İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesinin, tanınmış marka ve kullanım önceliği iddialarıyla marka tecavüzünün önlenmesi için istenen ihtiyati tedbir talebine ilişkin istinaf kararı.
Özet: Mevcut hukuki evrakta, gayrimenkul sektöründe ulusal ve uluslararası alanda tanınmış, çeşitli markaları tescil ettirmiş bir şirketin vekili, davalı şirketin kendi ticaret unvanında müvekkilinin tescilli ve öncelikli kullanım hakkına sahip olduğu markayı izinsiz kullanmak suretiyle marka hakkına tecavüz ettiğini, bu durumun tüketici nezdinde karışıklığa yol açtığını ve müvekkilinin itibarını zedelediğini iddia ederek, telafisi mümkün olmayan zararların önüne geçilmesi amacıyla davalının tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmektedir.

T.C.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ16. HUKUK DAİRESİT Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IDOSYA NO:2026/551 EsasKARAR NO:2026/858İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUKMAHKEMESİTARİHİ:11.03.2026 (Ara Karar)NUMARASI:2026/69 DAVANIN KONUSU:Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)KARAR TARİHİ:03/06/2026İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:İHTİYATİ TEDBİR TALEBİ :Tedbir isteyen vekili dilekçesinde özetle;Müvekkili şirketin ekonomik büyümede ve kalkınmada etkin bir rolü olduğu her fırsatta dile getirilen gayrimenkul sektöründe yıllardır faaliyet gösteren hem ulusal hem de uluslararası alanda deneyim sahibi olan, yurt içi ve yurt dışında konut, ofis, otel, alışveriş merkezi ve eğitim kurumu gibi birçok projenin müteahhitlik ve gayrimenkul geliştirme işlerini gerçekleştiren tanınmış ve bir kalite sembolü haline gelmiş bir marka olduğunu, nitekim müvekkili şirketin ulaştığı bu tanınırlık düzeyi nedeniyle marka hakkından haksız bir yararın sağlanmasının ve ayırt edici karakterinin zedelenmesinin önüne geçilmesi saiki ile Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde “...”, “...”, “... ...”, “...”, “... ”, “...’nca”, “...’nca iyisini yapar”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “...’nca”, “...’nca iyisini yapar”, “...”, “... ...”, “...”, “... ”, “...”, “...”, “... ...” markalarını tescil ettirdiğini, müvekkili şirket ile aynı iştirak konusuna sahip olan ... Şirketi (“Davalı”) tarafından, ticaret unvanında '...' ibaresinin kullanıldığı tespit edildiğini, davalıya ihtar gönderildiğini, davalının kullanımını devam ettirdiğini, tüketici nezdinde davalı ile müvekkili şirket arasında ekonomik bir bağlantının olduğunun değerlendirildiğini, müvekkili şirkete duyulan güveni, itibarı ve müvekkilinin inhisarı hakkını zedelediğini, “...” Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde yalnızca müvekkil şirket adına tescil edilmiş bir marka olduğunu, “...” markası Müvekkil Şirket tarafından Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde ... Tescil Numarası ile Nice Sınıflandırmasının 35, 36, 37 ve 42nci sınıfları için tescil ettirilmiş bir marka olduğunu, müvekkilinin muhtelif tarihlerde “...”, “...”, “... ...”, “...”, “...”, “...’nca”, “...’nca iyisini yapar”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “... ...”, “...’nca”, “...’nca iyisini yapar”, “...”, “... ...”, “...”, “... ”, “... ”, “...”, “... ...” markaları da Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil ettirildiğini, girişimcilerin ürün ve hizmetlerinin ayırt edilmesini sağlayan markaların izinsiz aynen veya iltibaslı kullanımı suretiyle marka hakkına tecavüz eylemleri için de aynı mantık geçerli olduğunu, Marka Hukukunda tescil ilkesi benimsenmiş ise de tescil ile hakkın doğumu değil marka hakkının korunması sağlandığını, hak, işaretin veya markanın kullanılması ve ona belli bir ayırt edicilik kazandırılması ile doğduğunu, tescil bir hakkın kullanılması ve ona sağlanacak koruma ile ilgili bir olgu olup, hakkın tescil ile doğması veya tescilden önce doğması ayrı olgular olduğunu, zira bir işareti ilk kullanan ve ona ayırt edici nitelik kazandıran kişi onun hak sahibi olarak kabul edildiğini, Yargıtayın içtihatları uyarınca, marka üzerindeki öncelik hakkı, o markayı ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişiye ait olduğunu, müvekkili şirketin 2006 yılından beri “...” ifadesini kullanmakta, ona şöhret ve itibar kazandırdığını, yer verilen genel açıklamanın ardından müvekkili şirketin hakkının halihazırda tescil ilkesi ile markanın tescilinden önceki dönemde ise gerçek hak sahipliği ilkesi ile kazanıldığı, hatta “...” ibaresinin markasal kullanılması ve tanınır hale getirilmesiyle marka hakkının doğmuş olacağı, dolayısıyla markanın tescil edildiği tarihten önce dahi müvekkil şirketin marka hakkının doğduğu hususunda şüphe bulunmadığını, bilindiği üzere, ihtiyati tedbir, kesin hükme kadar giden yargılama boyunca yanların hukuki durumunda meydana gelebilecek olumsuzluk veya zararlara karşı öngörülmüş, geçici nitelikteki hukuki koruma modeli olup, kesin hukuki korumanın yetmeyeceği ve geçici geçici korumaya ihtiyaç duyulan hallerde tedbire başvurulacağını, marka hakkına tecavüzün önlenmesi ve/veya giderilmesi davalarında da ihtiyati tedbir sınai hakkın kullanılmasının önlenmesi, hak sahibinin itibarının korunması, eş deyişle pazarlama gücü ve etki alanı üzerindeki hakkın korunması şeklinde olduğunu, bu nedenlerle müvekkili şirketin markasının davalı tarafından kullanımının marka hakkına tecavüz teşkil etmesi sebebi ile müvekkil şirketin telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasının kaçınılmaz olduğunu belirtir, tüm ihtar ve uyarılara rağmen halen müvekkili şirketin marka hakkı üzerinden haksız kazanç sağlamaya devam eden davalı şirketin tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulması ve önlenmesi adına; yargılamanın sonuna kadar davalı şirket tarafından “...” markasının reklam ve tanıtımlar dahil olmak üzere her şekilde kullanımının ihtiyati tedbir niteliğinde durdurulmasına, Davalı şirketin malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir.İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN REDDİ KARARI:İstanbul Anadolu 1. FSHHM 2026/69 Esas sayılı dosyasından verilen 11.03.2026 tarihli ara kararı ile;"...Mahkememizce düzenlenen 05.03.2026 tarihli tensip zaptının 14 nolu bendinde tedbir hususunun Balıkesir Ticaret Odası Başkanlığı kayıtlarının celbinden sonra değerlendirilmesine karar verilmiştir. Balıkesir Ticaret Odası Başkanlığından gelen 06.03.2026 tarihli yazı cevabında; ... Şirketinin kuruluşundan itibaren ticaret sicil kayıtları mahkememize gönderilmiştir. Davacı vekilinin talebi, Balıkesir Ticaret Odası Başkanlığı yazı cevabı ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; Davalı şirketin ... Şirketi ile 21.06.2017 tarihinde tescil edildiği, bu haliyle öncelikli kullanım ve sessiz kalma olgularının değerlendirilmesi yönünden uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği dikkate alınarak tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:1-Tedbir talebinin REDDİNE,..." karar verilmiştir.İSTİNAF İSTEMİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Müvekkil Şirket, ekonomik büyümede ve kalkınmada etkin bir rolü olduğu her fırsatta dile getirilen gayrimenkul sektöründe yıllardır faaliyet gösteren hem ulusal hem de uluslararası alanda deneyim sahibi olan, yurt içi ve yurt dışında konut, ofis, otel, alışveriş merkezi ve eğitim kurumu gibi birçok projenin müteahhitlik ve gayrimenkul geliştirme işlerini gerçekleştiren tanınmış ve bir kalite sembolü haline gelmiş bir markadır. Nitekim, Müvekkil Şirket ulaştığı bu tanınırlık düzeyi nedeniyle marka hakkından haksız bir yararın sağlanmasının ve ayırt edici karakterinin zedelenmesinin önüne geçilmesi saiki ile Dava dilekçesindeki beyanlarını aynen tekrarla, davacının Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli “...” ibareli birden çok markası bulunduğunu, 2006’dan bu yana faaliyet gösteren Müvekkili Şirketin, kendi şirket unvanını 11.05.2007 tarihli 6806 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde tescil ettirdiğini, davacı ile aynı iştirak konusuna sahip olan Davalı yan tarafından, ticaret unvanında '...' ibaresinin kullanıldığı tespit edildiğini, ortalama tüketici nezdinde karışıklığa sebebiyet vereceğini, Kadıköy... Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ve 20 Ağustos 2025 tarihli ihtarnamesinin Davalı yana keşide edildiğini, ihtiyati tedbir talebinin reddi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirketin 21.06.2017 tarihinde tescil edildiğini, bu hali ile öncelikli kullanım ve sessiz kalma olgularının değerlendirilmesi yönünde uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiğini belirtmiştir. Müvekkili Şirket kuruluşunun 11.05.2007 tarihinde ticaret sicilde ilan edildiğini, ancak Davalı yanın ancak 2017 tarihinde kurulduğunu, bu kapsamda mahkemece tespiti edilen öncelikli kullanımın doğmadığı açıkça ortada olduğunu, İhtiyati tedbirin şartları oluştuğunu, 2006 yılından beri faaliyetlerini sürdüren Müvekkili Şirket’in 11.05.2007 tarihinde şirket esas sözleşmesini tescil ettirdiğini, 11.05.2007 tarihinde ticaret sicilde ilan edildiğini, ancak Davalı yanın ancak 2017 tarihinde kurulduğunu, bu kapsamda mahkemece tespiti edilen öncelikli kullanımın doğmadığı açıkça ortada olduğunu, İhtiyati tedbirin şartları oluştuğunu, 2006 yılından beri faaliyetlerini sürdüren Müvekkili Şirket’in 11.05.2007 tarihinde şirket esas sözleşmesini tescil ettirdiğini, o tarihten günümüze dek ticari yaşamda pek çok projeye imza attığının bilinmekte olduğunu, Müvekkili Şirketin uzun yıllardır “...” ibaresini tescilli olduğu 35, 36, 37 ve 42 'nci sınıflarda kullanmakta olduğunu, bu sınıfların tamamının inşaat sektörüne ilişkin hizmetleri kapsadığını, Müvekkili Şirket’in “...” ibareli markalarını ve “...” ibaresini içeren ticaret unvanını Davalı şirketten önce kullanmaya başladığını ve tescil ettirdiğini, Müvekkili Şirketin markasının ve ünvanının Davalı yan tarafından kullanımının marka hakkına tecavüz teşkil etmesi sebebi ile Müvekkili Şirket’in telafisi mümkün olmayan zararlara uğramasının kaçınılmaz olduğunu, Davalı yanın tecavüz teşkil eden fiillerinin durdurulması ve önlenmesi adına; yargılamanın sonuna kadar Davalı yan tarafından “...” markasının reklam ve tanıtımlar dahil olmak üzere her şekilde kullanımının ihtiyati tedbir niteliğinde durdurulmasını talep etmiştir.GEREKÇE:Dava, markaya tecavüzün tespiti istemine ilişkindir.Dairemiz önüne gelen uyuşmazlık ise; ilk derece mahkemesinin ihtiyati tedbir talebinin reddine dair 11.03.2026 tarihli ara karara ilişkindir.Ara karara karşı, davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında, yargılamada henüz bilirkişi incelemesi yapılmadığı, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiği, mevcut delil durumuna göre yaklaşık ispat koşulunun sağlanmadığı, devam eden yargılamada değişen delil durumuna göre her zaman yeniden talepte bulunabilmesi ve değerlendirme yapılması mümkün olduğu, mevcut delil durumuna göre ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi netice olarak yerinde olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf talebinin HMK'nun 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Harç peşin alındığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5- Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.03/06/2026