İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi, icra takibinden doğan menfi tespit davasında davacının borçsuzluk iddiası ve haksız haciz şikayeti ile davalının eser sözleşmesi alacak talebi kapsamında görev yetkisini değerlendirmektedir.
Özet: Davacı şirket, aralarında hiçbir hukuki ilişki ve borç bulunmadığını iddia ederek, davalı tarafından başlatılan icra takibi sonucu araçlarına ve banka hesaplarına konulan hacizlerin kaldırılması ve ticari itibar kaybı tazminatı talebiyle menfi tespit davası açmış; davalı taraf ise, davacı şirkete yaklaşık iki yıldır inşaat işleri yaptığını, yetkili kişilerle iletişim ve iş teslim belgeleriyle borcun varlığını kanıtlayacağını belirterek davanın reddini ve tazminat ödenmesini istemiş olup, mahkeme, uyuşmazlığın ticari niteliğini dikkate alarak öncelikle görevli olup olmadığını değerlendirmektedir.

T.C. İstanbul Anadolu 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2026/193 Esas
KARAR NO : 2026/550
DAVA : Menfi Tespit
DAVA TARİHİ : 26/02/2026
KARAR TARİHİ : 16/06/2026
DAVA:Davacı vekili mahkememize sunduğu 26/02/2026 havale tarihli ve aynı tarihte harçlandırdığı dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından müvekkili şirket aleyhine -------- İcra Dairesi'nin --------- esas sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, müvekkili şirketin araç ve banka hesaplarına haciz uygulandığını, haciz yapılmasıyla takipten haberdar olduklarını, davacı şirket ile davalı arasında hiç bir hukuki ilişki olmadığını, hiç bir sözleşme evrak vs olmadığını, müvekkil şirketin davalı (alacaklı) tarafa hiç bir borcu bulunmadığını, tarafların ticari defterlerinin incelenmesiyle bu durum ortaya çıkacağını, yapılmış bulunan hacizler nedeniyle müvekkili şirketin ticari olarak büyük zarar gördüğünü, bu zararın bir an önce ortadan kalkması için derhal dosya borcunu teminat olarak yatırıp hacizlerin kaldırılmasını sağlamak istediklerini ancak dava sonuna kadar bu paranın alacaklı tarafa ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ettiklerini, dava açmadan önce beykoz arabuluculuk bürosuna arabuluculuk başvurusu yapıldığını, tarafların ticari defterlerinin incelenmesiyle davacı müvekkil şirketin davalı alacaklıya hiç bir borcunun bulunmadığının tespit edilmesine, davalı tarafından haksız haciz yapılmış olduğundan müvekkili şirketin uğramış olduğu ticari itibar kaybı ve bunun gibi zararlar nedeniyle takip konusu miktarın %20'sinden az olmamak kaydıyla takip miktarının %50'si oranında tazminatın davalı tarafından müvekkile ödenmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir.
SAVUNMA:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin davacı şirkete yaklaşık 2 yıldan beri çeşitli inşaat işleri olarak, eser sözleşmesi kapsamında da değerlendirilebilecek bir takım inşaat ve tadilat işleri yaptığını, bu işlerin yapımı için görüşme ve anlaşmaları şirketin yetkilileri olarak bildiği -------- ve --------- isimli kişilerle de telefon görüşmesi yoluyla yapmakla birlikte, özellikle işin teknik ve somut detaylarıyla ilgili, şirket yetkililerinin de isteği doğrultusunda şirket bünyesinde iç mimarı olarak çalıştığını ve yetkili olduğunu bildiği -------- isimli kişi ile yaptığını, buna ilişkin ---------- tarafından imzalanmış iş teslimine ilişkin 150.000 TL tutarlı ve 45.500 TL tutarlı iki adet belge mevcut olduğunu, yine --------- ile iş konusunda yapılan görüşmelere ilişkin ---------- mesajlaşma kayıtları mevcut olduğunu, --------- isimli kişinin davacı şirketle olan yetkili/çalışan bağı; tanık beyanlarıyla, iletişim kayıtlarıyla, --------- kayıtlarıyla, kamera görüntü kayıtlarıyla ortaya konulabileceğini, müvekkilinin yaptığı işler ve bu işlerin bedelleri keşif bilirkişi marifetiyle de ortaya konulacağını, müvekkilinin defalarca istemesine rağmen yaptığı işin, emeğinin karşılığını alamamış, neticeten icra takibi yapmak zorunda bırakıldığını, davacının davalı ile hiçbir hukuki ilişkisinin bulunmadığı yönündeki açıklamalarının gerçek dışı ve kötü niyetli olduğunu, bu durumun hem sunulan deliller ile hem de mahkemece getirtilecek delillerle ortaya konulacağını beyan ederek, müvekkiline karşı açılmış bulunan haksız ve kötü niyetli davanın reddine, davanın açılmasında ve borcun ödenmemesinde tamamen kötüniyetli hareket eden davacının İ.İ.K. md 72/4 uyarınca alacağın %20’sinden az olmamak üzere tazminat ödemesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE KANAAT :Dava, ileri sürülüş şekline göre icra takibinden kaynaklanan menfi tespit davasıdır.
Dava tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’nın 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır.
Görev hususu da kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır ve görev hususunda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Somut uyuşmazlıkta öncelikle mahkemenin görevli olup olmadığı tespit edilmelidir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) 4. maddesinin birinci fıkrası;
"(1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./l.md.) ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;
a) Bu Kanunda,
b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkmdaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde,
c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde,
d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta,
e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde,
f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, fınansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K/l.md.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır. " düzenlemesi mevcuttur.
Yasanın mevcut düzenlemesi kapsamında oluşturulan, ---------- sayılı kararında belirtildiği üzere; ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlediğinden, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak, mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi;
“(1) Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari (Değişik ibare: 26/06/2012-6335 S.K/2.md.) davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.
(3) (Değişik fıkra:26/06/2012-6335 S.K./2.md.) Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır." hükümlerini havidir.
Somut uyuşmazlıkta, ---------İcra Dairesi--------- Esas sayılı dosyasındaki takip dayanağı belgenin davalının teslim eden olarak imzaladığı, teslim alan olarak "---------" isimli kişinin imzaladığı iş teslim formu şeklinde belge olduğu anlaşılmış, uyuşmazlığın tacirler arasındaki eser sözleşmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti için davalının tacir olup olmadığı ilgili kurumlara müzekkere yazılmak suretiyle araştırılmış, yapılan araştırma neticesinde davalı ...'in tacir olmadığı tespit edildiğinden görevsizlik kararı vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, bu nedenle 6100 sayılı HMK'nın 115/2. Maddesi uyarınca dava şartı noksanlığından davanın usulden REDDİNE,
2-Taraflardan birinin, karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde dosyanın görevli --------- Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine,
3-Yasal süre içinde Mahkememize başvurarak, dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmediği takdirde, Mahkememize davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin iş bu kararın tefhim/tebliği ile İHTARINA,
4-Dava dosyasının talep üzerine gönderilmesi halinde yargılama giderlerine görevli mahkemece hükmedilmesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer yada başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile ----------- Bölge Adliye Mahkemesi'ne istinaf yolunun açık olduğu, istinaf dilekçesinde istinaf edilen hususlar ile nedenlerinin belirtilmesinin gerektiği, süresi içerisinde kararın istinaf edilmemesi halinde hükmün kesinleşeceği ve infaz edilebileceği açıklanmak suretiyle açık duruşmada verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/06/2026