Danıştay 13. Daire, yetkili müessese faaliyet izninin, idare tarafından yeterli somut gerekçe ve inceleme yapılmaksızın iptalini hukuka aykırı bulan kararı temyiz etti.
Özet: Hazine ve Maliye Bakanlığının, bir yetkili müessesenin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkındaki Tebliğin geçici maddesinde belirtilen yükümlülükleri süresinde yerine getirmediği gerekçesiyle faaliyet iznini iptal etme işlemine karşı açılan davada, şirketin süresinde başvuru yaparak ön izninin kabul edilmiş olmasına rağmen idarenin tebliğdeki diğer şartlardan hangilerinin ihlal edildiğini somut ve gerekçeli olarak ortaya koyamaması ve yeterli araştırma yapmaması nedeniyle iptal işleminin hukuka aykırı bulunarak kaldırılmasına karar verilmiştir.

T.C.
D A N I Ş T A YONÜÇÜNCÜ DAİREEsas No:2021/1507Karar No:2025/3693TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri ...KARŞI TARAF (DAVACI) : ... Döviz Sınırlı Yetkili Müessese A.Ş. (Eski ünvanı: ... Döviz A.Ş.) VEKİLİ : Av. ...İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ (Tebliğ No:2018-32/45) kapsamındaki yükümlülüklerin öngörülen sürede yerine getirilmediğinden bahisle anılan Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yetkili müessese faaliyet izninin iptaline ilişkin Hazine ve Maliye Bakanlığı Finansal Piyasalar ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemiyle bildirilen 02/08/2019 tarih ve 272325 sayılı Bakanlık Olur'unun iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinde, halihazırda faaliyette bulunan yetkili müesseselere faaliyetlerinin devamı için iki aşamalı yükümlülük getirildiği, bunlardan birincisinin "01/01/2019 tarihine kadar A grubu ve B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvuruda bulunmak", diğerinin ise (ilk şartı yerine getiren müesseseler açısından) "01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek" olduğu, belirtilen süreler içerisinde başvurmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edileceğinin kurala bağlandığı, davacı şirket tarafından 31/12/2018 tarihinde grup seçim ön izni başvurusu yapılarak ilk yükümlülüğün yerine getirildiği, bu tarihten sonra davalı idare personeli ile davacı şirket yetkilisi arasında e-posta üzerinden yapılan yazışmalar sonucu başvuruda eksik olan belgelerin tamamlattırılmasına müteakip 27/06/2019 tarihinde başvurunun kabul edildiği, bu aşamadan sonra Tebliğ'de yer alan diğer yükümlülüğün/şartın "01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek" olduğu, Mahkemelerinin 16/12/2019 tarihli ara kararı ile davalı idareden, "davacı şirketin ön izin başvurusu 27/06/2019 tarihinde kabul edildikten sonra ilgili Tebliğ'in Geçici 1. maddesinde yer verilen '01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirip getirmediği' hususunda araştırma/inceleme yapılıp yapılmadığının sorularak, eğer inceleme yapılmış ise davacı şirketin hangi şartları yerine getirmediğinin açıklanmasının" istenildiği, davalı idare tarafından verilen cevapta, davacı şirketin grup seçim ön izin sürecinde tamamlanması gerekli olan işleri son iş gününe bıraktığı, bu sebeple grup seçim ön izin başvurusunun Bakanlıkça onaylandıktan sonra ticaret siciline tescil işlemi dahil hiçbir işlemi gerçekleştirecek sürenin kalmadığı, Tebliğ kapsamındaki yükümlülüklerin hiçbir şekilde yerine getirilmediği ifade edilmiş ise de davacı şirketin Tebliğ'in 6, 7 ve 9. maddelerinde öngörülen şartlardan hangisinin ya da hangilerinin yerine getirmediği hususunda somut verilere dayalı hiçbir açıklamaya yer verilmediği, dolayısıyla Tebliğ'in ilgili maddesinde yer alan 01/01/2019 tarihine kadar A veya B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvuruda bulunma şartını yerine getiren ve 27/06/2019 tarihinde grup seçim ön izin başvurusu kabul edilen davacı şirket açısından, 01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirip getirmediği hususunda gerekli araştırma ve inceleme yapıldıktan sonra Tebliğ'in 6, 7 ve 9. maddelerinde öngörülen şartların yerine getirilmediğinin tespiti halinde bu durumun somut olarak ortaya koyulması gerekirken, dava konusu işleme dayanak olan bu tespitin hukuken geçerli nedenlere dayandırılamadığı; Bu itibarla, davalı idarece istenen belgeleri 01/07/2019 tarihinden önce hem sistem üzerinden hem de fiziken sunan ve başvurusu kabul edilen davacı şirket hakkında gerekli araştırma ve inceleme yapılıp gerekçesi ortaya koyulmadan, salt yükümlülüklerin yerine getirilmediği belirtilmek suretiyle tesis edilen "yetkili müessese faaliyet izninin iptaline" ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, davacı şirketçe 27/06/2019 tarihinde grup seçim ön izin başvuru süreci tamamlanmış ise de 01/07/2019 tarihine kadar tamamlanması gereken grup seçim izin başvuru sürecinin tamamlanmadığı, iki aşamadan oluşan başvurunun yalnızca grup seçim ön izin safhasına ilişkin belgelerin Bakanlığa teslim edildiği ve grup seçim izin süreciyle ilgili sorumluluğun yerine getirilmediği, ilk aşamaya ilişkin eksikliklerin 01/07/2019 tarihine bir iş günü kala yerine getirildiği, ilgili mevzuatta idarenin başvuruyu değerlendirme süresinin de söz konusu süreler içerisinde yer alacak şekilde düzenlendiği, Türk Ticaret Kanunu ve diğer mevzuat düzenlemeleri uyarınca davacı şirketin 01/07/2019 tarihine kadar yükümlülüklerini yerine getirmesinin mümkün olmadığı, dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği ileri sürülmüştür.KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu, davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur.DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Davalı idarece, davacı şirkete döviz alım satım faaliyetine yönelik yetkili müessese faaliyet izni verilmiştir. 30/01/2018 tarih ve 30317 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu Tebliğ'in yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan yetkili müesseselerin, 01/01/2019 tarihine kadar A veya B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvurmak ve 01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek zorunda olduğu; belirtilen süreler içerisinde başvurmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edileceği kurala bağlanmıştır. Davacı şirket tarafından, grup seçim izin başvurusu kapsamında öngörülen yükümlülüklerin süresinde yerine getirilmediğinden bahisle davacı şirket adına düzenlenen yetkili müessese faaliyet izin belgesi, 02/08/2019 tarih ve 272325 sayılı Bakanlık Olur'uyla iptal edilmiştir. Bunun üzerine bu işlemin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un fiil tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1. maddesinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir."; 5. maddesinde, "Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketler, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 330 uncu maddesi kapsamında özel kanuna tabi anonim şirket olarak değerlendirilir. Bu kapsamda, söz konusu anonim şirketler, sadece bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan karar, yönetmelik ve tebliğlerde belirtilen ekonomik amaç ve konular kapsamında kurulabilir ve faaliyet gösterebilir." kurallarına yer verilmiştir. 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişiklik sonrası anılan maddede, "Aşağıda yazılı olan faaliyetlerde bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınması zorunludur: a) Ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak. b) Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak. c) Kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak. ç) 21/2/2005 tarihli ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak. Bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin 5 inci madde çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye ve birinci fıkranın (a) bendi kapsamındaki anonim şirketler için; faaliyet yürütülen il ve ilçelerin büyüklüğü, nüfusu, ticaret ve turizm hacmi gibi ölçütler dikkate alınmak suretiyle faaliyet bölgeleri belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkilidir. (...) " kuralları yer almıştır. 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca (mülga) Bakanlar Kurulunca alınan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar'ın (32 Sayılı Karar) 1. maddesinde, "Türk parasının kıymetini korumak amacıyla, Türk parasının yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesine, döviz ve dövizi temsil eden belgelere (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ilişkin tüm işlemler ile dövizlerin tasarruf ve idaresine, Türk parası ve Türk parasını temsil eden belgelerin (menkul değerler ve diğer sermaye piyasası araçları dahil) ithal ve ihracına, kıymetli maden, taş ve eşyalara ilişkin işlemlere, ihracata, ithalata, özelliği olan ihracat ve ithalata, görünmeyen işlemlere, sermaye hareketlerine ilişkin kambiyo işlemlerine ait düzenleyici, sınırlayıcı esaslar bu Karar ile tayin ve tespit edilmiştir. Bu Kararın uygulanmasına yönelik usul ve esasların belirlenmesi amacıyla Bakanlıkça yönetmelik, tebliğ ve genelgeler yayımlanır. Bu Karara ve bu Kararın uygulanması amacıyla yayımlanacak yönetmelik, tebliğ ve genelgelere muhalefet, 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile ek ve tadillerine muhalefet sayılır. Çeşitli kanunlar ve uluslararası anlaşmalarda yer alan özel hükümler saklıdır."; "Yetki" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlık bu Kararın tatbikatını temin etmek ve Türk parasının kıymetini korumak maksadıyla lüzumlu göreceği her türlü tedbiri almaya, Kararda öngörülen haller dışında kalan özel durumları inceleyip sonuçlandırmaya, haklı ve mücbir sebeplerin varlığı halinde döviz getirme sürelerini uzatmaya ve döviz getirme zorunluluğunu kısmen veya tamamen kaldırmaya, bu Kararda öngörülen miktarları değiştirmeye ve miktar belirlemeye yetkilidir." kurallarına yer verilmiştir. Yetkili müesseselerin kuruluş, faaliyet, şube açma, yükümlülük ve denetimlerine dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla 32 Sayılı Karar'a dayanılarak hazırlanan Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ'in (Tebliğ No: 2018-32/45) dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla yürürlükte bulunan "Kuruluş şartları" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Kurulmasına izin verilecek yetkili müesseselerin; a) Anonim şirket olması, b) Şirketin ana sözleşmesinde yer alan ticaret unvanında A grubu için 'Yetkili Müessese'; B grubu için 'Sınırlı Yetkili Müessese' ibarelerinin bulunması, c) Münhasıran yetkili müesseselerin faaliyet konuları ile iştigal etmek üzere kurulması, ç) A grubu yetkili müesseselerin ödenmiş sermayelerinin 5 milyon Türk Lirasından, B grubu yetkili müesseselerin ödenmiş sermayelerinin ise 1 milyon Türk Lirasından az olmaması, d) Türkiye’de yerleşik her bir kurucu ortak ve tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan kişiler ile şirket genel müdürünün, yönetim kurulu üyelerinin, imza yetkisini haiz çalışanlarının ve A grubu yetkili müesseseler için iç kontrol görevlilerinin; 1) Müflis olmaması, konkordato ilan etmiş olmaması ya da hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmiş olmaması, 2) Taksirli suçlar hariç olmak üzere affa uğramış olsalar dahi süreli hapis veya cezası ne olursa olsun basit veya nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas gibi yüz kızartıcı suçlar ile 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda yer alan kaçakçılık suçları, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, tefecilik, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, terörizmin finansmanı veya Devletin egemenlik alametlerine ve organlarının saygınlığına karşı suçlar, Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, yabancı devletlerle olan ilişkilere karşı suçlar, vergi kaçakçılığı suçlarından veya bu suçlara iştirakten hükümlü bulunmaması, 3) Başvuru tarihi itibarıyla son beş yıl içerisinde; 4 üncü maddeye aykırı faaliyeti sebebiyle faaliyet izni veya şube faaliyet izni Bakanlıkça iptal edilmiş yetkili müesseselerde ortaklığı bulunmaması veya genel müdür, yönetim kurulu başkanı, iç kontrol görevlisi ve yönetim kurulu üyesi görevlerinden birinde bulunmamış olması, 29 uncu maddenin yedinci fıkrası kapsamında Bakanlığa gerçeğe aykırı bilgi ve belge sunmuş olmaması ve yetkisiz döviz alım satımı ile ilgili olarak idari yaptırıma uğramamış olması, 4) Kendileri ile yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan şirketlerinin vergi borcu bulunmaması, 5) Gerekli mali güce ve işin gerektirdiği dürüstlük ile itibara sahip bulunması, e) Hisse senetlerinin nama yazılı olması ve nakit karşılığı çıkarılması, f) Ana sözleşmelerinin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında mevzuat hükümlerine uygun olması şarttır."; "Başvuru" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Yetkili müessese kurulması için Bakanlığa yapılacak başvuruya; a) Şirket ana sözleşme taslağının, b) Türkiye’de yerleşik her bir kurucu ortak ve tüzel kişi kurucu ortaklarda yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan kişiler ile şirket genel müdürünün, yönetim kurulu üyelerinin, imza yetkisini haiz çalışanlarının ve A grubu yetkili müesseseler için iç kontrol görevlilerinin; 1) Müflis olmadıklarına, konkordato ilan etmiş olmadıklarına ve haklarında iflasın ertelenmesi kararı verilmediğine ilişkin yazılı beyanlarının, 2) Başvuru tarihi itibarıyla son beş yıl içerisinde; 4 üncü madde hükümleri kapsamında faaliyet izni veya şube faaliyet izni Bakanlıkça iptal edilmiş yetkili müesseselerde ortaklığı bulunmadığına veya yönetim kurulu başkanı, yönetim kurulu üyesi, genel müdür veya iç kontrol görevlisi görevlerinden birinde bulunmamış olduğuna, 29 uncu maddenin yedinci fıkrası kapsamında Bakanlığa gerçeğe aykırı bilgi ve belge sunmadıkları ile yetkisiz döviz alım satımı ile ilgili olarak idari yaptırıma uğramadıklarına dair yazılı beyanlarının, 3) Adli sicil kaydına ilişkin belgelerin, başvuru sahibinin tüzel kişi olması durumunda, tüzel kişi kurucuların yönetim kurulu başkanı, genel müdür ve yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan ortaklarının adli sicil kaydına ilişkin belgelerin, 4) Kendileri ile yüzde on veya daha fazla ortaklık payı bulunan şirketlerinin vergi borcu bulunmadığına dair bağlı bulunulan vergi dairesinden alınacak belgenin, 5) Gerçek kişiler için bu Tebliğin Ek 1’inde, tüzel kişiler için Ek-2’sinde yer alan örneğe uygun şekilde ve noter huzurunda düzenlenip imza edilecek birer beyannamenin, 6) Bakanlıkça gerekli görülecek diğer belgelerin eklenmesi zorunludur."; "Yetkili müessese faaliyet izni" başlıklı 9. maddesinde, "(1) Kurucular, kuruluş izni tarihinden itibaren 90 gün içerisinde yetkili müessesenin kuruluş işlemlerini tamamlayarak faaliyet izni almak üzere Bakanlığa başvuruda bulunurlar. Söz konusu süre içerisinde başvuru yapmayan şirketlerin kuruluş izni iptal edilmiş sayılır. Bakanlık zorunlu hallerin tevsiki kaydıyla söz konusu süreyi en fazla 90 güne kadar uzatabilir. (2) Faaliyet izni almak üzere yapılacak başvuruya; a) Ana sözleşmenin yayımlandığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin bir nüshası, b) Ortaklar tarafından şirket ana sözleşmesinde taahhüt edilen asgari şirket sermayesinin nakden ve defaten ödendiğini gösterir bankadan alınacak belge, c) 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca ödenmesi gereken harcın ödendiğini tevsik eden belge, ç) 14 üncü madde hükümleri kapsamında, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde öngörülen ödenmiş sermaye miktarının onda birine karşılık gelen tutarın Kamu Sermayeli Bankalar veya Kamu Sermayeli Katılım Bankalarından birine yatırıldığını tevsik eden belge veya aynı tutarda teminat mektubu, d) A grubu yetkili müesseseler için 500 bin Türk Lirası; B grubu yetkili müesseseler için 200 bin Türk Lirası başvuru ücretinin yatırıldığını tevsik eden belge, e) 26 ncı maddede düzenlenen kamera veya görüntü kayıt sisteminin usulüne uygun olarak kurulduğunu tevsik eden belgeler, f) Bakanlıkça kurumsal yönetime ilişkin belirlenecek veya talep edilecek diğer şartları taşıdığına dair bilgi ve belgeler, g) A grubu yetkili müesseseler için iç kontrol görevlisi atandığına dair yönetim kurulu kararı veya açık bir şekilde ve yazılı olarak devredilmesi şartıyla bir veya birden fazla yönetim kurulu üyesinin iç kontrol görevlisi olarak atandığına ve gerekli yetkilerle donatıldığına dair yazılı belge, ğ) Bakanlıkça gerekli görülecek diğer belgeler eklenir. (3) Bakanlıkça yapılan inceleme neticesinde durumları uygun görülen yetkili müesseselere faaliyette bulunma izni verilerek, şirket adına 'Yetkili Müessese İzin Belgesi' düzenlenir. (4) Yetkili müesseseler faaliyette bulunmak üzere izin alınan adreste faaliyete başlandığına dair ilgili vergi dairelerinden alınacak yoklama tutanağını, faaliyet izin tarihinden itibaren 90 gün içerisinde Bakanlığa göndermek zorundadır. (5) Yetkili müesseseler internet sitelerinin açıldığını ve merkezlerinin açık adresinin resmî internet sitesine eklendiğini faaliyet izni almadan önce Bakanlığa bildirmek zorundadır."; "Geçiş hükümleri" başlıklı Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, "Bakanlıkça faaliyet izni verilmiş ve bu Tebliğin yürürlük tarihi itibarıyla faaliyette bulunan yetkili müesseseler, 1/1/2019 tarihine kadar A grubu ve B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvurmak ve 1/7/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9 uncu maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek zorundadır. 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi ile 9 uncu maddenin ikinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen yükümlülükleri yerine getirmediği tespit edilen yetkili müesseselere, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesini teminen en fazla 90 günlük ek süre verilir. Belirtilen süreler içerisinde başvurmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinleri başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edilir." kuralları yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Genel Değerlendirme 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, Tebliğ'in yürürlüğe girdiği 30/01/2018 tarihi itibarıyla faaliyette bulunan yetkili müesseselerin, 01/01/2019 tarihine kadar A veya B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvurmak ve 01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek zorunda olduğu, belirtilen süreler içerisinde başvurmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edileceği kurala bağlanmış, anılan düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen idari işlemle de davacının faaliyet izninin iptaline karar verilmiştir. Davalı idare tarafından, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak (mülga) Bakanlar Kurulunca alınan 32 Sayılı Karar ve bu karar uyarınca Bakanlıkça tesis edilen alt düzenleyici işlemlerde yer alan kurallara istinaden faaliyet izninin iptal edildiği belirtilmekte; dolayısıyla faaliyet izninin iptaline ilişkin idari işlemlerin yasal dayanağı olarak 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi gösterilmektedir. 1567 sayılı Kanun'un dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 1. maddesinde, kanun koyucu tarafından, Cumhurbaşkanına (mülga hükümet sisteminde Bakanlar Kuruluna), kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların ihracı veya ithalinin düzenlenmesi ve sınırlanması ile Türk parasının kıymetinin korunmasına yönelik kararlar alma yetkisi verilmiştir. Dairemizin 13/09/2024 tarih ve E:2019/2259 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı, bu itibarla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle Cumhurbaşkanına tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmediği ve çerçevesinin çizilmediğinden bahisle söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2., 7., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararda, "8. Anayasa'nın 7. maddesinde 'Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa'nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması 'demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum' olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği, esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa'nın 7. maddesi ile yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2021/73, K.2022/51, 21/4/2022, § 15; E.2022/54, K.2022/99, 8/9/2022, § 25). 9. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi; sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması, Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirledikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57). 10. Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa'da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa'nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110). 11. Kuralla döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin, ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması hususlarıyla ilgili olarak karar alma yetkisi Cumhurbaşkanına tanınmıştır. 12. Döviz, banknot, hisse senedi ve tahvillerin alım satımı ile bunların ve mücevheratın ya da bunlarla ilgili diğer kıymetli evrakın ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin mülkiyet hakkı, sözleşme özgürlüğü ve teşebbüs özgürlüğüyle yakından ilgili olduğu açıktır. Zira kural kişilerin anılan haklar kapsamında, malvarlığı değerleriyle ilgili olarak borçlandırıcı ve tasarruf işlemlerinde ya da ticari faaliyetlerde bulunmalarına ilişkin hususlarda Cumhurbaşkanına düzenleme ve sınırlama yetkisi vermektedir. 13. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla Cumhurbaşkanına tanınan düzenleme yetkisinin Anayasa'da münhasıran kanunla düzenlenebileceği belirtilen bir konuya ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural kapsamındaki karar alma yetkisi konusundaki kanuni çerçeve oluşturma yükümlülüğünün daha katı olduğu söylenebilir. 14. Kuralla Cumhurbaşkanına, ekonomik faaliyetlerin önemli bir kısmını yani döviz ve değerli malların ticaretini ve hareketini doğrudan etkileyen kararlar alabilme yetkisi verilmiştir. Bununla birlikte geniş bir düzenleme alanını kapsayan bu yetkinin nasıl kullanılacağına, hangi şartlar altında ve hangi ilkeler doğrultusunda uygulanacağına dair kanunda yeterli bir çerçeve çizilmemiştir. Kanun, yalnızca Türk parasının kıymetinin korunması amacıyla kararlar alınabileceğini belirtmekte ancak bu yetkinin sınırlarını belirleyen somut ilkeleri ortaya koyamamaktadır. 15. Bu itibarla kural kapsamında döviz, banknot, hisse senetleri ve tahvillerin alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan yapılmış ya da bunları içeren her türlü eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle ödeme sağlamak için kullanılan her türlü araç ve belgenin ülke dışına çıkarılması veya ülkeye getirilmesinin düzenlenmesi, sınırlandırılması ve Türk parasının değerinin korunması hususlarıyla ilgili temel ilke ve esaslar kanunda belirlenmeksizin Cumhurbaşkanına doğrudan düzenlenme yapma yetkisi verilmesinin yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır. 16. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa'nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. (...)" gerekçesine yer verilmek suretiyle 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (15/07/2026 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Söz konusu Anayasa Mahkemesi kararı henüz Resmî Gazete'de yayımlanmadan (15/10/2025 tarih ve 33048 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.) 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır. 1567 sayılı Kanun'un yeniden düzenlenen 4. maddesinin birinci fıkrasında, ticari amaçla döviz alım satımında bulunmak, Borsa İstanbul Anonim Şirketi Kıymetli Madenler Piyasasında üye olarak faaliyette bulunmak, kıymetli maden rafinaj faaliyetlerinde bulunmak ve 21/02/2005 tarih ve 2005/8518 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katılınması kararlaştırılan Kimberley Süreci Sertifika Sistemi kapsamında faaliyette bulunmak için Hazine ve Maliye Bakanlığından izin alınmasının zorunlu olduğu; ikinci fıkrasında da, bu Kanun ve bu Kanun'a dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında izin verilen anonim şirketlerin Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde izinlerini iptal etmeye Hazine ve Maliye Bakanlığının yetkili olduğu kurala bağlanmıştır. 7555 sayılı Kanun ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişikliğin gerekçesinde, "İkinci fıkrada bu Kanun ve bu Kanuna dayanılarak çıkarılan mevzuat kapsamında faaliyet izni ve/veya yetki verilen anonim şirketlere ilgili düzenlenmelerde belirlenen amaç ve konulara aykırı faaliyet gösterildiğinin tespiti halinde verilen faaliyet izinlerinin iptal edilebilmesine ilişkin yetki Kanun metnine daha açık dercedilerek yasal dayanak güçlendirilmektedir." açıklamasına yer verilmiştir. Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez."; beşinci fıkrasında ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiş ise de, Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tümünün ya da bunların belirli kısımlarının Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasa'ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa'nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Öte yandan, Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde, Anayasa'nın 152. maddesinde düzenlenmiş olan "Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi" (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararının 5 (beş) ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen Anayasa'nın 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan, "Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır." yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde, iptal edilen kanun kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir. 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in asıl dayanağını teşkil eden 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesi yönünden Anayasa Mahkemesinin 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararıyla iptal kararı verilmesi üzerine işbu uyuşmazlık kapsamında öncelikli olarak Anayasa Mahkemesi kararı ile bir kanun hükmünün iptal edilmesinden sonra söz konusu kanun hükmünün yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen işlemlerin yargısal denetiminin Anayasa Mahkemesinin iptal kararından ne şekilde etkileneceği hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bu noktada, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesi ilkesi ele alındığında, bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi etkin kılınarak hukuk düzeninde güven ve istikrarın sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu ilkenin idare hukuku açısından önemi ise Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesinde tesis edilen işlemlerin doğrudan hukuka aykırı hale gelmediği ve bu kapsamda tesis edilen işlemlerin "kanunilik ilkesi" yönünden dayanaksız kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Aksinin kabulü halinde iptal edilen kanunun yürürlükte olduğu dönemde, bu kanuna dayanılarak tesis edilmiş olan bütün işlemlerin geçersiz hale gelmesi gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. Bu anlamda iptal ya da yürütmenin durdurulması yolunda verilen kararların, gerekçesi ile birlikte dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." denilmek suretiyle bu konuya verilen öneme dikkat çekilmiştir. Bu husus, Anayasa Mahkemesince hukuka aykırılığı saptanan yasal düzenlemeye dayanılarak tesis edilen idari işlemlerin hukuka uygunluk denetimi açısından da önem arz etmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına ve doğuracağı sonuçlara ilişkin yukarıda belirtilen kurallar, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulan bir davada Anayasa Mahkemesi kararı uygulanacağı gibi emsali durumda olan davalarda da yani daha açık bir ifade ile dayanak kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yürürlükte olduğu dönemde tesis edilen idari işlemlerin yargısal denetiminde de dikkate alınması gerekecek, Anayasa Mahkemesi kararı uygulanırken dayanak yasa hükmü ortadan kaldırılmak suretiyle oluşan ileriye yönelik hukuki durumun -Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezlik ilkesi gözetilmek suretiyle- kararın gerekçesi dikkate alınarak idari işlem üzerindeki etkisi belirlenecektir. İncelenen uyuşmazlıkla ilgili olarak Anayasa Mahkemesince verilen kararla, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinin, Anayasa'nın 7. maddesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle iptal edilmesi nedeniyle dava konusu işlemin dayanağını teşkil eden 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, davacı şirketin yetkili müessese faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin işlemin yasal dayanağının kalmadığı anlaşılmaktadır. Ancak anılan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden önce, 7555 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinin ikinci fıkrası yeniden düzenlenerek, ticari amaçla döviz alım satımında bulunan yetkili müesseselerin, Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu şirketlere verilen faaliyet izinlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığınca iptal edileceği kurala bağlanmıştır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesince bir kanun maddesinin iptaline karar verildikten sonra yasama organınca yeni bir kanuni düzenleme yapılmak suretiyle yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin iptaline imkan tanınması durumunda, uyuşmazlığın bu düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir. Aksi yaklaşım, Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilen kanun düzenlemesine dayalı olarak tesis edilen işlemlerin muhataplarınca önceki dönemde gerçekleştirilen eylemlerin yaptırımsız kalması sonucunu doğuracaktır. Bu kapsamda, 1567 sayılı Kanun'un 7555 sayılı Kanunla değişik 4. maddesi uyarınca yetkili müesseselerin, Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde bu şirketlere verilen faaliyet izinlerinin Hazine ve Maliye Bakanlığınca iptal edilmesinin önünde herhangi bir yasal engel bulunmamaktadır. İşbu uyuşmazlık özelinde de Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan iptal kararı henüz yürürlüğe girmeden 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesi, 7555 sayılı Kanun ile değiştirilerek yetkili müesseselerin Kanun'un 5. maddesi çerçevesinde belirlenen ekonomik amaç ve konulara aykırı faaliyette bulunduğunun tespiti halinde faaliyet izinlerinin iptali konusunda Hazine ve Maliye Bakanlığına yetki verildiğinden uyuşmazlığın yeni kanuni düzenlemeye göre çözümlenmesi gerekmektedir. 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, Tebliğ'in yürürlüğe girdiği 30/01/2018 tarihi itibarıyla faaliyette bulunan yetkili müesseselerin, 01/01/2019 tarihine kadar A veya B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvurmak ve 01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek zorunda olduğu, belirtilen süreler içerisinde başvurmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edileceği kurala bağlanmış olup dava konusu işlemin dayanağı olan Tebliğ hükmü hukuken geçerliliğini korumaktadır. Bu kapsamda, Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeler kapsamında yetkili müesseseler hakkında tesis edilecek işlemler yönünden, ilgililere atfedilen iddiaların niteliği dikkate alınmak suretiyle ilgili yetkili müessesenin faaliyet izninin iptaline yönelik işlemler hakkında değerlendirme yapılacağı açıktır. Davacı şirkete verilmiş faaliyet izninin iptaline ilişkin 02/08/2019 tarih ve 272325 sayılı Bakanlık Olur işlemi yönünden; 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında, Tebliğ'in yürürlüğe girdiği 30/01/2018 tarihi itibarıyla faaliyette bulunan yetkili müesseselerin, 01/01/2019 tarihine kadar A veya B grubu yetkili müessese olarak faaliyette bulunmak üzere başvurmak ve 01/07/2019 tarihine kadar 6, 7 ve 9. maddelerde öngörülen şartları yerine getirmek zorunda olduğu, belirtilen süreler içerisinde başvurmayan veya yükümlülüklerini yerine getirmeyen yetkili müesseselerin faaliyet izinlerinin başka bir uyarıya gerek olmaksızın iptal edileceği kurala bağlanmıştır. Davalı idare tarafından yayımlanan 19/03/2018 tarihli Mali Sektörle İlişkiler ve Kambiyo Genel Müdürlüğü Yetkili Müessese Bilgi Sistemine İlişkin Genelge'de (2018/1 sayılı), Bakanlıkça e-Devlet üzerinden yeni yetkili müessese kuruluş ve faaliyet izni ile mevcut yetkili müesseselerin başvuruları için “Yetkili Müessese Bilgi Sistemi” adı altında özel bilgi sisteminin kurulduğu ve Tebliğ kapsamında yapılacak bildirim ve izin başvurularının anılan sistem üzerinden yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, mevcut yetkili müesseselerin A veya B grubu yetkili müessese faaliyet izni alabilmesi için öncelikli olarak Yetkili Müessese Bilgi Sistemi (YMBS) üzerinden, gerekli başvuruları yapması, ardından başvuruları sistem üzerinden onaylandıktan sonra tevsik edici evrakı fiziki olarak idareye göndermesi gerekmektedir. YMBS üzerinden "Grup Seçim Ön İzni" ve "Grup Seçim İzni" olmak üzere iki aşamalı bir başvuru süreci planlanmış olup, "Grup Seçim Ön İzni" aşamasında şirketin seçeceği grubu (A veya B) belirlemesi, ortakların gerekli şartları sağladıklarını tevsik etmeleri ve şirket ana sözleşme taslağının sisteme yüklenmesi istenmiştir. İkinci aşamada ise seçilen grup ile ilgili Tebliğ'in 6, 7 ve 9. maddelerinde yer alan yükümlülüklerin sağlanması gerekmektedir. Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mevcut yetkili müesseselerin 01/07/2019 tarihine kadar her iki süreci de tamamlamaları gerekmekte olup, mevcut yetkili müesseselere Bakanlıkça grup seçim ön izni verildikten sonra ikinci aşamada grup seçim izni verilmektedir. Davacı şirketçe, ilk aşama olan "Grup Seçim Ön İzni" başvurusuna yönelik sürecin tamamlanması üzerine taraflarına davalı idare tarafından 27/06/2019 tarihinde grup seçim ön izni verilmiştir. İkinci aşamada 01/07/2019 tarihine kadar tamamlanması gereken "Grup Seçim İzni", öngörülen sürede Bakanlığa YMBS üzerinden sunulması gereken bilgi ve belgelerin davacı şirketçe gönderilmemesi üzerine tamamlanamamıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından "Grup Seçim İzni" aşamasında, ortaklara ilişkin evrak haricinde sadece şirket yönetim kurulunun 20/06/2019 tarih ve 2019/1 sayılı kararı ile esas sözleşme tadil metninin davalı idareye sunulduğu; ana sözleşmenin (ayrıca şirketin grup seçim ön izni sonrasında yeni ünvanının) yayımlandığı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin bir nüshasının, ortaklar tarafından şirket ana sözleşmesinde taahhüt edilen asgari şirket sermayesinin nakden ve defaten ödendiğini gösterir bankadan alınacak belgenin, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca ödenmesi gereken harcın ödendiğini tevsik eden belgenin, Tebliğ'in 14. maddesi kapsamında, 6. maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde öngörülen ödenmiş sermaye miktarının onda birine karşılık gelen tutarın Kamu Sermayeli Bankalar veya Kamu Sermayeli Katılım Bankalarından birine yatırıldığını tevsik eden belgenin veya aynı tutarda teminat mektubunun, Tebliğ'in 26. maddesinde düzenlenen kamera veya görüntü kayıt sisteminin usule uygun olarak kurulduğunu tevsik eden belgelerin, internet sitesinin açıldığını tevsik eden belgelerin ise sunulmadığı görülmektedir. Bu itibarla, somut olaya ilişkin tespitler ve mevzuat hükümler birlikte değerlendirildiğinde, davacı şirketçe, 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrası kapsamında, grup seçim izni sürecine ilişkin yükümlülüklerin öngörülen sürede yerine getirilmediği davalı idare tarafından somut olarak ortaya koyulduğundan davacı şirketin yetkili müessese faaliyet izin belgesinin iptal edilmesine dair dava konusu işlemde hukuka aykırılık, dava konusu işlemin iptali yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalının temyiz isteminin kabulüne; 2. Dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 01/12/2025 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY :1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun'un 1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan halinde, "Kambiyo, nukut, esham ve tahvilat alım ve satımının ve bunlar ile kıymetli madenler ve kıymetli taşlarla bunlardan mamul veya bunları muhtevi her nevi eşya ve kıymetlerin ve ticari senetlerle tediyeyi temine yarıyan her türlü vasıta ve vesikaların memleketten ihracı veya memlekete ithalinin tanzim ve tahdidine ve Türk parasının kıymetinin korunması zımnında kararlar ittihazına Cumhurbaşkanı salahiyetlidir." kuralına yer verilmiştir. Dairemizin 13/09/2024 tarih ve E:2019/2259 sayılı kararıyla, 1567 sayılı Kanun'da faaliyet izni veya yetki belgesi alınması zorunlu olan konularda gerekli izin veya belgeyi alanların faaliyet izninin iptali hususuna ilişkin olarak açık, belirli ve öngörülebilir nitelikte yasal bir düzenlemenin bulunmadığı ve bu yönüyle faaliyet izninin iptali suretiyle mülkiyet hakkına yönelik olarak ortaya çıkan müdahalenin kanunilik şartını taşımadığı, bu itibarla 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan düzenlemeyle Cumhurbaşkanı'na tanınan yetkinin temel ilkelerinin belirlenmediği ve çerçevesinin çizilmediğinden bahisle söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 2., 7., 13. ve 35. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılarak Anayasa Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesince verilen 17/06/2025 tarih ve E:2024/193, K:2025/136 sayılı kararla, 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde yer alan söz konusu düzenlemenin Anayasa'nın 7. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline; iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak 9 (dokuz) ay sonra (15/07/2026 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Öte yandan, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve 635 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 1. maddesinde, 3. maddesiyle 1567 sayılı Kanun'un 4. maddesinde değişiklikler yapılmıştır. Anayasa'nın “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakacağı; Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemenin buna uymak zorunda olduğu; "Anayasa Mahkemesinin kararları" başlıklı 153. maddesinde ise iptal edilen kanun hükmünün, iptal kararının Resmî Gazete'de yayınlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı ve iptal kararlarının geriye yürümeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmî Gazete'de hemen yayımlanacağı ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı kurala bağlanmıştır. Bu durumda, erteleme süresi içerisinde veya daha sonra kanuni düzenleme yapılması halinde görülmekte olan dava, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak mı, yoksa yeni kanun hükümleri uygulanarak mı çözülmelidir? Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralı sadece lafzi yorumlandığında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının görülmekte olan davayı etkilemeyeceği kabul edilerek, iptal kararı üzerine yeniden düzenlenen kanun hükümleri uygulanarak dava görülebilir. Ancak, Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması bazı hallerde adalete, hakkaniyete ve hukuk devleti ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle Anayasa’nın 153. maddesindeki hükmü sadece lafzi değil, Anayasa’nın genel esasları, Anayasa’da teminat altına alınan temel hak ve özgürlükler ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları sözleşmeleri çerçevesinde amaçsal yorumlaması gerekmektedir. Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca mahkemelerce bir kanunun iptali için Anayasa Mahkemesine başvuru yapabileceği ve süresinde de kanunun iptaline karar verilir ise iptal hükmü doğrultusunda davanın karara bağlanacağı hususu dikkate alındığında; “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararının dikkate alınmaması Anayasa 152. maddesi kapsamında itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da aykırılık oluşturacaktır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümemesinin temel gerekçesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile kazanılmış hakların korunması olup, bu ilkeler tümden göz ardı edilmemeli ancak, bu ilkeler de kişilerin temel hak ve özgürlüklerini ihlal eden, onlara telafisi imkansız zararlar veren ve Anayasa’ya aykırılığı tespit edilmiş kanunların erteleme süresince uygulanmasına da imkan vermemelidir. Temel hak ve özgürlükler ile lehe hukuki durumların korunmasının gerektirdiği hallerde, “geriye yürümezlik” kuralının katı uygulanmayarak Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının görülen davada dikkate alınması adilane bir çözüm olacaktır. Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin temel ilke kanunların, yürürlüğe girdikleri tarihten sonra meydana gelen olaylara uygulanması olmakla birlikte; bazı istisnai durumlarda, haklı beklentiler ve kazanılmış haklar korunarak, geçmişi kapsayacak şekilde kanuni düzenleme yapılabilir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, 24/07/2025 tarih ve 32965 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7555 sayılı Kanun'un 1. ve 3. maddeleriyle 1567 sayılı Kanun'un 1. ve 4. maddelerinde yapılan değişikliklerde ise dava konusu işlemlere uygulanabileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almadığından yeni Kanun'un işbu davada uygulanmaması gerekmektedir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararı sonrasında yapılmış olan yeni kanuni düzenleme uyarınca davalı idare tarafından yeniden bir işlem tesis edilebileceği de tabiidir. Kişilerin de hak veya menfaatlerini ihlal eden bir kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, ilgililerin iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekmektedir. Aksi durumda, Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının fiilen işlemez hale getirilmesi ve Anayasa'ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur, ki bu durumun da Anayasa'nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir. Bu itibarla, Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen "suç ve cezaların kanuniliği" ilkesinin muhatabını cezalandırma amacı taşıması halinde faaliyet izninin iptaline ilişkin işlemler bakımından da uygulanması gerektiği dikkate alındığında dava konusu işlemin dayanağını teşkil eden 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in dayanağı olan yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilerek kararın 15/10/2025 tarih ve 33048 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış olması karşısında, hukuka aykırılığı Anayasa Mahkemesi kararı ile tespit edilmiş bulunan Kanun maddesi uyarınca hazırlanan 2018-32/45 sayılı Tebliğ'in Geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme dikkate alınmak suretiyle davacı şirketin faaliyet izninin iptal edilmesine ilişkin işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının belirtilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla Daire kararına katılmıyoruz.