Kıymetli evraktan kaynaklanan menfi tespit davası: Açığa imza ile alınan bononun hukuka aykırı doldurularak icra takibine konulması ve tefecilik iddiasıyla borçsuzluğun tespiti talebi.
Özet: Davacı, ticari sıkışıklık nedeniyle davalıdan çek iskonto etmesiyle başlayan ilişkide, davalının yalnızca bir kısım ödeme karşılığı çekleri alıp daha sonra icraya koyduğunu, ticari itibarını kaybetme korkusu ve haciz tehdidi altında davalıya verdiği boş bononun davacı rızası dışında 60.000 USD bedelli olarak doldurularak icra takibine konulduğunu iddia etmektedir. Tefecilik ilişkisiyle düzenlendiğini savunduğu bu bononun hükümsüzlüğünü, borçlu olmadığının tespitini, icra takibinin iptalini ve kötü niyet tazminatını talep eden davacıya karşılık, davalı süresinde savunma sunmamış, yalnızca ihtiyati tedbir kararına teminat yönünden itiraz etmiştir.

T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/141 KARAR NO : 2026/506DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 17/02/2026KARAR TARİHİ : 30/06/2026K.YAZIM TARİHİ : 10/07/2026Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:İDDİA:Davacı vekili 16/02/2026 tarihli dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilişkinin müvekkilinin ticari hayatında yaşadığı likidite sıkışıklığı nedeniyle elindeki müşteri çekini nakde çevirmek üzere davalıya başvurmasıyla başladığını, bu kapsamda keşidecisi ... olan, 19/05/2016 vadeli, ... bank .... Şubesi'ne ait ... seri numaralı ve 15.000,00 TL bedelli çekin iskonto ettirilmek üzere davalıya beyaz ciro ile teslim edildiğini, davalının çek bedelinin yalnızca %60'ını elden ödeyerek bakiye %40'lık kısmı peşin faiz ve komisyon adı altında alıkoyduğunu, buna rağmen aynı çeki Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile takibe koyduğunu, müvekkilinin haciz tehdidi altında bu dosyaya ödeme yapmak zorunda kaldığını, 2018 yılında anılan icra dosyasındaki borcun kapatılması vaadiyle keşidecisi .... Basım Yayın Prodüksiyon San. ve Tic. Ltd. Şti. olan, 30/08/2015 tarihli, ... bank ... Şubesi'ne ait .... seri numaralı ve 68.000,00 TL bedelli çekin de davalıya ciro edildiğini, ancak davalının bu çeki mahsup etmek yerine Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasıyla ayrı ve mükerrer bir takibe konu ettiğini, davalının bu çeki teslim aldığı sırada müvekkilinden ve kardeşi ....'den güvence talep ederek bedel, vade, tanzim tarihi ve lehtar hanesi tamamen boş bırakılmış bir bono formunu açığa imza suretiyle teminat olarak aldığını, müvekkilinin ardı ardına gelen icra takiplerinin baskısı, haciz tehdidi ve ticari itibarını yitirme korkusu altında, yani müzayaka (zorda kalma) hâlinde bu dayatmaya boyun eğmek zorunda kaldığını, anılan icra dosyalarına ilişkin borçların zaman içinde ödenmesiyle teminat senedinin varlık sebebinin ortadan kalktığını, buna karşın davalının senedi iade etmeyip yıllarca elinde tuttuğunu, taraflar arasında o tarihten sonra hiçbir ticari ilişki, mal teslimi veya borç alışverişi bulunmamasına rağmen davalının söz konusu boş senedi müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında 04/05/2022 tanzim, 04/05/2025 vade tarihli ve 60.000,00 USD bedelli olacak biçimde doldurduğunu, bu senede dayanarak önce Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... D.İş sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı aldığını, ardından Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, davalının eyleminin TCK m.156, m.209 ve m.241 kapsamında suç oluşturduğunu ve tefecilik ilişkisi içinde düzenlenen bononun TBK m.27 uyarınca kesin hükümsüz olduğunu, davalı hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... soruşturma sayılı dosyası ile şikâyette bulunulduğunu, ceza soruşturmasının HMK m.165 uyarınca bekletici mesele yapılması gerektiğini, olası bir kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ise TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimini bağlamayacağını, husumetli iki kişi arasında hiçbir teminat alınmaksızın 60.000,00 USD nakit ödünç verilmesinin hayatın olağan akışına, ticari teamüle ve tevsik zorunluluğuna ilişkin mevzuata aykırı olduğunu, bu nedenle davalının mali kapasitesinin vergi, SGK, tapu, trafik ve banka kayıtları üzerinden araştırılmasını, davalının Türkiye genelinde alacaklı ve şüpheli sıfatıyla taraf olduğu icra dosyaları ile ceza soruşturmalarının UYAP entegrasyon sistemi üzerinden resen sorgulanarak tefecilik karinesinin ortaya konulmasını, senet aslının Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek mürekkep yaşı, farklı kalem kullanımı ve yazı-imza sırası yönünden kriminal inceleme yaptırılmasını, taraflar arasındaki icra dosyalarına ilişkin tahsilat kayıtlarının HMK m.202 anlamında yazılı delil başlangıcı sayılarak tanık dinlenilmesini talep ettiklerini, İİK m.72/3 uyarınca icra veznesine giren ve girecek paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini istediklerini beyanla; dava konusu bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, bononun iptaline, İİK m.72/5 uyarınca takip konusu asıl alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına ve alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesine, adli yardım talebinin kabulüne, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.SAVUNMA:Dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiye davalıya usulüne uygun biçimde tebliğ edilmiş; davalı taraf, HMK m.317/2 uyarınca öngörülen iki haftalık yasal süre içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. Davalı vekili 01/04/2026 havale tarihli dilekçesiyle yalnızca mahkememizin 17/03/2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının teminatsız verilmiş olmasına itiraz etmiş, icra dosyası alacağının %15'inden az olmamak üzere teminata hükmedilmesini istemiştir. Davalı vekili, 28/04/2026 tarihli ön inceleme duruşmasında ve 30/06/2026 tarihli tahkikat duruşmasında; ihtiyati tedbire itiraz dilekçesini tekrar ettiğini, davanın reddine ve ihtiyati tedbirin kararla birlikte kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiğini beyan etmiştir. Davalı taraf, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıalara karşı, bunların aksini ortaya koyan yeni ve müstakil bir maddi vakıa ileri sürmemiş; senedin ihdas nedenine, temel ilişkiye veya bono bedelinin ödenme biçimine ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamıştır.DELİLLER ve GEREKÇE:Dava, kambiyo senedi vasfındaki bononun bedelsizliği, teminat amacıyla açığa imza suretiyle alındığı ve anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddialarına dayalı, İİK m.72 uyarınca icra takibinden sonra açılmış menfi tespit istemine ilişkindir.Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenmiş, dava şartları ve ilk itirazlar yönünden bir eksiklik bulunmadığı, TTK m.4 ve m.5/A uyarınca dava şartı olan arabuluculuk yoluna Bakırköy Arabuluculuk Bürosu'nun ... sayılı dosyası üzerinden başvurulduğu ve tarafların anlaşamadığı, mahkememizin görevli ve yetkili olduğu tespit edilmiş; uyuşmazlık konuları HMK m.320/2 uyarınca resen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmıştır. Yargılama sırasında Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas ve Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün .... Esas sayılı dosyalarının çıktıları UYAP sistemi üzerinden dosya arasına alınmış, tarafların nüfus kayıt örnekleri celbedilmiş, her iki taraf yönünden sosyal ve ekonomik durum araştırması yaptırılmış, davacının tensip aşamasında reddedilen adli yardım talebi, itiraz üzerine Bakırköy ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... D.İş Esas, ... Karar sayılı 11/03/2026 tarihli kararı ile kabul edilmiş, mahkememizin 17/03/2026 tarihli ara kararıyla İİK m.72/3 uyarınca icra veznesine giren ve girecek paranın davalıya ödenmemesi yönündeki ihtiyati tedbir talebi teminatsız olarak kabul edilmiş, davalı vekilinin bu karara yönelik itirazı 29/04/2026 tarihli ara kararla reddedilmiş, davacının tanık dinletme talebi ise 28/04/2026 tarihli ön inceleme duruşmasında HMK m.200 uyarınca ve davalının açık muvafakati bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... soruşturma sayılı dosyası celbedilerek dosya kapsamına alınmıştır.Uyuşmazlık; dava konusu bononun boş olarak imzalanıp anlaşmaya aykırı biçimde doldurulup doldurulmadığı, bononun teminat senedi niteliğinde bulunup bulunmadığı, tefecilik ilişkisi nedeniyle kesin hükümsüz sayılıp sayılamayacağı ve nihayet bu bono nedeniyle davacının davalıya borçlu olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.Bono, TTK m.776'da öngörülen zorunlu şekil şartlarını taşıması hâlinde kayıtsız şartsız bir bedeli ödeme vaadini içeren kambiyo senedi niteliğini kazanır. Kambiyo senetlerine hâkim olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi uyarınca, senetten doğan borç, senedin düzenlenmesine sebep teşkil eden temel ilişkiden bağımsızdır; senedin geçerliliği, temel ilişkinin geçerliliğine bağlı değildir (Bozer, Ali / Göle, Celal: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara; Pulaşlı, Hasan: Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, Ankara; Kendigelen, Abuzer / Kırca, İsmail: Kıymetli Evrak Hukuku, İstanbul; Öztan, Fırat: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara). Bono aynı zamanda TBK m.18 anlamında sebep gösterilmeksizin yapılmış bir borç ikrarını içerir ve bu nitelikteki borç ikrarı geçerlidir. Bunun doğrudan usul hukukuna yansıyan sonucu şudur: Senedi elinde bulunduran alacaklı, senedin düzenlenmesine esas teşkil eden temel ilişkiyi açıklamak ve ispat etmekle yükümlü değildir; senedin bedelsiz olduğunu, teminat amacıyla verildiğini yahut anlaşmaya aykırı doldurulduğunu ileri süren borçlu, bu iddiasını ispatla mükelleftir.Bedelsizlik def'i, TTK m.687 hükmünün bono bakımından m.778/2-b yollamasıyla uygulanmasından doğan kişisel bir def'i olup, senedin doğrudan tarafları arasında, yani keşideci ile lehtar arasında ileri sürülebilir. Somut olayda davalı, bononun lehtarı ve takip alacaklısı sıfatıyla senedin doğrudan tarafı olduğundan, davacının bedelsizlik def'ini ileri sürebilmesinde usuli bir engel bulunmamaktadır. Ne var ki def'in ileri sürülebilir olması ile ispatlanmış olması birbirinden farklı meselelerdir. HMK m.190/1 ve TMK m.6 uyarınca ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıadan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Menfi tespit davasında ispat yükünün kural olarak davalı alacaklıda olduğu kabul edilmekle birlikte, kambiyo senedine dayalı menfi tespit davalarında bu kural, senedin soyutluğu ve borç ikrarı niteliği nedeniyle tersine döner ve bedelsizliği iddia eden borçlu davacı ispat yükü altına girer (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara; Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara; Pekcanıtez, Hakan / Atalay, Oğuz / Sungurtekin Özkan, Meral / Özekes, Muhammet: İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, İstanbul).İspat yükünün yeniden yer değiştirebileceği tek hâl, davalı alacaklının davacının iddiasını yalın biçimde inkâr etmekle yetinmeyip, kendi savunmasını dayandırdığı yeni ve pozitif bir maddi vakıa ileri sürmesidir. Alacaklı, "senedin karşılığında şu tarihte, şu miktarda nakdi elden verdim" yahut "senedi şu sözleşmeden doğan alacağım için aldım" biçiminde bir vakıa ileri sürdüğünde, artık bu vakıayı ispat yükü ona geçer. Davacı vekilinin dilekçesinde dayandığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.06.2019 tarihli, .... Esas, ... Karar sayılı kararı da tam olarak bu ihtimale, yani alacaklının yüksek meblağlı bir nakdi elden ödediğini ileri sürmesi hâline ilişkindir; anılan kararda ispat yükünün yer değiştirmesinin sebebi, senedin soyutluğunun ortadan kalkması değil, alacaklının bizzat kendisinin senedin sebebini açıklayan bir vakıayı savunmasına dayanak yapmış olmasıdır.Somut olayda ise böyle bir durum bulunmamaktadır. Dava dilekçesi davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalı taraf yasal süresi içinde cevap dilekçesi sunmamıştır. HMK m.128 uyarınca, süresi içinde cevap dilekçesi vermeyen davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Bunun anlamı, davalının yargılamaya yalın bir inkâr savunmasıyla katılmış olduğudur. Davalı, ne bono bedelinin davacıya elden ödendiğini, ne senedin belirli bir temel ilişkiden doğduğunu, ne de senedin ihdas nedenine ilişkin başka bir olguyu savunmasına dayanak yapmıştır. Yargılamanın hiçbir aşamasında davalıdan sadır olmuş, senedin sebebini açıklayan pozitif bir vakıa iddiası bulunmadığından, ispat yükünün davalıya geçmesini sağlayacak sebep gerçekleşmemiştir. Davacı vekilinin dilekçesinde "davalı elden ödeme iddiasında ısrar ederse" biçiminde kurguladığı ve buna bağladığı tüm ispat yükü tartışması, dosyada karşılığı bulunmayan varsayımsal bir zemin üzerine oturmaktadır. Dolayısıyla ispat yükü, dava boyunca davacı borçlu üzerinde kalmıştır.İspat yükünün davacıda bulunmasının ispat vasıtaları bakımından sonucu, HMK m.200 ve m.201 hükümleriyle belirlenir. Senede bağlı hukuki işlemin, senedin düzenlenme amacına veya içeriğine aykırılığı iddiası ancak senetle ispatlanabilir; senede karşı tanıkla ispat kural olarak mümkün değildir. Bu kuralın istisnası HMK m.202'de düzenlenen yazılı delil başlangıcıdır. Bir belgenin yazılı delil başlangıcı sayılabilmesi için, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, o işlemi muhtemel göstermesi ve aleyhine ileri sürülen taraftan sadır olması gerekir. Davacı bu bağlamda Bakırköy ... İcra Dairesi'nin ... Esas ve Bakırköy ... İcra Dairesi'nin.... Esas sayılı dosyalarındaki takip ve tahsilat kayıtlarını göstermiştir. Ancak anılan dosyalar, davaya konu bonodan tamamen farklı iki kambiyo senedine, yani üçüncü kişiler tarafından keşide edilmiş iki adet çeke ilişkindir. Bu dosyalar, taraflar arasında 2016 ve 2018 yıllarında çek ciro ilişkisi bulunduğunu ve bu çeklerin ödenmemesi üzerine cirantaya müracaat edildiğini göstermektedir. Oysa çekin ciro yoluyla devri ve keşideci tarafından ödenmemesi hâlinde TTK m.818 yollamasıyla m.723 vd. hükümleri uyarınca cirantaya başvurulması, kambiyo hukukunun olağan ve yasal sonucudur; kendiliğinden hukuka aykırı bir ilişkiye işaret etmez. Anılan icra dosyaları, 04/05/2022 tanzim tarihli bononun boş olarak imzalanıp davalıya teslim edildiğini ve sonradan anlaşmaya aykırı biçimde doldurulduğunu muhtemel gösterir nitelikte değildir. Aralarında dört yıla varan bir zaman aralığı ve konu farklılığı bulunan bu belgeler, HMK m.202 anlamında yazılı delil başlangıcı sayılamaz. Bu değerlendirme, davacının tanık dinletme talebinin 28/04/2026 tarihli ön inceleme duruşmasında reddine ilişkin ara kararla da uyumludur ve mahkememiz tahkikat sonunda da bu görüşünü sürdürmektedir.Bononun teminat senedi olduğu iddiası yönünden: Yerleşik yargısal uygulamaya göre bir kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği, ya senet metninden anlaşılmalı ya da hangi borcun teminatını teşkil ettiğini açıkça gösteren yazılı bir belge ile ispatlanmalıdır. Senet metninde teminata ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığı gibi, dosyaya senedin belirli bir borcun teminatı olarak verildiğini gösteren yazılı hiçbir belge sunulmamıştır. Kaldı ki davacının anlatımı kendi içinde de çelişkilidir: Davacı, senedin 2018 yılında, Bakırköy .... İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasına konu 68.000,00 TL bedelli çekin teminatı olarak boş biçimde verildiğini ileri sürmekte; buna karşılık senedin tanzim tarihi 04/05/2022 olup, davacı bu tarihte senedin doldurulduğunu da kabul etmemektedir. Teminat olarak verildiği iddia edilen asıl borcun, senedin tanzim tarihinden yıllar önce doğduğu ve davacının beyanına göre ödenmek suretiyle sona erdiği bir yapıda, teminat ilişkisinin varlığı yazılı delille ortaya konulmadıkça salt beyanla kabul edilemez.Açığa imza ve anlaşmaya aykırı doldurma iddiası yönünden: TTK m.680 hükmü, m.778/2-b yollamasıyla bono bakımından da uygulanır ve tamamen doldurulmadan tedavüle çıkarılan senedin aradaki anlaşmaya aykırı biçimde doldurulması hâlini düzenler. Bu düzenlemenin ön şartı, senedin boş olarak verildiği olgusunun ortaya konulmasıdır. Anılan olgu ispatlanmadıkça anlaşmaya aykırılık tartışması gündeme dahi gelemez ve bu olgunun ispatı da yukarıda açıklanan senetle ispat kuralına tabidir. Kaldı ki TTK m.776 uyarınca bononun geçerliliği için düzenleyenin imzası aranmış olup, senet metninin bizzat düzenleyenin el yazısıyla yazılmış olması zorunlu değildir. Bono metninin bir başkası tarafından doldurulmuş olması, tek başına senedin boş olarak verildiğini yahut anlaşmaya aykırı doldurulduğunu göstermez. Bu itibarla davacının, senet aslı üzerinde farklı kalem ve mürekkep kullanımı ile yazı-imza sırasının tespiti amacıyla kriminal inceleme yaptırılması yönündeki talebi, senedin boş olarak verildiği olgusu yazılı delille ortaya konulamadığından sonuca etkili görülmemiş ve bu talebe itibar edilmemiştir.Tefecilik iddiası ve TBK m.27 yönünden: Bir kambiyo senedinin, TCK m.241'de suç olarak düzenlenen tefecilik faaliyetinin aracı olarak düzenlendiğinin ispatlanması hâlinde, senedin dayandığı ilişkinin kanunun emredici hükümlerine ve ahlaka aykırılığı nedeniyle TBK m.27 uyarınca kesin hükümsüz sayılabileceği kuşkusuzdur. Ancak burada da hükümsüzlük sonucunun bağlandığı maddi vakıanın, yani tefecilik ilişkisinin ispatı gerekir. Davacı hakkındaki iddialarını, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın .... soruşturma sayılı dosyasına dayandırmış; ancak celbedilen soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır. TBK m.74 uyarınca hukuk hâkimi, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza mahkemesinin beraat kararıyla bağlı olmadığından, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar da mahkememiz yönünden bağlayıcı değildir; nitekim mahkememiz, tefecilik olgusunu bağımsız biçimde ve hukuk yargılamasının ispat kuralları çerçevesinde değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda; dosyada davalının kazanç elde etmek amacıyla ödünç para verme faaliyetini meslek edindiğini gösteren hiçbir delil bulunmadığı, taraflar arasındaki geçmişin iki adet çek ciro ilişkisinden ve bu çeklerin karşılıksız kalması üzerine yapılan iki icra takibinden ibaret olduğu, 15.000,00 TL bedelli çek için %40 oranında peşin kesinti yapıldığı yolundaki iddianın hiçbir yazılı belgeyle desteklenmediği, esasen bu iddianın kabulü hâlinde dahi bu ilişkinin dava konusu bono ile illiyet bağının kurulamadığı görülmüştür. Davacının, davalının Türkiye genelindeki icra ve ceza dosyalarının UYAP entegrasyon sistemi üzerinden resen taranması ile mali kapasitesinin vergi, SGK, tapu, trafik ve banka kayıtları üzerinden araştırılması yönündeki talepleri bakımından ise şu husus belirleyicidir: Bu nitelikteki araştırmalar, ispat yükünü davalıya devreden bir sonuç doğurmaz; olsa olsa, dosyada halihazırda mevcut bir yazılı delil başlangıcının değerini güçlendiren tamamlayıcı unsurlar olabilir. Yukarıda açıklandığı üzere dosyada yazılı delil başlangıcı bulunmadığından ve davalı senedin sebebini açıklamak yükümlülüğü altında olmadığından, davalının mali gücünün araştırılması, davacının senetten kaynaklanan borcunun bulunmadığı sonucunu doğrudan ortaya koyacak nitelikte değildir. Bu taleplerin kabulü, ispat yükünü kanuna aykırı biçimde davalıya yükleyerek bononun soyutluk ilkesini yargı kararıyla bertaraf etmek anlamına gelirdi.Hayatın olağan akışına aykırılık savunusu yönünden: Hayatın olağan akışı, kanuni değil fiili bir karinedir. HMK m.190/2 hükmü yalnızca kanuni karinelere ispat yükünü hafifletici bir etki tanımıştır. Fiili karineler ise ispat yükünü yer değiştirmez; hâkimin, dosyadaki diğer delilleri değerlendirirken başvurduğu bir mantıksal denetim ölçütü olarak işlev görür. Bir başka anlatımla, fiili karine tek başına hükme esas alınabilecek bir delil değil, mevcut delillerin ağırlığını tayin eden bir yorum aracıdır. Somut olayda davacı, kendisiyle daha önce iki kez icralık olmuş bir kişinin, hiçbir teminat almaksızın 60.000,00 USD nakdi elden ödemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Ancak davalı, dosyada 60.000,00 USD'yi elden ödediği yolunda herhangi bir iddiada bulunmamış, senedin sebebine dair hiçbir vakıa öne sürmemiştir. Ortada, hayatın olağan akışına aykırılığı denetlenecek bir alacaklı iddiası mevcut değildir. Bu nedenle davacının dayandığı fiili karine, savunma bulunmayan bir noktaya yöneltilmiş olup, bononun soyutluğundan doğan ispat düzenini tersine çevirecek etkiye sahip değildir. Davacı vekilinin dayandığı İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ... Hukuk Dairesi'nin .... Esas, ... Karar sayılı ilamı ile aynı yöndeki bölge adliye mahkemesi kararları bakımından da, bu kararların HMK m.303 anlamında kesin hüküm oluşturmadığı, mahkememiz yönünden bağlayıcı olmadığı ve anılan dosyalarda tefecilik ilişkisi yönünde kanaat oluşturan somut delillerin mevcut olduğu, eldeki dosyada ise böyle bir delil bulunmadığı gözetilmiştir.Bekletici mesele talebi yönünden: HMK m.165/1 uyarınca bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davada karara bağlanacak bir hususun çözümüne bağlı ise mahkeme o davanın sonuçlanmasını bekletici mesele yapabilir. Somut olayda dayanak gösterilen ceza soruşturması, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanmış olup, derdest bir kamu davası bulunmamaktadır. Kaldı ki yukarıda açıklandığı üzere ceza yargılamasının sonucu, TBK m.74 uyarınca mahkememizi bağlamayacağından, bekletici mesele yapılmasını gerektiren yasal koşullar oluşmamıştır.Bu tespitler ışığında; dava konusu 04/05/2022 tanzim, 04/05/2025 vade tarihli ve 60.000,00 USD bedelli bononun TTK m.776'daki şekil şartlarını taşıdığı ve kambiyo senedi vasfını haiz olduğu, davacının senetteki imzasının kendisine ait olduğuna itiraz etmediği, dolayısıyla uyuşmazlığın sahtelik değil bedelsizlik ve anlaşmaya aykırı doldurma iddialarına dayandığı, davalının süresinde cevap dilekçesi sunmayarak HMK m.128 uyarınca davacının vakıalarını inkâr etmiş sayıldığı ve senedin sebebine ilişkin pozitif bir vakıa ileri sürmediği, bu nedenle ispat yükünün davalıya geçmediği, bononun soyutluk niteliği gereği ispat yükünün bedelsizliği iddia eden davacı borçluda bulunduğu, davacının senedin boş olarak verildiğini, teminat amacı taşıdığını ve anlaşmaya aykırı doldurulduğunu HMK m.200 ve m.201 uyarınca yazılı delille ispat edemediği, dosyada HMK m.202 anlamında yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge bulunmadığı, tefecilik iddiasının soruşturma dosyası da dâhil olmak üzere hiçbir delille desteklenmediği ve TBK m.27 uyarınca kesin hükümsüzlük sonucunu doğuracak bir maddi vakıanın ortaya konulamadığı anlaşıldığından, davacının borçlu olmadığının tespiti, icra takibinin iptali ve bononun iptali istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davanın esastan reddi karşısında, davacının İİK m.72/5 uyarınca kötü niyet tazminatı ile alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesi yönündeki taleplerinin de reddi gerekmiştir.Davalı lehine İİK m.72/4 uyarınca tazminata hükmedilmesi yönünden: Anılan hüküm, "Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi hâlinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmisinden aşağı tayin edilemez." biçimindedir. Bu tazminatın koşulları; borçlu tarafından açılmış bir menfi tespit davasının bulunması, bu davada İİK m.72/3 uyarınca icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş ve uygulanmış olması ve davanın alacaklı lehine sonuçlanmasıdır. Hükmün lafzı ve amacı gereği tazminata hükmedilebilmesi için alacaklının kusuru, kötü niyeti veya ayrıca zararını ispat etmesi aranmaz; tazminat, tedbir nedeniyle alacağın geç tahsil edilmesinden doğan zararın kanuni asgari sınırla belirlenmiş götürü karşılığıdır ve mahkemece aynı davada resen takdir olunur. Somut olayda mahkememizin 17/03/2026 tarihli ara kararı ile Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında icra veznesine hangi yolla olursa olsun girmiş veya girecek her türlü paranın davalıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmiş, karar teminatsız olarak tesis edilmiş ve uygulanmıştır. Dava alacaklı sıfatındaki davalı lehine sonuçlandığından, tazminatın koşulları oluşmuştur. Tedbir kararı teminatsız verildiğinden, alacaklının zararının teminattan karşılanması imkânı bulunmamakta olup, tazminatın doğrudan davacıdan tahsili gerekmektedir. Takip tarihindeki takip çıkış tutarının Türk Lirası karşılığı 2.789.087,00 TL olup, tedbirin uygulandığı süre, alacağın döviz cinsinden oluşu ve alacaklının bu süre boyunca alacağını tahsil edememesi birlikte değerlendirilerek, tazminat kanuni asgari sınır olan %20 oranında takdir edilmiş ve 557.817,40 TL olarak hesaplanmıştır.Davalı vekilinin ihtiyati tedbirin hükümle birlikte kaldırılması talebi yönünden: İİK m.72/4 hükmünün birinci cümlesi uyarınca dava alacaklı lehine neticelendiğinde ihtiyati tedbir kararı kalkar. Bu sonucun, hükmün kesinleşmesine bağlı olduğu gözetilerek, mahkememizin 17/03/2026 tarihli ihtiyati tedbir kararının hükmün kesinleşmesine kadar devamına, kesinleşmesi hâlinde ise kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.Yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-Açılan DAVANIN REDDİNE,2-Mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararı uygulandığından, İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesi gereğince icra takip tarihindeki takip çıkış tutarının Türk Lirası karşılığı olan 2.789.087,00 TL'nin takdiren %20'si oranında hesaplanan 557.817,40 TL tazminatın davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,3-Mahkememizin 17/03/2026 tarihli ara kararı ile Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası yönünden verilen ihtiyati tedbir kararının, İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca hükmün kesinleşmesine kadar DEVAMINA, hüküm kesinleştiğinde KALDIRILMASINA,4-Davacının İİK'nın 72/5. maddesi uyarınca kötü niyet tazminatı ile alacağın %10'u oranında para cezasına hükmedilmesi yönündeki taleplerinin REDDİNE,5-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcı ile İİK'nın 72/4. maddesi uyarınca hükmedilen tazminat üzerinden alınması gereken 732,00 TL nispi karar ve ilam harcının, davacının adli yardımdan yararlanması nedeniyle ertelenmiş bulunduğu anlaşılmakla, HMK'nın 339/1. maddesi uyarınca haksız çıkan davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,6-Davacı tarafından yapılan 1.060,00 TL yargılama giderlerinin HUAK'ın 18/A-13. maddesi uyarınca davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar tesisine yer olmadığına,8-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen dava değeri olan 2.789.087,00 TL üzerinden hesaplanan 404.581,31 TL nispi vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,9-Dava şartı arabuluculuk kapsamında Hazineden karşılanan 6.000,00 TL arabuluculuk ücretinin HUAK'ın 18/A-13. maddesi uyarınca davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,10-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde yatıran tarafa İADESİNE,Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı vekilinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/06/2026Katip ... E-imzalıdırHakim ... E-imzalıdır