İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, şirket yöneticilerinin muvazaalı işlemlerle şirket gayrimenkullerini düşük bedelle kendi şirketlerine devrederek şirketi zarara uğratmasından kaynaklanan tazminat davası kararı.
Özet: Davacı azınlık hissedar, maden ruhsatlarının iptaliyle gayrifaal hale gelen ve krediler nedeniyle şahsen de büyük borç yükü altına girdiği şirketin yöneticilerini, şirketin malvarlığını oluşturan gayrimenkulleri kendi kontrolündeki başka şirketlere düşük bedellerle devrederek şirketi zarara uğratmakla suçlamakta; bu muvazaalı işlemlerin iptalini veya şirket adına uğranılan zararın yöneticilerden faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmektedir.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ43. HUKUK DAİRESİDOSYA NO: 2026/697 KARAR NO: 2026/1338T Ü R K M İ L L E T İ A D I N AB Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ: 16/12/2025NUMARASI: 2021/229 Esas - 2025/893 KararDAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/06/2026Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİDAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ... A.Ş. (...) 'nin %7 oranında hissedarı olduğunu, kendisinin şirkette herhangi bir yöneticilik görevi bulunmadığını, İstanbul, ... İlçesi ... bölgesinde madencilik alanında faaliyet gösteren ... A.Ş., bölgenin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından "Maden Bölgesi" ilan edilmesi ve bölgedeki tüm maden ruhsatlarının iptal edilmesiyle gayrifaal hale geldiğini, şirket faaliyette bulunduğu dönemde, iştigal ettiği maden üretimine yönelik bir çok makine, araç ve benzeri malzeme edindiğini, ayrıca bu amaca matuf olarak pek çok da gayrimenkul satın aldığını, bütün bu değerlerin şirketin malvarlığı olarak güçlü bir konuma gelmesini sağladığını, şirketin faaliyet gösterirken üretime ve satışa devam edebilmek, işleri yürütebilmek amacıyla pek çok kredi çektiğini, pek çok yere de borçlandığını, ... ve ... yüksek bedelli krediler kullanıldığını ve bankaların kredi için şart koşmaları üzerine, hisse oranına bakılmaksızın tüm ortaklar borcun tamamına müteselsil kefil olduklarını, bu kredi taksitlerinin bir süre sorunsuz ödendiğini, fakat daha sonra ödenmediğinin müvekkilince anlaşıldığını, ...kullanılan yüksek miktarlı bu kredinin ödenmemesi üzerine önce ihtarname gönderdiğini, ...İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne başvurarak ihtiyati haciz kararı aldığını ve .... İcra Dairesi ... E. Sayılı dosyası ile bunu icra ettiğini, akabinde.... İcra Müdüdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile de esas takibe geçtiğini, söz konusu dosya halen derdest olup dosya borcu 11 milyon TL'na yaklaştığını, ... kullanılan kredinin ise tekrar yapılandırıldığını şifahi yollarla öğrenildiğini, bu kredi borcu da 20 milyon TL'nın üzerinde olmakla tam miktarı bilinemediğini, mevcut durumda müvekkilinin ciddi bir borç yükü ile karşı karşıya kaldığı gibi şirketin de borç ödemekten aciz hale geldiğini, ... ve ... hissedarı ve yetkilisi oldukları ...'nin 5 taşınmazını, hissedarı ve yetkilisi oldukları ...'a çok düşük bedellerle satıp devrettiklerini, ayrıca üçüncü kişilerden gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile .... ye satışı konusunda anlaşılan, buna istinaden imzalanan sözleşme ve bu işlem için verilen satış vekaletnamesine aykırı olarak, ... adına tescili yapılması gerekirken .... A.Ş. Adına tescilinin yapıldığını, şirket yetkilileri ..., ... ve ... tarafından kendi çalışanlarına verilen vekaletname ile kendi şirketleri ve yakın ilişkide oldukları ... ya aynı gün içinde satılmış ve şirketin sahip olduğu gayrimenkullerin mülkiyetinden çıktığını belirterek; davanın kabulü ve şirket yetkilisi, ..., ... ve ...'in gayrimenkullerin satış işlemleri ile şirketi zarara uğrattıklarının tespiti ile, .... A.Ş.'ye satılan gayrimenkuller bakımından; İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parselin (13.338 m2 lik hissesi) İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel, İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ...Parsel, İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel, bakımından, satış işlemlerinini muvazaa sebebiyle iptaline ve ... adına tesciline, bu talebinin mümkün olmaması halinde ise gayrimenkullerin satışından doğan şimdilik 200.000,00 TL zararın tespiti ile bu zarara satış tarihi olan 07.07.2017'den itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalılar ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile şirkete ( ... A.Ş.) ödenmesine, ayrıca üçüncü kişilerden sözleşme ile .... Ye satışı konusunda anlaşılan, buna istinaden imzalanan sözleşme ve bu işlem için verilen satış vekaletnamesine aykırı olarak, ... adına tescili yapılması gerekirken .... A.Ş. Adına tescili yapılan ... parselin 12.568,00 m2 lik hissesi bakımından oluşan şimdilik 60.000,00 TL zararın tespiti ile, bu zarara ... ....'e satış tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalılar ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile şirkete ( ... A.Ş.) ödenmesine, .... A.Ş.'ye satılan gayrimenkuller bakımından; İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel (7.171 m2 lik Hissesi) Bakımından bu gayrimenkullerin satışından doğan şimdilik 250.000,00 TL zararın tespiti ile bu zarara satış tarihi olan 07.07.2017'den itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalılar ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile şirkete (... A.Ş.) ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı tarafa ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinin 26/11/2025 tarihli ıslah dilekçesi ile; davanın kabulü ve şirket yetkilisi, ..., ... ve ...'in yukarıda belirtilen işlemler ile şirketi zarara uğrattıklarının tespiti ile, .... A.Ş.'ye satılan gayrimenkuller bakımından; İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ...Parsel, İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel, bakımından, satış işlemlerinini muvazaa sebebiyle iptaline ve ... adına tesciline, bu talebimizin mümkün olmaması halinde ise gayrimenkullerin satışından doğan 30.857.056,77 TL zararın tespiti ile bu zarara satış tarihi olan 07.07.2017'den itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalılar ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile şirkete ( ... A.Ş.) ödenmesine, Üçüncü kişilerden satış vaadi sözleşmesi nedeniyle alınan ve .... Ye satışı konusunda anlaşılan, buna istinaden imzalanan sözleşme ve bu işlem için verilen satış vekaletnamesine aykırı olarak, ... adına tescili yapılması gerekirken .... A.Ş. Adına tescili yapılan ... parselin 12.568,00 m2 lik hissesi bakımından oluşan 14.857.763,00 TL zararın tespiti ile bu zarara ... Madencilik'e satış tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalılar ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile şirkete ( ... A.Ş.) ödenmesine, .... A.Ş.'ye satılan gayrimenkuller bakımından; İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel İstanbul İli, ... İlçesi ... Mahallesi ... Parsel (7.171 m2 lik Hissesi) Bakımından bu gayrimenkullerin satışından doğan 28.562.895,07 TL zararın tespiti ile bu zarara satış tarihi olan 07.07.2017'den itibaren işleyecek ticari faizi ile beraber davalılar ..., ... ve ...'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile şirkete (... A.Ş.) ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.CEVAP : Davalılar vekili cevap dilekçesinde ve özetle; dava dilekçesinin ve eklerinin usulsüz olarak tebliğ edildiğini, taraf teşkili sağlanmayan davada tüm müvekkilleri bakımından hukuki savunma hakkını ihlal eder nitelikte olduğunu, davanın müvekkili şirkete yönlendirilmişse de, müvekkil şirketin dava konusu ... A.Ş. (“... Madencilik)'nin pay sahibi ya da yönetim kurulu üyesi olmadığını, dolayısıyla 3. kişi konumundaki müvekkili şirketin iddia konusu zarara sebebiyet veren işlem bakımından hiçbir etkisi bulunmadığını, davanın iddia konusu zarara sebebiyet veren yönetim kurulu üyelerine yöneltilmesi gerekmekte olduğunu bu nedenle husumet itirazlarının olduğunu, davanın Yönetim Kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin olduğundan, müteselsil sorumluluğun bir türü olması nedeniyle yönetim kurulu üyelerinin tamamının davaya dahil edilmesi gerektiğini, davacının talep hakkı zamanaşımına uğramakla birlikte huzurdaki davanın esastan reddi gerektiğini, müvekkilleri ibra eden davacının dava hakkının sona erdiğini, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte, söz konusu taşınmazların satıldığı tarihteki rayiçlerine uygun bedelle satıldığını, davacının durumlardan haberdar olmadığı yönündeki iddiaları kötüniyetli olduğunu belirterek; öncelikle müvekkili şirket ... ve Müvekkil ... adına yapılan tebligatların usulsüzlüğünün tespiti ile, cevap dilekçesinin kabulüne, cevap dilekçemizde bildirilen delillerimizin toplanmasına, sorumluluk belirlenecek ise farklılaştırılmış teselsül ilkesi doğrultusunda diğer yönetim kurulu üyelerinin de davaya dahil edilmesine, bu hususun kabul edilmemesi halinde bu yönetim kurulu üyelerine davanın ihbar edilmesine, davanın 3. kişi konumundaki ... bakımından husumet itirazı doğrultusunda reddine, davanın her halükarda zamanaşımı itirazı doğrultusunda reddine, yönetim kurulunu ibra edilen davalı yönetim kurulu üyeleri açısından, davacının dava hakkının sona ermiş olması nedeniyle her halükarda reddine, davacının haksız davasının her hâlükârda reddine karar verilmesini talep etmiştir.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " Dava konusu taşınmazların satışına ilişkin olarak: 04.06.2018 tarihli genel kurulda orta yetenekte bir ortağın anlayabileceği ölçüde davaya konu taşınmazlardan bazılarının yıl bazında aktif değer bilgilerinin yer aldığı, dosya kapsamına ibraz edilen ... şirketinin 01.01.2016- 31.12.2016 dönemi yıllık faaliyet raporu genel kurulda sunulduğu, Şirket faaliyetleri ve faaliyetlere ilişkin önemli gelişmeler başlığı altında davaya konu arsaların ‘’yatırım’’ olarak belirtilip karşılarına aktif değerlerinin yazıldığı , Genel kurul kararında yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun okunduğu, müzakere edilip oy birliğiyle kabul edildiği yazılı olduğu ve bu genel kurul toplantısına davacının bizzat katıldığı ve Ortakların ibra kararı aldığı ibra kararına İlişkin olarak hiçbir şerh düşmemiş, olumsuz hiçbir oy kullanmamış davacının artık yönetim kurulu üyelerini geçerli şekilde ibra etmediğinden bahsedilemeyeceği ve ibraya olumlu oy vermesine rağmen dava ikame eden davacının çelişkili davranış yasağına aykırı davrandığı bu kapsamda TTK m. 558/2 uyarınca "Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve orta yetenekte bir ortağın anlayabileceği kapasitede olan davacı pay sahibinin (altı aylık hak düşürücü süreye de tabi olmadan) dolaylı zarar iddiasına dayalı dava hakkını kaldırdığı anlaşılmıştır. Diğer pay sahiplerinin dava hakları da ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşeceği ve davaya konu genel kurula ilişkin açılmış dolayısıyla verilmiş bir ibranın iptali davası da söz konusu olmadığından , davacının ibra kararına ilişkin olumlu oyu bulunduğu da sabit olduğundan ... ...Anonim Şirketi'nin 04.06.2018 Tarihli 2016-2017 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısı 5. Maddesinde oy birliği ile alınan kararının ayakta olduğu anlaşılmıştır. Davaya konu gayrimenkullerin devrinin TTK m.408/2 (f) kapsamında önemli malvarlığı olarak nitelendirilmesi noktasında, devir işlemlerinin geçerli olabilmesi için genel kurul kararına dayanması gerekmektedir. Ancak mevcut durumda davacı ya da diğer pay sahipleri tarafından genel kurul kararlarının oy birliği ile alındığı ve davaya konu genel kurul kararlarının iptali için açılmış bir dava mevcut bulunmadığı, dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde TTK m.408/2 (f) kapsamında bir iddia davacı tarafından ileri sürülmediği anlaşılmıştır. Genel kurulun devredilemeyen görev ve yetkilerini başka bir organa devretmesinin müeyyidesi butlandır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık bakımından şirket genel kurulu tarafından malvarlığının satışı konusunda bir karar alınmadığı ve yönetim kuruluna böyle bir kararı uygulaması yönünde yetki verilmediği anlaşılmaktadır. Bu durumda devredilemez bir görev ve yetkinin yetkili olmayan bir organ tarafından kullanımı söz konusu düşünülebilecek olup; TTK md. 408 (f) hükmü devredilemez görev ve yetkiler arasında saydığı malvarlığının toptan satışına ilişkin kararın tabi olduğu yetersayı hususunda da bir hüküm içermemekte olup, davalı şirketin 2018 tarihli hazirun cetveli incelendiğinde yönetim kurulu üyelerinin büyük bir kısmının aynı zamanda şirketin ortakları oldukları bu durumda organları oluşturan ortak ve yöneticiler her iki sıfatı birlikte taşıdıkları genel kurul organ olarak toplanmamış olsa bile yönetim kurulunu oluşturan ve aynı zamanda pay sahibi olanların oylarının toplamı şirket malvarlığının toptan satışı konusunda aranan nisabı karşıladığı ve zımni bir onayın söz konusu olduğu artık burada genel kurulun ayrıca toplanmamış olmasına bakarak işlemi geçersiz saymak usul ekonomisine aykırılık teşkil edeceği bu kapsamda butlan müeyyidesine tabi olmadığı değerlendirilmiştir. Anılan durum karşısında; genel kurul toplantısına bizzat katılıp olumlu oy kullanan davacının iki yıllık zaman aşımı süresi dolduktan sonra açmış olduğu anlaşılan davanın zaman aşımı nedeni ile reddine, ..." karar verilmiştir.İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin 01/01/2016-31/12/2026 dönemi yıllık faaliyet raporunu yanlış yorumladığını, 04/06/2018 tarihli genel kurul kararlarının iptali için dava açılmamış olması pay sahiplerinin bu devirleri asıl olarak görmeyi bekleyebilecekleri yıllık faaliyet raporu, bu işlemlerle ilgili olarak tam bir suskunluk içerisinde olduklarını, halbuki örneğin aynı genel kurul öncesinde hazırlanan ve 2016 yılındaki faaliyetlere ilişkin olan 01.01.2016-31.12.2016 Dönemi Yıllık Faaliyet Raporunda, huzurdaki davaya konu olan taşınmazların bir kısmı, yatırımlar kapsamında zikredilmiştir. Buna karşılık, yukarıda da belirtildiği üzere, bu taşınmazların ve dava konusu diğer taşınmazların şirket mülkiyetinden çıkmış olduğu hususu, 2017 yılına ilişkin faaliyet raporunda hiçbir şekilde yer almadığını, dolayısıyla böyle bir yıllık faaliyet raporuna dayalı olarak genel kurula katılmış olan pay sahiplerinin, en azından genel kurula katılmış oldukları an itibariyle söz konusu taşınmaz devirlerinden haberdar olmadıklarının kabul edilmesi gerektiğini, yıllık faaliyet raporundan taşınmaz devirleri ile ilgili olarak herhangi bir bilgi edinememiş olan pay sahiplerinin bu bilgiye son olarak erişme ihtimalleri olan yer ise bizatihi genel kurul olduğunu, gerçekten de genel kurul kural olarak tüm ortakların katılacağı ve şirket işleri hakkında bilgi alabileceği mecra olduğundan, burada yönetim kurulu üyelerinin sözlü olarak yaptıkları açıklamaların da ibranın kapsamında olduğu kabul edildiğini, ancak somut olay bu açıdan değerlendirildiğinde ve 04.08.2016 tarihli genel kurula ilişkin toplantı tutanağı incelendiğinde de, pay sahiplerinin dava konusu taşınmaz satışları konusunda hiç değilse genel kurul müzakereleri kapsamında bilgilendirildiği sonucuna ulaşmak mümkün görünmediğini, taşınmazların satışıyla ilgili olarak, yıllık faaliyet raporu bakımından olduğu gibi, genel kurul toplantı tutanağı da suskun olduğunu, mevcut veriler çerçevesinde davacının genel kurul süreci içerisinde dava konusu taşınmaz devirlerinden haberdar olmadığı sonucuna varmak kaçınılmaz olduğunu, buna bağlı olarak 04.08.2016 tarihli genel kurulda alınan ibra kararının, dava konusu taşınmaz devirleri bakımından yöneticilerin ibrası sonucunu doğurmayacağı ve dolayısıyla bu işlemlere istinaden pay sahiplerinin sorumluluk davası açma haklarının kalkmış olduğundan bahsedilemeyeceğinin belirtilmesi gerektiğini, aynı şekilde bu şartlar altında davacının TK m. 560 anlamında “zararı ve sorumluyu öğrendiği” tarihin de genel kurul tarihi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını, dolayısıyla genel kurul tarihinden itibaren iki yıllık sürenin geçtiği gerekçesiyle sorumluluk davası açma hakkının zamanaşımına uğradığı şeklindeki kabulün isabetli bir tarafı bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE : Dava, şirkete ait taşınmazların muvazaalı devredildiği iddiasıyla tapu iptal tescil ve anonim şirket yöneticilerinin TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca sorumluluğuna ilişkin tazminat, davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, şirket yöneticisinin sorumluluğuna ilişkin davanın zamanaşımı süresinde açılıp açılmadığı noktasındadır.Davacı ..., ... A.Ş.'nin %3,5 oranında ortağı olup ayrıca 24/01/2011 tarihine kadar şirkette yönetim kurulu üyeliği yapmıştır. ... A.Ş.'nin 07/06/2016 tarihinde yapılan 2015 yılı olağan genel kurul kararı ile davalılar ..., ..., ... ve dava dışı ..., ..., ..., ... herhangi üç üyenin birlikte atacakları imza ile şirketi temsile yetkili olmak üzere yönetim kurulu üyesi olarak seçilmiştir.Şirketin 2016-2017 yıllarına ilişkin olarak yapılan 04/06/2018 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda davalılar ibra edilmiştir.Davacı taraf, şirkete ait taşınmazların muvazaalı ve değerinden düşük devredilmesi nedeniyle şirketin uğradığı zararın tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açmıştır. Davalı taraf, diğer savunmalarının yanı sıra yönetim kurulu üyelerinin ibra edildiğini ve davacının dava hakkı bulunmadığı ayrıca talebin zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuştur.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 553/1. maddesi uyarınca, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 558/2. maddesinde, şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibranın kapsadığı açıklanan maddi olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay sahiplerinin dava hakkını kaldıracağı, diğer pay sahiplerinin dava haklarının ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşeceği düzenlenmiştir.Davacının da katıldığı şirketin 2016-2017 yıllarına ilişkin olarak yapılan 04/06/2018 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda faaliyet raporuna ilişkin 3. maddesi ve finansal tablolara ilişkin 4. maddesi oy birliği ile kabul ve tasdik edilmiş, ibraya ilişkin 5. maddesi ile de yönetim kurulu oy birliği ile ibra edilmiştir.İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi kök raporunda ... A.Ş.'nin 01/01/2016-31/12/2016 dönemi yıllık faaliyet raporu 4/a başlığı alanında "şirketin ilgili hesap döneminde yapmış olduğu yatırımlara ilişkin bilgiler" olarak uyuşmazlık konusu taşınmazlardan bazılaranın yıl bazında aktif değer bilgilerinin yer aldığı, bunun dışında söz konusu taşınmazların satışına ilişkin bir bilginin genel kurul tutanaklarında yer almadığı ifade edilmiştir. Davacı vekili tarafından sunulan uzman mütalaasında ise şirketin 01/01/2017-31/12/2017 dönemi yıllık faaliyet raporunda 2017 yılında gerçekleşmiş olan dava konusu taşınmaz devirlerinin herhangi birine ilişkin bilgi bulunmadığı, taşınmaz satışlarının 2017 yılına ilişkin faaliyet raporunda yer almadığı belirtilmiştir.İbra, hukuki niteliği itibariyle menfi bir borç ikrarıdır. İbra edilen işlemler hakkında sonradan maddi bir hataya dayanılmadan ibradan dönülerek ibraya konu işlemler hakkında dava açılması mümkün değildir. Ancak, ibranın borçtan kurtarıcı sonucu doğurabilmesi ibraya konu işlemlerin açıkça ortaya konulması, bilinmesi ve tartışılmasına bağlıdır(Yargıtay 11. HD'nin 28/11/2016 Tarih ve 2015/11856 E. - 2016/9175 K. sayılı kararı). Dairenin yerleşik içtihatlarına göre, ibranın geçerli bir hukuki sonuç doğurabilmesi için genel kurula sunulan bilanço, gelir-gider tabloları ile harcamalara ilişkin tüm bilgi ve belgelerin gerçeği yansıtması, ilgililerin sorumluluğunu doğuracak işlemler hakkında genel kurulun bilgilendirilmesi ve yapılan doğru bilgilendirme sonucu ibra kararının alınmış olması gerekir. İbraya ilişkin karar, genel kurulun bilgisi dışında kalan hususlarda veya genel kurula yanlış olarak sunulmuş gerçeği yansıtmayan belge ve bilgilere dayalı olarak verilmiş ise şeklen geçerli bir ibra kararı mevcut olsa da söz konusu karar ilgililer yönünden geçerli bir ibraya bağlanan hukuki sonuçları doğurmayacağından ilgilileri sorumluluktan kurtarıcı bir etki yaratmayacaktır(Yargıtay 11 HD'nin 14/11/2016 Tarih ve 2015/15708 E. - 2016/8807 K. sayılı kararı). Somut olayda hükme dayanak yapılan genel kurulda alınan ibra kararı finansal tablolardaki işlemler açıkça görüşülerek, tartışılarak, şirketin bu nedenle uğradığı veya uğrayabileceği zarar ortaya konulup, genel kurul bu konuda bilgilendirilerek alınmış bir ibra kararı olmayıp, hiçbir konu üzerinde tartışılmadan alınmış, soyut nitelikteki ibra kararıdır. Faaliyet raporunda da taşınmazların devrine ve değerleri ile gerçekleşen devir bedeline ilişkin bir açıklama bulunmamkatadır. Bu nedenle davacı her ne kadar ibra oylamasında olumlu oy kullanmış olsa da, söz konusu ibra kararı dava konusu taşınmazların devrine ilişkin herhangi bir husus tartışılmadan ve bu konuda genel kurulda ortaklara bilgilendirme yapılmadan alındığından davacı ortağın yöneticinin sorumluluğu davası bakımından dava hakkını kaldırır nitelikte değildir. TTK'nın 560/1. Maddesine göre, sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.Dava konusu taşınmazların devredildiğinin öğrenilmesi yeterli olmayıp ayrıca bu devirlerin değerinin altında yapılarak şirket zararına neden olduğunun öğrenilmesi gerekir. Devirlere ilişkin finansal tabloların Duran Varlıklar(1)da arazi ve arsalar 2017 yılında (0) olarak görünüyor ise de devir bedellerine ilişkin bir açıklama, taşınmazların bedeline ilişkin bir değerleme raporu vb. bulunmaması nedeniyle davacının zararın öğrenme tarihi olarak, finansal tabloların kendisine sunulduğu tarih veya genel kurulun yapıldığı 04/06/2018 tarihi olduğunun kabulü mümkün değildir. Davacının zararı, talebi zamanaşımına uğratacak şekilde daha önce öğrendiği ispat edilemediğine ve taşınmaz devirlerinden itibaren beş yıl geçmeden eldeki dava açıldığına göre, eldeki davanın zamanaşımı süresinde açıldığının kabulü gerekir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 24/06/2026