Kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasında, mera olarak tescilli taşınmazın zilyetlikle kazanım talebinin bölge adliye mahkemesince reddedilip Yargıtay tarafından onanması.
Özet: Yüksek mahkeme, mera vasfıyla kamu orta malı olarak kesinleşen bir taşınmazın, kadastro öncesi nedenlere ve uzun süreli zilyetliğe dayalı tapu iptali ve tescil talebini içeren davada, söz konusu alanın kesinleşmiş mera sınırları içinde bulunması ve bu nitelikteki arazilerin özel mülkiyete konu olamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar veren bölge adliye mahkemesi hükmünü onamıştır.

MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/1086 E., 2025/282 K.İLK DERECE MAHKEMESİ : Gevaş Asliye Hukuk MahkemesiSAYISI : 2017/7 E., 2022/205 K.Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalı Hazine vekili ile asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: -K A R A R-Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.2006 yılında yapılan kadastro çalışmaları neticesinde Van ili, Gevaş ilçesi, ... Mahallesi 1 75... parsel sayılı taşınmazın 2100126, 69... yüz ölçümü ve mera vasfı ile kamu orta malı olarak sınırlandırıldığı, kadastro tespit tutanağının itiraza uğramadan 25.01.2007 tarihinde kesinleştiği, asıl davanın 12.01.2017 tarihinde açıldığı, asli müdahilin davasının ise 28.03.2017 tarihinde açıldığı, taşınmazın dava konusu edilip istinafa ve temyize getirilen bölümünün fen bilirkişi raporu krokisinde (B) harfiyle gösterilen 37.499, 33... 'lik alan olduğu anlaşılmaktadır.Davacılar; 1 75... parsel içindeki bir kısım yerin uzun yıllardan beri biçenek ve tarla olarak kendi kullanımlarında olduğunu, buranın cetlerinden intikalen geldiğini, mirasçılar arasında yapılan taksim sonucu kendilerine kaldığını, imar-ihya ettiklerini, adlarına tescili gerekirken mera olarak tescil edildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescile karar verilmesini istemişlerdir. Davacı vekili duruşmada; taşınmazın 40-50 yıldır nizasız fasılasız davacıların zilyetliğinde olduğunu, miras ya da bağışla davacılara kalmadığını, taşınmazda herhangi birinin payının veya ortaklığının bulunmadığını beyan etmiştir.Asli müdahil ...; dava konusu edilen taşınmaz bölümünün babası ...'den intikal edip mirası pay ettikleri sırada kendisi ile davacı kardeşi ...'e kaldığını, davacının taşınmazı sadece kendi adına tescil ettirmek istediğini, taşınmazda kendisinin de payının olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemiştir.Davalı ... vekili; taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, mülkiyetinin zilyetlikle kazanılamayacağını belirtip davanın reddini savunmuş, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 713/6. maddesi gereğince taşınmazın davalı ... Belediyesi adına tescilini istemiştir.Diğer davalılar; savunma getirmemişlerdir.İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın kadastro tespit tutanağının 25.01.2007 tarihinde kesinleştiği, asli müdahilin davasını 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde düzenlenen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açtığı gerekçesiyle asli müdahilin davasının hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiş; davacıların davası ise taşınmaz mülkiyetini zilyetlikle edinme koşullarının davacılar yararına gerçekleştiği gerekçesiyle kabul edilmiş; karara karşı süresi içinde asli müdahil vekili ile davalı Hazine vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hükme esas alınan 14.10.2020 tarihli fen ve jeodezi bilirkişi raporu ile TKGM parsel sorgu sisteminden yapılan araştırmaya göre davaya konu edilen yerin tamamen mera parselleri ile çevrili olduğu, kesinleşmiş mera sınırları içinde kalan dava konusu alanın meradan açma kabul edilmesi ve davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacılar vekili ile asli müdahil vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.Davalı Hazine vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarına gelince; Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 323/1-ğ maddesine göre, vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekalet ücreti yargılama giderleri kapsamında olup yine aynı Kanun'un yargılama giderlerinden sorumluluğu düzenleyen 326/1. maddesinde; “Kanunda yazılı haller dışında yargılama giderlerinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir.” hükmü düzenlenmiştir. Diğer taraftan, konusu para ve para ile değerlendirilebilen bir şey olan davalarda vekalet ücreti nispi tarifeye göre hesaplanır. Taşınmazlarla ilgili davalarda vekalet ücretine esas olan değer ya dava dilekçesinde gösterilen değer ya da mahkemece keşifte belirlenen ve buna göre eksik harcı tamamlanan değerdir. Öte yandan; Mahkemenin karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 13/1. maddesinde, "Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. O halde, istinafa ve temyize konu edilen 1 75... parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişisi krokisinde (B) harfiyle gösterilen bölümünün harcı ikmal edilen değeri olan 137.622,54 TL esas alınarak karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/1. maddesi de gözetilerek kendisini vekille temsil ettiren davalı Hazine lehine 30.000,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususta bir karar verilmemesi doğru değildir.Ne var ki, anılan husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.Açıklanan sebeplerle; davacılar vekili ile asli müdahil vekilinin temyiz itirazlarının reddine; davalı Hazine vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının, hüküm kısmına (A- 2) bendinden sonra gelmek üzere “Davalı Hazine kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı Hazineye verilmesine” şeklindeki 3. bendin eklenmesine, sonra gelen 3. bent numarasının (4) ve 4. bent numarasının da (5) olarak değiştirilmesine, kararın bu hali ile DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Peşin alınan harcın istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, Temyiz eden davalı Hazine Harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.02.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.