Bölge Adliye Mahkemesinde hizmet sözleşmesinden doğan fatura alacağı icra takibine itirazın iptali, faiz ve inkar tazminatı taleplerinin istinaf incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir hizmet sözleşmesinden kaynaklanan ödenmemiş faturalar nedeniyle başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali davasıyla ilgilidir; ilk derece mahkemesi, tarafların ticari defter kayıtları ve bilirkişi raporuna dayanarak asıl alacak miktarının tahsiline hükmetmiş, ancak takip öncesi temerrüde düşürülme şartı aranarak işlemiş faiz talebini reddetmiş; bu karara karşı davalı davanın reddini, davacı ise ticari işlerde temerrüdün ayrı ihtara gerek olmaksızın oluştuğu gerekçesiyle reddedilen faiz talebinin kabulünü talep ederek istinaf yoluna başvurmuştur.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/381
KARAR NO: 2026/773
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/11/2021
NUMARASI: 2020/730 Esas 2021/1072 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 20/05/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesi ile; Müvekkilinin sözleşmeye uygun olarak yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirdiğini, akabinde yapılan hizmet karşılığı ödenmesi gereken hizmet bedeline ilişkin faturalar düzenlenerek davalı-borçlu şirkete iletildiğini ancak davalı tarafından fatura bedellerinin ödenmediğini, davalı ile yapılan görüşmelere rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalı aleyhine .... İcra Müdürlüğü'nün... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı borçlunun itirazı üzerine takibin durduğunu, müvekkili şirketçe hizmet bedeline ilişkin keşide edilen faturaların ticari defterlere işlenerek davalıya teslim edildiğini, davalının ise hizmet bedellerine ödemekten kaçındığını, icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini beyanla açılan davanın kabulü ile itirazın iptaline, davalının %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Taraflar arasında danışma yönlendirme personeli hizmeti sunulması için sözleşme imzalandığını, personelin ücretinden sorumluluğun davacıya ait olduğunu, davacının ise bu ödemeleri yapmadığını, personel tarafından müvekkili davalı olarak gösterilerek davalar açıldığını, davacının bu edimini ifa etmedikçe müvekkilinden hiçbir talepte bulunamayacağını beyanla davacının, davasının henüz kendisinin sözleşmesel edimlerini ifa etmemesi sebebiyle reddine kötü niyetle başlatılan takip nedeniyle davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Mahkemece; "Davacı ve davalı tarafından bilirkişi incelemesine sunulan 2017, 2018 ve 2019 yılları ticari defterlerin T.T.K ve V.U.K hükümleri doğrultusunda davacı ve davalı lehine delil niteliğine haiz olduğu, takibe ve davaya konu edilen faturaların davacı ve davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, böylelikle icra takibine konu edilen faturalardan kaynaklı alacağın tarafların usulüne uygun tutulmuş ticari defter ve kayıtları ile ispatlandığı, davalı tarafça ödeme yapıldığının iddia ve ispat edilmediği anlaşılmış olup hüküm vermeye elverişli olduğu değerlendirilen bilirkişi tarafından sunulan rapor da her ne kadar davacının, davalıdan takip tarihi itibariyle 92.563,12 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de takip ve dava konusu edilen 3 adet faturanın toplam miktarının 92.563,13 TL olduğu dikkate alınarak açılan davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, .... İcra Müdürlüğünün... Esas sayılı icra takip dosyasında davalı tarafından asıl alacak olan 92.563,13 TL'ye yönelik yapılan itirazın iptaline, bu miktar üzerinden takibin devamına, davalının takip tarihinden önce temerrüde düşürüldüğüne dair delil sunulmadığından işlemiş faize ilişkin talebin reddine, alacak likit olmakla icra inkar tazminatına ilişkin talebin kabulüne" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
Davacı vekili katılma yolu ile yasal süresinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; yerel mahkemece müvekkil şirketin alacağı tespit edilmekle birlikte, faiz talebinin reddine karar verilmesi hatalı olduğunu, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1530. Maddesinde geç ödemenin sonuçları düzenlenmiş olup ilgili düzenleme kapsamında davalının temerrüde düşmesi için ayrı bir ihtara gerek olmadığını beyanla takip öncesi faiz yönünden katılma yoluyla istinaf talebinin kabulü ile hükmün bu yönüyle kaldırılarak müvekkil lehine hüküm kurulmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE
HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, hizmet ilişkisinden kaynaklanan faturaya istinaden başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
.... İcra Müdürlüğü... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 3 adet faturaya istinaden 92.563,13 TL asıl alacak, 3.022,48 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 95.585,61 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.
Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, mali müşavir bilirkişisinin sunmuş olduğu 01/10/2020 tarihli raporda ; takibe ve davaya konu edilen faturaların davacı ve davalı defterlerinde kayıtlı olduğunu, davacının ticari defterlerine göre davalıdan takip tarihi itibariyle 92.563,11 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defterlerine göre davacıya takip tarihi itibariyle 92.563,12 TL borçlu olduğu tespiti yapılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır.
Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir.
Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez.
Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.
Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır.
İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).
Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya ... aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur.
Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir.
Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.
Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen faturaların davalının ticari defterlerine işlendiği, 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği tespit edildiğinden, yapılan açıklamalar ve emsal kararlar uyarınca, davacının faturalara konu hizmeti yerine getirdiği karine olarak kabul edilmiş olup aksi davalı tarafça ispatlanamamıştır.
Davalı taraf, sözleşme kapsamında çalıştırılan dava dışı işçiler ile ilgili işçilik alacaklarından davacı şirketin sorumlu olduğunu, bu nedenle söz konusu alacaklar ile ilgili işçilerin dava yoluna gittiğini, söz konusu doğmuş ve doğacak tüm borçların ödenmesi sonrasında muaccel bir alacaktan söz edilmesi mümkün olduğundan ödemezlik definde bulunmuş ise de iddia olunan hususlara ilişkin dava, takip dosyası, ödeme belgesi vs.. delil sunulmadığından bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.
Davacının istinafı yönünden; Davacı vekili reddedilen 3.022,48 TL işlemiş faiz alacağı yönünden istinaf talebinde bulunmuştur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341/2. fıkrasında, miktar ve değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararların kesin olduğu düzenlenmiştir.
Aynı yasanın, "Parasal sınırların artırılması" üst başlığı ile ek madde 1’de, 200., 201., 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların, o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığı'nca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması sureti ile uygulanacağı, ikinci fıkrada, 341., 362. ve 369. maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktarın esas alınacağı ifade edilmiştir.
04/06/2025 tarihli ve 32920 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7550 sayılı Kanun) 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. Fıkrası; "(2) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır." şeklinde değiştirilmiş olup anılan değişikliğin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonra verilen kararlar yönünden uygunlanması mümkündür. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14/07/2025 Tarihli 2023/4-931 E. 2025/491 K. sayılı kararında da aynı yönde oybirliği ile karar alınmıştır.
Somut dosyada karar tarihi 12/11/2021 olduğundan, 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7550 sayılı Kanun) 20. maddesi ile HMK'nın Ek 1. maddesinin 2. Fıkrası uyarınca yapılan değişiklikten önceki hükümler uyarınca kararın kesin nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir. Buna göre davacı aleyhine hüküm altına alınan değer, diğer bir ifade ile kısmen reddedilen tutar 3.022,48 TL olup bu miktar karar tarihi itibariyle HMK'nın 341/2. maddesinde açıklanan 5.880,00 TL'nin altında kalmakta olup kesin sınırlar içindedir.
HMK'nun 346. maddesi gereğince kesin olan karara ilişkin istinaf başvurusunda bulunulması halinde kararı veren mahkeme tarafından istinaf dilekçesinin reddine karar verilebileceği gibi istinaf incelemesi sırasında da istinaf isteminin reddine karar verilebilir.
Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kararın davacı yönünden kesin olması nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 341. ve 352/1.b maddeleri uyarınca usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kararın davacı yönünden kesin olması nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 341. ve 352/1.b maddeleri uyarınca USULDEN REDDİNE,
3-Harçlar Kanunu gereğince davacı ve davalı tarafından ayrı ayrı yatırılan istinaf başvuru harçlarının hazineye gelir kaydına, davacı tarafından yatırılan 80,70 TL istinaf karar harcının ilk derece mahkemesince talep halinde davacıya iadesine,
4-Davalının istinafı yönünden alınması gerekli 732,00 TL istinaf karar harcından, yatırılan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye kalan 651,30 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına
5-İstinaf yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.20/05/2026