Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi, adi ortaklığın tespiti ve tasfiyesi davasında görevli mahkemenin belirlenmesi amacıyla Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde dava şartlarını ve ticari dava niteliğini incelemiştir.
Özet: Bu gerekçeli karar, davacının adi ortaklığın tespiti ve tasfiyesi, işletmenin feshi, tasfiye memuru atanması, davalıdan hesap alınması, ortaklık malvarlığının dağıtılması ve kar payı tahsili gibi taleplerini içeren bir davayı ele almakta olup, mahkemece resen incelenen görev hususunda, uyuşmazlığın ticari dava niteliğini belirlemek üzere Türk Ticaret Kanununda yer alan "ticari işletme", "ticari iş" ve "tacir" kavramlarını detaylıca açıklayarak kendi yetkisini değerlendirmektedir.

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ...

T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : ...
KARAR NO : ...
BAŞKAN : ...
ÜYE : ...
ÜYE : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : ...
DAVALI : ...
DAVA : Adi Ortaklığın Tespiti ve Tasfiyesi
DAVA TARİHİ : 21/04/2026
KARAR TARİHİ : 18/06/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 26/06/2026
Mahkememizde görülmekte olan adi ortaklığın tasfiyesi davasında dosya, HMK'nın 115/1. maddesi uyarınca dava şartları yönünden resen incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili; Taraflar arasındaki Foto Işık isimli işletme üzerinde kurulmuş bulunan gizli/sözlü adli ortaklığın tespiti, bu ortaklığın haklı nedenle feshini, tasfiye memuru atanmasını ve işletmenin tasfiyesine karar verilmesini, davalının yönetici ortak sıfatıyla hesap vermeye zorlanması, ortaklığa ait tüm aktif ve pasif kalemlerin tespiti, ortaklık mal varlığının tasfiye edilerek paylaştırılmasını, 2023 yılından itibaren davacıya ödenmeyen kar payının belirlenmesi ve tahsilini, davacının ortaklığa yaptığı tüm sermaye, katkı payı, mal varlığı, kullanım hakkı, masraf ve ödeme katkılarının tasfiye hesabına dahil edilmesini talep etmiştir.
Davalı tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir.
Dava adi ortaklığın tespiti ve tasfiyesi talebine ilişkindir.
Tarafların tacir olup olmadığı hususu araştırılmıştır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olmasının yanında HMK'nın 114. maddesinde açıkça dava şartı olarak düzenlenmiş olduğundan, mahkemelerce ve istinaf incelemesi aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir.
Ticaret mahkemelerinin görevi TTK'nın 5. md. düzenlenmiş ve maddenin 1. bendinde "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir." denilmiştir.
Bir davanın ticari dava olup olmadığı ise TTK'nın 4. maddesinde gösterilen ilkelere göre belirlenmekte olup, öğretide benimsenen görüşe göre de ticari davalar kendi aralarında mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar için tarafların sıfatlarına ve dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmazken, nispi ticari davalarda dava konusunun ticari işletme ile ilgili olup olmadığı kriter olarak kabul edilmiştir.
Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için öncelikle "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır.
Belirtmek gerekir ki 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temelinden hareket edilmiş ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir.
Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşar düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır.
TTK'nın 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir.
Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (... , G.: Ticari İşletme ve Şirketler, Ekim 2014, C. I, s.292).
Ticaret hayatının temel süjesi olan "tacir" de yine işletme kavramı bağlamında tanımlanmış ve "bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişi"ye tacir deneceği TTK'nın 12/1. maddesinde belirtilmiştir. Maddenin devam eden bentlerinde; bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimsenin, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılacağı ve bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olacağı hüküm altına alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu tacir kavramını gerçek kişiler ve tüzel kişilerde ayrı ayrı ele almış, gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması bir ticari işletmenin mevcut olması, bir ticari işletmenin işletilmesi ve ticari işletmenin kısmen de olsa o kişi adına işletilmesi unsurlarına bağlanmıştır. Hemen belirtmek gerekir ki salt sermaye şirketi ortağı ya da yöneticisi olmak bir kimsenin tacir sayılması için yeterli değildir.
Tüzel kişi tacir kavramının kapsamı ise TTK'nın 16/1. maddesinde düzenlenmiştir. TTK'nın "tüzel kişiler" başlıklı 16. maddesi, ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar, dernekler ve kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri tarafından kurulan kurum ve kuruluşlar da tacir sayılacaklarını belirlemiştir.
Aynı maddenin 2. bendi Devlet, il özel idaresi, belediye ve köy ile diğer kamu tüzel kişileri ile kamu yararına çalışan dernekler ve gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar, bir ticari işletmeyi, ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendilerinin tacir sayılmayacakları hükmünü içermektedir.
Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen tüzel kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır.
Bu açıklamalardan sonra "ticari dava" konusuna gelindiğinde ise TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez.
Ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır.
Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır.
Nispi ticari davalar ise, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez.
Bu genel kuralın yanında TTK'nın 4. maddesinin son cümlesindeki düzenleme nedeniyle yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale ve vedia gibi sözleşmelerden doğan davalarla fikri ve sınai haklara ilişkin davalar da ticari davadır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken, burada sayılan davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması yeterli görülmüştür. ( ... 2020/506 Esas 2022/1675 Karar)
Somut olayda uyuşmazlık adi ortaklık ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Adi ortaklık, 6098 sayılı TBK.'nun 620. vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Adi ortaklık sözleşmesi; iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir (TBK. 620/1 md.) Adi ortaklık sözleşmelerden kaynaklanan davaların ticari dava olduğuna ya da asliye ticaret mahkemelerinde görüleceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Adi ortaklıktan kaynaklanan bir davanın (nispi) ticari dava olarak kabul edilebilmesi için iki tarafın da tacir olması ve adi ortaklığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gereklidir.
... , ... , ... , ... tacir araştırmasına yönelik cevabi yazıları ile ... kayıtlarının incelenmesinde; hem davacının men de davalının tacir olmadıkları ve tacir sayılmayı gerektirir faaliyetlerinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
... 13.05.2026 tarihli cevabına göre; davacı ... 'ın "Kılıç Film Müzik ve Oyun" ünvanlı işyerinin bulunduğu ve esnaf kaydının 0604/2026 tarihinde terkin edildiği, ... 'in ... ile ... adlı işyeri kayıtlarının bulunduğu tespit edilmiştir.
... cevabına göre her iki tarafın tacir kaydının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
... 11.06.2026 tarihli cevabına göre davalı ... 'in; Fotoğrafçılık Malzemeleri ve Aletlerinin Perakende Ticareti faaliyetini sürdürdüğü, 2025 takvim yılına ait Yıllık Gelir Vergisi beyannamesi ile 91.679,40 TL matrah bildirdiği, İşletme hesabına göre defter tuttuğu, İlgili mükellefin VUK'un 177. maddesinin 1 ve 3. bentlerindeki limitlerin yarısını veya 2. bentteki limitin tamamını aşmadığı tespit edilmiştir.
... 13/05/2026 tarihli cevabında; davacı ... 'ın; 29.11.2024 tarihinde "Radyo, Tv, Posta Yoluyla Veya İnternet Üzerinden Yapılan Perakende Ticaret" faaliyetine başladığı ve bu faaliyetini 31.08.2025 tarihinde sonlandırdığı, 23.03.2026 tarihinde verilen 01-12/2025 dönemine ait Gelir Vergisi beyannamesi ile mükellefin 20.756,48.-TL kar bildirdiği, "İşletme Hesabı" usulüne göre defter tuttuğu, VUK'nun 177/l. Maddesinin 1 ve 3. Bendindeki limitlerinin yarısını veya 2. Bentteki limitin tamamını aşmadığı bildirilmiştir.
21.07.2007 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan 18.06.2007 tarihli 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile esnaf ve tacir ayrımına esas sınırlar belirlenmiş olup, bu kararda, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu 177. maddesinde belirtilen hadlerden, 1. ve 3. bendindeki konularda faaliyette bulunanlarda yarısını, 2. bendeki faaliyetlerde bulunanların bu tutarın tamamını aşanların tacir olacağı belirlenmiştir.
Tacir araştırması amacıyla yazılan müzekkerelere verilen cevaplar birlikte değerlendirildiğinde hem davacının hem de davalının tacir olmadığı ya da tacir sayılmadığı anlaşılmıştır.
Tarafların her ikisinin tacir olmaması itibariyle adi ortaklık ilişkisinden kaynaklanan somut uyuşmazlığın nispi ticari dava niteliğinde olmadığı, mutlak ticari davanın da sözkonusu olmadığı sonucuna varılmakla; davada mahkememiz görevli olmayıp yargılama yapma ve karar vermek ... görevi kapsamında kalmaktadır. (Emsal; ... 2022/1170 Esas 2022/1136 Karar, ... 2024/1068 Esas 2025/2012 Karar)
Görev dava şartı kamu düzenine ilişkin olduğundan her aşamada resen nazara alınmalıdır. HMK nun 138/1 maddesindeki " Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir." hükmü ile aynı yasanın 320/1 maddesindeki "Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir." düzenlemesi ve "Mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır" şeklindeki HMK nun 115/1 maddesi ile usul ekonomisi nazara alınarak; dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde tensiple mahkememizin görevsizliğine asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğuna dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
Dava mahkememiz nezdinde basit yargılama usulüne tabi olduğundan dilekçeler aşaması sadece davaya cevap ile sınırlı tutulmuştur. Ancak ... yazılı yargılama usulü uygulanacağından dilekçeler aşamasının devamı ... tarafından yürütülmelidir.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;
1-Mahkememizin görevsizliği nedeni ile HMK'nın 114/1-c ve 115/2 maddeleri gereği davanın dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE,
2-Bu karara karşı süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak görevsizlik kararının kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten itibaren, karara karşı kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde, taraflardan birinin mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli Sakarya Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,
3-Yukarıda belirtilen yasal süre içinde dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmemesi halinde dosyanın resen ele alınarak verilecek ek kararla davanın açılmamış sayılacağı ve davacının yargılama giderlerini ödemeye mahkûm edileceği hususunun İHTARINA,
4-Gerekçeli kararın HMK 321/2 maddesi gereği taraflara tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize verilecek yada aynı sürede başka yer ... aracılığıyla mahkememize gönderilecek bir dilekçe ile, ... nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere, tensiben oybirliği ile karar verildi. 18/06/2026
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır