Ticari çek istirdadı davasında zorunlu arabuluculuk şartının uygulanabilirliği ve içtihat değişikliklerinin geriye yürütülemezliği istinaf incelemesi.
Özet: Bir ticaret mahkemesi, davacı şirketin, 500.000 TL bedelli bir çekin istirdadı talebiyle açtığı davayı, arabuluculuk dava şartı eksikliği nedeniyle reddederek, istirdat davalarının güncel içtihatlara göre zorunlu arabuluculuğa tabi olduğuna hükmetmiştir; davacı ise bu kararı istinaf etmiş, davanın açıldığı tarihte geçerli olmayan bir içtihadın geriye dönük uygulanmasının hukuki güvenlik ve usuli kazanılmış haklara aykırı olduğunu, ayrıca kıymetli evrak hukukuna özgü nitelikteki istirdat davasının Ticaret Kanununun 5/a maddesindeki zorunlu arabuluculuk kapsamına girmediğini ileri sürmüştür.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/1033
KARAR NO: 2026/1232
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/01/2026
NUMARASI: 2025/842 Esas - 2026/39 Karar
DAVA: İstirdat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)|Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...Şubesine ait, ... numaralı, keşidecisi .... Şti. (V.K.N:...), lehtarı .... Şti. olan, 11.09.2024 keşide tarihli 500.000,00-TL bedelli çekin davalıdan istirdadına, davacı şirketin haklı haklı hamil olduğunun tespitine ve çekin davacı şirkete iadesine, davalı tarafından başlatılmış olan ihtiyati haciz ve tatbik edilmiş hacizlerin davacı şirket yönünden telafisi mümkün olmayan zararlara yol açması sebebiyle, davanın devamı süresince ödeme yasağı kararının devamına ve gerek ihtiyati haciz ve gerekse de haczin tatbik edildiği icra takibinin tedbiren durdurulmasına, bu hususta mümkünse teminatsız bir şekilde, değilse sayın mahkeme tarafından tespit edilecek bir teminat karşılığında tüm hacizlerin kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; karşı dava haklarının ve fazlaya dair ve diğer haklarının saklı kalmak üzere, izah edilen ve mahkemece re'sen göz ününde bulundurulacak ve yargılama aşamasında ortaya çıkabilecek nedenlerle, davacı borçlunun açtığını iş bu davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "İş bu davaya konu uyuşmazlığın çek istirdadı istemine ilişkin olup davanın 07/10/2024 tarihinde açıldığı, bu tarihte ticaret kanununun 5/A maddesi uyarınca 01/09/2023 tarihinden itibaren istirdat davalarının arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, davacı tarafa asıl ve birleşen dosyalar için arabuluculuk son oturum tutanağını ibraz etmek için kesin süre verildiği, davacı tarafın birleşen menfi tespit davasına yönelik arabuluculuk tutanağını sunduğu, asıl dosyaya ilişkin arabuluculuk tutanağını sunmadığı, iş bu dosya ile birleşen menfi tespit dosyasının tefriki yapılarak menfi tespit dosyasının ayrı esasa kaydedildiği, asıl çek istirdadı dosyası yönünden her ne kadar İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/04/2025 tarihli ara kararında davanın arabuluculuk dava şartına tabi olmadığı yönünde ara karar değerlendirmesi yapılmış ise de yargılama aşamasında gelinen süreçte İstanbul BAM Hukuk Daireleri arasında bu konudaki içtihat farklılıkları giderilerek güncel İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 2025/1775 esas, 2025/1743 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere istirdat davasının arabuluculuk dava şartına tabii olduğundan işbu davanın dava şartı yokluğundan reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin yargılama sürecindeki değerlendirmeleri ve dava tarihi itibarıyla mevcut hukuki durum gözetilmeden verilen ret kararının hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğunu, dosya henüz yetkisizlik kararı verilerek Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmeden önce istirdat davasının zorunlu arabuluculuk kapsamında olmadığı açıkça tespit edildiğini ve yargılama bu kabul doğrultusunda sürdürüldüğünü, dava açıldığı tarihte mevcut olmayan veya uygulanmayan bir usul engelinin, yargılama sürerken değişen bir içtihatla geriye yürütülerek dava şartı yokluğu addedilmesinin açıkça güvenlik, öngörülebilirlik ve usuli kazanılmış hak ilkeleri ile bağdaşmadığını, Yargıtay’ın müstakar kararlarına göre usul hükümlerindeki değişiklikler kural olarak derhal uygulansa da içtihat değişiklikleri tarafların davanın başında sahip oldukları haklı beklentileri boşa çıkaracak şekilde geçmişe etkili uygulanamayacağını, dava şartları, davanın açıldığı andaki koşullara göre değerlendirilmesi gerektiğini, sonradan oluşan bir içtihat, ancak o içtihattan sonra açılacak davalar için bağlayıcı veya yol gösterici olabileceğini, mahkeme, davanın hukuki niteliğini ve arabuluculuk dava şartı uygulamasını hatalı değerlendirdiğini, dava, açıkça alacak veya tazminat talebine değil, kıymetli evrak hukukuna özgü tespit ve iade niteliğinde özel bir uyuşmazlığa ilişkin olduğundan TTK m.5/A kapsamında zorunlu arabuluculuk dava şartının uygulanmasının mümkün olmadığını, mahkeme davayı, istirdat davalarının tamamını otomatik biçimde arabuluculuğa tabi gören bir yaklaşımla değerlendirdiğini ancak istirdat davaları olayın niteliğine göre belge iadesi ve hak sahipliğinin tespiti ağırlıklı olup, somut olayda çekin zayi olması, ödeme yasağı bulunması ve sahte ciro iddiası gibi unsurlar nedeniyle uyuşmazlık, klasik anlamda bir alacak/tazminat uyuşmazlığı olmadığını, böyle bir durumda zorunlu arabuluculuk uygulaması, usule ilişkin bir formaliteye indirgenmekte ve davacının çek üzerindeki aynî nitelikteki hakkını koruma imkânını geciktirdiğini, mahkemenin dayanak aldığı BAM kararının, sahtecilik iddiası ve çekin zayi edilmesi gibi somut olaya özgü hususları içermediğini, mevcut uyuşmazlığın özelliklerini karşılamadığını, söz konusu içtihadın somut olaya doğrudan uygulanmasının mümkün olmadığını, davanın arabuluculuk dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddinin de açıkça hukuka aykırı olduğunu, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, TTK 792.m. uyarınca çek istirdadı, istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince arabuluculuk dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıdaki gerekçeler ile istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davada arabulucuk dava şartının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
7155 sayılı Kanun ile 6102 Sayılı TTK’na eklenen ve 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren TTK.'nun dava şartı olarak arabuluculuk başlıklı 5/A maddesi ile; “Kanunun 4 üncü maddesi ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. ....” hükmü uyarınca konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki ticari davalarda dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmak zorunlu hale getirilmiştir.
28/03/2023 tarihli ve 7445 sayılı kanunun 31 maddesi ile yapılan değişiklik ile; 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir. 7445 sayılı Kanunun 31. Maddesi ile TTK'nin 5/A-1 maddesinde yapılan değişiklik ile menfi tespit ve istirdat davaları da zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve aynı yasanın Geçici 1.maddesine göre; 6102 sayılı Kanunun 5/A maddesinin birinci fıkrası ile 7036 sayılı Kanunun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen menfi tespit ve istirdat davaları hakkındaki hükmün, 01/09/2023 tarihinde ve sonrasında açılacak davalar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir.
6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 2. fıkrasına göre, davacıya arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın ibrazı için bir haftalık kesin süre verilmesi ve sonucuna göre işlem yapılması, aynı maddenin son cümlesine göre ise, arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, dava TTK 792.m. uyarınca çek istirdadı davası olup, uyuşmazlık, mutlak ticari dava niteliğinde konusu bir bir miktar para alacağına ilişkin istirdat davasından kaynaklanmaktadır. Anılan yasal değişiklikten sonra açılan eldeki davada dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmanın dava şartı olduğunun kabulü gerekmiştir. Dosya kapsamından, dava açılmadan önce arabuluculuk kurumuna başvurulmamış olup, anılan dava şartının dava açıldıktan sonra tamamlanmasını mümkün kılan yasal bir düzenlemenin mevcut olmadığı, dava şartlarının HMK. 116 Maddesinde düzenlenen ilk itirazlardan önce değerlendirilmesi gerektiği, arabuluculuk dava şartının yerine getirilip getirilmediği yargılamanın her aşamasında ve kanun yolu aşamasında da re'sen dikkate alınacağından, davacı tarafça dava açmadan önce arabuluculuğa başvurmamış olmasına göre ilk derece mahkemesince davanın 6102 sayılı TTK 5/A maddesi gereğince arabuluculuk dava şartına tabi olduğu kabul edilerek dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. (Yargıtay 11 HD.'nin 29/05/2025 Tarih ve 2024/5728 Esas- 2025/3826 Karar sayılı kararı ile aynı dairenin 25/12/2024 Tarih ve 2024/1595 Esas - 2024/9423 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.)
Her ne Mahkemece 11.04.2025 tarihli ara karar ile, davalı vekilinin esas davanın zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğuna ilişkin itirazlarının BAM 14. Hukuk Dairesi 2024/282 esas 2024/422 karar, 14/03/2024 tarihli emsal kararı uyarınca reddine kadar vermiş ise de anılan yasal düzenlemeden sonra uygulamadaki farklılıklar ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin kararlılık kazanan kararları ile açıklığa kavuşturularak çek istirdadı davasının arabuluculuğa tabi olduğu yönündeki kararları doğrultusunda uygulama değişikliğine gidildiğinden yerinde görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.