İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin, gebelik takibinde Down sendromu teşhis hatası iddialarına dayalı tıbbi kötü uygulama nedeniyle sigorta şirketine karşı açılan tazminat davası kararı.
Özet: Bu dava, hamilelik sürecinde Down Sendromu teşhisi konulamayan çocuğun anne ve babasının, gebelik takibini yapan doktorun tıbbi kötü uygulaması, bilgilendirme ve ileri testleri yapmaması iddiasıyla, doktorun zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan davalı sigorta şirketinden çocuk için maddi ve manevi, anne için manevi tazminat talep ettiği; davalının ise mevcut tıbbi yöntemlerle Down Sendromunun %100 tespitinin mümkün olmadığını, sigortalı doktor tarafından tüm testlerin eksiksiz yapıldığını ve kusur atfedilemeyeceğini savunduğu bir tazminat istemine ilişkindir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/2103 Esas
KARAR NO : 2026/1231 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
NUMARASI : 2017/514 Esas- 2023/515 Karar
TARİH: 05/07/2023
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
KARAR TARİHİ: 18/06/2026
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın diğer müvekkili ...'nın çocuğu olduğunu, müvekkili ...'nın gebelik takibinin en az 11 farklı tarihte Kadın Doğum Uzmanı Dr. ... tarafından yapıldığını, davalı ... Sigorta Şirketinin, 21475 Uzmantık Tescil No.'lu Kadın Doğum Uzmanı Dr. ...'nın 2016 başlangıç,11/08/2017 bitiş tarihli, ... Poliçe No'lu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesini tanzim ederek tarifede belirtenen teminat limiti dahilinde maddi, manevi zarardan doğan sorumluluğu üstlendiğini, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından internet sitesinden yapılan 04/05/2017 tarihli sorgulamada anılan poliçenin davalı sigorta şirketi tarafından tanzim edildiğinin anlaşıldığını, davalı ... Sigorta Şirketi'nin sorumluluğunun TTK'nın 1485/1 hükmünün TTK 1458 hükmüne atfı nedeniyle geriye dönük 10 yıllık süreyi de kapsadığını, müvekkili ...'nın hamileliği boyunca davalının sigortalısı doktor tarafından takip edildiğini, genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu down sendromunun hamilelikte teşhis edilemediğini ve ...'ın down sendromlu olarak doğduğunu, doktor ile hasta arasındaki ilişkinin vekalet akdi olarak kabul edildiğini, BK'nda herhangi bir şekil şartı öngörülmediğinden doktorun gebelik takibine ilişkin herhangi bir eylem veya işlemi ile vekalet akdinin kurulmuş olduğunu, doktorun bilgilendirme dahil tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğinin ispat yükünün davalıya ait olduğunu, sigortalı doktorun müvekkilini gebelikte olabilecek hastalıklar, yaptığı tarama testleri, down sendromunun ne olduğu, down sendromu ve benzeri hastalıkların teşhis ve tespitiyle ilgili seçenekler konusunda bilgilendirmediğini, müvekkilinin aydınlatılmadığını, rızasının almadığını, müvekkiline ileri testlerin önerilmediğini ve konsültasyon istenmediğini, ... yapılmadığı gibi bilgilendirme de yapılmayarak birkaç basit test ile saptanabilecek down sendromunun gebelikte saptanmadığını ve sakat bir çocuğun doğumuna neden olunduğunu, vekalet sözleşmesi kapsamında doktorun, hastanın müterafik kusuru bulunmadıkça, en hafif kusurundan dolayı bile gerçekleşen zararın tamamından sorumlu olduğunu, down sendromu hayat boyu devam eden bir işgöremezlik hali olup müvekkili ...'ın bu işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığını ve bu acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, BK 56/2 hükmü Borçlar Kanunu'na yeni giren bir hüküm olup bu kapsamda bedensel zararı olan kimsenin yakınlarına da manevi tazminat ödeneceğini, müvekkili anne ...'nın hayat boyu çocuğunu down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceğini, davalının sigortalısı doktorun tıbbi kötü uygulaması sonucu bebeğin down sendromlu olduğunu hamilelikte saptayamadığını ve doğumdan sonra down sendromlu olduğunun anlaşıldığını, doktorun tam kusuruna dayanılmamış olup müteselsilen talepte bulunulduğunu, davanın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkin olduğunu beyanla müvekkili ... için 15.000,00 TL iş göremezlik tazminatı, 20.000,00 TL manevi tazminat, ... için 10.000,00 TL manevi tazminat olma üzere toplam 45.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu olayın ne şekilde meydana geldiği, davacının hangi tarihlerde sigortalı hekimle görüştüğü, doğum öncesi gebelik takiplerinin hangi hastanelerde yapıldığına ilişkin hiçbir bilgiye dava dilekçesinde yer verilmediğini, müvekkili şirketin davacıya tedavi işlemlerini yapan hekim veya hastane olmadığını, delillerin gereği gibi toplanabilmesi için hekimin hangi tarihlerde hastayı gördüğünün, hangi işlemleri gerçekleştirdiğinin tespit edilebilmesi için davanın Dr. ...'ya ihbar edilmesini talep ettiklerini, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yaptırıldığını, mevcut tıbbi yöntemlerle down sendromu vb. anomalilerin %100 tespitinin mümkün olmadığını, test ve tetkiklerde düşük riski çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmesinin mümkün olmadığını, testlerin tespit oranlarının değişkenlik gösterdiğini, her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunduğunu, gebelik takibinde hastaların çoğu kez birden fazla hastanede farklı hekimler tarafından muayene edilebileceğini, doğum tarihinden 10 ay öncesini içerecek şekilde davacı ...'nın gebelik tarihi ve 10 ay öncesini içerir Medula kayıtlarının Sosyal Güvenlik Kurumundan getirilmesini, gebelik takiplerinin yapıldığı tüm hastanelere müzekkere yazılmasını, davacının tüm hasta dosyası, poliklinik epikriz ve kayıtlarını, test tetkik ve tahlil sonuçlarını, ... bulgularını, poliklinik defterleri ve tüm tıbbi belgelerinin celbini talep ettiklerini, CVS, amniyosentez, kordosentez gibi tanı amaçlı invaziv işlemlerin gerek gebe gerekse de bebek yönünden ciddi riskler taşıdığını, müvekkilinin sigortalısı hekimin kusurlu olduğu iddialarını kabul etmediklerini, hastanenin ve hekimin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleştirilen teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi standartın uygulanmamış olması gerektiğini, hekimin müdahalesi tıp biliminin gereklerine uygun ise hekimin veya hastanenin kusur veya sorumluluğunun olmadığını, davacı yan tarafından davacı küçüğün down sendromlu doğduğundan söz edilmişse de bazı kromozomal bozukluklara doğrudan rahim tahliyesinin sebep teşkil etmediğini, bazı durumlarda ise iddia edilen fiziksel ve bilişsel arazlara doğum sırasında bebeğin oksijensiz kalması, fetal stres vs. hususlarının da neden olabildiğini, davacı yanın hangi hastanede doğum yaptığının tespit edilmesini, davacı küçüğün Adli Tıp Kurumuna sevki ile kromozom analizi yapılmasını talep ettiklerini, davacı yan tarafından ileri sürülen maluliyetin kabulünün mümkün olmadığını, tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu, down sendormunun genetik bir bozukluk olduğunu, hekimin yada hastanenin neden olamayacağını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davanın, tıbbi aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat davası olduğu, davalının, kadın doğum uzmanı doktor ...'yı 11/08/2016-11/08/2017 tarihleri arasında ... poliçe numarası ile tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası ile sigortalamış olduğu, dosyadaki problemin aydınlatma yükümlülüğünün mutlaka yazılı bir şekilde ve annenin imzası alınmak suretiyle gerçekleştirilmesinin gerekli olup olmadığı hususunda toplandığı, bu konuda hem uygulamada hem de Yargıtay kararlarında farklı görüşler yer almakta ise de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/11-592 Esas 2022/356 Karar sayılı ve 22/03/2022 tarihli kararındaki; sigortalı doktorun çalıştığı özel hastanede aminiosentez testinin yapılmadığı, sigortalı doktorun sadece gebelik takibi yaptığı ve aminiosentez testini yapma imkanının bulunmadığı durumlarda kesin tanıya ilişkin olan CVS ve aminiosentez gibi testlerin gebelik takibinin ve tedavisinin içinde olduğu nitelendirmesinin yapılamayacağı, dolayısıyla anılan testleri yaptırmayan hastanın tedaviyi reddettiği anlamının da çıkmayacağı fakat sigortalı hekimin kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili davacıdan imzalı, yazılı onam almasının da hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu sebeple aminiosentez testi yaptırmayan hastadan bu test yönünden aydınlatıldığına dair hastanın imzasını taşıyan yazılı onay alınmasına gerek olmadığı, dolayısıyla sigortalı hekimin gebeliğin haftasına uygun olarak gerekli tarama testlerini, aminiosentez ve ayrıntılı ... gibi tetkikleri önerdiği, anneyi aminiosentez ve down sendromu hususunda aydınlattığı, davacının kendi iradesi gereğince aminiosentez testini ve ayrıntılı ...'yi yaptırmadığı ve sonuç olarak da sigortalı doktorun tıbbi kötü uygulamasının bulunmadığı ve kusursuz kabul edilmesi gerektiğine dair saptamalarının somut olaya uyduğu, her ne kadar Hukuk Genel Kurulu kararından sonra yine de sigortalı hekimin down sendromu yönünden aydınlatmaya dair yazılı onam alması gerektiğine dair Yargıtay 11. Hukuk Dairesinden bir karar dosyaya sunulmuş ise de, her iki dosyada farklı doneler olduğu ve Hukuk Genel Kurulu kararının benimsediği, davacı annenin doğum tarihinde 37 yaşında bulunduğu, Adli Tıp Raporunda doğum sürecinin ayrıntılı olarak kademe kademe anlatıldığı, buna göre 25/02/2014 tarihli ikili test ve 02/04/2014 tarihli dörtlü testin down sendromu açısından yüksek riskli olarak raporlandığı ve 02/04/2014 tarihinden sonra hastaya amniyosentez önerildiğinin not edildiği, davacı tarafın amniyosentez yaptırdığına dair herhangi bir iddia ya da beyanının bulunmadığı, bu oluşa nazaran hekim tarafından artık davacı annenin gerekli test aşamalarına yönlendirildiğinin sabit olduğu, bu yönlendirmeler yapılırken neden yapıldığının açıklanmamasının eşyanın tabiatına aykırı olacağı, an azından bu durumda annenin neden bu testlerin önerildiğini sorması gerekeceği, 37 yaşında doğum yapacak olan bir annenin de bu konuda hassas olması gerekeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
DAVACI VEKİLİNCE İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ; Yargıtay HGK kararlarına göre yazılı veya sözlü aydınlatılmış onamda ispat yükünün her şekilde davalıya ait olduğu, davalı tarafın böyle bir savunmada bulunmadığı ve buna ilişkin bir delil sunmadığı, davalı tarafça ileri sürülmeyen bir savunmanın Mahkemece dikkate alınamayacağı, bu durumun taraflarca getirilme ilkesine aykırı olduğu, kaldı ki doktor tarafından test önerilmesinin aydınlatılmış onam yerine geçmeyeceği, ATK tarafından Mahkemece talep edilmeyen bir hususta görüş bildirilmiş ise de, ATK raporunda dahi aydınlatılmış onamdan değil test önerilmesinden bahsedildiği, dosyada aydınlatılmış onam alındığını ispat eder bir delil bulunmadığı, davacı anneye ... önerildiğine dair tek belgenin sigortalı hekim tarafından 14/04/2014 tarihi atılmış sahte, mükerrer hasta kartı olduğu, bu belgede sigortalı doktorun "3'lü test ve ... istemediler." yazdığını, sigortalı doktorun çalıştığı hastane tarafından 14/04/2014 tarihinde düzenlenmiş ayaktan epikriz raporunda ise ne üçlü testin pozitif çıktığından ne de ... önerildiğinden bahsedildiği, sigortalı hekimin sahte ve mükerrer belge düzenleyerek Mahkemeyi yanılttığı, davacı annenin üçlü testi hiç yaptırmadığı, bu hususun da sigortalı doktor tarafından düzenlenen belgenin sahte olduğunu gösterdiği, Mahkemece, Yargıtay ve BAM kararları dikkate alınmadan karar verildiği ve verilen kararın hatalı olduğuna ilişkindir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık varsa resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.
Dava, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli; dava dışı sigortalı hekimin aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle, davacı annenin 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un 5. maddesi, Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün 5. maddesi ile Tüzük’e ekli (2) sayılı liste uyarınca, gebelik sürecinde down sendromunun tespit edilmesi halinde bir kurul tarafından düzenlenecek rapora göre gebeliği sonlandırılabilme hakkını kullanmasına engel olup olmadığı ve bu nedenle davacıların uğradığı zarardan davalı sigorta şirketinin, Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigota Poliçesi kapsamında sorumlu olup olmadığına ilişkindir.
Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen hekimin bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Hekim hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevi hekime ait olup, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkı bulunmaktadır. Hekim hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır.
Hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğünün hukuki dayanağı noktasında çeşitli yasal düzenlemeler bulunmakta olup, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesi; “Tabipler, diş tabipleri ve dişçiler yapacakları her nevi ameliye için hastanın, hasta küçük veya tahtı hacirde ise veli veya vasisinin evvelemirde muvafakatını alırlar. Büyük ameliyei cerrahiyeler için bu muvafakatin tahriri olması lazımdır. (Veli veya vasisi olmadığı veya bulunmadığı veya üzerinde ameliye yapılacak şahıs ifadeye muktedir olmadığı takdirde muvafakat şart değildir.)” hükmünü haizdir. Bu genel nitelikli düzenleme yanında bazı özel nitelikli düzenlemelerde de hekimin aydınlatma yükümlülüğünün hukuki dayanaklarını bulmak mümkündür. Nitekim 04.04.1997 tarihinde imzalanan, 09.12.2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. maddesinde; 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun 7. maddesinde; Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 14. maddesinde; Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. maddesinde hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü altında olduğu dolaylı da olsa belirtilmiş bulunmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; 2020/11-592 Esas, 2022/356 Karar, 22.03.2022 T.)
Hekimin aydınlatma yükümlülüğünün ispatı hususunda mevzuatımızda açık bir hüküm bulunmamakla birlikte Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile kabul edildiği üzere ispat yükü hekim üzerindedir. Mevzuatımızda bu yükümlülüğünün yazılı olarak yerine getirileceğine ilişkin bir düzenleme ise yer almamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.03.2022 tarih, 2020/11-592 Esas, 2022/356 Karar sayılı ilamı ile kabul edildiği üzere, Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 18. maddesinde; "Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir." şeklinde yer alan düzenleme nazara alındığında, aydınlatma yükümlülüğünün sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilmesi mümkündür. Hekim tarafından yükümlülüğün yerine getirildiği hususu her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 72. maddesinde yer alan; “İcrayı sanat eden tabipler, diş tabipleri, dişçiler ve ebeler numunesi veçhile ... tarafından tertip ve mahalli sıhhiye memurlarınca musaddak, hastaların isim ve hüviyetlerini kayda mahsus bir protokol defteri tutmağa mecburdurlar. Bu defterlerin kuyudu ücretten mütevellit davalarda sahibi lehine delil ittihaz olunabilir. Şu kadar ki müstenidi iddia olan kaydın hilafı vesaik veya delaili muteberei saire ile ispat edilebilir” düzenlemesi ile aynı kanunun 73. maddesinde yer alan;“Protokol defterlerinde tahrifat yapan ve mugayiri hakikat malumat derceylediği sabit olan tabipler, diş tabipleri, dişçiler ve ebeler Türk Ceza Kanununun belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerine göre cezalandırılır” düzenlemesi ve Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin 48/1 maddesi ile özel hastanelere yüklenen protokol defteri tutma zorunluluğuna göre, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatı noktasında, epikriz formlarının değerlendirilmesi gerekir.
Somut olayda; her ne kadar davacılar vekilince, davalı tarafça aydınlatılmış onam savunmasında bulunulmadığı ve sigortalı hekimin çalıştığı ...Hastanesi'nden gönderilen 14/04/2014 tarihli epikriz raporunda davacı anneden ... istendiğine dair bir bilginin yer almadığı, sigortalı hekimin düzenlendiği 14/04/2014 tarihli hasta kartının sahte ve mükerrer belge olduğu, Mahkemece bu belgenin nazara alınamayacağı ve aydınlatılmış onam olarak kabul edilemeyeceğine dair istinaf sebepleri ileri sürülmüş ise de; Mahkemece dava dışı sigortalı hekimin çalıştığı ve davacı annenin gebelik takibinin yapıldığı ...Hastanesi'ne 17/05/2017 tarihinde müzekkere yazılarak, davacı annenin gebelik takibi evraklarının istenildiği, hastane tarafından gönderilen 19/06/2017 tarihli yazı cevabında epikriz formlarının bulunduğu ve 30/07/2014 tarihli epikriz formunda; "hastanın takibi esnasında yapılan 2'li ve 4'lü tarama testlerinin pozitif çıktığı, ikinci düzey ... bakıldı, üniversitede ... yapılması önerildi, hasta yaptırmak istemedi," bilgisinin yer aldığı, Mahkemece aynı hastaneden bu kez, davacı anneye .../kordosentez yapılıp yapılmadığı ve dava dışı sigortalı hekim tarafından davacı annenin bu işlemler yönünden başka bir hastaneye yönlendirilip yönlendirilmediği hususları sorularak buna ilişkin belgelerin istenildiği, hastane tarafından gönderilen 09/03/2018 tarihli cevabi yazıda, bir kez daha 30/07/2014 tarihli epikriz formu, yapılan 2'li ve 4'lü testlerin sonuçları, dava dışı sigortalı hekim tarafından hastaneye sunulan açıklama dilekçesi, davacıya ... önerildiğine dair el yazılı hasta kartının aslı gibidir örneklerinin gönderildiği, buna göre dava dışı sigortalı hekim tarafından davacı anneye 2'li ve 4'lü tarama testlerinin yaptırıldığı ve bu testlerin sonuçlarının pozitif çıkması nedeniyle ileri bir tetkik olan amniosentezin önerildiği ancak davacı annenin yaptırmak istemediğinin, hastane epikriz raporları ile ispat edildiği, söz konusu tetkikin önerilmesi ile davacı annenin aydınlatılmış olduğunun kabulü gerekiği, kaldı ki Mahkemece hükme esas alınan Yargıtay HGK kararında da açıklandığı üzere, ... gibi testlerin kesin tanıya ilişkin testler olduğu, bu testlerin tedavi olarak nitelenemeyeceği, dolayısıyla anılan testleri yaptırmayan hastanın tedaviyi reddettiği anlamının çıkarılamayacağı ve ... testi yaptırmayan hastadan ... hususunda aydınlatıldığına dair imzasını taşıyan yazılı onam alınmasına da gerek bulunmadığı, dolayısıyla sigortalı hekimin tıbbi kötü uygulamasının bulunmadığı ve kusursuz olduğu, Mahkemece iddia ve savunma kapsamının dışına çıkılmadığı, uyuşmazlık konularına ilişkin tüm deliller toplanarak karar verildiği ve verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 462,15 TL'nin davacılardan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına,
5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 18/06/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.