Ticari aracın karıştığı trafik kazasından doğan araç değer kaybı alacağı sebebiyle açılan itirazın iptali davasında mahkemenin kendi görevini ticaret hukuku kavramları ışığında yeniden irdelemesi.
Özet: Bu belge, trafik kazası sonucu oluşan araç değer kaybı alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasında, davanın başka bir mahkemeden ticari nitelikte olduğu gerekçesiyle devredilmesi üzerine, mevcut mahkemenin kendi görevini dava şartı olarak resen inceleme sürecini anlatmaktadır; metin, Türk Ticaret Kanununda yer alan ticari işletme, ticari iş ve tacir kavramlarının detaylı hukuki analiziyle uyuşmazlığın gerçekten ticari dava niteliği taşıyıp taşımadığını henüz kesin bir karar vermeden değerlendirdiğini göstermektedir.

T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Karar
Türk Ulusu Adına Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye YetkiliANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİKARARESAS NO : 2025/817 EsasKARAR NO : 2025/714DAVA : İTİRAZIN İPTALİ DAVA TARİHİ : 27/05/2025KARAR TARİHİ : 04/11/2025YAZIM TARİHİ : 05/11/2025 Mahkememizde açılan İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:DAVA :Davacı vekili ; davalıların işleten ve sürücüsü oldukları ... plaka sayılı aracın davacıya ait ... plaka sayılı araca arkadan çarparak maddi hasarlı trafik kazasına neden olduğunu, ..... ye yapılan başvuru üzerine araçta 115.000,00 TL değer kaybı meydana geldiğinin belirlendiğini, bu alacaklarının tahsili için davalılar hakkında ...Esas sayılı icra takibini başlattıklarını, davalıların itirazları üzerine icra takibinin durdurulduğunu belirtip, itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Davadaki talep, trafik kazası nedeniyle davacıya ait araçta oluşan hasardan kaynaklı araç değer kaybı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.... Mahkemesi'nin 26/06/2025 tarih, ... sayılı görevsizlik kararı ile dosya mahkememize gönderilmiş, yazılı esas sırasına kaydı yapılarak yargılamasına devam edilmiştir.Mahkemelerin görevli olup olmadıkları dava şartlarından biri olup, yargılamanın her aşamasında mahkemeler tarafından göz önünde bulundurulması gerektiği için bu konuda yapılan değerlendirme sonucu usul ekonomisi gözönüne alınarak bu aşamada davalılara tebligat yapılmamıştır. Davadaki talep, iki aracın neden olduğu ve haksız fiil olarak nitelenen trafik kazasından kaynaklanan ve davacı aracında oluştuğu ileri sürülen değer kaybı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı tacir olmayıp, hasarlanan aracıda hususi olarak sicilde kayıtlı ise de, hasara neden olan araç ticari niteliği ile kayıtlı olup, aynı zamanda taşıma işinde kullanıldığı kabul edilip, davacıda tacir olmadığı ve nispi ticari dava koşulları gerçekleşmediği halde hasara yol açan saracın ticari nitelikte olduğu ve taşıma işinde kullanıldığı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilip, dava dosyası tevzi ile mahkememize gönderilmiştir.Mahkemelerin görevli olmaları HMK'nın 114. maddesi uyarınca dava şartı olup, aynı yasanın 115. Maddesi uyarınca mahkemece resen incelenmesi gereken hususlardandır. Bu kapsamda öncelikle Mahkememizin iş bu davada görevli olup olmadığı hususu re'sen irdelenmiştir. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle ticaret yasasının temel kurumları olan "ticari işletme", "ticari iş", "tacir" ve "ticari dava" kavramları üzerinde kısaca durulmasında yarar vardır: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun hazırlanmasında esas itibariyle "ticari işletme" temel alınmış ve ticaret hukukunun önemli kurumları ticari işletme kavramı ile bağlantı kurularak tanımlanmıştır. Bu hususa TTK'nın 11. maddesinin gerekçesinde de değinilmiş ve "...ticari işletme kanunun temelidir; yani merkez kavramıdır; bu niteliği ile belirleyici, hatta tanımlayıcıdır..." denilmiştir. Ticari işletme, TTK'nın 11/1. maddesindeki tanıma göre; esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Esnaf işletmesi ile ticari işletme arasındaki sınırın ise Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak kararname ile belirleneceği hükme bağlanmıştır. Görüleceği üzere ticari işletmenin unsurları; esnaf işletmesi için öngörülen sınırın üzerinde bir gelir sağlamayı hedef tutan faaliyet, devamlılık ve bağımsızlık olarak düzenlenmiştir. Buradaki faaliyet iktisadi faaliyet olup, amacı gelir elde etmektir. Kanunda ticari işletme için herhangi bir miktarda gelir değil, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlama amacı aranmıştır. TTK' nun 3. maddesinde "ticari iş" kavramı açıklanmış ve "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmiştir. Bir işin ticari veya adi olması, farklı kuralların uygulanmasını gerektirir. Bir işin ticari olup olmadığını kanunda öngörülen kurallar uyarınca saptamak gerekir. Eğer iş ticari ise özel ticari kuralların uygulanması zorunlu olur. Ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işler, yani, haklı veya haksız fiil yahut işletmeyi ilgilendiren her iş ayrık durumlar dışında, ticari iş sayılmıştır. Bu işler, eğer bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa ticari iş sayılmazlar (...). Tacir sıfatının ticari işletmeye bağlı olduğu düşünüldüğünde, adlarına ticari işletme işletilen kişilerin kural olarak tacir sayılacağı açıktır. Tacir sıfatına bağlanan hüküm ve sonuçları ise; iflasa tabi olmak, ticaret unvanı kullanmak, işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek, gerekli ticari defter ve kayıtları tutmak, basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek, ticari örf ve adetlere tabi olmak, kanunda öngörülen ihtar ve ihbar şekillerine uymak, ticari iş karinesi, ticari işletmeyle ilgili görülen iş ve hizmetlerde kararlaştırılmamış olsa bile ücret isteyebilmek, avanslar ve giderler için faiz talep edebilmek, fatura vermek, faturaya ve teyit mektubuna süresinde itiraz etmemenin neticelerine katlanmak, ücret ve cezai şartın indirilmesini isteyememek, ticari yargı konusu olmak, ticari satış ve mal değişiminde özel hükümler, mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin özel sonuçları ve hapis hakkı bakımından özel düzenlemelerdir. Bu açıklamalardan sonra "ticari dava" konusuna gelindiğinde ise TTK'nın 4. maddesinde ticari davalar sayılmış olup bu maddeye göre her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medeni Kanunu’nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun mal varlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu düzenlemeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için,a-) tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması (nisbi ticari dava)B-) veyahut da açılan davanın maddede altı bent hâlinde sayılan davalardan olması gerekir.( Mutlak ticari dava) Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Yukarıda açıklandığı gibi ticari davalar, mutlak ticari davalar ve nispi ticari davalar olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın sırf dava konusunun TTK'da düzenlenmesi nedeniyle ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar TTK'nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra ve İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar ise, DAVANIN HER İKİ TARAFININ TACİR ve UYUŞMAZLIĞIN HER İKİ TARAFIN TİCARİ İŞLETMESİYLE İLGİLİ olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava hâline getirmez. (... Dairesinin 09/02/2024 tarihli ... ) Somut olayda uyuşmazlık davacının çift taraflı trafik kazası sonucu aracında oluşan değer kaybı alacağının karşı tarafın ZMMS sigorta şirketinin sigorta limiti kapsamında karşılanmayan bakiye kısmının tahsili için aracın sürücüsü ve işletenine karşı tehlike sorumluluğu kapsamında açtığı maddi tazminat istemine ilişkindir. Dava, KTK.nun 85. maddesi ile TBK nın 71.maddesinde düzenlenen tehlike sorumluluğu hukukundan kaynaklanmaktadır. Davacı tarafın tacir olmadığı ve üzerine kayıtlı aracınında hususi nitelikli olup, davalı işleten şirket tacir olmakla birlikte, eldeki davanın ticari dava sayılabilmesi için iki tarafta birlikte tacir olması gerektiğine ilişkin şart gerçekleşmediği izin dava mutlak ticari dava olmadığından Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesine olanak bulunmamaktadır. Davacı tacir olmayıp, davanın konusu uyuşmazlık iki tarafın Türk Ticaret Kanununda belirtilen ve tanımı yapılan ticari işletmesini ilgilendirmediği, gibi Türk Ticaret Kanunda düzenlenen Sigorta Hukukundan kaynaklanmadığı, talebin araç değer kaybı alacağının tahsili istemine ilişkin ve aracın sürücüsü ile işletenine karşı tehlike sorumluluğu kapsamında açtığı maddi tazminat davasına dayandığından, davacı tarafın gerçek kişi olup aracında hususi araç olup davacı taraf tacir olmadığından, davanın ticari dava olarak da kabul edilmesi mümkün değildir. Genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. (... benzer mahiyette) HMK'nın 2.maddesinde Asliye Hukuk Mahkemelerinin görevi düzenlenmiş olup, bu hükme göre "Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça Asliye Hukuk Mahkemesidir. " Ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında istisna öngörülerek "Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, Asliye Hukuk Mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir." ifadesine yer verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4.maddesinde nisbi ve mutlak ticari davalar düzenlenmiş olup her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları nisbi ticari dava olup, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın maddenin ilk fıkrasında a,b,c,d,e ve f bentlerinde sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ise mutlak ticari dava niteliğindedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 19/II.maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez.6335 sayılı Kanun'un 2.maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5.maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 1 inci maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce re'sen dikkate alınması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 4.maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için ya tarafların her ikisinin de tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması, yada tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünden düzenleme olması gerekmektedir. Anılan kanunun 5.maddesinde ise, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunun şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın Asliye Ticaret Mahkemesi, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu düzenlenmiştir. Somut olayda uyuşmazlık, TTK'nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari davalardan değildir. ... Dairesi'nin 22/09/2008 tarih ve .... sayılı ilamında da açıklandığı üzere; TTK.nun 11. madde (6102 sayılı TTK 11.madde) hükmüne göre, ticarethane veya fabrika (md.12), yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler (md.13) ticari işletme sayılır. Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir (md.14) (6102 sayılı TTK 12.m). Esnafın tanımı 17. maddede yapılmış ve bunların tacir olmadıkları vurgulanmıştır. Esnafın yaptığı işin hacim ve ehemmiyeti, ticari muhasebeyi gerektirdiği ve ona ticari veya sınai bir müessese şekil ve mahiyeti verdiği taktirde, bu müessesenin de ticari işletme sayılacağı 13. maddede hüküm altına alınmıştır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu’na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticari işletmenin, ticaret siciline kayıtlı olmaması, diğer anlatımla esnaf odasına kayıtlı olması, bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez ve tacir olmamanın kesin bir kanıtı da değildir. Vergi mükellefi olup olmamak da tacir-esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak değerlendirilmez. TTK.nun 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) uyarınca, iktisadi faaliyeti, nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri esnaftır. 11/06/2002 tarih ve 24782 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 11 numaralı Kararı’nın 2. maddesinde, imalatla iştigal etmekle beraber, 5590 sayılı ... Kanunu'nun 3. maddesindeki “Sanayici” tanımının kapsamına girenler ile TTK'nın 17. maddesi (6102 sayılı TTK 15. madde) dışında kalanların esnaf ve sanatkar sayılmayacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 1463. maddesinde de (6102 sayılı TTK 11/2. madde), önce 17. maddeye gönderme yapılarak, 507 Sayılı Kanun hükümlerinin saklı tutulduğu belirtildikten sonra "Bakanlar Kurulu'nun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz" denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten, 19/02/1986 tarih ve 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 25/01/1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. (21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan 18/06/2007 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK.nun 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir.) Buna göre; 1-Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177. maddesinin 1. fıkrasının 1 ve 3 no'lu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2-Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci maddede belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır. Davalı işleten ticaret şirketi tacir olup, şirketlerin ticari alan dışında faaliyetleri olmamakla birlikte, davacı gerçek kişi olup, görevsizlik kararını veren mahkeme davacının tacir olmadığı açıkça gerekçeli kararda belirtilmekle birlikte, davalı şirket aracının taşıma işi yaptığı, taşıma kurumunun da TTK da düzenlenmiş olması nedeni ile davanın mutlak ticari dava olduğu kabul edilip görevsizlik kararı verilmiştir. Ticaret mahkemelerinin görevli kabul edilebilmeleri için uyuşmazlığın nisbi yada mutlak ticari davadan kaynaklanmış olması gerekir.Hasara neden olan ve davalıların sürücüsü ve işleteni oldukları aracın trafikte ticari olarak kayıtlı olması ve aynı aracın taşıma işinde kullanılıyor olması uyuşmazlığı tek başına ticari dava niteliğine dönüştürmez. Taşıma işi TTK da düzenlenip bu kurumdan yani, taşıma hukuki ilişkisinden kaynaklanan ( taşıma ücreti alacağı yada taşınan eşyaya verilen zararı ile ilgili talepler) uyuşmazlıklar ticari dava olmakla birlikte, somut olayda olduğu gibi taşıma işinden kaynaklanmayan, haksız fiil olan trafik kazasına bağlı değer kaybı alacağı taşıma işinden kaynaklana talepler arasında yer almadığı için davalı aracının ticari ve taşıma işinde kullanılıyor olması uyuşmazlığı nispi ticari dava haline getirmemektedir. Davalı şirkete ait aracı ticari işletme kabul etsek dahi, bu durum uyuşmazlığı ticari dava olarak kabul etmek için yeterli olmayıp, aynı zamanda ve birlikte davanın diğer taarfı olan davacının da tacir olması gerekir. Davanın ticari dava kabul edilebilmesi için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekli olup, şartlardan biri olan "tarafların tacir olması" koşulu olayımızda davacı yönünden gerçekleşmediği anlaşılmıştır.Asliye Hukuk Mahkemesi ticari nitelikli olarak kullanılan davalı aracının "TAŞIMA" işi yaptığını, taşıma kurumu da TTK'da düzenlendiği için davanın ticari dava olduğunu ileri sürüp, görevsizlik kararına gerekçe yapmış ise de; davadaki talep davalılara ait aracın haksız fiil sonucu davacı aracında oluşturduğu ileri sürülen değer kaybının davalılardan tahsili istemine ilişkin olup, davalılara ait araç yolcu ve yük taşımasında kullanılıyor olsa dahi davadaki talebin taşıma işi ile ilgili olmadığı, talebin taşıma işinden kaynaklanmadığı ve taşıma bedeli alacağı yada taşınan eşyaya verilen zarar ile ilgili olmadığı, olayımızdaki talebin haksız fiil sonucu oluştuğu ileri sürülen zararlara ilişkin olduğu, olayda taşıma hukuku kurallarının uygulama yeri olmadığı, bu hali ile uyuşmazlığın mutlak ya da nispi ticari dava sayılması mümkün olmayıp, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğu kabul edilmiş, aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur. HÜKÜM: Nedenleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-) 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4, 5, HMK'nin 114/1-c, 115/2. maddeleri uyarınca DAVANIN USULDEN REDDİ ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE,2-) Davaya bakmakla yetkili ve görevli mahkemenin ... MAHKEMESİ OLDUĞUNA, 3-) (a) Taraflarca mahkememizce verilen görevsizlik kararına karşı kanun yoluna başvurulması ve başvurunun esastan reddine karar verilmesi halinde red kararının taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süresi içinde yetkili ve görevli mahkemeye göndermeyi talep etmeleri halinde dosyanın ... MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE,(b) Taraflarca mahkememizce verilen görevsizlik kararına karşı kanun yoluna başvurulmaması ve mahkememizce verilen görevsizlik kararının bu şekilde kesinleşmesi halinde ... Mahkemesi ile mahkememiz arasında oluşan görev uyuşmazlığının çözümü ve yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın ... DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,4-) HMK'nin 331/2. maddesi uyarınca yargılama giderlerinin yetkili ve görevli mahkeme tarafından hüküm altına alınmasına, Dair, davacı vekili ile davalıların YOKLUĞUNDA, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren HMK'nin 345/1. maddesi uyarınca 2 (iki) hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.04/11/2025Katip ... Hakim ...e - imzalıdır e - imzalıdırBu gerekçeli karar güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.