Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin marka hükümsüzlüğü, hakkına tecavüz ve haksız rekabet konularını içeren istinaf kararında kötü niyet iddiasının değerlendirilmesi.
Özet: Tanınmış bir yeme içme firması (davacı), bünyesinde çalışmış bir kişi tarafından kurulan ve kendi markasına benzer "..." ibaresini içeren markayı tescil ettiren şirkete (davalı) karşı; davalı markasının kötü niyetle tescil edildiğini, marka hakkına tecavüz edildiğini ve haksız rekabet oluşturulduğunu ileri sürerek hükümsüzlük, kullanımın engellenmesi ve tazminat talepli dava açmış; davalı ise markaların anonim ve benzer olmadığını, kötü niyetin ispatlanamadığını savunurken, ilk derece mahkemesi markalar arasında görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik bulunsa da, bu durumun ve davalının geçmişteki istihdamının kötü niyeti ispata yeterli olmadığına karar vermiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ

T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1002
KARAR NO : 2026/1336
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 01/03/2024
NUMARASI : 2023/7 E. - 2024/105 K.
DAVANIN KONUSU : Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan), Marka Hakkına
Tecavüz, Haksız Rekabet
Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 01/03/2024 tarih ve 2023/7 E. - 2024/105 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin yeme içme sektöründe Ankara'nın birçok yerinde şubesi olan büyük kurum ve kuruluşlara hizmet sunan tanınan ve bilinen bir firma olduğunu, müvekkilinin 2006/21375 “...” markasını Türkiye’de kullanmaya yetkili şirket olduğunu, başta 2006/21375 sayılı marka olmak üzere, 2009/53573, 2000/28736, 2003/07839, 2009/14038 sayılı markaları da alarak 43. sınıfta tescil ettirdiğini, davalı tarafın 2015/66870 tescil numaralı ve "..." ibareli markanın sahibi olduğunu, davalı taraf şirket yetkilisi ...’ın müvekkiline ait "..." bünyesinde 20/12/2006 tarihinde işe girip bir süre çalıştığını, tüm mesleki bilgilerini burada öğrendikten sonra aynı sektörde restoran açarak bu markayı kötü niyetli şekilde tescil ettirdiğini, davalı tarafın her ne kadar "..." markasını tescil ettirmiş olsa da markasını uygulamada bu şekilde kullanmadığını, kullandıkları tabelanın müvekkil firmanın tabelasıyla bire bir benzerlik gösterdiğini ve "..." olarak okunduğunu, davalıya Ankara 16. Noterliği'nden ... yevmiye numarasıyla ihtar çekildiğini, ancak olumlu sonuç alınamadığını, davalı firmanın internet sitesinde de “...” ibaresinin kullanıldığını, ayrıca, gelen müşterilerine ve kurumlara ...'in şubesi olduklarını söyleyip piyasaya isimlerini bu şekilde duyurmaya çalışarak haksız rekabet uygulamak suretiyle müvekkili firmayı zarara soktuklarını, internet ortamında da aktif olarak "..." ismiyle reklam verdiklerini, davalı yana ait sosyal medya kullanımlarının da bu şekilde olduğunu, davalı kullanımlarının marka hakkının ihlali ve haksız rekabet niteliğinde bulunduğunu ileri sürerek, davalıya ait (...), (...) adresli web sitelerinde ve alan adlarında, davacıya ait "..." markası, davacının izni olmaksızın ve haksız rekabet ve marka ihlali yaratacak şekilde kullanıldığından bu sitelere erişimin engellenmesine, tabela kullanımının durdurulmasına ve önlenmesine, 2015/66870 tescil numaralı "..." markasının "Yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri" bakımından hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 500,00 TL maddi, 500,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 06/12/2023 tarihli dilekçesiyle davacı vekili maddi tazminat istemini 74262,28 TL'ye yükseltmiş, maddi tazminat alacağının haksız kullanım tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, hükümsüzlük davasının beş yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, davacının tek başına marka sahibi olmadığını, zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, markaların benzer olmadığını, "..." ve "..." ibarelerinin ticaret alanında herkesin ortak kullanımına açık anonim ibareler olduğunu, bu ibarelerin tek kişinin tekeline bırakılamayacağını, davacının kötü niyet iddiasını somut ve kesin deliller ile ispatlaması gerektiğini, bu nitelikte bir delilin dava dosyasına sunulmadığını, müvekkili şirket yetkilisi ...’ın 2006 yılında, yani daha 16 yaşındayken çok kısa bir süre davacı yanında çalıştığını, bunun da kötü niyeti ispatlamadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markaları global olarak karşılaştırıldığında, davacının paylı maliklerinden biri olduğu "...+Şekil" ibareli marka ile dava konusu marka arasında ise "..." ibaresinin müşterekliğinden kaynaklı olarak görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, ancak, salt markalar arasında iltibas tehlikesi doğuracak derecede benzerlik bulunması hususunun davalı yanın kötü niyetli olarak marka tescil başvurusunda bulunduğunu ispatlamaya elverişli olmadığı, davalı şirket yetkilisi ...'ın 20/12/2006 tarihinde davacının yanında işçi olarak çalıştığının SGK kayıtlarından tespit edildiği, ancak tek başına bu hususun da, davalı şirketin kötü niyetli olarak marka tescilinde bulunduğunu ispatlamaya elverişli olmadığı, davalı yanın engelleme, spekülasyon, tuzak, şantaj vb gibi ticari dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan bir amaçla hareket ederek marka tescilinde bulunduğuna yönelik somut delil bulunmadığı, davalıya ait markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluşmadığı, marka hakkı ihlali ve haksız rekabet iddiaları bakımından yapılan incelemede, davalının işyerinde ve sanal ortamda yapılan incelemeler sonucunda, davalının ticari faaliyetinin, davacının markaları kapsamında yer alan 43. sınıftaki hizmetlerle aynı hizmetlere yönelik olduğu, davalının "..." gibi markasal kullanımlarının, davacıya ait 2009/14038 sayılı marka ile görsel, işitsel ve kavramsal olarak iltibas yaratacak derecede benzer olmadığı, 2000/28736 ve 2009/53573 sayılı markalar ile düşük düzeyli de olsa görsel, işitsel ve kavramsal olarak iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, 2006/2137 sayılı markayla da görsel, işitsel ve kavramsal olarak iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, ancak davalı yanın "...", "..." gibi ibareleri markasal olarak 2015 yılından bu yana kullandığı, davacının davalı yanın markasal kullanımlarına karşı ilk olarak Ankara 16.Noterliği'nin 05/05/2022 tarih ... numaralı ihtarname ile ses çıkardığı, söz konusu ihtarname tarihine kadar davalı yanın markasal kullanımları üzerinden 7 yılı aşkın süre geçtiği, 7 yılı aşkın süre boyunca davalı yanın markasal kullanımlarına ses çıkarmayan davacının 05/01/2023 tarihinde eldeki davayı açmasının 4721 sayılı TMK m.2 hükmündü düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, sessiz kalma yolu ile hak kaybı koşulunun somut olayda oluştuğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkemece davalının, markayı kullanırken müvekkilinin bir şubesi gibi hareket ederek ticaretine engel olduğunu gösteren delillerinin dikkate alınmadığını, davalının tecilli markası "..." olduğu halde markayı "..." olarak kullandığını, kendisinin de daha önce yanında çalıştığı davacının şubesi gibi göstermeye çalışmasının kötüniyetini ortaya koyduğunu, müvekkilinin müşteri kitlesini kendisine yönlendirmeyi amaçladığını, bilirkişi raporları ile iddialarının doğrulandığını, müvekkilinin davalının fiili markasal kullanımını öğrendiği zaman dilimi içinde davalıya ihtar gönderdiğini, bilerek sessiz kalmalarının söz konusu olmadığını, müvekkilinin yedi yıl önce yapılan facebook paylaşımından haberdar olmasının beklenemeyeceğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, haksız rekabet ve markaya tecavüzün durdurulması ve önlenmesi, maddi ve manevi tazminat ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2012 tarih, 2010/8788 Esas, 2012/10516 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, marka hakkı sahibinin, hareket tarzı ile hakkın ihlaline zımnen müsaade ettiği hallerde, markayı uzunca bir süre izinsiz kullanan kişinin bu kullanımına artık karşı çıkamayacağı, hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin MK'nun 2. maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığının değerlendirilmesi gerektiği, zira, haklı başka bir gerekçe olmadığı sürece, uzun süre tecavüze sessiz kalarak üçüncü kişiler nezdinde güven yaratan kişilere dava açma hakkının tanınmaması gerektiği, somut olayda da dosyaya sunulan bilgi ve belgelere göre davalının dava konusu ibareyi 2015 yılından bu yana markasal olarak kullandığı, davacının markaya tecavüz ve haksız rekabet iddiasını ilk olarak 05/05/2022 tarihli ihtarname ile ileri sürdüğü, davalı ile aynı sektörde ve aynı şehirde faaliyet gösteren tacir sıfatını haiz davacının, daha önce davalı kullanımından haberdar olmadığını ileri sürmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davacının marka hükümsüzlüğü istemi yönünden dava konusu 2015/66870 sayılı davalı markasının tescil edildiği 26/05/2016 tarihinin üzerinden dava tarihi olan 05/01/2023 itibariyle hükümsüzlük davası açmak için aranan beş yıllık sürenin geçtiği, davalının 2015/66870 sayılı marka tescilinde ve dava konusu kullanımlarında kötü niyetli olduğunun da ispatlanamadığı, açıklanan nedenlerle mahkemece davacının sessiz kalma yolu ile hak kaybına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/06/2026
Başkan
...
Üye
...
Üye
...
Katip
...