Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin, tanınmış marka iltibası iddiası, YIDK kararı iptali ve marka hükümsüzlüğü taleplerine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi.
Özet: Bu hukuki evrak, davacının sahip olduğu tescilli markayla karıştırılma riski taşıyan, davalıya ait başka bir markanın tescilinin engellenmemesine yönelik Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YIDK) kararının iptali ile ilgili markanın hükümsüzlüğü talebine ilişkin ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesini ele almaktadır; davacı, kendi markasının tanınmışlığını, faaliyet alanlarının örtüşmesini ve iltibas tehlikesini öne sürerken, davalılar markaların farklı sektörlerde kullanıldığını ve emtia benzerliği bulunmadığını savunmuş, ilk derece mahkemesi ise görsel ve işitsel benzerlik tespit etmesine rağmen emtia ve hizmetler arasında yeterli benzerlik olmadığına hükmetmiştir.

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ

Esas-Karar No: 2024/1137 - 2026/1289
T.C.
ANKARA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20.HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2024/1137
KARAR NO : 2026/1289
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
BAŞKAN :
ÜYE :
KATİP :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ANKARA 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK
MAHKEMESİ
TARİHİ : 17/04/2024
NUMARASI : 2023/383 E. - 2024/171 K.
DAVACI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVALI :
VEKİLİ :
DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 17/04/2024 tarih ve 2023/383 E. - 2024/171 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 189187 sayılı "..." ibareli markasının bulunduğunu, davalının bu marka ile iltibas yaratacak şekilde 2022/029294 sayılı "" ibareli markanın adına tescilini talep ettiğini, müvekkilinin başvuruya itirazlarının YİDK'nın 2023-M-6561 sayılı kararı ile reddedildiğini, oysa davacının "..." markasının ahşaptan mamul ürünlerin üretilmesinde ve bu ürünlerin montajının da yapılarak anahtar teslim taahhüt işlerinin de yürütüldüğünü, bu yönüyle davacının doğrudan inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğinin kabulünün gerektiğini, davacının markasının tescilli bulunduğu emtia listesinde ahşaptan mamül prefabrik yapı elemanlarının da bulunduğunu, dava konusu edilen markanın davacının müşterileri nezdinde davacıya ait olduğu yönünde bir intiba oluştuğunu, zira taraf markalarının birebir aynı “...” ibaresini esas unsur olarak ihtiva ettiklerini, davacının markasının tescilli bulunduğu süre, markanın sektörde imza atmış olduğu projelerin büyüklüğü ve saygınlığı ile yıllık satış miktarı doğrultusunda pazar payı göz önüne alındığında ilgili tüketici kitlesi bakımından ciddi bir tanınmışlık düzeyine eriştiğinin kabulünün gerektiğini, dava konusu edilen markanın tescili halinde davacının tanınmış markasının sulandırılmış olacağını, bu markanın ayırt ediciliğine ve tanınmışlığına zarar verileceğini ve davalı şahsın bu tanınmışlıktan haksız bir fayda elde edeceğini, davalı şahsın davacının tanınmış markasını kendi adına tescil ettirmek isterken kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, davalı ...in 2023-M-6561 sayılı YİDK kararının iptali ile 2021/179409 başvuru sayılı markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Diğer davalı şahıs vekili, davalı şahsın ortağı olduğu firmanın 2011 yılında kurulmuş olduğunu, bu firmanın ticaret unvanının firmanın kurucu ortaklarının "... ve "..." olan soyadlarının birleştirilerek “...” ibaresi haline geldiğini, bu firma adına "......" markasının da tescilli bulunduğunu, davacının ağaç işleri, davalının zemin işleri yapmakta olduğunu, davacının davasına/itirazlarına mesnet aldığı markanın tanınmış bir marka olmadığını, tanınmış marka olduğu kabul edilse dahi tarafların farklı alanlarda faaliyet göstermesi sebebiyle ortada hukuka aykırı bir durumun bulunmadığını, davacı tarafından davalı şahsın sahip olduğu "..." ve "..."ye karşı marka konulu iki hukuk davası ve savcılık şikayeti sonrasında bir ceza davası açılmış olduğunu, bu yargılamalar sırasında alınan bilirkişi raporlarında davacının iddialarının aksi yönünde görüşler olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, taraf markalarında esas unsur konumunda kullanılmış olan ".../..." ibaresinin ayniyetinden hareketle, taraf markalarının benzer olduğu, potansiyel müşterilerin daha önce denedikleri markaların hafızalarında kalan kısımlarına dayanarak tekrar marka tercihi yaptıkları ve bu nedenle de markalardaki farklı unsurlardan ziyade ortak unsurlara odaklanacakları gerçeği gözetildiğinde, davacının "..." markasını görmüş ve tanımış olan bir tüketicinin, davalının "..."lı markasıyla karşılaştığında bu markaları “benzer bulması ve karıştırması” ihtimalini doğurduğu, neticede, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal/kavramsal açılardan benzerlik olduğu, dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların hiçbiri yönünden emtia ayniyeti/ benzerliği/ türdeşliği şartının gerçekleşmediği, dava konusu edilen markanın kapsamına giren hizmetlerin hitap ettiği alıcı kesiminin, bu emtiaları satın aldıkları anda bilgi/bilinç/dikkat/özen/algı seviyelerinin düşük olmadığı, potansiyel müşterilerin taraf markalarını benzer bulma ihtimali doğmuş ise de davacının markasının tescilli olduğu emtialar ile davalının markasının kapsamına alınmak istenilen emtiaların benzer/türdeş/ilintili emtialar olarak nitelendirilemeyeceği, bu nedenle taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtialar yönünden, SMK 6/5 hükmünde aranan durumların somut olayda gerçekleştiğinin/gerçekleşme ihtimali olduğunun ispatlanamadığı, davalının "... yapı inşaat sanayi ve ticaret limited şirketi" işaretini kendisine marka olarak seçerken spekülasyon, yedekleme, şantaj vs. gibi amaçlarla veya davacının markaları ve faaliyetleriyle haksız rekabet doğuracak eylemlere giriştiği hususlarında dava/itiraz dosyalarına herhangi bir delil sunulmamış olduğundan, dava konusu edilen marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, müvekkilinin müşterilerinin, davalının yetkilisi olduğu firmaların ... Grubu şirketlerinden olduğu yönündeki izlenimlerini paylaşmalarıyla ve davalının yetkilisi olduğu şirkete yapılacak iş başvurularının dahi müvekkil şirket ve grup şirketlerine ait e-mail adreslerine yapılmasının, sektörün içinde olan kişilerin dahi markaları karıştırdığını gösterdiğini, müvekkilinin inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini, her ne kadar tescil edilen nice sınıflandırma bakımından farklılık söz konusu olsa da davalının yetkilisi olduğu şirketlerin de inşaat sektöründe faaliyet gösterdiğini, başvuru konusu markanın tescilinin talep edildiği mal ve hizmetlerin de inşaat faaliyeti ile doğrudan bağlantılı bulunduğunu, "... yapı inşaat sanayi ve ticaret limited şirketi" ibaresinin asli unsurunun "..." olduğunu, markalar arasında yazı tipi bakımından birtakım farklar bulunsa da bu farkın ayırt edici nitelikte olmadığını, başvuru konusu markada mal ve hizmetleri tanımlayıcı ibareler ile tali unsurlar değerlendirme dışı bırakıldığında ortaya çıkan "..." ibaresinin ilgili tüketici kitlesi nezdinde müvekkiline ait "..." markası ile karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, tanınmışlık düzeyinin tespitinde ilgili tüketici kitlesinin esas alınması gerektiğini, bu doğrultuda "..." markasının ilgili tüketici kitlesi bakımından tanınmış bir marka olduğunu, markaların farklı mal ve hizmetlerde tescil edilmesine, hatta marka ibarelerinin farklı olmasına rağmen, iki marka arasında bir bağlantı kurulmasının dahi, markanın sulandırılması olarak kabul edileceğini, kaldı ki taraf markaları arasında bağlantı kurulmasının da ötesinde bir karıştırma ihtimali söz konusu olduğunu, itiraza konu kötüniyetli olarak tescil edilmek istenen marka başvurusunun müvekkiline ait "..." markasının tanınmışlığından haksız menfaat sağlamaya ve markanın ayırt ediciliğini zedelemeye sebebiyet vereceğini ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve taraf markalarında esas unsur konumunda kullanılan "..." ibaresinin ayniyetinden hareketle, taraf markalarının ibareler yönünden benzer olduğu açık ise de dava konusu edilen markanın kapsamına giren emtiaların hiçbiri yönünden, emtia ayniyeti/ benzerliği/ türdeşliği şartının gerçekleşmediği anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 427,60-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 304,40-TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,
3-İstinaf aşamasında davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına,
4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 25/06/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/06/2026
Başkan
Üye
Üye
Katip
Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.