Bölge Adliye Mahkemesinin, ticari satıştan kaynaklanan cari hesap alacağı itirazın iptali davasında, ilk derece mahkemesinin kısmi kabul ve faiz reddi kararına davacının istinaf başvurusunun değerlendirilmesi.
Özet: Bu hukuki evrak, bir tekstil şirketinin ticari satışlardan kaynaklanan ödenmemiş alacak iddiasıyla başlattığı icra takibine diğer bir tekstil şirketinin itiraz etmesi üzerine açılan itirazın iptali davasını ele almaktadır; davalı şirket, malların COVID-19 pandemisi sırasında yanlışlıkla teslim edildiğini savunurken, ilk derece mahkemesi, bilirkişi incelemesi sonucunda davalının kendi ticari defterlerinde görünen belirli bir miktar alacak için davayı kısmen kabul etmiş, kalan alacak ve faiz talebini reddetmiş ancak kabul edilen kısım için icra inkar tazminatına hükmetmiş, davacı şirket ise kararı tüm alacağının kabul edilmediği gerekçesiyle istinaf etmiştir.

T.C.

İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/16
KARAR NO: 2026/826
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/06/2022
NUMARASI: 2021/69 Esas - 2022/389 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/04/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tekstil sektöründe, toptan ve perakende, işlenmiş ya da işlenmemiş ürünlerin yurt içi ve yurt dışına satışı ile iştigal eden bir tüzel kişilik olduğunu, davacı ile davalı ürünlerin davalıya satışı ile ilgili anlaşmış ve davalı ile ticari ilişkiye girişilmiş ve davacının ürünler davalı yana teslim edildiğini, davacı şirket cari hesabında bulunan alacak miktarlarına yönelik davalı borçlu aleyhinde .... İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, davalı borçlu tarafından asıl alacağa, alacağın ferilerine ve faizine itirazda bulunulmuş olup, icra müdürlüğünce takip durdurulduğunu, davalı/borçlu tarafından yapılmış olan işbu itiraz haksız ve hukuka aykırı olup iptali gerektiğini, davalı/borçlu taraf ile davacı şirket arasındaki ticari ilişki gereği davacı şirket üzerine düşen bütün yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalı taraf edimlerini ifa etmekten kaçınarak takip konusu cari hesaptan kaynaklanan borcunu ödemediğini, davacı şirket tarafından .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosya üzerine icra takibi başlatıldığı ancak davalı taraf kötü niyetli olarak takibe itiraz ettiğini, bu nedenle işbu davayı açma zarureti hâsıl olduğunu, davalının takip konusu borcu kabul etmesine rağmen yaptığı bu itiraz yalnızca alacağın tahsilini geciktirmek amacıyla olup haksız ve kötü niyetli olduğunu, davalının haksız itirazının iptali ile aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı tekstil sektöründe faaliyet gösteren bir şirket olup davacı ... ile, ürün alış verişi üzerine bir ticari etkileşim içinde olduğunu, taraflar ticari ilişki içinde bulunsa dahi söz konusu davaya konu tekstil ürünleri ... tarafından davalı şirkete yanlışlıkla teslim edildiğini, davalının sipariş etmediği mallar bir hata sonucu gönderildiğini, malların davalı şirkete gönderilmesini takiben Covid-19 salgını meydana geldiğini ve davalı şirket fiilen çalışmaya ara verdiğini, Pandemi sürecinde şirkete gidilmemesi, şirket merkezinin kapalı bulunması ve sonrasında ise kısmi olarak faaliyet göstermesi sebebiyle hatalı olarak gönderilen ürünlerin iadesi için davacı şirket yetkilileri ile görüşülmüşse de ürünlerin iadesi sağlanamadığı, bu sebeple ürünler eksiksiz olarak, zarar görmeyecek şekilde şirket deposunda muhafaza altına alındığını, haksız ve hukuka aykırı davanın, reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacı tarafından davalı aleyhine cari hesaptan kaynaklı alacağın tahsili için icra takibi yapıldığı, takibe itiraz edilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı, davacının alacaklı olup olmadığının araştırılması için tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmasına karar verildiği ve bu kapsamda bilirkişiden rapor alındığı, davalının davacı ile ilgili fatura ve ödemeleri defter ve kayıtlarına işlediği, davalının 31/12/2020 tarihi itibariyle 13.523,89-TL davacıya borçlu olduğunun defter ve kayıtlarından anlaşıldığı, bu durumun, dava konusu cari hesap alacağı nedeniyle davacının davalıdan hükümde gösterilen tutar kadar alacaklı olduğunu ispat etmeye yeterli olduğu gözetilerek, her iki tarafın da defterlerine kayıtlı olan 13.523,89-TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacının bakiye asıl alacağı ispat edilemediğinden, işlemiş faiz talebi davacı tarafından icra takibinden önce çekilmiş bir ihtar olmadığından temerrütün oluşmadığı gözetilerek reddedilmiş, kabul edilen tutar üzerinden alacağın likit itirazın haksızlığı gözetilerek davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiş, reddedilen tutar nedeniyle davacının kötü niyeti ispatlanamadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirketin davalı şirkete karşı tuttuğu hesabı ikili istem olduğunu ve birinde 1931,35 USD diğerinde de 3.052,13 TL olmak üzere toplamda 16.298,79 TL alacağının mevcut olduğunu, işbu husus göz ardı edilerek hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınması nedeniyle davacı şirketin mağdur olduğunu ve alacağının tamamına kavuşamadığını, davacı şirketin defterleri üzerinde yapılacak ek inceleme ile haklılığının ortaya konulacağını, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava; satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davanın tam kabulünün gerekip gerekmediği noktasındadır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında .... İcra Müdürlüğünü ... Esas sayılı takip dosyasında, " Cari hesap tablosundan kaynaklanan alacak 3.052,13 TL, cari hesap tablosundan kaynaklanan 1931,35 USD alacağın güncel efektif satış kuru üzerinden hesaplanan değeri 12.509,54 TL" sebebine dayalı olarak toplam 16.298,79 TL alacağın tahsili istemiyle 12.11.2020 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.
Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2. fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli, 2016/12244 E., 2017/2368 K. sayılı kararının da belirtildiği üzere davalının faturayı BA formuyla ilgili Vergi Dairesine bildirmesi faturaya konu malların davalıya teslim edildiğine dair bir karine oluşturacak olup davacı yararına oluşan bu karinenin aksini ispat külfeti ise davalıya aittir.
Yine süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen ve ticari defterlere de işlenen faturadaki alacakla ilgili olarak sonradan iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, tarafların defterlerinin usulüne uygun olduğu, davacı ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğu, davacı tarafından düzenlene faturaların ve davalı tarafından yapılan ödemelerin davacının defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının davalıdan 13.623,89 TL alacaklı olduğu bu alacağın 12.857,55 TL'lik kısmın 17.03.2020 tarihli faturadan kaynaklı olduğu, 666,34 TL kısmın ise 2019 yılından devir gelen cari hesap bakiyesinden oluştuğu, davacının ticari defter ve kayıtlarında USD cinsinden alacağının bulunmadığı, davacının 31.12.2020 tarihinden davalıdan 13.523,89 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defter ve kayıtlarına göre, davalının itiraz ettiği 17.03.2020 tarihli ...numaralı 12.857,55 TL tutarlı faturanın davalının defterlerinde kayıtlı olduğu, 31.12.2020 tarihinde davalının davacıya 13.523,89 TL borçlu olduğu, taraf defterlerinin örtüştüğü tespit edilmiştir.
Somut olayda, bilirkişi ile incelenen taraf defterlerinin birbiri ile uyumlu olduğu, davacı tarafından düzenlenen faturaların davalının defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının defterlerine göre takip tarihinde davalıdan 13.523,89 TL alacaklı olduğu, davalının defterlerine göre takip tarihinde davacıya 13.523,89 TL borçlu olduğu, taraf defterleri arasında mutabakat bulunduğu, tarafların ticari defterlerinde cari hesap farklılığının bulunmadığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davacı davalı için tuttuğu hesabın birinde 1.931,35 USD, diğerinde 3.052,13 TL alacağı bulunduğunu beyan etmişse de, davacının defterlerinin incelemesi sonucunda düzenlenen raporda davacının ticari defter ve kayıtlarında USD cinsinden alacağının bulunmadığı, davacının defter ve kayıtlarına göre davalıdan 13.523,89 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş olup, davacının kendi defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olmasına göre Mahkemece 13.523,89 TL yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile 651,30 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 27/04/2026