Kooperatif üyeliğinin tespiti davasında, davacının uzun süreli daire kullanımı ve ödemelere dayalı mülkiyet iddiasıyla reddedilen ihtiyati tedbir talebinin istinaf incelemesi kararı.
Özet: Davacı, 2004 yılında bir daireyi satın alıp tüm ödemelerini tamamladığını ve sürekli kullandığını ancak vefat eden satıcının mirasçısından tapusunu ek masraflara rağmen alamadığını, hatta başka bir şahsın daire için kendisinden tekrar para talep ettiğini iddia ederek, bahsi geçen dairenin maliki olarak kooperatif üyeliğinin tespitini ve üçüncü kişilere devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiş; ilk derece mahkemesi taşınmazın dava konusu olmaması ve yaklaşık ispat koşullarının oluşmaması gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebini reddetmiş, davacının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ise bu red gerekçelerinden biri olan "taşınmazın dava konusu olmaması" hususunu davacının iddiaları kapsamında yeniden incelemeye almıştır.

T.C.
İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ45. HUKUK DAİRESİESAS NO: 2026/777 KARAR NO: 2026/848T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IİNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİESAS NO: 2026/87DAVA TARİHİ : 01/02/2026ARA KARAR TARİHİ: 17/04/2026DAVA: Kooperatif Üyeliğinin TespitiKARAR TARİHİ: 10/06/20266100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile arsa sahibi ... arasında imzalanan 15.04.2004 tarihli sözleşmede; "..., ... Blok ... Kat ..(sekiz) numaralı daireyi ...'a pimapen çerçeveli, ısıcamlı, dış kapı çelik, iç kapılar, banyo ve tuvaletler tabandan tavana fayans, taban mermer, bir salon ve üç oda tabanları parkeli olarak teslim ettim. Paranın tamamını elden aldım. Tapu verilecektir." hükümlerine yer verildiğini, müvekkilinin söz konusu daireyi 30.000,00 TL'ye satın aldığını, 15.000,00 TL'yi ...Şubesinden kredi çekerek elden peşin ödediğini, geri kalan 15.000,00 TL'yi de aracını satıp ödediğini, daha sonra sonra yine müvekkili ile birlikte imzaladığı sözleşmede ...'in; "... Blokta bulunan . nolu daireyi ...'a satmış olduğumu, ilgili daire satış bedelinin tamamını elden teslim aldığımı, herhangi bir alacağımın kalmadığını ve daire/hisse satış devrine muvafakat ettiğimi bildiririm" dediğini, ...'in vefat ettiğini, mirasçısı ...'in müvekkilinden tapu ve vergi masraflarının karşılığı olarak 3.500,00 TL istediğini, müvekkili bu parayı ödeyince taraflar arasında 20.06.2013 tarihli sözleşme imzalandığını ve bu sözleşmede ...'in anılan dairenin tapusunu 12-18 Ağustos 2013 tarihinde vereceğini beyan ve taahhüt ettiğini, ...'in daha sonra yine tapu ve vergi masrafı olarak 1.300,00 TL istediğini, müvekkilinin bu parayı da ödediğini ve taraflar arasında 01.07.2013 tarihli sözleşme imzalandığını, anılan sözleşmede ...'in anılan dairenin tapusunu 25.07.2013 tarihinde vereceğini beyan ve taahhüt ettiğini, müvekkili daha önce tapunun tüm parasını ödediği halde kendisinden istenen bu paraları da tapusunu alabilmek için ödediğini, buna rağmen o tarihte müvekkili sözleşmeyi evde nereye sakladığını hatırlayamadığı için ...'in bunu bahane ederek müvekkilinin tapusu vermediğini, müvekkilinin daha sonra bu kişiyi defalarca aramasına rağmen ulaşamadığını, müvekkilinin arsa sahibi ... ile imzaladığı sözleşme uyarınca üzerine düşen tüm yükümlülükleri eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğinden anılan dairenin Haziran 2004 tarihinde müvekkiline teslim edildiğini ve müvekkilinin o tarihten beri anılan daireye taşınıp fiili olarak kullandığını, 2004 tarihinde beri kesintisiz bir şekilde anılan dairenin elektrik doğal gaz, su aboneliklerini yaptırdığını ve tüm borçlarını sorunsuz bir şekilde ödediğini, müvekkilinin ... ... Blok ... Kat . nolu dairenin maliki olarak göründüğünden sitenin tüm Olağan Genel Kurulu Toplantılarına çağrıldığını ve karar defterinde müvekkilimin malik olarak imzası olduğunu ancak ilk kez 2024 yılı Olağan Genel Kurul Toplantısına ilişkin listede müvekkilinin sahibi olduğu dairenin karşısında kendi ismi yerine ... ismini gördüğünü, ... isimli şahsın ...'in aile dostu olduğunu ve işleri ile ilgilendiğini öğrenen müvekkili bu kişiyle görüştüğünde ...'in müvekkilinden 35.000,00 TL istediğini, müvekkilinin "daha önce satın aldığım daireyi bana tekrar mı satacaksınız" diyerek anlaşma sağlanmayınca oradan ayrıldığını, müvekkili sözleşme uyarınca ödemesi gereken tüm meblağı ödemek suretiyle üzerine düşen yükümlülükleri eksizsiz bir şekilde yerine getirdiğinden, söz konusu taşınmazı fiili olarak kullandığından, kooperatif anasözleşmesi hükümlerini bütün hak ve ödevleriyle birlikte kabul ettiğinden ayrıca tüm olağan genel kurul toplantılarına çağrılıp karar defterinde imzası bulunduğundan fiilen üyeliğe kabul edildiğini, söz konusu dairenin maliki olduğundan, anılan daire yönünden kooperatif üyeliğinin müvekkiline ait olduğunun tespit edilmesi gerektiğini beyanla dava konusu ...Sitesi ... Blok .... Kat ... nolu dairenin davalı tarafından 3. kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasına ya da davalıdır şerhi işlenmesini, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2026 tarihli ara kararı ile, ihtiyati tedbir talebi taşınmazın dava konusu olmaması, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiği ve yaklaşık ispat koşulları oluşmadığı gerekçesiyle Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir.Davacı vekilince kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 11.03.2026 Tarih ve 2026/358 E. 2026/362 K. sayılı kararı ile:"...Mahkemenin red gerekçelerinden biri her ne kadar taşınmazın dava konusu olmaması ise de, davacı tarafın dava dilekçesinin tamamında taşınmaza malik olması sebebiyle kooperatife ortak olduğunu ileri sürdüğü gibi dava dilekçesinin 2.sayfasında "...müvekkilim tüm Olağan Genel Kurul toplantılarına çağrılıp karar defterinde imzası bulunduğundan müvekkilimin fiilen üyeliğe kabul edildiği anlaşıldığından, söz konusu dairenin malikinin müvekkilim olduğu açık olduğundan, anılan daire yönünden kooperatif üyeliğinin müvekkilime ait olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir..." beyanı ile açıkça bu husus dile getirilmiştir. Yani davacının talebi dava konusu ettiği taşınmaz yönünden kooperatif ortağı olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Tapu iptal ve tescil talep edilememesinin nedeni ise istinaf dilekçesinde kat irtifakı kurulmaması olarak beyan edilmiştir. Davacı tarafından taşınmaza ilişkin sadece adres bilgileri verilmiş, tapuda kayıtlı olduğu ada parsel numarası bildirilmemiştir. Mahkemece Büyükçekmece Tapu Müdürlüğüne yazılan müzekkereye ... Mahallesinin ... Tapu Müdürlüğü yetki sınırları içerisinde olduğu yönünde yanıt verilmiştir. ... Tapu Müdürlüğü ise "kayıtlarımız ada/parsel sistemine göre tutulduğundan, adrese dayalı yer tespiti yapılamamakla birlikte, takbis kayıtlarında bahse konu taşınmaz kaydına rastlanılamadığı" yönünde bilgi vermiştir. Bu durumda mahkemece taşınmazın tapuda kayıtlı olduğu bilgilerin taraflardan sorulmak suretiyle tespit edilmesi ve taşınmaza ilişkin tapu kayıtlarının getirtilmesi, taşınmazın arsa vasfında mı bina vasfında mı kayıtlı olduğu, bağımsız bölüm bilgilerinin olup olmadığı, kat irtifakı kurulup kurulmadığının ve davalı kooperatif adına kayıtlı olup olmadığının tespit edilmesi, menfaat dengesi de gözetilmek suretiyle tedbir istemi hakkında bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerektiğinden..." gerekçesiyle dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere kaldırma kararı verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 17.04.2026 tarihli kararı ile, dava dilekçesi ve İstinaf ilamı doğrultusunda bulunduğu beyana istinaden istenen Beylikdüzü Tapu Müdürlüğü yazı cevabı celbedilmekle, ihtiyati tedbir yeniden değerlendirilmek üzere ele dosya ele alınmış olmakla, davaya konu edilen taşınmazın arsa vasfında olduğu ve paylı mülkiyete tabi bulunduğu, davacı vekili tarafından dava konusu taşınmazın dava dışı ...(...Oğlu) isimli 3. Kişi adına kayıtlı olduğunun haricen öğrenildiğinin bildirildiği, celbedilen tapu kaydı incelendiğinde dava dışı ...(...Oğlu) ile birlikte çok sayıda paydaşın arsa üzerinde mülkiyetinin bulunduğu, dava konusu edilen iddialar ile birlikte davalı kooperatif adına kayıtlı taşınmaz payı dikkate alındığında ihtiyati tedbir kararının ölçülü olmayacağı ve yaklaşık ispat koşullarının da oluşmadığı gerekçesiyle Davacı vekilinin ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki açıklamalarının tekrarla müvekkilinin dava konusu dairenin fiili kullanıcısı olduğunun davalı kooperatifçe kabul edildiğinden dava konusu taşınmaza yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, davalının dava konusu taşınmazı 3. Kişilere devretme olasılığı bulunduğunu, dava dilekçesinde emsal içtihat uyarınca tapu kaydı, taraflar arasındaki sözleşme, davacının çekmiş olduğu ihtarname, banka ödeme dekontu, vergi elektrik ve su ödeme evrakları, tanık, isticvap, keşif, bilirkişi incelemesine dayanıldığından yaklaşık ispat şartı gerçekleştiğini, müvekkilinin alacağını yaklaşık olarak ispatladığını, ayrıca davalı taraf mal kaçırma ihtimali yüksek olduğundan müvekkilimin alacağının elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşması ve tamamen imkansız hale gelmesi ihtimali bulunduğunu, taşınmazın başkalarına devri sonucunda müvekkilinin hak kaybına uğrayacağını, davalı kooperatifin arsa üzerindeki payının (dava dışı ... adına kayıtlı olup aslında müvekkiline ait olan arsa payının da dikkate alınması gerektiğinden) tedbir konulmasına engel olmayacağını, tedbir talebinin kabulünün ölçülülük ilkesi çerçevesinde hukuka uygun olacağını belirterek, ihtiyati tedbir talebinin reddine dair kararın kaldırılmasını ve dairenin davalı tarafından 3. kişilere devrinin önlenmesi için ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiştir.Dava, ...Sitesi ... Blok .... Kat ... nolu daire yönünden kooperatif ortaklığının davacıya ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Tedbirin hem amacını gerçekleştirmesi hem de karşı taraf ve üçüncü kişiler bakımından gereksiz zararların ortaya çıkmaması için, mahkemenin tedbirin türü ve sınırlarını tam ve doğru şekilde belirlemesi önemlidir. İhtiyati tedbir, henüz uyuşmazlık tam belirginleşmeden aleyhine tedbir kararın verilen kişinin şahıs veya mal varlığı değerlerine müdahale etme ve sınırlandırma sonucunu doğurduğundan, karar verilecek tedbirin çok iyi belirlenmesi gerekmektedir. Özel bir kanun hükmüne dayanarak ihtiyati tedbir talep edilmişse mahkeme, ancak bu kanun hükümlerine ve oradaki şartlara uygun olarak ihtiyati tedbir kararı vermelidir. Davada, talepten başka bir şeye (aliud) karar verme yetkisi bulunmayan hakimin (m. 26) önünde geniş bir ihtiyati tedbir kataloğu vardır. Bunun için hakime her türlü tedbire karar verme yetkisi tanınmıştır. Hakim bu geniş takdir yetkisini kullanırken bir yandan talep edenin maruz kaldığı tehlikenin yoğunluğu ve zararın büyüklüğü ile bu tehlike ve zararın hangi içerikte bir tedbir ile bertaraf edilebileceğini, diğer yandan tedbir kararının icrasının karşı tarafa verebileceği olası zararları tartmalıdır. Başka bir deyişle mümkün olduğunca tedbir talebinde bulunanın hakkını koruyan, ancak karşı tarafın da hukuk alanında en az sınırlamayla yetinilebilecek bir yol izlenmeli, ölçülülük ilkesi ile menfaat dengesinin korunması gözetilmelidir. Bir yandan muhtemel bir hakkın korumasız kalmasının ve verilecek muhtemel hükmün etkisiz kılınmasının sakıncası göz önünde tutulmalı, diğer yandan da tedbirin haksız da olmasının mümkün olduğu düşünülerek, ihtiyacı karşılayacak minimum müdahale tercih edilmelidir... Hakim, menfaat dengesini kurarken iki temel prensibi göz önünde bulundurmalıdır: Talep eden, asıl dava sonunda elde edebileceğinden daha fazlasına kavuşmamalıdır. İhtiyati tedbirin sağlayabileceği hukuki korumanın sınırını, tedbirin bağlanacağı davadaki nihai hukuki koruma çizer. İkinci olarak, en az müdahale prensibine göre, tedbir talep edenin uğradığı zararı bertaraf edebilecek birden çok tedbir seçeneğinden aleyhine tedbir kararı verilene en az zarar verecek ihtiyati tedbir tercih edilmelidir. Hakim, asıl davada elde edilebilecek hukuki koruma sınır olmak üzere, "en az müdahale" prensibini dikkate alarak tehlikenin boyutuna göre "gerekli" tedbiri tespit etmeli, farklı ihtiyatî tedbir türlerinden davanın esastan reddi hâlinde eski hâle getirilebilecek olanı tercih etmelidir. (Pekcanıtez Usul, Cilt.III, s.2501, 2502)Somut dosyada, ....Tapu Müdürlüğü'nün 25.03.2026 tarihli yazı cevabında yer alan tapu kayıtlarına göre arsa vasfındaki taşınmazda, kat irtifakı tesis edilmemiş ve yönetim planı oluşturulmamış, bağımsız bölümlerin tescil edilmemiş olması karşısında tedbirin mevcut haliyle uygulanma imkanı bulunmadığı açıktır. Zira davacıya tahsis edilen taşınmazlar tapuya kayıtlı olmadığı gibi arsa payı oranları da belli değildir. Tedbirin tüm taşınmaza özgülenmesi halinde ise menfaat dengesinin bozulacağı aşikardır. Bu hususlar gözetilerek ihtiyati tedbir talebinin reddi yönünde verilen kararın isabetli olduğu kanaatine varılmıştır.Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme ara kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan 2.002,00 TL istinaf başvurma harcı ve 732,00 TL istinaf karar harcının ayrı ayrı Hazine'ye gelir kaydına,3-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,5-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.10/06/2026