA:Markaya Tecavüz ve Haksız Rekabetin Tespiti, Önlenmesi, DurdurulmasıDAVA TARİHİ:09/06/2020BİRLEŞEN DAVA:Maddi ve Manevi Tazminat İstemiDAVA TARİHİ:25/08/2020KARAR TARİHİ:13/05/2026İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; "..."markasının TPMK nezdinde düz yazı olarak ... tescil numarasıyla, "...+ŞEKİL" görsel ve logosunun da ... tescil numarasıyla müvekkili adına tescilli olduğunu, müvekkilinin faaliyet alanının kişisel bakım ve temizlik ürünleri olduğunu, müvekkilinin markasının bu sektörde tanınarak ayırt edici hale geldiğini, müvekkilinin ürünlerinin satışının yapıldığı noktalarda tüketicilerden gelen bildirim ve şikayetler üzerine yapılan araştırmada, davalı şirketin müvekkilinin tescilli "..." markasını ve görsel tescili taklit ettiğinin, bir harf değiştirilerek markayı "..." olarak aynı yazı karakterlerinde kullandığının, ayırt edilemeyecek derecede benzer ve iltibas tehlikesi oluşturacak şekilde aynı sektör ve ürünlerde kullandığının tespit edildiğini, müvekkili tarafından davalıya noter aracılığıyla ihtarname keşide edildiğini, ancak herhangi bir cevap alınamadığını, bunun üzerine işbu davaya delil teşkil etmek amacıyla tecavüze konu ürünlerin üretiminin yapıldığı yer olan Gaziantep ilinde, Gaziantep 3.Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davalının fabrikasında delil tespiti yapıldığını, davalının müvekkilinin markasının bilinirliğinden yararlanma gayesi güttüğünü, davalının tüm bu eylemlerinin müvekkilinin tescilli markasından doğan haklarını ihlal ettiğini iddia ederek, markaya tecavüz ve haksız rekabet fiillerinin tespitini, önlenmesini, durdurulmasını, müvekkiline ait markaya tecavüz oluşturan ürünler ile bunların üretiminde münhasıran kullanılan cihaz, makine gibi araçlara, markayı taşıyan kartvizit, fatura, tabela vb.her türlü baskılı görsel materyale el konulmasını, el konulan ürünlerin ve araçların üzerinde bulunan markaların silinmesini, aksi halde imhasını ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir. CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin asli markasının "..." olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır bu marka üzerinden birçok ürün ürettiğini ve bu ürünleri piyasaya sürdüğünü, müvekkilinin belli bir saygınlığın ve tanınmışlığının olduğunu, bunun üzerine asıl markası "..." ile birçok dezenfektan ürün markalarında kullanılan "..." ibaresini birleştirdiğini ve ortaya "..." markasının çıktığını, dünyada bunun gibi birçok örnek olduğunu, müvekkilinin somut olayda "..." ibaresinin kullanılmasında haklı sebeplerinin mevcut olduğunu, müvekkilinin markası ile davacı markası arasında şişe şekil farkı ve logo üzerinde kılıç, yazı karakterleri ve sair şekilde farklılıklar mevcut olduğunu, davacının iddialarının asılsız olduğunu savunarak, müvekkili aleyhine açılan davanın reddini talep etmiştir.BİRLEŞEN DAVA:Mahkemenin birleşen 2020/215 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." markasının TPE nezdinde ..., ... tescil numarası ile tescil ettirildiğini, kişisel bakım ve temizlik ürünlerin satışını yaptığını, davalı şirketin müvekkilinin tescilli "..." markasını ve görsel tescilini taklit ettiğini, bir harf değiştirerek markayı "..." olarak aynı yazı karakterinde kullandığı gibi, bununla yetinmeyerek daha da önemlisi, tescilsiz bir biçimde müvekkilinin marka ve ürün üzerinde kullandığı logo görselini tüketici nezdinde ayırt edilemeyecek derecede benzer ve iltibas tehlikesi oluşturacak şekilde aynı sektör ve ürünlerde kullandığının tespit edildiğini iddia ederek, öncelikle aralarında bağlantı bulunması nedeni ile davanın mahkemenin 2020/128 Esas sayılı davasıyla birleştirilmesine, devamında müvekkili adına tescilli olan "..." ve "...+şekil" markasına tecavüz ve haksız kullanım nedeniyle müvekkilinin maruz kaldığı zararlar yönünden 6769 sayılı Kanun'un 150. ve 151. maddeleri gereğince 50.000,00 TL manevi tazminat ile sonradan artırılmak kaydıyla dava tarihinden itibaren ticari reeskont faizi ile birlikte şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. ISLAH:Davacı vekili 27/04/2021 tarihli dilekçesi ile, birleşen dosyadaki talebi olan 10.000,00 TL maddi tazminat talebini ıslah ederek, 1.354.663,25 TL maddi tazminat talep etmiş, eksik harcını yatırmıştır.MAHKEMENİN İLK KARARI:Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 08/07/2021 tarihli 2020/128 E. - 2021/165 K. sayılı kararıyla; "...Tüm dosya kapsamı deliller birlikte değerlendirildiğinde; ... tescil numaralı "..." esas unsurlu marka nedeniyle davacının önceki tarihli hak sahibi olduğu, davalı adına ... tescil nolu "..." esas unsurlu düz yazı şeklindeki sonraki tarihli marka mevcut ise de , SMK 155. maddesi de gözetildiğinde davacı markasından sadece bir harfinin değiştirilerek ve ayrıca davacı markalarına yakınlaştırarak iltibasa sebebiyet verecek derecede benzer şekilde aynı emtia sınıfında kullanılması, ticari faaliyette bulunup, ürün satış pazarlaması vs. yapılması şeklindeki davalı eylemi SMK 29. maddesi anlamında davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve aynı zamanda TTK 54 ve devamı maddeleri anlamında haksız rekabet teşkil ettiğinden asıl dosya yönünden davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir. Birleşen mahkememizin 2020/215 esas sayılı dosyasında yapılan değerlendirmede; davalının yukarıda değinilen eylemi davacının markadan doğan haklarına ihlal ve haksız rekabet teşkil ettiğinden, davacının SMK 150 ve 151. maddeleri uyarınca tazminat istemesi mümkündür. Davacı maddi tazminat seçeneğini SMK 151/2-b bendine göre sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç yönünden kullanmıştır. Talimatla alınan bilirkişi raporunda davalının "..." markalı ürünler nedeniyle elde ettiği net kazanç tutarının 1.354.663,23 TL olduğu belirtilmiştir. SMK'nun 151/3 maddesi uyarınca yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur. Bu itibarla net kazancın tamamının marka kaynaklı olduğunun ve tamamının marka sahibine ödenmesi yasanın amacına ve tazminatın karşılığının gerçek zarar olması ilkesine uygun düşmeyecektir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51 maddesinde "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını gözönüne alarak belirler." Aynı kanunun 52. Maddesinde "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir."hükmü yer almaktadır. Bu noktada esas olan davaya konu üründen elde edilen karın ne kadarının marka sayesinde gerçekleştiğinin tespitidir. Dosya kapsamında incelenen süreçler,dava konusu markanın bilinirlik düzeyinin az oluşu, piyasadaki rekabet koşulları dikkate alındığında, elde edilen karın ne kadarının marka sayesinde olduğunun tespiti mümkün değildir. Ayrıca, elde edilen kazancın tamamının davacıya ödenmesi TBK 52. maddesi anlamında davalının ekonomik olarak mahvına sebep olacağından, davacı yararına 100.000,00 TL maddi tazminat takdir edilmiştir.Davalının yukarıda değinilen eylemleri aynı zamanda davacının markadan doğan manevi haklarını da ihlal ettiğinden, ihlalin niteliği, süresi, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacı gözetilerek davacı yararına 25.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmiştir. Bu itibarla; A-ESAS DOSYA YÖNÜNDEN:-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu ... ve ... tescil nolu markalardan bir harfin değiştirilmek ve benzer görsellerle "..." ibaresi ile aynı emtia gruplarında ürün imal edip, satışa arz etme şeklindeki eyleminin davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, tecavüz teşkil eden ürün ambalajları, şişe, kutu ve saire ile markayı taşıyan kartvizit, tabela ve her türlü görsel materyale el konularak markaların silinmesi mümkün ise silinmesine, mümkün değil ise bunların imhasına,-Karar kesinleştiğinde masrafı davalıdan alınarak hüküm özetinin Türkiye genelinde yayınlanan trajı en yüksek gazetelerinden birinde ilanına,-Bu dosyada tazminat talepleri yönünden karar verilmesine yer olmadığına,B-BİRLEŞEN MAHKEMEMİZİN 2020/215 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN:-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, toplam 100.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,-Fazlaya dair talebin REDDİNE..." karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf isteminde bulunduğu görülmüştür.İSTİNAF KARARI:Dairemizin 22/09/2023 tarihli 2021/1740 E. - 2023/1267K.sayılı kararıyla; "...Tarafların birleşen davada hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarına ilişkin istinaf nedenleriyle ilgili yapılan incelemede; birleşen davanın 25/08/2020 tarihinde açılmış olması nedeniyle bu tarihe kadar olan süre için maddi tazminat talep edilebileceği, buna rağmen bilirkişi raporunda 25/08/2020 tarihinden geriye doğru üç yıllık hesaplama yapıldığı belirtilmesine rağmen, 2020 yılı için birleşen dava tarihinden sonraki dönemdeki satışları ayrıştırılmadan hesaplama yapılmış olduğu, Mahkemece yanlış yapılan bu hesaplamaya göre maddi ve manevi tazminatın takdir edildiği anlaşılmakla, taraf vekillerinin birleşen davada hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarına ilişkin istinaf taleplerinin kabulüne, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, talimatla alınan bilirkişi raporunda tespit edilen satış tutarlarına göre 2020 yılı için yalnızca 01/01/2020-25/08/2020 tarihleri arasındaki dönem için hesaplama yapılması konusunda önceki mali bilirkişiden ek rapor veya yeni bir mali bilirkişiden yeniden rapor alınarak maddi ve manevi tazminatın buna göre takdir edilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine, taraf vekillerinin diğer istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Asıl davayla ilgili davalının istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 2-Davalı vekilinin birleşen davada hükmedilen vekalet ücretiyle ilgili istinaf talebinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3-Birleşen davayla ilgili taraf vekillerinin diğer istinaf taleplerinin HMK’nun 353/1-a-6. maddesi uyarınca KABULÜNE, Bakırköy 1. FSHHM’nin 08/07/2021 tarihli, 2020/128 Esas, 2021/165 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 4-Yukarıda gerekçede belirtildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirildikten sonra bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine İADESİNE... " karar verilmiştir. KALDIRMA SONRASI MAHKEME KARARI: Bakırköy 1.FSHHM'nin 10/09/2024 tarihli 2023/201 E. - 2024/147 K. sayılı kararı ile; "...Asıl dosya yönünden tüm dosya kapsamı deliller, TPMK kayıtları, aldırılan bilirkişi raporları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı birlikte değerlendirildiğinde; ... tescil numaralı "..." esas unsurlu marka nedeniyle davacının önceki tarihli hak sahibi olduğu, davalı adına ... tescil nolu "..." esas unsurlu düz yazı şeklindeki sonraki tarihli marka mevcut ise de , SMK 155 maddesi de gözetildiğinde davacı markasından sadece bir harfinin değiştirilerek ve ayrıca davacı markalarına yakınlaştırarak iltibasa sebebiyet verecek derecede benzer şekilde aynı emtia sınıfında kullanılması, ticari faaliyette bulunup, ürün satış pazarlaması vs. yapılması şeklindeki davalı eylemi SMK 29 maddesi anlamında davacının markadan doğan haklarına tecavüz ve aynı zamanda TTK 54 ve devamı maddeleri anlamında haksız rekabet teşkil ettiğinden asıl dosya yönünden davacının davasının kabulüne karar vermek gerekmiştir.Birleşen mahkememizin 2020/215 esas sayılı dosyasında yapılan değerlendirmede; davalının yukarıda değinilen eylemi davacının markadan doğan haklarına ihlal ve haksız rekabet teşkil ettiğinden, davacının SMK 150 ve 151 maddeleri uyarınca tazminat istemesi mümkündür. Davacı maddi tazminat seçeneğini SMK 151/2-b bendine göre sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç yönünden kullanmıştır. Talimatla alınan son bilirkişi ek raporunda davalının "..." markalı ürünler nedeniyle elde ettiği net kazanç tutarının 940.966,71 TL olduğu belirtilmiştir. SMK'nun 151/3 maddesi uyarınca yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur. Bu itibarla net kazancın tamamının marka kaynaklı olduğunun ve tamamının marka sahibine ödenmesi yasanın amacına ve tazminatın karşılığının gerçek zarar olması ilkesine uygun düşmeyecektir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 51 maddesinde "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını gözönüne alarak belirler." Aynı kanunun 52. Maddesinde "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir."hükmü yer almaktadır. Bu noktada esas olan davaya konu üründen elde edilen karın ne kadarının marka sayesinde gerçekleştiğinin tespitidir. Dosya kapsamında incelenen süreçler, dava konusu markanın bilinirlik düzeyinin az oluşu, piyasadaki rekabet koşulları dikkate alındığında, elde edilen kazancın ne kadarının marka sayesinde olduğunun tespiti mümkün değildir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nin 2021/813 Esas - 2021/1057 Karar sayılı kararı ve bu kararı onayan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/8690 Esas - 2022/9576 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır. Bu itibarla yukarıda değinilen açıklamalar ışığında en son tanzim olunan ek raporda tespit edilen 940.966,71 TL net kazançtan %50'si olan 470.483,35 TL tazminat yönünden davanın kabulü gerekmiştir. Davalının yukarıda değinilen eylemleri aynı zamanda davacının markadan doğan manevi haklarını da ihlal ettiğinden, ihlalin niteliği, süresi, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacı gözetilerek ayrıca arada geçen zaman içinde ülkedeki yüksek enflasyon da gözetilerek önceki kararı sadece davacının istinaf etmiş olması karşısında bu kez davacı yararına 50.000,00 TL manevi tazminat takdir edilmiştir. Bu itibarla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;A-)ASIL DOSYA YÖNÜNDEN;1-Davacının davasının KABULÜNE, davalının davacı adına tescilli "..." esas unsurlu ... ve ... tescil nolu markalardan bir harfin değiştirilmek ve benzer görsellerle "..." ibaresi ile aynı emtia gruplarında ürün imal edip, satışa arz etme şeklindeki eyleminin davacının marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, tecavüz teşkil eden ürün ambalajları, şişe, kutu ve saire ile markayı taşıyan kartvizit, tabela ve her türlü görsel materyale el konularak markaların silinmesi mümkün ise silinmesine, mümkün değil ise bunların imhasına,2-Bu dosyada tazminata yönelik talepler tefrik edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, B-)BİRLEŞEN MAHKEMEMİZİN 2020/215 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN;1-Davacının davasının KISMEN KABULÜNE, 470.483,35 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya dair maddi tazminat talebinin reddine,2-Takdiren 50.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." karar verildiği görülmüştür. İSTİNAF İSTEMLERİ:Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin süresinde ibraz ettiği istinaf dilekçesinde; asıl dava yününden; müvekkili firmanın "..." ibaresini kullanmasında haklı nedenleri bulunduğunu, müvekkil şirketin aslı 2009 yılında tescil edilen "..." markasının bulunduğunu, yıllardır bu marka üzerinden birçok ürün üretip sattıklarını, müvekkilinin asıl markası "..." ibaresi ile birçok dezenfektan ürün markalarında kullanılan "..." ibaresini birleştirerek "..." markasını oluşturduğunu, davacı tarafın markası ile müvekkili şirketin markası arasında diğer birçok dezenfektan markasındaki "..." ibaresi dışında herhangi bir benzerlik bulunmadığını, iki marka arasında, şişe şeklinin ve logo üzerinde kılıç, yazı karakterleri vs. gibi farklılıklar bulunduğunu, markaların bütünlüğü ilkesi gereğince de, ortalama zeka düzeyine sahip tüketici tarafından bu iki ürünün karıştırılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin belli bir tanınmışlığa ulaştığını, davacı ile davalı tarafın satış yaptıkları yerlerin farklı ve uzak olduklarını, SMK’nın marka tescilinde nispi ret nedenleri başlıklı 6. maddesi hükümleri gereğince, müvekkili şirketin kullandığı markanın hiçbir şekilde davacı tarafa zarar vermediğini, müvekkilinin "..." ibareli markasının ... tescil numarası ile tescil ettirildiğini, Yargıtay İçtihatlarında da sabit olduğu üzere tescilli bir markanın kullanımının tecavüz teşkil etmeyeceğini belirterek, asıl davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen dava yönünden; müvekkilinin kullandığı marka ile davacının markası benzer olmadıklarından herhangi bir haksız fiilden yahut zarar bulunmadığını, müvekkil şirketin, karşı tarafı zarara uğratma kastının ve somut olayda hiçbir kusurunun da bulunmadığını, her iki marka arasında tescil tarihlerine bakıldığı zaman tescil tarihlerinin birbirine yakın olduğunu, bu kısa süre içinde davacının tanınmış marka sıfatını kazanması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, marka haklarının tecavüz edildiği ve haksız rekabetin oluştuğu yöndeki iddiaları kabul etmemekle birlikte, davacının tanınmışlığının az olması bile tazminat şartlarının oluşmadığını gösterdiğini, davacının maddi bir zararının bulunmadığını, davacının müvekkilin müşteri potansiyelini oluşturmada ya da arttırmada olumlu bir katkısının hiçbir şekilde olmadığını, aynı zamanda, 23.03.2021 tarihli bilirkişi raporunun hakkaniyete ve hukuka aykırı bir inceleme yaptığını, işbu bilirkişi raporunun dikkate alınmaması ve tekrar bir rapor alınması gerekirken, mezkur rapor verilerine göre tazminata hükmedilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, mezkur raporda mali açıdan dava konusu olmayan bir kısım markasal kullanımların da dava konusu gibi kabul ederek tazminat hesabına eklendiğini, dava konusu edilemeyen, müvekkilinin "..." markası ile birlikte kullandığı "... ..." markalı ürün satışlarının da tazminat hesabına dahil edildiğini, müvekkilinin işyerinde yapılan delil tespitinde iki kalem ürün bulunduğunu, birisinin el dezenfektanı, diğerinin ise antibakteriyal sıvı sabun olduğunu, başkaca bir marka kullanımına rastlanmadığını, müvekkilinin bu ürünler üzerinde kullandığı logonun sadece davacının markasındaki logoya benzer logo olmadığını, aynı ürün grubunda farklı logolar kullandığını ve halen de kullanmaya devam ettiğini, bu durumda müvekkilinin hangi ürünlerinin davaya konu olduğunun da tespiti gerektiğini, müvekkili aleyhine tazminata hükmedilmemesi gerektiğini, hükmedilecek tazminat miktarlarının da hakkaniyete uygun olması gerektiğini, tazminat hesabı yapılırken işletme giderlerinin tüm satışlar dikkate alınarak oransal olarak dava konusu yapılan ürünlerin karşılığından düşülmesi gerektiğini, bu kapsamda bir saptama yapılmadığını, bu hali ile bilirkişi raporunun gerçek durumu yansıtmadığını, raporun hükme esas alınamayacağını, maddi tazminata hükmedilmemesi gerektiğini, hükmedilen maddi tazminatın çok yüksek olduğunu, maliyet giderleri düşülmeden, salt satışlar baz alınarak yapılan tazminat hesabının hatalı olduğunu, söz konusu dava da manevi tazminat koşullarının da oluşmadığını, yerel mahkemenin vermiş olduğu manevi tazminat miktarının oldukça yüksek olup, zenginleştirme teşkil ettirdiğini, yerel Mahkemenin kısmen kabul, kısmen red yönündeki kararını kabul etmemekle birlikte, taraflarına hükmetmiş olduğu vekalet ücretlerinin de hatalı olduğunu, davacı tarafın 27.04.2021 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat talebini arttırarak 1.354.663,25 TL' ye arttırdığını, yerel mahkemenin davacının bu taleplerinin 470.483,35 TL' si kadarını kabul edip, geri kalan kısmı reddettiğini, müvekkili lehine hükmedilecek vekalet ücretinin, davada reddedilen miktar üzerinden hesaplanması gerektiğini belirterek, istinaf taleplerinin kabulüne, usul ve kanuna aykırı mahkeme kararının müvekkili aleyhine kabul edilen kısım yönünden kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Asıl ve birleşen davada davacı vekili süresinde sunduğu katılma yoluyla istinaf dilekçesinde; Mahkemenin birleşen 2020/215 Esas sayılı davada verdiği kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, maddi tazminat taleplerinin SMK’nun 151/2-b maddesi uyarınca değerlendirilmesi gerekirken, TBK kapsamında değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığını, gerçek zararın tespit edilememesi dışında hakimin TBK maddelerine göre tazminata hükmedemeyeceğini, SMK’da markanın kazanca etkisinin dikkate alınacağına adir bir hüküm bulunmadığını, Mahkemece hatalı karar verildiğini, yapılan bilirkişi incelemesi ile davalının hesaplama yapılan dönemdeki tüm kapsamını markaya tecavüz teşkil eden "..." markalı ürünlerin satışından elde ettiğinin tespit edildiğini, ayrıca Mahkemenin hesaplanan maddi tazminattan %50 oranında indirim yaptığını, ancak bu %50 oranını neye göre ve neden belirlendiğinin somut gerekçeyle açıklanmadığını, davalının basiretli bir tacir olarak haksız rekabet hükümleri konusunda bilgi sahibi olması gerektiğini, ancak davalının bile isteye müvekkilinin markasına tecavüz ettiğini, olayda hafif kusurlu kabul edilemeyeceğini, tecavüzün dezenfektanlara fazlasıyla ihtiyaç duyulan pandemi döneminde gerçekleştiğini, bu nedenle de hafif kusurlu kabul edilemeyeceğini, Hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğunu, davalının müvekkilinin markasına tecavüz teşkil eden fiilleri nedeniyle, davalının ticaret yaptığı kişilerin/firmaların, müvekkili ve markası hakkında müvekkilinin amaçlamadığı bir izlenim edindiği ve bu durumdan müvekkilinin imaj ve prestijinin zarara uğradığının sabit olduğunu, tecavüzün pandemi döneminde gerçekleştiği dikkate alınmaksızın hüküm kurulduğunu, manevi tazminat miktarının tayininde, bu tazminatın bir zenginleşme aracı olması ve hukuka aykırı eylemin yapılmasını istenir hale getirecek aşırı miktarlarda olması kabul edilmemekte ise de, zarara uğrayanda manevi huzuru sağlayacak oranda, tecavüzü yapanda da caydırıcı bir etki bırakacak miktarlarda olmasına özen gösterilmesi gerektiğini, yerel mahkemece takdir edilen manevi tazminatın müvekkilinin manevi kaybını karşılamayacağını belirterek,yerel mahkemenin birleşen 2020/215 Esas sayılı dava yönünden maddi ve manevi tazminata ilişkin kısmen ret kararına ilişkin istinaf başvurularının kabulü ile kararın bu yönden kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak bilirkişi raporu ve talepleri doğrultusunda davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.DELİLLER:Davacıya ait marka tescil kayıtları incelendiğinde; 25/04/2013 tarihinden itibaren koruma sağlayacak şekilde ... tescil numaralı "..." markasının 03 ve 05. sınıflarda, 19/01/2017 tarihinden itibaren koruma sağlayacak şekilde ... tescil numaralı "...+Şekil" markasının 03, 05, 16 ve 21. sınıflarda davacı-birleşen davacı adına tescil edildikleri görülmüştür.Davalı-birleşen davalıya ait marka tescil kaydı incelendiğinde; 24/05/2016 tarihinden itibaren koruma sağlayacak şekilde ... tescil numaralı "..." markasının 03 ve 05. sınıflarda tescilli olduğu, davalının bu dava açıldıktan sonra 12/06/2020 tarihinde "...+Şekil" markasının tescili için ... tescil başvuru numarası ile marka tescil başvurusunda bulunduğu, markaya itiraz edildiği, halen işlemlerinin devam ettiği anlaşılmıştır. Gaziantep 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2020/14 D.İş sayılı dosyası incelendiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine marka haklarına tecavüz edildiği iddiasıyla delil tespiti yapılmasının talep edildiği, bu dosyada alınan bilirkişi raporunda sonuç olarak, tespit isteyene ait TPMK nezdinde ..., ... ve ... numaralı "..." esas unsurlu markalarının olduğu, markalarda asli unsur olarak "..." ibaresinin geçtiği, aleyhine tespit istenilene ait ... numaralı "..." markasının 24/05/2016 tarihinde başvurusunun yapılmış olduğu 16/06/2017 tarihinde tescillenmiş olduğu, aleyhine tespit istenen tarafın fiili kullanımlarının hangi tarihten bu yana olduğuna dair dosyada bilgi, belge olmadığı, aleyhine tespit istenen ve sosyal medya hesabındaki paylaşımlarında kullanılmış olduğu ve de 12/05/2020 tarihinde tespit mahallinde elde edilen dezenfektan yüzey temizleyicisi ürünler üzerinde "..." ibaresi düz yazı tescili olmasına rağmen "..." ibaresinin mavi renkteki harflerin kenarına beyaz gölgelendirme yapılmış olduğu, bu şekildeki kullanım dikkate alındığında tespit isteyen taraf ...'ya ait TPMK nezdinde tescilli ... sayı ile tescilli "..." esas unsurlu markaları açısından tescilli olduğu sınıflarda dikkate alındığında, ortalama bilinç seviyesine sahip tüketici nezdinde bütünsel algılamada benzer olduğu, iltibasa yol açabileceğine dair görüş bildirildiği tespit edilmiştir.İlk derece mahkemesince Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesi'ne talimat yazılarak, marka vekili ..., kimya mühendisi ... ve mali müşavir ...'den oluşan bilirkişi heyetinden alınan 23/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda; talimat mahkemesince yaptırılan bilirkişi raporunda sonuç olarak, davalının marka kullanımının kendi tescili kapsamında olmayıp, markanın davacının marka tesciline yakınlaştırma suretiyle kullanıldığı, davalı firma tarafından dava dosyası içerisine sunulan 2019 ve 2019 yılları Kurumlar Vergisi Beyannameleri ile 30/09/2020 üçüncü dönem Geçici Vergi Beyannameleri üzerinden brüt satış karlılığı üzerinden yapılan inceleme ve hesaplamalar göre, davalı firmanın "..." marka ürün satışından kaynaklı olarak 1.354.663,23 TL karlılığı bulunduğu belirtilmiştir.Dairemiz kaldırma kararı sonrası ilk derece mahkemesince marka vekili ..., kimya mühendisi ... ve mali müşavir ...'den oluşan bilirkişi heyetinden alınan 07/06/2024 tarihi ek raporda; dava tarihi olan 25/08/2020 tarihine kadar olan dönemde davalının genel giderler hariç olmak üzere satış yaparak elde ettiği kazancın 940.966,71 TL olduğu belirtilmiştir. G E R E K Ç E:Asıl dava, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, birleşen dava ise marka hakkına tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiş, karara karşı her iki davada davalı vekili ile birleşen davada davacı vekili tarafından katılma yoluyla istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya incelendiğinde; davalı tarafından fiilen kullanılan "...+Şekil" markasının, davacı adına tescilli ... tescil numaralı "..." markası ve ... tescil numaralı "...+Şekil" markası ile görsel olarak iltibasa neden olacak derecede benzer oldukları, her iki markada yalnızca bir harfin farklı olduğu, bu harf farklılığının telaffuza etki etmemesi nedeniyle markaların işitsel olarak da benzer oldukları, her iki tarafın markasını oluşturan kelimelerin Türkçede bir anlamı bulunmadığı, markaların temizlik ve hijyen maddeleri, dezenfektanlar için tecsilli oldukları, markaların hitap ettiği ortalama tüketici kitlesinin markaları karıştırma ihtimalinin mevcut olduğu, davalı tarafın davacıdan daha sonra tescil ettirdiği ... tescil numaralı "..." markasının SMK’nun 155/1. maddesi uyarınca bu davada savunma nedeni yapılamayacağı, davalının düzyazı şeklinde tecsil edilen "..." markasını, davacının ... tescil numaralı markasının şekil unsurunda yer alan mavi ve yeşil renk ve kalkan işareti unsurları ile davacı adına tescilli markaya yaklaştırarak kullandığının denetime uygun her iki bilirkişi raporu ile de tespit edildiği, "..." ibaresinin dezenfektan maddelerinde kullanılan genel bir ibare olduğu ve bu amaçla kullanıldığına dair davalı tarafın savunmasına itibar edilemeyeceği, davalının marka kullanımlarının davacı adına tescilli markalara tecavüz teşkil ettiği anlaşılmakla, davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Her ne kadar mahkemece davalının davacıya ait marka ile iltibasa neden olacak derecede benzer marka kullanmasının aynı zamanda haksız rekabet teşkil ettiğine karar verilmişse de, marka hakları özel kanun olan SMK ile koruma altına alındığından, kümülatif olarak TTK’da düzenlenen haksız rekabet hükümleri ile de korunması mümkün değildir. Ancak, bu konuda davalı tarafça istinaf talebinde bulunulmadığından, bu hususa değinilmekle yetinilmiştir.Birleşen davayla ilgili davalı vekilinin istinaf talepleri incelendiğinde; davalının davacıya ait marka ile iltibasa neden olacak şekilde marka kullanmasının davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiği, davacı tarafından davalıya ihtarname gönderilmesine rağmen kullanımlarını sürdürdüğü, aynı sektörde faaliyette bulunan davalının davacının markasından haberdar olmamasının hayatın olağan akışına ters olduğu gibi, marka tescillerinin kamuya açık olması nedeniyle basiretli bir tacir gibi davranarak davacının markasına benzer bir marka kullanmaması gerektiği, davalının tecsilli "..." markasını davacının tescilli "...+Şekil" markasına yaklaştırmak suretiyle benzer renk ve şekil unsurlarıyla kullandığının tespit edildiği, bu nedenlerle olayda kusurlu olduğu, davacının SMK’nun 149. maddesi uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edebileceği kanaatine varıldığından, davalı vekilinin maddi ve manevi tazminat koşullarının bulunmadığına dair istinaf talepleri kabul edilmemiştir.Tarafların maddi tazminat miktarına dair istinaf talepleriyle ilgili yapılan incelemede; davacı taraf, maddi tazminatın SMK’nın 151/2-b maddesine göre hesaplanmasını talep etmiş, davalının hesaplama yapılan dönemde üretim maliyetleri düşülerek, elde ettiği net gelirinin 940.966,71 TL olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. SMK’nın 151/2-b maddesi uyarınca bu gelirden genel giderlerin düşülmemesinde hukuka aykırılık yoktur. Her ne kadar 6769 sayılı SMK'da yapılan düzenleme ile davaların ve tazminat sorumluluğunun daha etkin hale getirilmesi amaçlanmış ise de, SMK'nın 151/3. maddesinde, yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenlerin göz önünde tutulacağı düzenlendiğinden, SMK'nın 151/2-b maddesi çerçevesinde maddi tazminat hesabı yapılırken "sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç" belirlendikten sonra, sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenlerin göz önünde bulundurulması da hakkaniyetin bir gereği olduğundan, davacının markasının tanınmış marka olmaması, tecavüze konu ürünlerin niteliği, davacının markasının ekonomik önemi dikkate alındığında, Mahkemece bu etkenler gözönünde bulundurularak hesaplanan gelirin takdiren %50’si kadar maddi tazminata hükmetmesi yerindedir. Yine davacı ve davalının ekonomik durumu, davacının markasının tanınmış marka olmaması, davalının markayı kullandığı ürünlerin niteliği, kullanım şekli, süresi ve kusur durumuna göre, Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın da hakkaniyete uygun olduğu kanaatine varılmakla, davalı vekilinin istinaf talebi kabul edilmemiştir.Davacı vekilinin birleşen davada 50.000,00 TL manevi tazminat talep ettiği, Mahkemece taleple bağlı kalınarak 50.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği anlaşıldığından, davacı vekilinin manevi tazminata ilişkin istinaf talebi de kabul edilmemiştir.Davalı vekilinin birleşen davada hükmedilen vekalet ücretine ilişkin istinaf talebi incelendiğinde; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/3. maddesi gereğince reddedilen maddi tazminat nedeniyle davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti, maddi tazminatın kabul edilen kısmıyla ilgili davacı lehine hükmedilen vekalet ücretinden fazla olamayacağından, Mahkemece hükmedilen vekalet ücretinde hukuka aykırılık yoktur.Tüm bu nedenlerle, davalı vekili ile davacı vekilinin istinaf taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.H Ü K Ü M:Yukarıda açıklanan gerekçe ile:1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince asıl ve birleşen davada davacı vekilinin birleşen davaya ilişkin istinaf talebi ile asıl ve birleşen davada davalı vekilinin asıl ve birleşen davalara ilişkin istinaf talepleri yerinde görülmediğinden istinaf istemlerinin ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Birleşen davada davacı yandan alınması gereken 732,00 TL maktu harcın peşin alınan 9.500,00 TL harçtan mahsubu ile artan 8.768,00 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 3-Asıl ve birleşen davada davalı yandan asıl dava yönünden alınması gereken 732,00 TL maktu harçtan peşin alınan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 304,40 TL eksik harcın asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Asıl ve birleşen davada davalı yandan birleşen dava yönünden alınması gereken 35.554,22 TL nispi harçtan peşin alınan 8.888,56 TL harcın mahsubu ile bakiye 26.665,66 TL eksik harcın asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,6-İstinaf yargılama giderleri olarak; yalnız asıl ve birleşen davada davacı avansından çıkış yapıldığı anlaşılan; 330,00 TL (posta-teb-müz) masrafının 1/2 oranında 165,00 TL'sinin asıl ve birleşen davada davalıdan alınarak, asıl ve birleşen davada davacıya verilmesine, bakiyenin üzerinde bırakılmasına, 7-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 13/05/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.