İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinden, tehditle gerçek değerinin altında hisse devri iddiasıyla açılan alacak davasında bilirkişi incelemesi için avans yatırılmaması sonucu reddedilen karara ilişkin.
Özet: Davacı, davalının baskısı ve tehdidiyle şirket paylarını gerçek değerinin çok altında devretmek zorunda kaldığını ve hisse devir bedelinin ödenmediğini iddia ederek uğradığı zararın tazminini talep ederken; davalı, zamanaşımı ve tehdit iddialarının asılsız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir; ilk derece mahkemesi ise, uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bilirkişi incelemesi ve ticari defterlerin ibrazı hususunda davacıya kesin süre vermesine rağmen, davacının bu süre içinde bilirkişi avansını yatırmaması ve defterleri sunmaması üzerine, davacının delillerinden vazgeçmiş sayıldığı ve hisse bedeli ödenmediği ile gerçek değerin altında devir nedeniyle zarar oluştuğu iddialarının teknik ve muhasebe incelemesi gerektirmesi karşısında ispatlanamadığı gerekçesiyle bir karar vermiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1007
KARAR NO: 2026/1358
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18/04/2024
NUMARASI: 2022/416 Esas - 2024/415 Karar
DAVA: Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 24/06/2026
Mahkememizden verilen 10/04/2025 tarih ve 2024/1142 Esas, 2025/462 sayılı kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/02/2026 tarih ve 2025/3739 Esas 2026/724 Karar sayılı ilamıyla bozulmakla, dosyanın Dairemizin yukarıdaki esasına kaydı yapılıp duruşmalı olarak yapılan incelemesi sonucunda dosya ele alındı.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkil, dava dışı hakkı aygün ve davalı ... ile beraber ...Limited Şirketi'nin kurucu pay sahibi olduğunu, müvekkilinin, davalının tehdidi ve baskısı altında...şirketindeki paylarını şirketin işletme değerinin çok altında bir bedel karşılığında devretmek zorunda kaldığını, davalı tarafından .... Noterliği 09.08.2016 tarih ve ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesinde gösterilen bedelin davacı müvekkile ödenmediğini, davalı tarafından tehdit ve korkutma ile müvekkile ait payların gerçek işletme bedelinden çok daha az bedele devredilmesi nedeniyle uğranılan zararın tazmini gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak ve müvekkilin alacakları bilirkişi incelemesi sonucunda belirleneceğinden dolayı rapor sonrası talepleri artırmak üzere şimdilik; hisse devir sözleşmesinde yer alan ödenmemiş hisse bedeline karşılık olarak 100,00 TL'nin kısmi olarak müvekkilin gerçek değerinin altında devrettiği dava konusu hisseler nedeniyle devrolunan hisselerin gerçek değeri doğrultusunda uğradığı zararın tazmini için 100,00 TL'nin belirsiz alacak olarak, toplamda şimdilik 200,00 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini, her iki alacak kalemine de devir tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizinin uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Davacının davasını kabul anlamına gelmemekle talepleri zamanaşımına uğradığını, ve yine davacı yan tarafından aynı dava Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/577 Esas sayılı dosyası üzerinden ikame edilmiş ve 2 kere takipsiz bırakılan dosyanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini, davacının tehdit iddialarının doğru olmadığını, davacının eşinin müvekkile borcu bulunduğunu belirterek haksız ve hukuka aykırı davanın gerek zamanaşımı gerek usul gerekse esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının davalının da ortağı olduğu dava dışı ... Şirketindeki hissesini tehdit ile davalıya devredip devretmediği, hisse devir sözleşmesinde belirlenen bedelin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisselerin gerçek değerinin altında devredildiği iddiasına karşılık zarara uğrayıp uğramadığı, davalıdan talep edip edemeyeceği, davanın zaman aşımına uğrayıp uğramadığı konularında olduğu anlaşılmıştır.Dava; hisse devrinin usulsüz devri sebebiyle hisse bedeli ve uğranılan zararın tazmini davasıdır.Uyuşmazlığı çözümü için SMM bilirkişisinden; hisse devir sözleşmesinde belirlenen bedelin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisselerin gerçek değerinin altında devredildiği iddiasına karşılık zarara uğrayıp uğramadığı hususlarında dava dışı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapılarak uyuşmazlık konularında rapor düzenlenmesi için ara karar oluşturulduğu, bu hususların tespitinin dava dışı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme ile mümkün olduğu, mahkememizce 21/12/2023 tarihli oturumda, bilirkişi avansı belirlenip sonuçlarıda hatırlatılarak avansın yatırılmaması halinde mevcut şekli ile karar verileceği davacı vekiline ihtar edilmiş olup, davacı taraf belirlenen sürede delil avansını yatırmamıştır. Yine 23/02/2024 tarihli tutanağa göre dava dışı şirketin ticari defterlerinin sunulmadığı ve inceleme gün ve saatinde gelen olmadığının görüldüğü anlaşılmıştır. HMK.324. Maddesi gereğince taraflardan her birinin ikame ettiği delil için mahkemece verilen süre içerisinde delil avansına ödemesi aksi halde sunulu delilin ikamesinde vazgeçilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Mahkememizce verilen kesin süreye rağmen bilirkişi avansının yatırlaması ve ticari defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeni ile bilirkişi incelemesinin yapılamamıştır. Bu durumda kesin sürenin gereklerini yerine getirmeyen davacı bilirkişi ve defter deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmıştır. Davaya konu hisse devir sözleşmesinde belirlenen bedelin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisselerin gerçek değerinin altında devredildiği iddiasına karşılık zarara uğrayıp uğramadığı hususları teknik ve muhasebe incelemesini gerektirmesi nedeniyle mahkememizce hisse bedelinin davacıya ödenip ödenmediği, hisselerin gerçek değerinin altında devredilip devredilmediği anlaşılamadığından ve ispat yükünün davacıda olması ve davanın ispatlanamaması sebebiyle davacının sabit görülmeyen davasının reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki davanın, müvekkilin devrettiği hisse bedelinin tahsili ve hissenin gerçek değeri ile müvekkilin devretmeye mecbur kaldığı değer arasındaki farkın tazmini amacıyla ikame edildiğini, müvekkilinin tehdit ve baskı altında mülkiyetinde bulunan şirket hisselerini gerçek değerinin çok altında devretmek zorunda kaldığını ve bu sembolik devir bedelini dahi almadığını, bu hususun yargılama süresince dinlenen tanıkların anlatımları ve dahi davalı yanın müvekkile hisse bedelini ödediğine dair delil sunamadığı değerlendirildiğinde subüt bulduğunu, hal böyleyken yerel mahkemenin şirket defterlerinin ibraz edilmemesi nedeniyle haklı davalarını reddettiğini, müvekkilinin şirket üzerinde hakimiyeti kalmadığı gibi hiç bir bağı da bulunmadığını,buna rağmen mahkeme tarafından davalı yanın defter ve belge ibrazında bulunmaması nedeniyle davanın reddi yönünde karar verildiğini, müvekkilin hakimiyeti ve bağı kalmadığı tehdit ve baskı altında zor kullanarak kovulduğu şirketin defter ve belgelerini ibraz etmemesi nedeniyle davasının reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin davalı tarafından ibraz edilmeyen defter ve belgeler üzerinde inceleme yapılmasını sağlaması aksi halde Maliye Bakanlığı, SGK Müdürlüğü ve ilgili kurumlarda bulunan şirket kayıtlarından yola çıkarak inceleme yapılmasını ve bu yolla müvekkilin zararını tespit yoluna gitmesi gerekmekte iken kolaycılığa kaçarak davayı reddetme yoluna gittiğini, bu durumun hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkının da açıkça ihlali olduğunu beyanla istinaf başvurularının esastan kabulüne karar verilerek yerel mahkemenin haksız ve hukuksuz kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini, akabinde ise eksik inceleme ve araştırmanın ikmali ile davalarının kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE :Dava; ödenmeyen şirket hissesi devir bedelinin tahsili ile şirket hissesinin tehdit ve korkutma ile daha az bedelle devredildiği iddiasına dayalı olarak uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasında imzalanan limited şirketi pay devir sözleşmesi kapsamında devir bedelinin davacıya ödenip ödenmediği, davacının hisse devir sözleşmesi kapsamında zararının olup olmadığı noktasındadır.
Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 18/04/2024 tarih 2022/416 Esas - 2024/415 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir. İlk derece mahkemesince verilen bu karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuş olup, Dairemizin 10/04/2025 tarih ve 2024/1142 Esas, 2025/462 sayılı kararı ile; "... davacının davalıya devrettiği şirket hissesine karşılık hisse bedelinin tahsili talebi zamanaşımına uğramış olup, bu talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekli ise de mahkemece verilen ret kararı sonucu itibariyle doğru olduğundan davacı vekilinin bu yöne ilişen istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir... Davacının devrolunan şirket hissesinin gerçek değeri doğrultusunda zararın tazmini talebinin, korkutma iddiasının ispatlanmamış olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece davacıya verilen kesin süre içinde bilirkişi ücretinin yatırılmaması ve ticari defter ve belgelerin ibraz edilmemesi nedeniyle hisselerin gerçek değerinin altında devredilip devredilmediği anlaşılamadığından davanın reddine karar verilmesi, sonucu itibariyle doğrudur. İddianın ileri sürülüş biçimine göre eldeki davada, dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenip incelenmemesi sonuca etkili olmadığından davacı vekilinin tüm istinaf sebeplerinin reddine" karar verilmiştir.
Dairemizden verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/02/2026 tarih ve 2025/3739 Esas 2026/724 Karar sayılı ilamı ile; " Bölge Adliye Mahkemesince, HMK'nın 353. maddesinin birinci fıkrasının b bendinin birinci alt bendi gereğince duruşma açılmaksızın tamamlanabilecek yargılama eksikliklerinin varlığı durumunda dâhi, ilk derece yargılamasında görülen eksikliğin giderilerek işin esasının incelenmesi halinde, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilemeyeceği, bu gibi hâllerde de esastan yeni bir hüküm kurulması gerektiği kuşkusuzdur. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hâllerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki ve infazda tereddüt oluşacağı, bu durumun ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil edeceği açıktır. Bölge Adliye Mahkemesince yeniden esas hakkında bir karar tesis edilmesi gerekirken HMK'nın 353. maddesinin birinci fıkrasının b bendinin birinci alt bendi kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına" karar vermiştir.
Yargıtay bozma ilamı üzerine Dairemizce HMK'nın 373/3. maddesi uyarınca duruşma açılmış, taraflara usulüne uygun tebligat yapılmış, usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay bozma kararına uyulması halinde, bozma ilamı kapsamında inceleme yapılması ve karar verilmesi gerekir.
Davacı, .... Noterliği'nin 09.08.2016 tarihli ve ... yevmiye numaralı Limited Şirketi Pay Devir Sözleşmesi ile devrettiği hisseye karşılık davalının bedel ödemediğini ileri sürmüştür.
Somut olayda taraflar arasında gerçekleşen hisse devrinin aynı tarihli şirket ortaklar kurulu kararıyla kabul edilerek 22.09.2016 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği ihtilafsız olup, hisse devir bedeli alacağı yönünden muacceliyetin ortaklar kurulu karar tarihinden itibaren işlemeye başlayacağının kabulü gerekir.
TBK'nun 147/4. maddesinde bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki bir ortağın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu düzenlenmiştir. TBK'nın 154. maddesinde zamanaşımının kesilmesi sebepleri düzenlenmiş olup, anılan maddede borçlunun borcu ikrar etmesi, özellikle faiz ödemesi veya kısmen ifada bulunması ya da rehin vermesi veya kefil göstermesi ile alacaklının dava veya def’i yoluyla mahkemeye başvurması halinde zamanaşımının kesileceği; TBK'nın "yeni sürenin başlaması" başlıklı 156.maddesinde zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 11.Hukuk Dairesi'nin 31.05.2016 tarih ve 2015/12291 Esas, 07.12.2007 tarih 2006/8366 Esas sayılı kararlarında da belirtildiği üzere şirket hisse devir sözleşmesi, TBK'nın 147. maddesi gereğince 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olup, eldeki uyuşmazlıkta, davaya konu hisse devir alacağı 09.08.2016 tarihinde muaccel olmakla birlikte bu tarihten dava tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir neden bulunmadığından dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresi dolmuştur. Her ne kadar davacı tarafından Bakırköy 2.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/577 Esas sayılı dosyasında 05.07.2021 tarihinde aynı taleplerle dava ikame edilmiş ise de yargılama sonucunda verilen davanın açılmamış sayılması kararı ile davanın açılmasıyla meydana gelen zamanaşımının kesilmesi hükmü ortadan kalkmıştır. (Kuru (c.ıv), S.4140 vd.; Özdemir, S.61; Aygün, S.850; İyimaya (ı), S.50, 52; Ulukapı, S.150; Yılmaz, s.583; Dursun, s. 184; Elgün, s.182; Yavuz Alangoya, Makaleler (derleyen: Mert Namlı), İstanbul, 2012, s.138, dn.85) Bu nedenle Dairemizce, davacının davalıya devrettiği şirket hissesine karşılık hisse bedelinin tahsili talebi zamanaşımına uğradığından bu talebin zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir .
Davacı, davalı tarafından gerçekleştirildiği iddia olunan tehdit ve korkutma nedeniyle, sahip olduğu şirket hissesini daha düşük bir bedelle davalıya devretmesi sonucu zarara uğradığını ileri sürmüştür.
TBK'nın 38.maddesine göre korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımında kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise korkutma gerçekleşmiş sayılır. Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir. (TBK md.37) TBK'nın 39.maddesine göre yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Somut olayda aksinin davalı tarafça kanıtlanmamasına göre davacının davalı aleyhine ikame ettiği ilk dava tarihi olan 05.07.2021 tarihi itibariyle korkutma etkisinin ortadan kalktığının, bu duruma göre eldeki davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığının kabulü gerekir.
Kural olarak resmi şekilde yapılan sözleşmede yazılı bedelin aksinin aynı güçte belgeyle kuşkuya yol açmayacak şekilde ispatlanması gerekmekte ise de hukuki işlemlerde irade bozukluğu iddiaları tanıkla ve her türlü delille kanıtlanabilir. Ne var ki somut olayda davacının eşi olan tanığın beyanı dışında davacı, korkutmanın varlığına dair somut bir kanıt sunmamış olup, dosya kapsamındaki delillere göre davacı, dava dışı şirkete ait hissesini, tehdit ve baskı altında gerçek değerinin altında devrettiği iddiasını ispatlayamamıştır. İddianın ileri sürülüş biçimine göre eldeki davada, dava dışı şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelenip incelenmemesi sonuca etkili olmayıp, Dairemizce davacının devrolunan şirket hissesinin gerçek değeri doğrultusunda zararın tazmini talebinin, korkutma iddiasının ispatlanmamış olması nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay bozma kararı kapsamında yapılan yargılama sonunda, dosyada mevcut deliller, Yargıtay bozma ilamı ve tüm dosya mündericatı değerlendirildiğinde davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davanın REDDİNE,
2- Alınması gereken 732,00 TL ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
3-6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre alınan 1.320,00 TL arabulucu ücretinin davacıdan alınarak Hazine'ye irat kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 200,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınara davalıya verilmesine,
6-HMK’nın 333. maddesi gereğince hükmün kesinleşmesinden sonra artan avansın taraflara iadesine,
7-İstinaf ve Temyiz Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
b-Davacı tarafından istinaf ve temyiz aşamasında yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 24/06/2026