Diyarbakır Asliye Ticaret Mahkemesinin, Tarım Sigortaları Havuzu tarafından elektrik hattı kaynaklı arı kovanı yangını sonrası ödenen tazminatın rücuen tahsiline ilişkin gerekçeli kararı.
Özet: Davacı sigorta şirketi, davalının elektrik hatlarından kaynaklandığı iddia edilen yangın sonucu sigortalısına ödediği 523.278,00 TL tutarındaki arı kovanı zararı tazminatını, davalının yüksek gerilim hatlarının kurulum, bakım ve işletmesinden doğan kusursuz sorumluluğu gereğince rücuen tahsil etmeyi talep ederken; davalı, yangının kendi hatlarından kaynaklandığına dair kesin bir ispat olmadığını, nedensellik bağının bulunmadığını, mücbir sebep veya üçüncü kişi kusurunun olabileceğini ve ayrıca yetki, görev, zamanaşımı gibi usuli itirazları ileri sürerek davanın reddini istemektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.
DİYARBAKIR
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO :
KARAR NO :
HAKİM :
KATİP :
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLLERİ :
DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat)
DAVA TARİHİ : 07/01/2026
KARAR TARİHİ : 01/07/2026
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Rücuen Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin 5363 sayılı Tarım Sigortaları Kanunu kapsamında kurulan ve kar amacı gütmeyen Tarım Sigortaları Havuzu'nun işleticisi olduğunu, dava dışı sigortalının arı kovanlarının ilgili poliçe ile teminat altına alındığını, .....tarihinde davalıya ait elektrik hattından kaynaklanan yangın sonucu sigortalıya ait arı kovanlarının zarar gördüğünü, yapılan hasar ekspertiz incelemesi neticesinde hesaplanan 523.278,00 TL tutarındaki tazminatın .....tarihinde sigortalıya ödendiğini, başlatılan soruşturma kapsamında yangına davalının sebebiyet verdiğinin tespit edildiğini, davalının yüksek gerilim hatlarının kurulum, bakım ve işletmesinden sorumlu olması nedeniyle Türk Borçlar Kanunu'nun 69. maddesi ve ilgili mevzuat uyarınca kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği hükümleri gereğince tesislerin can ve mal güvenliğini tehlikeye atmayacak şekilde tutulması ve periyodik denetimlerinin yapılması gerektiğini, davalı şirketin kontrol ve denetim görevini yerine getirmeyerek meydana gelen zarardan müteselsilen sorumlu olduğunu, Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesi gereğince ödenen tazminatın rücuen tahsili amacıyla yapılan arabuluculuk görüşmelerinden sonuç alınamadığını belirterek, 523.278,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, dava giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle husumet, derdestlik, zamanaşımı, hak düşürücü süre, görev ve yetki itirazlarının bulunduğunu, dava konusu olayın Siverek/Şanlıurfa'da gerçekleşmesi sebebiyle Siverek mahkemelerinin yetkili olduğunu, uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevli olduğunu, dava konusu olayla ilgili savcılık dosyasının celbinin gerektiğini, yangının şirket hatlarından kaynaklanmadığını, davacının avans faizi talebinin hukuka aykırı olduğunu, yangın anını gören kimse bulunmadığı gibi olayın müvekkile ait elektrik direğinden çıktığının davacı tarafından ispatlanamadığını, teknik yeterliliği olmayan belge ve tanık beyanlarına dayanılarak müvekkil kuruma kusur yüklenemeyeceğini, Sigorta Genel Şartlarında geçen kasıt ve ağır kusur hallerinin davacı sigortacı tarafından bilimsel olarak ispatlanamadığını, müvekkil şirketin kusurunun ispat edilemediğini, sorumluluk hukukunda kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa uzanan bir süreç bulunduğunu, bina ve yapı eserlerinden doğan sorumlulukta illiyet bağının ispat yükünün zarar görene düştüğünü, enerji nakil hattının kime ait olduğunun tespit edilmesi gerektiğini, bölgede Teiaş'a ait hatlar ile özel hatların da mevcut olduğunu, müvekkil şirketin sorumluluğunun bulunmadığını, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 25/02/2013 tarihli 2013/89.Esas ve 2013/2392.K sayılı ilamında da belirtildiği üzere davacının olayın müvekkile ait saiklerden meydana geldiğini somut delillerle ispatlamak zorunda olduğunu, olay tarihinde Teiaş'tan fider açması olup olmadığının sorulması gerektiğini, dava konusu olayın müvekkile ait direklerden kaynaklandığına dair hiçbir delil ve emare bulunmadığını, olayda nedensellik bağının mevcut olmadığını, mücbir sebep veya üçüncü kişilerin kusuru gibi illiyet bağını kesen sebeplerin araştırılması gerektiğini, müvekkilin sorumluluğunu gerektirecek bir kusur bulunmadığını, haksız ve hukuka aykırı olarak açılan davanın reddini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Dava, Devlet Destekli Arıcılık Sigorta Poliçesi kapsamında davalının dava dışı sigortalıya ödediği bedelin, davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir.
5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi gereğince ve TBK.'nun 162/2 ve 168. maddeleri gereğince müteselsil sorumlulukta diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekir.
Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-a maddesi gereği her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenen hususlar ticari davalardır. TTK 5/1 maddesi gereği ticari davalara bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği .....tarihinden itibaren yasanın 5/3 maddesi gereği asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki işbölümü olmaktan çıkmış görev ilişkisi haline gelmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi gereği göreve ilişkin kurallar kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınması gerekmektedir.
Sigortacının halefiyete dayalı olarak açacağı rücuen tazminat davasında, görevli mahkemenin belirlenmesi konusunda; 22.03.1944 tarih, 37 esas, 9 karar sayılı (03.07.1944 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan) Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle halefiyet davası ticari dava sayılamaz. Bu dava aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" ilkesi benimsenmiştir. Buna göre; sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir.
Somut olayda, davacı TARSİM davaya konu olan taşınmazda davalının bakım onarım ve güvenliğinden sorumlu olduğu elektrik hattından çıkan yangında yukarıda bilgileri verilen poliçe ile sigortalanmış olan ürünlerin yanarak hasar gördüğünü, davacının yapılan hasar ihbarı üzerine, hasar ekspertiz incelemesi sonrasında ürünleri zarar gören sigortalılara ödediği tazminatı, zarardan sorumlu olduğunu iddia ettiği gerçek kişi davalıya rücu etmektedir. Davacının halefi olduğu zarara uğrayan gerçek kişi olup, dava dışı 3. kişinin (.....) esnaf tacir araştırmalarının yapılması için vergi dairesine yazılan müzekkere cevabı ile ticaret sicil müdürlüğünden gelen yazı cevabına göre tacir olmadığı sabit olup, TTK nun 4/1 maddesinde belirtilen her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili nispi dava söz konusu değildir.
Bu durumda uyuşmazlığın genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.
6100 Sayılı HMK.'nun 1 inci maddesine göre görev hususu kamu düzenine ilişkin ve aynı yasanın 114/1-c maddesi uyarınca ayrıca dava şartı olduğundan aynı Kanunun 115 inci maddesi uyarınca da her aşamada mahkemece kendiliğinden göz önüne alınması zorunluluğu bulunduğu, davaya bakma görevinin asliye hukuk mahkemelerine ait olduğu görülmekle aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Nedenleri gerekçeli kararda açıklandığı üzere;
1-Mahkememizin görevsizliği nedeniyle HMK.'nun 114/1-c maddesi ve 115/2. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,
2-Görevli mahkemenin Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna,
3-6100 Sayılı HMK'nın 20.maddesi gereği kararın kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmesi halinde kesinleşme tarihinden itibaren, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize veya bulunulan yer mahkemesine başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dosyanın görevli DİYARBAKIR NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'NE gönderilmesine, aksi takdirde dosyanın resen ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin ihtarına,
4-H.M.K.'nın 331/2. maddesi uyarınca harç, vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip Hakim