Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, ticari işletme hisse devri sonrası geçmiş dönem işçilik alacakları sorumluluğunu içeren borç tanımasının geçerliliği üzerine istinaf kararını açıkladı.
Özet: Bu hukuki evrak, bir şirketin, hisse devri öncesi döneme ait personel alacakları nedeniyle ödediği tazminatların eski hissedarlardan tahsili talebiyle açtığı ticari alacak davasına ilişkin istinaf incelemesini konu almaktadır. Davacı şirket, hisse satış sözleşmesindeki bir maddeye dayanarak davalı eski hissedarların, devir öncesi borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu ileri sürmüştür. Davalılar ise sözleşmenin şekil şartına uygun olmaması nedeniyle geçersiz olduğunu savunmuş; ancak ilk derece mahkemesi, hisse devrinin şekline bakılmaksızın ilgili maddenin borç tanınması olarak geçerli olduğuna hükmederek eski hissedarları ödenen tazminatların kendi hisseleri oranındaki kısmından sorumlu tutmuştur.

T.C. ADANA BAM 9. HUKUK DAİRESİ
T.C.ADANABÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 9. HUKUK DAİRESİDOSYA NO : 2023/730 KARAR NO : 2026/1481KARAR TARİHİ : 04/06/2026T Ü R K M İ L L E T İ A D I N Aİ S T İ N A F K A R A R IBAŞKAN : ... (...)ÜYE : ... (...)ÜYE : ... (...)KATİP : ... (...)İNCELENEN KARARINMAHKEMESİ : ADANA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİTARİHİ : 24/01/2023NUMARASI : 2021/... ESAS 2023/... KARARDAVACI : ... - VEKİLİ : Av. ...- DAVALILAR : 1-... - ...-... 2-... - ... -...VEKİLİ : Av. ...- DAVANIN KONUSU : Alacak (Ticari İşletmenin Satılması Veya Devrinden Kaynaklanan)İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 04/06/2026YAZIM TARİHİ : 04/06/2026Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/01/2023 tarih, 2021/... Esas, 2023/... Karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, istinaf talebinin süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirilmiş olduğu ve istinafa başvuru koşullarının mevcut olduğu dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonucu anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonucunda;TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNLARININ ÖZETİ :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle: Müvekkili şirketin beher değerinin 25,00.TL olup, 4.000 paydan oluştuğunu, ... bu şirketteki 960 payını, ... da 960 payını 31.03.2016 tarihli genel kurul kararı ile hisselerini diğer ortak ...'ya devrettiğini, devre ilişkin ortaklar kurulu kararı 15.04.2016 tarih ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, ortaklar arasında hisse satışına ilişkin olarak ayrıca 31.03.2016 tarihli sözleşme imzalandığını, hisse satış sözleşmesi başlıklı 31.03.2016 tarihli sözleşmenin Tarafların Beyan ve Yükümlülükleri başlıklı 4. Maddesine göre “Sözleşmenin imzalanmasından sonra doğmuş olsa bile işbu hisse devir sözleşmesinin imzalanmasından önceki dönemi kapsayan vergi ve SGK borçları, bunların faiz ve sair ferileri, idari para cezaları, personel alacaklarına dair tüm borçlardan satıcıların hisseleri oranında müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları" düzenlendiğini, bir kısım şirket çalışanları tarafından şirket aleyhine açılan davalar nedeniyle personele işçilik alacak ve tazminatlarının tamamının müvekkili tarafından ödendiğini, bu nedenlerle, bir kısım eski şirket çalışanları tarafından müvekkili aleyhine İş Mahkemeleri'nde açılan davalar neticesinde müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı tutarlarla ilgili olarak 31.03.2016 tarihli sözleşme gereğince davalıların paylarına düşen kısımların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Geçerli bir hisse devri sözleşmesinden bahsedebilmek için devir sözleşmesinin yazılı olarak resmi memur önünde yapılması gerektiğini, imzaların Noter tarafından tasdik edilmiş olması gerektiğini, davacının dilekçesinde bahsetmiş olduğu ortakların kendi aralarında imza edilen 31.03.2016 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi başlıklı belge ise TTK md.595 anlamında geçerli bir hisse devir sözleşmesi olmadığını, bu belgenin Noter tarafından tasdik edilmiş olmadığını, kanuna aykırı olan geçersiz bu sözleşmenin ilgili maddelerinin gerekçe gösterilerek müvekkillerinden taleplerde bulunulmasının hukuki bir izahının bulunmadığını, taraflar arasında yapılan asıl ve yasaya uygun olan hisse devir sözleşmeleri ise Adana 11.Noterliği'nde tanzim edilen 31.03.2016 Tarihli, 10406 ve 10407 Yevmiye numaralı hisse devir sözleşmeleri olduğunu, Adana 11.Noterliği'nde yapılan bu sözleşmelere bakıldığında davacının huzurdaki davada yapmış olduğu taleplerinin hukuki hiç bir dayanağı bulunmadığını, bu sebeplerden ötürü taraflar arasında yapılan geçersiz adi yazılı hisse devri sözleşmesi gerekçe gösterilerek müvekkilleri aleyhinde açılan davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :İlk Derce Mahkemesinin kararında özetle; TTK 595 maddesi uyarınca Limited Şirket payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının Noterce onanması gerektiğini, maddedeki şekil şartı muteberlik/geçerlilik şartı olduğunu, bununla birlikte somut davanın konusunu hisse devri oluşturduğunu, 6098 sayılı TBK m 18 uyarınca, sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerli olduğunu, bu nedenle, TTK 573. Maddesine göre şirket ortağı davalıların ‘taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemek ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirme’ dışında sorumlulukları olmamasına rağmen 31.03.2016 tarihli belge ile bazı şirket borçlarından sorumlu olacaklarına ilişkin borç tanınmasının geçerli olduğunu, bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere pay devrinden önceki döneme ilişkin şirket çalışanları tarafından açılan 8 ayrı dava ile şirket tarafından toplam 127.523,00.TL ödeme yapıldığını, pay devrinden önce davalılar şirkette %24’er oranda pay sahibi olduğunu, buna göre 31.03.2016 tarihli taahhüt nedeniyle ödenen bu tazminatların 30.605,52’şer TL kısmının davalılarca karşılanması gerektiğini bu nedenlerle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır.DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı vekili tarafından verilen istinaf dilekçesi ile; Yerel Mahkeme'nin karanın usul ve yasaya aykırı olduğunu, asıl hisse devir sözleşmelerinin Noter'den yapıldığını, taraflar arasında haricen imzalanan bu belge ile Noter'de yapılan resmi hisse devir sözleşmelerinin aynı tarihte yapıldığını, haricen yapılan belgenin geçerli bir devir sözleşmesi olmadığını, müvekkillerinden dava konusu edilen taleplerin hukuken haklı bir izahı olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLER İLE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :Dava, hisse devir sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir.Davacı ... vekili; hissedarlardan ... bu şirketteki 960 payını ve yine hissedarlardan ... da 960 payını 31.03.2016 tarihli genel kurul kararı ile diğer ortak ...' ya devrettiği, devre ilişkin ortaklar kurulu kararının 15.04.2016 tarih ve ... sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiğini, ortaklar arasında hisse satışına ilişkin olarak ayrıca 31.03.2016 tarihli sözleşme imzalandığı, hisse satış sözleşmesi başlıklı 31.03.2016 tarihli sözleşmenin Tarafların Beyan ve Yükümlülükleri başlıklı 4. Maddesine göre bir kısım eski şirket çalışanları tarafından müvekkili aleyhine İş Mahkemelerinde açılan davalar neticesinde müvekkilinin ödemek zorunda kaldığı tutarlarla ilgili olarak 31.03.2016 tarihli sözleşme gereğince davalıların paylarına düşen kısımların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalılar ise; ortakların kendi aralarında imza edilen 31.03.2016 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi başlıklı belge ise TTK md.595 anlamında geçerli bir hisse devir sözleşmesi olmadığını, bu belgenin Noter tarafından tasdik edilmiş olmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuşlar , mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nce verilen karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.6102 sayılı TTK'nın 595. maddesi hükmüne göre, esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onanacağı, ayrıca devir sözleşmesinde, ek ödeme ve yan edim yükümlülükleri; rekabet yasağı ağırlaştırılmış veya tüm ortakları kapsayacak biçimde genişletilmiş ise, bu husus, önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım hakları ile sözleşme cezasına ilişkin koşulların da belirtileceği, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğu ve devrin bu suretle tamamlanacağı hüküm altına alınmıştır. Yine aynı maddenin son fıkrasında, başvurudan itibaren üç ay içinde genel kurul reddetmediği takdirde pay devrine onay vermiş sayılacağı düzenlenmiştir.İşbu dava konusu sözleşme esasen bir borcun nakli sözleşmesidir. Borcun nakli müessesesi sözleşme tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan ve zaman bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 195 ila 204. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Borcun nakli müessesini borcun iç yüklenilmesi ve borcun dış yüklenilmesi olarak ayırmak gerekir. Borcun iç yüklenilmesi; asıl borçlu ile borcu nakil alan üçüncü kişi arasındaki sözleşmeyi ifade eder. Böyle bir sözleşmenin geçerliliği herhangi bir şekle tabî olmadığı gibi, alacaklı bakımından sonuç doğurabilmesi için ise alacaklının açık muvafakatı gerekmektedir. Borcun dış yüklenilmesi ise, aynı Kanun'un 196. maddesinde düzenlenmiş olup, alacaklı ile borcu nakil alan üçüncü kişi arasındaki sözleşmeyi ifade etmektedir. Borcun dış yüklenilmesinin gerçekleşmesi için icap ve kabul iradelerinin birleşmesi yeterli olup, geçerliliği için herhangi bir şekil şartına gerek yoktur. Şu halde, borcu nakil alan üçüncü kişinin icabının alacaklı tarafından kabul edilmesiyle borcun nakli sözleşmesi kurulur. Alacaklının kabulü açıkça olabileceği gibi zımni de olabilir. Borcun yüklenilmesi, borç ilişkisinde taraf değişimine yol açan hukuksal bir kurumdur. Borcun yüklenilmesinde, borç ilişkisinin konusu değişmediği halde, taraflarında bir değişim meydana gelmektedir. Borcu üstlenen kişi, alacaklı ile borcun dış yüklenmesini yaptığı anda, artık asıl borçlu borçtan kurtulur, onun yerini borcu yüklenen kişi alır. Buna göre, borcu üstlenen kişi borçluya karşı borcun iç yüklenilmesi anlaşmasından doğan edimini, alacaklı ile borcun dış yüklenilmesi anlaşmasını yaptığı anda ifa etmiş olur. Bu itibarla, borcun dış yüklenilmesi sözleşmesinin kurulmasından sonra alacaklı alacağını ancak, borcu yüklenen üçüncü kişiden isteyebilir, borcu nakleden asıl borçludan isteyemez (...Karar sayılı kararları da aynı yöndedir)Somut olayımızda, mahkemece; davanın konusunun hisse devri oluşturmadığı, 6098 sayılı TBK m 18 uyarınca, sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması geçerli olduğu, TTK 573. Maddesine göre şirket ortağı davalıların ‘taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemek ve şirket sözleşmesinde öngörülen ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirme’ dışında sorumlulukları olmamasına rağmen 31.03.2016 tarihli belge ile bazı şirket borçlarından sorumlu olacaklarına ilişkin borç tanınmasının geçerli olduğundan, pay devrinden önce davalıların şirkette %24’er oranda pay sahibi olmasına göre, 31.03.2016 tarihli taahhüt nedeniyle ödenen bu tazminatların 30.605,52’şer TL kısmının davalılarca karşılanması gerektiğinden davanın kabulüne karar verilmiş olsa da; davacı şirketin taraf olmadığı ve ortak arasında imzalanan harici 31.03.2016 tarihli sözleşmenin Tarafların Beyan ve Yükümlülükleri başlıklı 4. Maddesine göre “Sözleşmenin imzalanmasından sonra doğmuş olsa bile işbu hisse devir sözleşmesinin imzalanmasından önceki dönemi kapsayan vergi ve SGK borçları, bunların faiz ve sair ferileri, idari para cezaları, personel alacaklarına dair tüm borçlardan satıcıların hisseleri oranında müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları" hükmüne dayanılarak davacı şirketin işbu davayı açtığının açık olduğu, TTK'nun 595. maddesine göre, limited şirket hisse devir sözleşmelerinin yazılı şekilde yapılması ve sözleşmenin noter tarafından onaylanması gerektiği, somut olayda, sözleşmenin noter tarafından onaylanmadığı, taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin geçersiz olduğu, davacının talebinin, geçersiz bir sözleşmeye dayandığının görüldüğü, olayda 6762 sayılı TTK 520. maddesinin uygulanması gerektiği, TTK m. 520’ye göre limited şirket hisse devrinin gerçekleşmesi için devrin noterde yapılması, esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip ortakların dörtte üçünün devre muvafakat etmesi ve ayrıca devrin şirket pay defterine işlenmesi gerektiği, bu şartlardan birinin bulunmaması halinde, limited şirket pay devirlerinde bölünme kuralı geçerli olmadığından pay devri ortaklar arasında dahi geçersiz olacağı, dava konusu uyuşmazlıkta, hisse devri şirket ortaklar kurulunca usulüne uygun olarak karar alındığı ama noterde tanzim edilmediği ve ticaret siciline tescil ve ilan edilmediği, bu durumda devrin tamamlanması için gerekli işlemlerden birinin da eksik olması halinde işlemin geçersizliğinin tartışma konusu olamayacağı (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/... Karar sayılı kararları da aynı yöndedir) , yerel mahkemece her ne kadar TTK 573. Maddesine göre şirket ortağının ödeme taahhüdü kapsamında olay değerlendirilse bile davacı şirketin net şekilde tarafı olmadığı sözleşmeye istinaden işbu davayı açmış olduğu, davacının dayanmadığı bir hukuki müesseseye dayanılarak hüküm tesisinin talebin aşılması teşkil edeceği, ki bu tip alacak davalarında re'sen TTK hükümlerinin nispi emredici şekilde dikkate alınmasının da mümkün olmaması karşısında, tarafı olunmayan ve geçerliliği de bulunmayan bir sözleşmeye dayanmak sureti ile davacının dava açmasının mümkün olmadığı gözetilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı şirketin harici 31.03.2016 tarihli gerçerliliği bulunmayan hisse devir sözleşmesine istinaden dava açma hakkı bulunmadığında, davalı yanın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/01/2023 tarih, 2021/... Esas, 2023/... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-YENİDEN ESAS HAKKINDA HÜKÜM KURULMASINA,4-Davanın REDDİNE,5-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00.TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 59,30.TL harç ile 874,56.TL ıslah harcı olmak üzere toplam 933,86.TL harcın mahsubu ile bakiye 201,86.TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacıya İADESİNE,6-6325 sayılı Kanunun 18/A maddesi uyarınca 1.320,00 TL zorunlu arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,7-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,8-6100 sayılı HMK'nin 330. maddesi gereğince davacı kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT hükümleri uyarınca hesap olunan 45.000,00.TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara VERİLMESİNE,9-HMK'nun 297/ç bendi uyarınca artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, İstinaf incelemesi yönünden;1-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin alınan 1.046,00.TL nispi harç ile 179,90.TL maktu harcın istinaf karar harcının talep halinde davalıya İADESİNE,2-6100 sayılı HMK'nin 326/1 maddesi gereğince davacı tarafından yapılan 492,00.TL istinaf başvurma harcı, 145,00.TL posta gönderme gönderme ücreti olmak üzere toplam 637,00.TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 3-6100 sayılı HMK'nin 330. maddesi gereğince inceleme dosya üzerinden yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 4-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca peşin alınan ve kullanılmayan gider avansının ilk derece mahkemesine İADESİNE,5-6)-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesince karar tebliğ işlemlerinin Dairemizce taraf vekillerine TEBLİĞİNE,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, dava değeri göz önüne alınarak 7036 sayılı Kanun'un 7'nci maddesi yollamasıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361'inci maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere 04/06/2026 tarihinde oy birliğiyle ile karar verildi. ...Başkan... ¸e-imzalıdır ...Üye... ¸e-imzalıdır ...Üye... ¸e-imzalıdır ...Katip... ¸e-imzalıdır