İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin ticari satımdan kaynaklanan itirazın iptali davasında fatura münderecatına itiraz süresi ve ispat gücüne dair istinaf kararı.
Özet: Ticari satımdan kaynaklanan itirazın iptali davasında, davacı tarafın faturaya süresi içinde itiraz edilmemesi nedeniyle fatura içeriğinin kabul edildiği iddiasıyla alacak talebinde bulunduğu, davalı tarafın ise taraflar arasında işin gereği gibi yapılmadığı ve fahiş fiyatla faturalandırıldığı savunmasını yaptığı olayda; ilk derece mahkemesince, 6102 sayılı TTKnın 21. maddesindeki faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde münderecatının kabul edilmiş sayılmasının ancak taraflar arasında akdi bir ilişkinin varlığı halinde ispat aracı olarak geçerli olabileceği, aksi takdirde faturanın icap niteliğinde kalacağı değerlendirilerek bir karar verilmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/2284
KARAR NO:2026/795
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:13/10/2022
NUMARASI:2022/33 Esas 2022/944 Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, taraf vekillerince ayrı ayrı istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle;Taraflar arasında mal ve hizmet tedarikine dayalı ticari ilişki mevcut olduğunu, davalı tarafa 3 adet toplam 159.401,21 TL tutarlı fatura düzenlediklerini, davalı tarafın 100.000,00 TL ödeme yaptığını, 59.401,21 TL cari hesap alacaklarının olduğunu, alacağının tahsili amacıyla davalı tarafa karşı Büyükçekmece 2. İcra Dairesi 'nin ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle;Davacı taraf ile elektrik tesisatı işlemlerinin yaptırılması için sözlü olarak anlaştıklarını, davacı tarafın gereken işleri tamamlamadığı hâlde yapmış gibi gösterip fahiş fiyatlar üzerinden faturalar düzenlediğini, iş bu faturaların taraflar arasındaki güven ilişkisine istinaden davacıya iade edilmediğini, yapılan işin anlaşmaya aykırı ve fahiş olduğunun bildirildiğini bu nedenlerle davanın haksız olduğunu belirterek, davanın reddine, %20 oranındaki kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ...Davacı, faturaya dayalı alacağının tahsili talebiyle başlatmış olduğu takibe yapılan itiraz üzerine eldeki davayı açmış olup, 6102 sayılı TTK'da fatura tanımlanmamıştır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun 229. maddesinde yer alan tanımlama ise: "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari bir vesikadır." Şeklindedir. Ticaret Kanunu’nda ve Vergi Usul Kanunu’nda fatura ile ilgili başkaca düzenlemeler de bulunmaktadır.Nitekim, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 232. maddesinde; fatura düzenlenmesinin hangi hallerde ve kimler için mecburi olduğu hususunda düzenleme yapılmıştır.Diğer taraftan, 6102 Türk Ticaret Kanunu'nun 21. maddesinin birinci fıkrasında; "Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir." Denilmekte; ikinci fıkrasında da; "Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç; fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunmasının gerekli olduğu olgusudur. Ticari işletmeye ilişkin olarak ve belli faaliyetlerde bulunma halinde tacirler tarafından o faaliyetle ilgili olan karşı taraf adına düzenlenmesi gereken ticari bir belge niteliğindeki fatura, sözleşmenin yapılması ile ilgili değil; taraflar arasında yapılmış bir satım, hizmet, istisna ve benzeri sözleşmenin ifa safhası ile ilgili bir belgedir.Öyle ki, taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge fatura olmayıp, olsa olsa icap mahiyetinde kabul edilebilecek bir belgedir ve elbette bu belgeye itiraz edilmemesinin TTK’nun 21/2. maddesi anlamında sonuç doğurması da beklenemez. Kısacası; TTK’nun 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca gönderilen faturaya sekiz gün içinde itiraz olunmaması halinde fatura içeriğinin kabul edilmiş sayılması için, faturayı düzenleyen kişinin aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ticari işletmesi icabı mal satmış, imal etmiş yada iş görmüş bir tacir olması gerekir. TTK’nun 21. maddesinin 2. fıkrası hükmü ile, fatura özellikle tacirler arasında ifaya yönelik bir ispat aracı olarak kabul edilip; süresinde itiraz edilmemekle mündericatından sayılan hususlar yönünden düzenleyen lehine, adına fatura düzenlenenin aleyhine, bir karine getirilmiştir. Bu karine faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Eş söyleyişle, faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK’nun 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin varlığı şarttır. TTK’nun 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir.( Bkz 27.06.2003 gün ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/15-472 E.,2011/608 K sayılı kararı) Davacı, fatura alacağı olduğundan bahisle iddiada bulunmuş olup, faturaya konu malın teslim edildiği/hizmetin verildiğine ilişkin ispat yükü davacı üzerindedir. BA formundaki fatura kayıtları ile ilgili araştırma ve inceleme yaptırılmış olup bu kayıtların bir bütün olarak davacı lehine ve davalı aleyhine sonuç doğurduğu kanaatine varılmıştır. (Yargıtay 19. HD. 2011/8941 E. - 2012/969 K sayılı kararından hareket edilmiştir. ) Esasen VUK nun 381 seri nolu genel tebliği ve Ba formu içeriği ile vergi uygulaması gözetildiğinde aksini düşünmek mümkün değildir. Yine genel ispat kuralları çerçevesinde hiç bir kimsenin kendi aleyhine delil oluşturmayacağı düşünüldüğünde davalı tarafın resmi bir kuruma dava konusu malları teslim aldığına yönelik beyanı kendisini bağlar.Sonuç olarak, incelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları içeriğine göre; davacı tarafça takibe konu edilen fatura alacağının davalı defterleri ibraz edilmediğinden defterde kayıtlı olup olmadığı tespit edilememişse de, davacı tarafından davalı şirkete ait iş yerinde elektrik tesisatı işlemlerinin yapıldığı, davacı tarafından davaya konu edilen faturalara taraflar arasındaki güven ilişkisine istinaden davacıya iade edilmediğinin davalı tarafından ikrar edildiği, ayrıca davalı tarafça dava konusu edilen fatura bedelini karşılar miktarda BA bildirimlerinin yapıldığı anlaşıldığından, davacının davasının kabulüne karar verilmiştir.Dava, İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi faturadan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu, bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın % 20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca davacı yararına tazminata hükmedilmesine karar verilerek davanın kabulüne " gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 59.401,21-TL asıl alacak yönünden davalının Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takibe vaki itirazın iptaline, takibin asıl alacak yönünden devamına; asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı kanunun 2/2. Maddesi gereğince Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü değişen oranlarda avans faiz oranı uygulanmasına, işlemiş faize ilişkin talebin reddine, asıl alacağın %20'si üzerinden hesap edilen 11.880,24-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, icra takibinde davacının haksız ve kötü niyetli olduğu kanıtlanmadığından; bu nedenle yasal şartları oluşmadığından; davalının haksız takip tazminatı isteminin reddine,karar verilmiştir. Bu karara karşı, taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Takip öncesi dönem için talep edilen işlemiş faiz alacağı talebinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, red kararının gerekçelerinin gösterilmediğini, müvekkilinin davalı şirkete mal ve hizmet tedariki sağladığını, müvekkilinin gerekli malzemeleri muhtelif firmalardan tedarik ettiğini ve kendi yetkili personelleri ile davalı şirketin fabrikasına montajlarını yaptığını, TTK'nın 1530/4 maddesi uyarınca borçlu şirketin mütemerrit sayılmalısı gerektiğini ve davacının faize hak kazanması gerektiğini, dava konusu takibe dayanak faturaların davalı şirketin ticari defterlerine kayıtlı olduğunu, davalı tarafın dava konusu faturalardaki mal ve hizmeti aldığını, ticari defter ve belgelerini bilirkişi incelemesine ibraz etmediğini, dava konusu faturaların davalı tarafça vergi dairesine beyan edildiğini, davalının fatura tarihinden itibaren 30. günün sonunda temerrüde düştüğünü, fatura tarihlerinden itibaren 30. günün sonundan itibaren asıl alacağa ticari işlerde uygulanacak reeskont avans faizi işletilmesine karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava dosyasında mahallinde yapılan keşif sonucunda düzenlenen 31.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda, davacı tarafından davalının işyerinde yapılan elektrik işlerinde eksikliklerin giderilmesi bedelinin 10.000,00-TL olacağı ve davacının alacağı olan 59.401,20 TL’den bu bedelin düşülmesi neticesinde davacının 49.401,20-TL alacaklı olacağı tespit edilmesine rağmen davacının talep ettiği 59.401,21-TL tutarındaki asıl alacağın tamamı yönünden davanın kabulüne karar verildiğini, müvekkili şirket ile davacı arasında müvekkili şirketin işyerinde bir kısım elektrik tesisatı işlemlerinin yaptırılması için sözlü anlaşmaya varılarak gerekli imalatlara başlandığını, davacının anlaşmaya göre yapması gereken işleri tamamlamadığı hâlde, yapmadığı bir kısım işleri de yapmış gibi gösterip anlaşmaya aykırı fahiş fiyatlar üzerinden müvekkili şirkete dava dilekçesinde bahsi geçen üç adet faturayı kestiğini, müvekkilinin uzun yıllardır tüm elektrik tesisat işlerini davacıya yaptırması nedeniyle aralarındaki güven ilişkisine istinaden faturaların iade edilmediğini, 31.08.2022 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen 49.401,20-TL dışındaki alacak taleplerinin reddine karar verilmesi hâlinde müvekkili aleyhinde hükmedilen icra inkâr tazminatının da haksız olacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satıma ilişkin fatura bakiye alacağının tahsili için başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali ve icra inkâr tazminatının tahsili istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı taraf vekillerince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekilince müvekkili şirketin davalıdan takip konusu fatura bakiye alacağı olarak 59.401,21 TL alacaklı olduğunun ileri sürüldüğü, alacağın davalıdan tahsili için Büyükçekmece 1. İcra Müdürlüğü’nün ... sayılı dosyasında icra takibi başlatıldığı, davalı yanca takibe itiraz edilmesi üzerine eldeki itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince taraf ticari defter ve kayıtları da inceletilmek üzere alınan bilirkişi raporlarındaki tespitler ışığında davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İlk derece mahkemesince taraf ticari defter ve kayıtlarında inceleme yapılmasına karar verilmiş, düzenlenen bilirkişi rapor içeriğinden; davalı tarafın ticari defter ve belgelerini sunmadığı, takip konusu alacağa dayanak faturaların davacı taraf ticari defter ve kayıtlarında yer aldığı, bunun dışında celp edilen Ba-Bs formlarına göre faturanın davalı tarafından bildiriminin yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre fatura konusu mal ve hizmetin davalıya verilmiş karine olarak kanıtlandığı kabulü ile kurulan hüküm isabetli olup, davalı vekilinin fatura düzenlenmesinin alacağın varlığını kanıtlamayacağı, ayrıca fatura konusu mal ve hizmetin davacı tarafından davalıya tesliminin de kanıtlanması gerektiği yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Somut olayda taraflar arasında satım ve hizmet ilişkisi olup uyuşmazlığın TTK'nın 23. maddesi ile TBK'nın satım sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı). TBK'nın 223/2.maddesi ise ''Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.'' hükmünü içermektedir. Ayrıca TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli talebinde bulunulamaz. Davacı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/5982 Esas, 2015/15327 Karar sayılı ilamı). Buradaki yazılılık koşulu ise ispata ilişkindir.Satıcı, satış sözleşmesini yaparken, alıcının göz önünde tuttuğu tahsis ve kullanma amacı bakımından onun değerini ve elverişliliğini ortadan kaldıran ya da azaltan bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Malın veya ürünün ayıplı olması hâlinde bu ürünün süresinde yapılacak bir ayıp ihbarı ile iadesi ve bedeli için iade faturası düzenlenmesi mümkündür. Davalı tarafından bu şekilde ayıp ihbarında bulunulmadığı ve bir fatura düzenlenmediği anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusu da yerinde görülmemiştir.Davaya konu faturaların satış faturası olduğu görülmüş olup, TTK'nın 1530. maddesi, sadece mal ve hizmet tedariki amacıyla akdedilen sözleşmelerde, mal veya hizmet karşılığı ödenecek bedelde temerrüde düşüldüğü durumda ve iki ticari işletme arasında akdedilen sözleşmeler bakımından uygulanır. Maddede, borcunu zamanında ödemeyen borçlunun ihtara gerek olmaksızın temerrüde düşmesi ve alacaklının faize hak kazanması öngörülmüştür. Ancak söz konusu hüküm mal tedarik sözleşmelerine ilişkin olup, her türlü satım akdine uygulanamaz. Bu hâlde davalı takip öncesinde temerrüde düşürülmediğinden, işlemiş faiz talep edilemez. Faturada belirtilen vade, alıcının temerrüdünü sağlamaz. Bu nedenle davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedeni de yerinde değildir. Açıklanan bu gerekçelerle, taraf vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki tarafın istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,
3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 3.043,28 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,
4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,
5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.04.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.