Gecikmeli ödenen alacak nedeniyle oluşan alım gücü kaybı ve yapılan masraflardan kaynaklanan munzam zararın tespiti ve tazminatı davası.
Özet: Davacı, davalının borcunu uzun yıllar geciktirerek ödemesi nedeniyle, tahsil edilen alacağın temerrüt tarihinde sahip olduğu değer ile tahsil tarihindeki değeri arasındaki farktan, ayrıca alacağını tahsil ederken ödemek zorunda kaldığı cezaevi harcı kesintisi, akdi vekalet ücreti ve faiz uygulanmayan takip masraflarından kaynaklanan munzam zararının tazminini talep ederken; davalı ise borcun aslında ödendiğini, davacının akrabasının görevi kötüye kullandığını iddia ederek davanın reddini istemektedir.

T.C.
ANTALYA4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2026/23 KARAR NO : 2026/537DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)DAVA TARİHİ : 12/08/2024KARAR TARİHİ : 16/06/2026Mahkememizde görülmekte bulunan Tazminat davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Antalya Genel İcra müdürlüğünün ... /... Esas sayılı takip dosyasında eski alacaklısı ...'nun davalı ... hakkında ... .TL bono senedine dayalı bakiye alacağı olan ... .TL için, ... tarihinde, kambiyon senetlerine (çek, poliçe ve emre muharrer senet) özgü haciz yolu ile takip yürütüldüğünü alacağın kesinleştiğini, alacağını bütün ferileri ile birlikte müvekkiline devir ettiğini, davalının .... infaz tarihinden itibaren (takipte kesinleşen işletilen faiz ... .TL, ... .TL. Tahsil harcı, ... .TL. başvuru harcı, ... .TL. vekalet ücreti, ... .TL. İşletilen faiz, ... .TL. masraf ve fazla ödeme olarak ... .TL. İade olunacak fazla ödeme olacak şekilde) ... .TL. olarak, yıllık %13,75 oranında avans (reeskont) faizi ile ödediğini, davacı davalıdan alması gereken, temerrüd tarihi olan ... tarihinde ... .TL alacağını almış olsaydı, bu para daha yüksek alım gücüne sahip olabilecekken, avans faizi işletilmesine rağmen, tahsil tarihindeki paranın alım gücü arasında ciddi bir fark oluşmuş, davacı bu hakkına kavuşabilmek için, Devletin icra organına başvurmak zorunda bırakılmış, bu nedenle; davacının tahsil edilen hakkından, %2 cezaevi harcı kesintisi (... ) TL yapıldığını, davacı kendisini avukat ile temsil ettirmiş ve bu nedenle akdi olarak ... .TL vekalet ücreti, avukatlık ücreti ödemek zorunda kaldığını, takip dosyasından ... .TL masraf yaptığını, her ne kadar bu masrafları davalılar dosya borcunu öderken ödemişler ise de, bu masraflara yapıldıkları tarihten itibaren herhangi bir faiz uygulanmadığını, .... tarihi itibari ile dosyanın infazen kapalı hale getirildiğini, davacıya ait olan paradan davalı borçlunun yararlanması, davacıya da gereksiz gider yaptırılmış olması karşısında, doğan bu zararın, aşırı ve olağan dışı oluşan külfetin, davacı tarafından katlanılmasının beklenilemeyeceğini, davalının parayı usulünce ödemediğini, davacının parasının değerinin kayıp olduğunu ve parasına kavuşmak için masraf kalemlerine oldukça yüksek faiz uygulandığından munzam kararın oluştuğunu, davalının borcunu uzun yıllar ödemediğini ve paranın değeri düştükten sonra ödeme yapıldığını bu nedenle davalının kusurlu olduğunu beyan ederek; davacının, davalıdan olan hak ve alacağının temerrüd tarihinde ödenmemesinden dolayı, alacağına kavuşmak amacıyla yapmak zorunda kaldığı gider kalemleri ve bu gider kalemlerine faiz uygulanmamış olması, ödemek durumunda kaldığı akdi ücret, tahsil edilen davacı alacağından yapılan cezaevi harç kesintisi olmak üzere; davacının davalıdan temerrüd tarihinde alması gereken para ile yapılan masraf, ödenen vekalet ücreti ile cezaevi kesintisinden doğan zararın bir bütün halinde temerrüd tarihinden infaz tarihine kadar geçen sürede oluşan kalemlerin tespiti ile temerrüd tarihinden infaz tarihine kadar uygulanan avans (reeskont) faizinin mahsubu ile aradaki gerçek farktan oluşan munzam zararının tayin ve tespitine, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, geçici (asgari) talep olarak şimdilik; ... .TL'nın tazminata hükmedilecek en yüksek faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili mahkememize vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle; Açılan davayı kabul etmediklerini, üzerine atılı borçları kabul etmediğini, avukat ...'nun kardeşi ...'dan borç olarak aldığı .. vade tarihli parayı elden ve ... Bankası hesabına ödediğini, avukat ...'nun kardeşinin alacaklı olduğu meblağı oğlu davacıyı alacaklı göstermek sureti ile tekrar ödeme yapmasını istediklerini, ödendiğini davacının da kabul ettiğini, ilgili icra dosyasında aracının satıldığını, babasının kefil olarak gösterilerek emekli maaşından kesintiler yapıldığını, borca istinaden Antalya ... . Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... /... Esas sayılı dosyasında davanın devam ettiğini, ...'nun görevini kötüye kullanmak suçundan Antalya ... . Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... /.. Esas dosyasında kendisinden şikayetçi olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Taraflara usulüne uygun meşruhatlı davetiyeler tebliğ edilmiş, taraf teşkili sağlanmıştır. Antalya Genel İcra Müdürlüğünün .../... Esas sayılı dosyasının bir suretinin uyap sistemi üzerinden getirtilerek dosyamız arasına alınmıştır.Antalya .... Asliye Hukuk Mahkemesinin .../... Esas ve .../... Karar sayılı dosyasının bir suretinin uyap sistemi üzerinden getirtilerek dosyamız arasına alınmıştır.Antalya ... . Asliye Ceza Mahkemesinin .../... Esas sayılı dava dosyası uyap üzerinden getirtilerek dosyamız arasına alınmıştır.Antalya ... .Ağır Ceza Mahkemesinin .../... Esas sayılı dava dosyası uyap üzerinden getirtilerek dosyamız arasına alınmıştır.Antalya ... . İcra Müdürlüğünün ... /... Esas sayılı takip dosyasının uyap üzerinden bir sureti getirtilerek dosyamız arasına alınmıştır.Antalya ... ... . Asliye Hukuk Mahkemesinin ... tarih, ... /... Esas, ... /... Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilerek Mahkememizin yukarıdaki esas sırasına kaydı yapılmıştır.DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇEDava, kambiyo senetlerine mahsus icra takibine konu borcun davalı tarafından geç ödenmesinden kaynaklı davacının faizi aşan munzam zararının bulunduğu iddiasına dayalı aşkın zarar tazminatı istemine ilişkindir.Borcun ifasının geciktirilmesi borçlunun temerrüdü sonucunu doğuracaktır. Borçlunun temerrüdü hâlinde ise ortaya çıkacak olan hukukî sonuçlar TBK’nın 117 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiştir. Bu sonuçlar arasında uyuşmazlığın niteliği itibariyle önem arz edenlerden ilki; TBK’nın 122. maddesinde düzenlenen aşkın (munzam) zarar kavramıdır. Öte yandan aşkın (munzam) zararın anlaşılabilmesi için öncelikle, borçlu temerrüdünün bir diğer sonucu olan temerrüt faizinin hukuksal niteliği üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.Temerrüt faizi, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine TBK’nın 120. maddesi gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı süresince varlığını sürdüren bir karşılık olması itibariyle zamanında ifa etme olgusuyla doğrudan bir bağlantı içerisindedir. Bu kapsamda borçlu, kusurlu olsun veya olmasın borcunu zamanında ifa etmemiş olması durumunda temerrüt faizi ödemekle yükümlü olup bu durum ve temerrüt faiz oranları, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 2. maddesinde “Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur. Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hukukumuzda alacaklıya, zararın varlığını, miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın temerrüt faizini talep edebilme hakkı tanınmıştır. Ayrıca temerrüt faizi yükümlülüğünün doğumu için borçlunun alıkoyduğu paradan yarar sağlaması şart olmadığı gibi bu yararların iadesi amacı da bulunmaz. Temerrüt faizi talep edebilmek için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması şart değildir. Borçlu, bu konuda kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ileri sürerek ve bunu kanıtlayarak faiz ödeme yükümlülüğünden kurtulamaz. Bunun yanında temerrüt faizi, sözleşmeden doğan para borçlarının yanı sıra, sözleşme dışı hukukî ilişkiden kaynaklanan para borçlarında da uygulama alanı bulur.Uyuşmazlık konusunun temelini oluşturan aşkın (munzam) zarara ilişkin olarak ise TBK’nın 122. maddesi “Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.” hükmünü haizdir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir. Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ilk koşul, bir para borcunda borçlunun temerrüdünün varlığıdır. Bu para borcunun kaynağının, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliği için herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Bu anlamda TBK’nın 122. maddesi, kaynağı ne olursa olsun temerrüt faizi yürütülebilir nitelikte olmak koşuluyla bütün para borçlarında uygulanma olanağına sahiptir. Borcun dayanağı haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun yahut vekâletsiz iş görme olabilir. Öte yandan hemen belirtilmelidir ki; aşkın (munzam) zarar borcunun hukukî sebebi, asıl alacağın temerrüde uğraması ile oluşan hukuka aykırılıktır. Bu nedenle borçlunun aşkın (munzam) zararı tazmin yükümlülüğü, asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden tamamen farklı, temerrüt ile oluşmaya başlayan asıl borcun, ifasına kadar geçen zaman içinde artarak devam eden, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borçtur.Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken ikinci koşul; borçlunun temerrüdü nedeniyle temerrüt faiziyle karşılanamayan alacaklı zararının mevcudiyetidir. Ancak alacaklının zararının temerrüt faizinden az yahut temerrüt faizine eşit olması durumunda, zararın temerrüt faiziyle karşılanacak olması sebebiyle aşkın (munzam) zararın varlığından söz edilemez. Bu aşamada önemle belirtilmelidir ki; TBK’nın 122. maddesi kapsamına kanunî temerrüt faizinin yanında akdi temerrüt faizinin uygulandığı borç ilişkileri de dâhildir. Eş söyleyişle alacaklının, borçlu ile arasındaki hukukî ilişkiden doğan temerrüt faizinin akdi yahut yasal olması, aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğine engel teşkil etmez. Burada önem arz eden husus alacaklının temerrüt faiziyle karşılanamayan zararının mevcudiyetinin ispatıdır. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken üçüncü koşul; borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olmasıdır. Zira aşkın (munzam) zarar sorumluluğu, temerrüt faizinden sorumluluktan farklı olarak kusur sorumluluğuna dayanmakta olup burada aranan kusur, borçlunun temerrüde düşmekteki kusurudur. Ancak aşkın (munzam) zarar iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda sorumluluk için, diğer koşulların varlığı durumunda borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun varlığı asıldır. Başka bir anlatımla temerrüt sonrasında borçlunun temerrüde düşmedeki kusurunun alacaklı tarafından ispatı gerekmez. Aksine borçlu, temerrüde düşmede kusursuz olduğunu ispatlamadıkça ortaya çıkan aşkın (munzam) zarardan sorumludur. Aşkın (munzam) zararın varlığı için gereken son koşul ise; borçlunun temerrüdü ile alacaklının aşkın (munzam) zararı arasındaki illiyet bağının mevcudiyetidir. Bu çerçevede alacaklı, borçlunun temerrüde düşmesi ile ileri sürdüğü aşkın (munzam) zarar olgusu arasındaki illiyet bağını ispatla yükümlüdür. Aşkın (munzam) zarar bu hukukî niteliği ve karakteri itibariyle, asıl alacak ve faizleri yönünden icra takibinde bulunulması veya dava açılmasıyla sona ermeyeceği gibi, icra takibi veya dava açılması sırasında asıl alacak ve temerrüt faizi yanında talep edilmemiş olması hâlinde dahi (TBK m. 122/2) takip veya davanın konusuna dâhil bir borç olarak da kabul edilemez. Bu nedenle asıl alacağın faizi ile birlikte tahsiline yönelik icra takibinde veya davada munzam zarar hakkının saklı tutulduğunu gösteren bir ihtirazî kayıt dermeyanına da gerek bulunmamakta olup ayrı bir dava ile de zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Aşkın (munzam) zararın talebinde varlığı iddia olunan zararın, yine alacaklı tarafından yasal ispat vasıtalarıyla somut, inanılır ve açık bir biçimde ispatlaması gerekir. Başka bir anlatımla alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır. Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe, TBK’nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez. Dolayısıyla TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı gibi herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Bu itibarla ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan hareketle ileri sürülen soyut ve varsayıma dayalı zarar iddiaları hükme esas alınamaz. Ayrıca bir para borcunun ödenmesinde temerrüde düşülmesinden dolayı alacaklının zarara uğrayacağı kabul edilerek bu zararın, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durum dikkate alınarak belli bir oranda olacağı benimsenmiş ve TBK’nın 120. maddesi yollaması ile 3095 sayılı Kanun’un hükümleri çerçevesinde temerrüt faiz oranları belirlenmiştir. Buradan hareketle kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını T.C. Anayasası’ndan aldığı yasa yapma yetkisine dayanıp temerrüt faizi olarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp sadece aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemez.Uğranıldığı iddia olunan zararın, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle TBK’nın 122. maddesine dayanılarak aşkın (munzam) zarar istenilmesi hâlinde ise artık açılmış olan davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekir. Bunlar da yasal, elverişli ve geçerli delillerle, geçerli ispat kuralları dairesinde kanıtlanmalıdır. Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır. Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın talep edilebilirliğinin bir koşulu da alacaklı yönünden mevcut olan zararın açık ve somut bir biçimde ispatıdır. Bu bağlamda ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK’nın 194. maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır.Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nin 28/11/2025 tarih, 2025/165 esas, 2025/2164 karar sayılı kararı ile, "Bu çerçevede, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerektiği, kanıtlanacak olgular, ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarar olup eldeki dosyada, davacının uğradığı iddia ettiği munzam zararlarını ispat edemediği, makul süreyi aşan yargılama iddiasına dayalı olarak Anayasa mahkemesine başvuru hakkının bulunduğu gözetildiğinde ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır (Aynı yönde; Yargıtay 5.HD 2024/42 Esas, 2024/5609 Karar sayılı kararı). Davacı vekilinin munzam zarara ilişkin istinafının reddi gerekmiştir." şeklinde karar verilmiştir.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 30/12/2024 tarih, 2024/2315 esas, 2024/521 karar sayılı kararı ile, "Davacı tarafın, manevi tazminat süresinde ödense idi, alınan tazminatla o günkü ekonomik koşullara göre taşınmazlar alınıp, bu taşınmazlardan elde edilecek gelirin gerek kendilerinin sağlığında ve gerek kendi yaşamlarından sonra, malûl olan çocuklarının ciddi masraf tutan tedavi ve bakımında kullanılacağı, geç ödeme ile bu olanağı ortadan kalktığına yönelik bir iddia mülga 818 Sayılı BK'nın 105. maddesi anlamında munzam bir zarar niteliğinde değildir. Hal böyle olunca, davalı sigorta şirketinin temerrüte düştüğü tarih ile ödeme tarihi arasındaki süreç içerisinde paranın satın alma gücünün düşme sebebinin davalının ödeme yapmamasının olmadığı, davalının manevi tazminatın mahkemece belirlenmesi gerektiğine yönelen iradesinin Anayasal bir hakkı olduğu, davalının işin hallini yargı yerine bırakması ve yargılamanın uzun sürmesinde davalıya kusur izafe edilemeyeceği dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince de benzer gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı yön görülmemiştir." şeklinde karar verilmiştir.Yukarıdaki açıklamalar ile birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklar, enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın zarar talebinde bulunulduğu, TBK’nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlaması gerektiği, ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtaramayacağı, eldeki dosyada, davacının uğradığı iddia ettiği munzam zararlarını ispat edemediği gibi davalının alacaklıyı ceza mahkemelerinde şikayet etmesinin Anayasal bir hakkı olduğu, icra dosyasında aracın icra yoluyla satıldığı, ancak satış bedelinin davacıya değil, Vakıfbank'a yapıldığı, bununla ilgili Antalya ... . Asliye Hukuk Mahkemesi'nde sıra cetveline karşı dava açıldığı, araç satışından gelen paranın icra dosyasında tutulduğu ve alacaklıya ödenmediği, yargılamaların uzun sürmesinde davalıya kusur izafe edilemeyeceği sonuç ve kanaatine varılarak makul süreyi aşan yargılama iddiasına dayalı olarak Anayasa mahkemesine başvuru hakkının bulunduğu gözetildiğinde, davacı tarafından şahsen ve somut olarak uğradığı zarar ispatlanamadığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Ayrıntıları yukarıda açıklandığı üzere;1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken ... TL harçtan peşin alınan ... TL harcın mahsubu ile bakiye ... TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAD KAYDINA, 3-Yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davacı tarafça yatırılan gider avansının harcanmayan kısmının karar kesinleştikten sonra davacıya İADESİNE,5-Artan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE,Dair, davacı vekili Av. ... 'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.16/06/2026 Katip ...¸E- İmzalı Hakim ...,E- İmzalı